" 31. [O Gün] cennet, Allah\a karşı sorumluluk bilinci duyanların görüş sahasına getirilecek ve hiç uzaklaştırılmayacaktır; [ve onlara;] " ( Kâf - 31.Ayet) ( Ayeti incele )
 
 
 
İSLAMDA DUA ( 12.6.2010 )

İSLAM'DA DUA

Sözlükte “çağırmak, seslenmek, istemek, yardım talep etmek” anlamına gelen dua, din literatüründe, insanın bütün benliğiyle Allah ‘a yönelerek maddî ve manevî isteklerini O’na arz etmesi demektir. Duanın ana gayesi insanın Allah’ a halini arz etmesi ve O’na niyazda bulunması olduğuna göre dua, Allah ile kul arasında bir diyalog anlamı taşır.

...
TASAVVUF ISTILAHIN DA CEM VE FARK ( 9.6.2010 )

TASAVVUF ISTILAHIN DA CEM VE FARK

Cem lügatte toplama, yığma, birden fazla insanı, hayvan veya eşyayı gösteren isim manalarına gelir. Tasavvufta ise bir mertebedir ve fark kelimesi ile birlikte kullanılır.

Cem mertebesi, insanın kendisini ve halkın varlığını kabul etmekle beraber, bunların mevcudiyetlerinin Allah ile kaim olduğunu idraktir.

Salik önce bütün işl...

İSLAM'DA ZİKİR ( 6.6.2010 )

İSLAM'DA ZİKİR

Sözlükte (anmak, hatırlamak, yâd etmek) anlamına gelen zikir, ıstılahta, Allah’ı anmak ve hatırlamak, O’nu unutmamak ve gaflet halinde olmamak, Allah kelimesini ve tekbir, tehlil, tespih, tahmid cümlelerini tekrarlamak demektir. Zikir, Allah’ın yüceliğini dile getirmek ve manevi yetkinliğe ulaşmak amacıyla yapılır. Zikrin çoğulu ezkar ve zükürdür. Zikir, aynı kökten ...

İSLAM'DA SABIR ( 3.6.2010 )

İSLAM'DA SABIR

Hz. Ali ra. “ Ey insanlar! Benden beş şeyi ezberleyiniz. Bu olmazsa iki şey öğreniniz, hiç olmazsa bir şey öğreniniz. Öğreniniz, ama ezberleyiniz Hatırınızda tutunuz! Ayık olunuz; dinleyiniz:

Herhangi birinizi yalnız günahı korkutsun. Bir ümidi varsa, o da Rabbine olsun. Bilmediği bir şeyi öğrenmek için, sizden hiç kimse utanmasın. Ayrıca bilmediği bir şey kendisine soruld...

İSLAM'DA RIZA ( 31.5.2010 )

İSLAM'DA RIZA

Memnuniyet, hoşnutluk, izin ve müsaade manalarına gelmektedir. Islama göre insanın yaradılış sebebi “Rabbine ibadet etmek” kısaca O’na kul olmaktır. Kulluğun bir neticesi olan “ubudiyet”, Allah Teâlâ’nın kazasına boyun kesmek(eğmek), O’ndan hoşnut olmak (teslimiyet-i tam)

Tevekkül, yıkayıcının elindeki ölü gibi, kişinin k...

İSLAM'DA TEVBE ( 28.5.2010 )

İSLAM'DA TEVBE

Tevbe kulun kusurunu Hakka götürmesi, günahlarını itirafla, pişmanlığını beyan edip, Allah’a sığınmasıdır. Tevbe, rükû manasına gelir. Yani müminin, kötü huylardan İslam’ın ruhuna zıt davranışlardan sıyrılmasına, samimiyetle güzel huylara rücu etmesine tevbe denilmiştir.                 &nbs...

GAYBET VE HUZUR (TASAVVUF) ( 25.5.2010 )

GAYBET VE HUZUR (TASAVVUF)

Gaybet lügatte kaybolma, huzur ise hazır olan manalarına gelir. Tasavvuf ıstılahında gaybet, insanın kalbinde meydana gelen sevap veya günahla ilgili manalarla meşgul olurken, insanların hallerinden habersiz olmasıdır. Yani kalbin ahval ile (kendisi ve başkalarıyla-masiva) olan ilgisinin kesilmesidir.

Sevap veya günahı hatırlamak suretiyle kalb de meydana gelen tesir, ...

İSLAM'DA TEVEKKÜL ( 22.5.2010 )

İSLAM'DA TEVEKKÜL

Lügatte, vekil kılma, başkasına havale etme. Allah’a güvenme, gücünün yetmediği yerde Allah’dan bekleme anlamına gelir.

“Ey Rabbimiz! Ancak Sana tevekkül ettik, Sana ibadete koyulduk ve dönüş yalnız sanadır” (Mümtehine 4)

“Ve müminler ancak Allah’a tevekkül etmelidir.” (İbrahim 11)

HEYBET VE ÜNS ( 17.5.2010 )

HEYBET VE ÜNS

Heybet ve üns; kabz ve bastın üstünde iki haldir. Nitekim kabz havfın üstünde bir mertebe, bast da recanın üstünde bir derecedir. Heybet, kabzdan daha yüksek, üns ise bastan daha mükemmel bir haldir. Heybetin hakkı gaybettir.

GAYBET

Sözlükte “Bir şeyin başka bir şey içinde kaybolması, kişinin kendini kay...

İSLAM'DA KABZ VE BAST ( 14.5.2010 )

İSLAM'DA KABZ VE BAST

Bir tasavvuf terimi olarak kabz, bast kavramı ile birlikte kullanılır. Kabz ve bast, korku ve ümit (havf- reca) hallerinin üstünde, neşe ve endişe (üns ve heybet) hallerinin altında iki manevi haldir. Kabz halinde kul tutuk ve zihnen kısır bir haldedir. Aklına ve gönlüne bir şey gelmez…

Kabz ve bast ariflere mahsus bir haldir. Kabzın sebebi

Sayfalar : [1] [2] [3] [4] [5] [6] [7] [8] [9] [10] [11] [12] [13] [14] [15] [16] [17] [18] [19] [20] [21] [22] [23] [24] [25] [26] [27] [28] [29] [30] [31] [32] [33] [34] [35] [36] [37] [38] [39] [40] [41] [42] [43] [44] [45] [46]