" 77. De ki: “Ey İncil\in takipçileri! İnançlarınız[ın içerdiği hakikat]in sınırları[nı] ihlal etmeyin; ve daha önce kendileri sapmış olup bir çoğunu da saptırmış olan ve doğru yoldan hâlâ sapmakta devam eden bir topluluğun mesnedsiz görüşlerine uymayın.” " ( Mâide - 77.Ayet) ( Ayeti incele )
 
 
 
İSLAM'DA ZİKİR ( 6.6.2010 )

İSLAM'DA ZİKİR

Sözlükte (anmak, hatırlamak, yâd etmek) anlamına gelen zikir, ıstılahta, Allah’ı anmak ve hatırlamak, O’nu unutmamak ve gaflet halinde olmamak, Allah kelimesini ve tekbir, tehlil, tespih, tahmid cümlelerini tekrarlamak demektir. Zikir, Allah’ın yüceliğini dile getirmek ve manevi yetkinliğe ulaşmak amacıyla yapılır. Zikrin çoğulu ezkar ve zükürdür. Zikir, aynı kökten ...

İSLAM'DA SABIR ( 3.6.2010 )

İSLAM'DA SABIR

Hz. Ali ra. “ Ey insanlar! Benden beş şeyi ezberleyiniz. Bu olmazsa iki şey öğreniniz, hiç olmazsa bir şey öğreniniz. Öğreniniz, ama ezberleyiniz Hatırınızda tutunuz! Ayık olunuz; dinleyiniz:

Herhangi birinizi yalnız günahı korkutsun. Bir ümidi varsa, o da Rabbine olsun. Bilmediği bir şeyi öğrenmek için, sizden hiç kimse utanmasın. Ayrıca bilmediği bir şey kendisine soruld...

İSLAM'DA RIZA ( 31.5.2010 )

İSLAM'DA RIZA

Memnuniyet, hoşnutluk, izin ve müsaade manalarına gelmektedir. Islama göre insanın yaradılış sebebi “Rabbine ibadet etmek” kısaca O’na kul olmaktır. Kulluğun bir neticesi olan “ubudiyet”, Allah Teâlâ’nın kazasına boyun kesmek(eğmek), O’ndan hoşnut olmak (teslimiyet-i tam)

Tevekkül, yıkayıcının elindeki ölü gibi, kişinin k...

İSLAM'DA TEVBE ( 28.5.2010 )

İSLAM'DA TEVBE

Tevbe kulun kusurunu Hakka götürmesi, günahlarını itirafla, pişmanlığını beyan edip, Allah’a sığınmasıdır. Tevbe, rükû manasına gelir. Yani müminin, kötü huylardan İslam’ın ruhuna zıt davranışlardan sıyrılmasına, samimiyetle güzel huylara rücu etmesine tevbe denilmiştir.                 &nbs...

GAYBET VE HUZUR (TASAVVUF) ( 25.5.2010 )

GAYBET VE HUZUR (TASAVVUF)

Gaybet lügatte kaybolma, huzur ise hazır olan manalarına gelir. Tasavvuf ıstılahında gaybet, insanın kalbinde meydana gelen sevap veya günahla ilgili manalarla meşgul olurken, insanların hallerinden habersiz olmasıdır. Yani kalbin ahval ile (kendisi ve başkalarıyla-masiva) olan ilgisinin kesilmesidir.

Sevap veya günahı hatırlamak suretiyle kalb de meydana gelen tesir, ...

İSLAM'DA TEVEKKÜL ( 22.5.2010 )

İSLAM'DA TEVEKKÜL

Lügatte, vekil kılma, başkasına havale etme. Allah’a güvenme, gücünün yetmediği yerde Allah’dan bekleme anlamına gelir.

“Ey Rabbimiz! Ancak Sana tevekkül ettik, Sana ibadete koyulduk ve dönüş yalnız sanadır” (Mümtehine 4)

“Ve müminler ancak Allah’a tevekkül etmelidir.” (İbrahim 11)

HEYBET VE ÜNS ( 17.5.2010 )

HEYBET VE ÜNS

Heybet ve üns; kabz ve bastın üstünde iki haldir. Nitekim kabz havfın üstünde bir mertebe, bast da recanın üstünde bir derecedir. Heybet, kabzdan daha yüksek, üns ise bastan daha mükemmel bir haldir. Heybetin hakkı gaybettir.

GAYBET

Sözlükte “Bir şeyin başka bir şey içinde kaybolması, kişinin kendini kay...

İSLAM'DA KABZ VE BAST ( 14.5.2010 )

İSLAM'DA KABZ VE BAST

Bir tasavvuf terimi olarak kabz, bast kavramı ile birlikte kullanılır. Kabz ve bast, korku ve ümit (havf- reca) hallerinin üstünde, neşe ve endişe (üns ve heybet) hallerinin altında iki manevi haldir. Kabz halinde kul tutuk ve zihnen kısır bir haldedir. Aklına ve gönlüne bir şey gelmez…

Kabz ve bast ariflere mahsus bir haldir. Kabzın sebebi

İSLAM'DA MÜŞRİK (ORTAK KOŞMA) ( 10.5.2010 )

İSLAM'DA MÜŞRİK (ORTAK KOŞMA)

Bir şeyde ortak olmak anlamındaki şirk kökünden türeyen müşrik, sözlükte, ortak koşan, ortak yapan demektir. Istılahta ise; Allah’a, ilah, rab, ma’bud oluşunda, sıfat ve fiillerinde eşi ve ortağı bulunduğunu kabul eden kimseye denir. Başka bir deyişle müşrik, ulûhiyet özelliklerinden birini, bir başkasına veren kimsedir. Müşrik kâfirdir, ancak her k...

İSLAM'DA HAVF VE RECA (KORKU VE ÜMİT) ( 6.5.2010 )

İSLAM'DA HAVF VE RECA (KORKU VE ÜMİT)  

Havf: “korku, korkutmak”, reca ise “emel, ümit, yalvarmak, dilek” demektir. Sakin su, dalgalı deniz kadar güzel olamıyor. Rüzgârın esmesiyle sağa sola salınan dallar, sakin ağaçlardan daha hoş bir manzara sergiliyorlar. Rüzgârı göremiyoruz, eğer görebilseydik, onu da dalgalı deniz gibi seyredebilecektik. İşte...

Sayfalar : [1] [2] [3] [4] [5] [6] [7] [8] [9] [10] [11] [12] [13] [14] [15] [16] [17] [18] [19] [20] [21] [22] [23] [24] [25] [26] [27] [28] [29] [30] [31] [32] [33] [34] [35] [36] [37] [38] [39] [40] [41] [42] [43] [44] [45] [46]