Sayfanın başına git
Önceki Sayfa
Ana Sayfa
Kur'an Ne Diyor
" 1. YÜCELİĞİNDE sınır olmayan O [Allah] ki kulunu geceleyin, kendisine bazı alametlerimizi göstermek için [Mekke'deki] Mescid-i Harâm'dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya götürdü. Çünkü, gerçekten her şeyi işiten, her şeyi gören O'dur. " ( İsrâ - 1.Ayet) ( Ayeti incele )
 
 
 
Yûnus
1-) Elif lam ra. İşte şunlar, o hikmetli Kitab\ın ayetleridir.(S.Ateş)-Elif, lam, ra. İşte bunlar, o yasalar içeren kitabın ayetleridir.(H.Yılmaz)-. Elif-Lâm-Râ. BUNLAR hikmetle dolu olan ilahî kitabın ayetleridir. (M.Esed)-Elif, Lam, Ra. İşte bunlar o hikmet dolu kitabın işaretleridir.(M.Sağ)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
2-) İçlerinden bir adama: "İnsanları uyar ve inananlara, Rableri katında kendileri için bir doğruluk kademesi bulunduğunu müjdele!" diye vahyettiğimiz, insanlara tuhaf mı geldi? kafirler: "Bu, apaçık bir büyücüdür." dediler.(S.Ateş)-İnsanları uyar ve inananlara Rabbleri nezdinde kesinlikle “kademe sıdk” olduğunu müjdele diye kendilerinden bir adama vahyedişimiz onlara tuhaf mı geldi? O kâfirler “Hiç şüphesiz bu kesinlikle apaçık bir sihirbazdır/ sihirdir” dediler.(H.Yılmaz)-Kendi içlerinden birine, “Bütün insanlığı uyar; imana erişenlere, her bakımdan içtenlikli ve dürüst olmakla Rablerinin katında öteki herkesten ileri geçtiklerini müjdele” diye vahyetmemiz insanların tuhafına mı gitti? [Yalnızca] hakkı inkar edenler, “Bakın, bu (adam) düpedüz bir büyücü!” derler. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
3-) Rabbiniz O Allah\tır ki, gökleri ve yeri altı günde yarattı, sonra Arş'a istiva etti (kuruldu). Emri tebdir (buyruğunu) icra eder (yaratıklarını yönetir). O'nun izni olmadan hiç kimse şefa'at edemez. İşte Rabbiniz Allah budur. O'na kulluk edin, düşünmüyor musunuz?(S.Ateş)-Şüphesiz sizin Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra arş üzerine istiva eden, işi yönetip duran Allah’tır. Şefaatçi ancak O’nun izninden sonradır. İşte Bu, Rabbiniz Allah’tır. O hâlde O`na kulluk ediniz! Hâlâ düşünüp ibret almaz mısınız? (H.Yılmaz)-GERÇEK ŞU Kİ, sizin Rabbiniz, gökleri ve yeri altı evrede yaratan, sonra da kudret ve egemenlik makamına geçip varlığı yöneten Allah'tır. O'nun izni olmadıkça, araya girip kayıracak kimse yoktur. İşte böyledir sizin Rabbiniz: öyleyse [yalnızca] O'na kulluk edin: artık bunu (iyice) aklınızda tutmayacak mısınız?(M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
4-) Hepinizin dönüşü, O\nadır. Bu, Allah'ın gerçek olarak verdiği sözdür. O, yaratmağa başlar, sonra inanıp iyi işler yapanlara adaletle karşılık vermek için yeniden yaratır. İnkar edenlere gelince, küfürlerinden dolayı onlara kaynar sudan bir içki ve acı bir azab vardır.(S.Ateş)-Hepinizin dönüşü sadece O`nadır. Allah bunu hakk olarak vaat etmiştir. Şüphesiz O, halkı ilk baştan yaratır, sonra iman eden ve salihatı işleyen kimseleri kıst [nasipleri, hakları olan payları] ile karşılık vermek için geri döndürür. Şu küfretmiş olan kimseler, küfretmeleri nedeniyle, kaynar sudan bir içki ve acıklı azap kendileri için olanlardır. (H.Yılmaz)-Hepiniz topluca O'na döneceksiniz: bu Allah'ın, gerçekleşmesi kaçınılmaz olan sözüdür, çünkü O [insanı] bir kere yarattıktan sonra buna sonuna kadar devam ediyor ki, imana erişip iyi ve yararlı işler, eylemler ortaya koyanları adaletle ödüllendirsin. Hakkı inkara yeltenenleri ise, hakkı inat ve ısrarla reddetmelerinden ötürü yakıcı bir umutsuzluk içkisi ve can yakıcı bir azap beklemektedir(M.Esed)--- Açıklama ( Gizle / Göster)
5-) Güneşi ziya, ay\ı nur yapan; yılların sayısını ve (vakitlerin) hesabı(nı) bilmeniz için aya (dolaşma) konaklar(ı) düzenleyen O'dur. Allah, bunları (boş yere değil), gerçek ile (hikmeti uyarınca) yaratmıştır. Bilen bir kavim için ayetleri açıklamaktadır.(S.Ateş)-O, Güneş’i bir aydınlık, Ay’ı bir ışık yapan ve senelerin sayısını ve hesabını bilesiniz diye, Ay’a menziller ayarlayandır. Allah bunu ancak gerçek ile yaratmıştır. O, bilecek olan bir kavim için ayetleri detaylandırır. (H.Yılmaz)-Güneşi parlak bir ışık [kaynağı] ve ayı aydınlık kılan, ve yılların sayısını bilesiniz, [zamanı] ölçebilesiniz diye ona evreler koyan O'dur. Bunların hiç birini Allah bir anlam ve amaçtan yoksun yaratmış değildir. (Allah), bilmek isteyen bir topluluk için ayetlerini ayrıntılı olarak (işte böyle) açıklıyor: (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
6-) Gece ve gündüzün değişmesinde ve Allah\ın göklerde ve yerde yarattığı şeylerde, korunan bir topluluk için nice ibretler vardır.(S.Ateş)-Şüphesiz gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde ve Allah`ın göklerde ve yerde yarattığı şeylerde ittika eden bir kavim için nice deliller vardır.(H.Yılmaz)-Çünkü, gerçekten de, geceyle gündüzün ardarda gelmesinde ve Allah'ın göklerde ve yerde yarattığı her şeyde, O'na karşı sorumluluk bilinci taşıyan bir toplum için mutlaka işaretler vardır! (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
7-) Bizimle buluşmayı ummayan, dünya hayatına razı olup onunla rahat edenler ve bizim ayetlerimizden gaflet edenler...(S.Ateş)-Şu, Bize kavuşmayı ummayan, dünya hayatına razı olan, onunla tatmin bulan kimseler ve kendileri Bizim ayetlerimizden gafil olan kimseler;(H.Yılmaz)-Beri yandan, er geç Bizim karşımıza çıkacaklarına inanmayıp kendilerini bu dünya hayatıyla hoşnut kılmaya çalışanlara, onun ötesini gözetmeyenlere ve (böylece) Bizim ayetlerimizi umursamayanlara gelince: (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
8-) İşte kazandıkları işlerden ötürü onların varacakları yer, ateştir!(S.Ateş)-işte bunlar, kendi elleriyle ettikleri yüzünden varacakları yer ateş olanlardır. (H.Yılmaz)-yapageldikleri [bütün o kötülüklerden] ötürü onların varacağı yer ateştir. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
9-) İnanıp iyi işler yapanlara gelince imanlarından dolayı Rableri, onları altlarından ırmaklar akan ni\met cennetlerine iletir.(S..Ateş)-Hiç şüphesiz şu iman eden ve salihatı işleyenler; imanlarından dolayı Rabbleri kendilerini hidayete erdirir. Naim cennetlerinde onların altlarından ırmaklar akar durur. (H.Yılmaz)-[Ama], doğrusu, imana erişip doğru ve yararlı işler yapanlara gelince, Rableri imanlarından dolayı onları doğru yola eriştirmektedir. [Ahirette] nimetlerle dolu hasbahçelerde onların ayakları altında dereler, ırmaklar çağıldayacaktır; (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
10-) Onların orada du\ası: "Allah'ım Sen her türlü eksiklikten uzaksın!", birbirlerine sağlık dilekleri: "Selam", du'alarının sonu da: "Alemlerin Rabbi Allah'a hamdolsun!" sözleridir.(S.Ateş)-Onların oradaki duaları; “Allah’ım, Sen her türlü eksiklikten münezzehsin!”dir. Ve onların oradaki selâmlaşmaları; “selâm!”dır. Dualarının sonu da; “Âlemlerin Rabbi Allah`a hamdolsun!”dur. (H.Yılmaz)-orada [o mutluluk makamında] onlar “Ey Allahım! sınırsız kudret ve izzetinle ne yücesin!” diye çığrışırlar; ve onlara, “Size selâm olsun” diye karşılık verilir; bunun üzerine onlar da son söz olarak: “Bütün övgüler, âlemlerin Rabbi olan Allah'a özgüdür!” derler. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
11-) İnsanların, hayrı acele istemeleri gibi, Allah da onlara şerri acele verseydi, süreleri hemen bitirilmiş olurdu. Ama biz, bizimle buluşmayı ummayanları bırakırız, azgınlıkları içinde bocalar, dururlar.(S.Ateş)-Ve eğer Allah, insanlara, onların hayrı çarçabuk istedikleri gibi, şerri alelâcele verseydi, onlara, kesinlikle kendilerinin ecellerini gerçekleştirirdi. Fakat Biz, Bize kavuşmayı ummayanları azgınlıkları içinde bocalayanlar olarak terk ederiz. (H.Yılmaz)-[İMDİ], eğer, onların iyilik [olarak gördükleri şeyin kendilerine] ulaşmasını aceleyle istedikleri gibi, Allah da insanlara [günahları yüzünden hak ettikleri] şerri tezelden verseydi, onların sonu çarçabuk gelmiş olurdu! Ama Biz, Bizimle ergeç karşılaşacaklarına inanmayanları o kurumlu azgınlıkları içinde körcesine bocalayıp dururlarken kendi hallerine bırakırız. (M.Esed)--- Açıklama ( Gizle / Göster)
12-) İnsana bir darlık dokunduğu zaman, yanı üzere yatarken, yahut otururken ya da ayakta bize yalvarır; ama biz onun darlığını aç(ıp kaldır)ınca sanki kendisine dokunan bir darlıktan ötürü bize hiç yalvarmamış gibi hareket eder. İşte aşırı gidenlere, yaptıkları iş böylesine süslü gösterilmiştir.(S.Ateş)-Ve insana sıkıntı dokunduğu zaman, yan yatarken, otururken, dikilirken Bize yalvardı. Kendisinden sıkıntısını gideriverdik mi de sanki kendisine dokunan o sıkıntı için Bize hiç yalvarmamış gibi aldırmadan geçip gitti. Haddi aşanlara yaptıkları şeyler işte böyle süslenmiştir. (H.Yılmaz)-Zaten, insanın başına bir sıkıntı gelince yan yatarken de, oturup kalkarken de Bize yalvarıp yakarır; ama ne zaman ki sıkıntısını gideririz, başına gelen sıkıntıdan kendisini kurtaralım diye sanki Bize hiç yalvarıp yakarmamış gibi [nankörce] davranmaya devam eder! Kendi güçlerini boşa harcayan (budala)lara, yapıp-ettikleri işte böyle güzel görünür.(M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
13-) Sizden önce, zulmettikleri ve peygamberleri kendilerine açık kanıtlar getirdikleri halde inanmadıkları için nice nesilleri helak etmişizdir. İşte suç işleyen kavmi böyle cezalandırırız.(S.Ateş)-Ve ant olsun ki, sizden önceki kuşakları zulmettikleri zaman helâk ettik. Ve onların elçileri açık belgeler ile gelmişlerdi. Zaten onlar inanacak değillerdi. İşte günahkârlar topluluğunu Biz böyle karşılıklandırırız. (H.Yılmaz)-Ve gerçek şu ki, sizden önce, kendilerine gönderilen peygamberler onlara hakkın apaçık delillerini getirdikleri halde [inat ve ısrarla] zulüm (ve kötülük) yapmaya devam ettikleri zaman, nice nesilleri yok ettik; çünkü onlar [bu delillere ya da peygamberlere] inanmayı reddettiler. Biz işte böyle cezalandırırız, günaha gömülüp giden toplumları. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
14-) Sonra onların ardından, bu dünyada onların yerine sizi geçirdik ki, sizin de nasıl davranacağınızı görelim.(S.Ateş)-Sonra nasıl amel edeceğinize bakalım diye onların sonrasından sizi yeryüzünde halifeler kıldık.(H.Yılmaz)-Ve derken sizi yeryüzünde onların ardılları kıldık ki nasıl davranacağınıza bakıp değerlendirelim.(M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
15-) Onlara açık açık ayetlerimiz okunduğu zaman, bizimle buluşmayı ummayanlar: "Bundan başka bir Kur\an getir veya bunu değiştir." derler. De ki: "Onu kendi tarafımdan değiştiremem. Ben sadece bana vahyolunana uyarım. Şayet ben Rabbime karşı gelirsem, büyük bir günün azabından korkarım."(S.Ateş)-Ve ayetlerimiz onlara açıkça okunduğunda, Bize kavuşmayı ummayanlar; “Bundan başka bir Kur’an getir yahut bunu değiştir!” dediler. De ki: “Onu nefsimin [kendimin] öngörmesiyle değiştirmem benim için söz konusu olamaz. Ben sadece bana vahyolunana uyuyorum. Rabbime isyan edersem, kesinlikle büyük bir günün azabından korkarım.(H.Yılmaz)-VE [hal böyleyken:] ne zaman ayetlerimiz bütün açıklığıyla kendilerine okunup ulaştırılsa, o Bizim huzurumuza çıkacaklarına inanası gelmeyen kimseler, “Bize bundan başka bir söylem/bir öğreti getir; ya da bunu değiştir” diyecek olurlar. [Ey Peygamber] de ki: “Onu kendiliğimden değiştirmem olacak şey değil; ben ancak bana vahyedilene uyarım. Bakın, [bu konuda] Rabbime baş kaldıracak olursam, dehşet veren o [Büyük] Gün (gelip çattığında) azabın [beni bulmasın]dan korkarım!”(M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
16-) De ki: "Eğer Allah dileseydi, onu size okumazdım ve onu size hiç bildirmezdi. Ben ondan önce aranızda bir ömür boyu kalmıştım (böyle bir şey yapmamıştım), düşünmüyor musunuz?"(S.Ateş)-De ki: “Allah dileseydi, ben onu [Kur’an’ı] size okumazdım ve O [Allah], onu [Kur’an’ı] size bildirmemiş olurdu. Ben de ondan [Kur’an’dan] önce kesinlikle içinizde bir ömür kalmıştım. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?”(H.Yılmaz)-De ki: “Allah [başka türlüsünü] dileseydi, size bu [ilahî kelâmı] okuyup duyurmazdım; O da size ulaştırmazdı onu. Gerçek şu ki, bu [vahiy bana gelmezden] önce bir ömür boyu aranızda bulundum: öyleyse, yine de aklınızı kullanmayacak mısınız?” (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
17-) Uydurduğu yalanı Allah\ın üzerine atan, yahut O'nun ayetlerini yalanlayandan daha zalim kim olabilir? Şüphesiz suçlular asla onmazlar.(S.Ateş)-Öyleyse Allah’ın aleyhine bir yalanı uyduran veya O’nun ayetlerini yalanlayan kişiden daha zalim kim olabilir? Hiç şüphesiz bu günahkârlar kurtuluşa eremezler.(H.Yılmaz)-Hem, kendi uydurduğu yalanları Allah'a yakıştıran ya da O'nun ayetlerini yalanlayan kimseden daha zalim kim olabilir? Doğrusu, (böyle yaparak) günaha gömülüp giden kimseler kurtuluşa asla erişemeyeceklerdir.(M.Esed)-Allah’a karşı yalan uydurandan veya O’nun ayetlerini yalanlayandan daha zalim kim olabilir? Bilesiniz ki suçlular asla iflah olmazlar. (B.Bayraklı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
18-) Allah\ı bırakıp kendilerine ne zarar, ne de yarar veremeyen şeylere tapıyorlar ve: "Bunlar Allah katında bizim şefa'atçilerimizdir!" diyorlar. De ki: "Allah'ın, göklerde ve yerde bilmediği bir şeyi mi Allah'a haber veriyorsunuz?" O, onların koştukları ortaklardan uzak ve yücedir.(S.Ateş)-Onlar, Allah`ın astlarından, kendilerine zarar vermeyen ve kendilerine yarar sağlamayan şeylere tapıyorlar ve “Bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir" diyorlar. De ki: "Siz Allah`a göklerde ve yerde kendisinin bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz?" Allah, onların ortak koştukları şeylerin hepsinden münezzehtir ve çok yücedir. (H.Yılmaz)-ve [ne de] Allah'la beraber, kendilerine ne bir yarar ne de zarar verebilecek durumda olmayan şeylere veya varlıklara kulluk edip [kendi kendilerine], “Bunlar bizim Allah katındaki kayırıcılarımızdır” diyen [kimse]ler!.. De ki: “Göklerde ve yerde Allah'ın bilmediği bir şeyi mi O'na haber verebileceğinizi sanıyorsunuz? (Yoo,) kudret ve egemenliğinde sınırsız olan O'dur, ve insanların O'na, ilahlığında ortak yakıştırdıkları her şeyden sonsuzcasına yücedir. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
19-) İnsanlar bir tek milletten başka bir şey değildi, ama ayrılığa düştüler. Eğer Rabbinden bir söz geçmemiş olsaydı, ayrılığa düştükleri konuda hemen aralarında hüküm verilir(işleri bitirilir)di.(S.Ateş)-Ve insanlar, sadece bir tek ümmet idiler, sonra ihtilâfa düştüler ve eğer Rabbinden bir Söz geçmemiş olsa idi, ihtilâf edip durdukları şeyler hakkında aralarında hüküm kesinlikle gerçekleştirilmişti.(H.Yılmaz)- VE [bil ki,] bütün insanlık sadece bir tek topluluk halindeydi, ama sonradan ayrı görüşleri benimsemeye başladılar. Şayet (bu konuda) Rabbinin katında önceden belirlenmiş bir karar olmasaydı düştükleri bütün bu ayrılıklar [daha başlangıçta] çözümlenmiş olurdu. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
20-) Ona Rabbinden bir mu\cize indirilmeli değil mi? diyorlar. De ki: "Gayb Allah'ındır (görülmeyeni bilen O'dur). Bekleyin, ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim."(S.Ateş)-Ve onlar “Ona Rabbinden bir ayet [mucize] indirilseydi ya!” diyorlar. “Gayb kesinlikle Allah’a aittir. Hadi bekleyin! Şüphesiz ben de sizinle birlikte bekleyenlerdenim” deyiver.(H.Yılmaz)-İMDİ [hakkı inkar edenler]: “Ona niçin Rabbinin katından mucizevî bir alamet indirilmiyor?” deyip duruyorlar. O halde, (onlara) de ki: “İnsanoğlunun görüp algılayamayacağı şeylerin bilgisi ancak Allah'a özgüdür. Öyleyse, bekleyin [O'nun iradesi tecelli edinceye kadar:] hem, ben de sizinle bekleyeceğim!” (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
21-) Kendilerine dokunan bir darlıktan sonra insanlara bir rahmet (sağlık ve bolluk zevkini) taddırdığımız zaman bakarsın ki, yine onların, ayetlerimiz hakkında bir tuzakları vardır. De ki: "Allah daha çabuk tuzak kurar!" Elçilerimiz, sizin kurduğunuz tuzakları yazıyorlar.(S.Ateş)-Ve insanlara dokunan bir sıkıntıdan sonra kendilerine bir rahmet tattırdığımız zaman, ayetlerimiz hakkında onların bir plânı vardır. De ki: “Plân bakımından Allah daha çabuktur.” Şüphesiz ki elçilerimiz plânladığınız şeyleri yazıp duruyorlar. (H.Yılmaz)-Ve [işte bunun gibi:] ne zaman kendilerine (bir) darlık dokunup geçtikten sonra [bu tür] insanlara rahmet[imizden biraz] tattırsak, hemen ayetlerimiz hakkında asılsız iddialar tasarlamaya başlarlar. De ki: “İnce tasarımda Allah [sizden çok] daha tezdir!” Dikkat edin! Bizim [görünmeyen] habercilerimiz tasarlayıp durduğunuz her şeyi (inceden inceye) kaydediyorlar! (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
22-) Sizi karada ve denizde yürüten O\dur. Gemide olduğunuz zaman(ı düşünün): Gemiler, içinde bulunanları hoş bir rüzgarla alıp götürdüğü, ve (yolcular) bununla sevindikleri sırada, birden gemiye, şiddetli bir kasırga gelip de, her yerden gelen dalgalar onları sardığı ve artık kendilerinin tamamen kuşatıldıklarını (bir daha kurtulamayacaklarını) sandıkları zaman, dini, yalnız Allah'a halis kılarak O'na şöyle yalvarmağa başlarlar: "Andolsun, eğer bizi bundan kurtarırsan, şükredenlerden olacağız.(S.Ateş)-O [Allah], size karada ve denizde yolculuk ettirendir. Gemilerde bulunduğunuzda gemiler içindekileri tatlı bir rüzgârla götürür. Onlar [yolcular] neşelendiklerinde, şiddetli bir fırtına gelip çatar, dalgalar her mekândan gelir. Ve onlar, çepeçevre kuşatıldıklarını anlayınca, dini Allah için arındıranlar olarak O’na yalvarırlar: “Bizi bundan kurtarırsan, hiç kuşkusuz, şükredenlerden [karşılığını ödeyenlerden] oluruz.”(H.Yılmaz)-Sizi karada ve denizde gezdiren O'dur. Öyle ki, gemilerle denize açıldığınızda, gemilerin elverişli bir rüzgarın önünde yolcuları alıp götürdüğü zaman [olanları düşünün,] gemidekiler sevinç ve güvenlik içinde hissederler kendilerini; derken bir fırtına yakalar gemiyi ve dalgalar her yandan kuşatır onları, öyle ki, [ölümün] kendilerini çepeçevre sardığını düşünürler de [o zaman] dinlerine sıkı sıkı sarılıp yalnızca Allah'a yönelerek: “Bizi bu (felaketten) kurtarırsan, andolsun ki şükreden kimselerden olacağız!” diye yalvarıp yakarırlar O'na. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
23-) Ama (Allah) onları kurtarınca hemen yeryüzünde haksız yere taşkınlık yaparlar. Ey insanlar, taşkınlığınız kendi aleyhinizedir. Sadece şu yakın (geçici) hayatın zevkinden ibarettir. Sonra dönüşünüz bizedir; size bütün yaptıklarınızı haber veririz.(S.Ateş)-Sonra ne zamanki Biz onları oradan kurtardık, kurtulur kurtulmaz yeryüzünde haksız yere taşkınlıklar yaparlar. -Ey insanlar taşkınlığınız şu basit hayatın kazanımı olarak sırf kendi zararınızadır. Sonra dönüşünüz sadece Bizedir. Sonra Biz yapmış olduklarınızı size haber vereceğiz.- (H.Yılmaz)-Ne var ki, Allah onları bu [felaketten] kurtarır kurtarmaz, hemen yeryüzünde haksız yere azgınlık yapmaya koyulurlar! Ey insanlar! Yaptığınız bütün taşkınlıklar döne dolaşa yine kendinizi bulacaktır! [Yalnızca] bu dünya hayatının (geçici) doyumları[nı] gözetiyorsunuz: fakat [hatırlayın ki,] sonunda Bize döneceksiniz ve o zaman [hayatta] yapıp-ettiğiniz her şeyi size (eksiksiz) haber vereceğiz. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
24-) Şu yakın hayat, tıpkı gökten indirdiğimiz bir suya benzer: İnsanların ve hayvanların yediği arz bitkisi o su ile karıştı: nihayet yer zinetini takınıp süslendiği ve halkı da on(un ürününü devşirmeğ)e kadir olduklarını zannettikleri sırada birden buyruğumuz ona gece veya gündüz geldi; sanki dün o hiç (bitkisiyle süslenip) şenlenmemiş gibi, onu biçilmiş yaptık (süsünü, zenginliğini biçtik, yok ettik). İşte biz, düşünen bir toplum için ayetleri böyle geniş geniş açıklarız.(S.Ateş)-Dünya hayatının misali, ‘Bizim gökten indirdiğimiz su gibidir. Ki gökten indirdiğimiz suyla insanların ve hayvanların yediği bitkiler birbirine karışmıştır. Nihayet yeryüzü süslerini takınıp süslendiği, sahipleri de kendilerinin ona gücü yetenler olduklarına inandıkları bir sırada, geceleyin veya gündüzleyin, ona emrimiz gelivermiştir de ansızın, sanki dün orada hiçbir şenlik yokmuş gibi onu ta kökünden biçivermiştir.’ Biz ayetlerimizi düşünecek bir toplum için işte böyle detaylandırırız.(H.Yılmaz)-Bu dünyadaki hayatın örnekçesi gökten indirdiğimiz yağmurunki gibidir ki onu, insanların ve hayvanların beslendiği yeryüzü bitkileri emer, tâ ki yeryüzü gözalıcı görkemine kavuşup süslenip bezendiği ve sakinleri onun üzerinde bütünüyle egemen olduklarına inandıkları zaman, bir gece vakti yahut güpegündüz (kıskıvrak yakalayan) hükmümüz iner ona; ve böylece onu kökünden biçilmişe çeviririz, sanki dün de yokmuş gibi! Düşünen insanlar için işte Biz böyle açık açık ve ayrıntılı olarak dile getiriyoruz ayetlerimizi! (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
25-) Allah; esenlik yurduna çağırır ve dilediğini doğru bir yola iletir.(S.Ateş)-Ve Allah, selam yurduna çağırıyor ve O, dilediği/dileyen kimseye kılavuz olur.(H.Yılmaz)-(BÖYLE yapmakla) [bilin ki] Allah, [insanı] huzur ve güvenlik ortamına çağırmakta ve dileyeni dosdoğru bir yola yöneltmektedir.(M.Esed)-Allah insanları kalıcı olan barış ve esenlik yurduna/cennete çağırır ve dileyeni doğru bir yola iletir.(M.Sağ)-Allah sizi esenlik yurduna çağırıyor ve dileyenleri de doğru yola iletir.(Ö.Dumlu-H.Elmalı) -- Açıklama ( Gizle / Göster)
26-) Güzel davrananlara daha güzel karşılık ve fazlası var. Onların yüzlerine ne bir kara bulaşır, ne de horluk. İşte onlar cennet halkıdır, orada ebedi kalacaklardır.(S.Ateş)-Güzellik yapan kişiler için daha güzeli ve fazlası vardır. Yüzlerine kara bulaşmaz, zillet de. İşte bunlar cennet ashabıdırlar. Onlar orada ebedî kalıcıdırlar. (H.Yılmaz)-İyi ve yararlı işler yapmakta sebatlı olanları (karşılık olarak) daha iyisi ve ondan da fazlası beklemektedir. [Kıyamet Günü'nde] onların yüzlerini ne bir kararma, ne de bir aşağılanma gölgelemeyecektir: İşte bunlardır cennetlikler; orada ebedî kalacak olanlar. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
27-) Kötü işler yapanlara da (yaptıkları) kötülüğün aynen cezası verilir. Ve onların yüzlerini bir horluk kaplar. Onları Allah\tan kurtaracak hiç kimse yoktur. Sanki yüzleri, karanlık geceden parçalara bürünmüştür. İşte onlar da ateş halkıdır, hep orada kalacaklardır.(S.Ateş)-Kötülük kazanmış olan kimseler de; kötülüğün cezası, bir misli iledir. Ve onları bir zillet kaplar. Onlar için Allah`tan, hiçbir koruyucu yoktur. Sanki onların yüzleri karanlık gecelerden bir parçaya bürünmüş gibidir. İşte onlar ateşin ashabıdırlar. Onlar orada ebedî kalacaklardır. (H.Yılmaz)-Ama kötü işler yapmış olanlara gelince; kötülüğün karşılığı kendisi kadar olacaktır; ve Allah'a karşı kendilerini savunacak kimseleri olmayacağına göre- (utanç) ve aşağılanma onları, sanki yüzlerini kopkoyu bir gecenin karanlığı bürümüş gibi, gölgeleyecek: İşte bunlardır cehennemlikler; orada yerleşip kalacak olanlar... (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
28-) O gün onları hep bir araya toplarız, sonra ortak koşanlara; "Haydi siz ve koştuğunuz ortaklar yerlerinize!" deriz. Artık (tanrılariyle) aralarını açmışızdır (dünyadaki gibi aralarında bir bağ kalmamıştır). Koştukları ortaklar: "Siz bize tapmıyordunuz?" demektedirler.(S.Ateş)-Çünkü, bir gün onların hepsini bir araya toplayacağız ve [hayattayken] Allah'tan başkalarına ilahlık yakıştıranlara: “Siz ve Allah'a ortak koştuğunuz o şeyler, [o varlıklar ve güçler, hepiniz] olduğunuz yerde kalın!” diyecek ve böylece onları birbirinden ayıracağız. Ve (o zaman) Allah'a ortak koştukları kimseler, [vaktiyle kendilerine kul-köle olmuş olanlara]: “Sizin tapınıp durduğunuz biz değildik; (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
29-) Şimdi bizimle sizin aranızda Allah\ın şahid olması yeter; doğrusu biz sizin (bize) tapmanızdan tamamen habersizdik!(S.Ateş)-Bizimle sizin aramızda Allah tanıktır. Doğrusu, sizin bize taparcasına bağlı olduğunuzdan haberimiz yoktu, derler. (M.Sağ)-bizimle sizin aranızda hiç kimse Allah'ın yaptığı gibi şahitlik yapamaz: gerçek şu ki, [bize] tapındığınızın farkında bile değildik”. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
30-) İşte orada her can, geçmişte yaptıklarını dener (yaptıklarının yararını ve zararını görür). Gerçek sahipleri olan Allah\a döndürülürler ve uydurdukları şeyler, kendilerinden kaybolup gider.(S.Ateş)-İşte o an orada herkes, geçmişte yapmış olduğunun yanlış olduğunu anlar. Gerçek sahipleri olan Allah'a döndürülmüşlerdir. Bağlandıkları ortakları ise kendilerinden uzaklaşıp kaybolur. (M.Sağ)-Onlar, işte burada/ o zaman herkes ne gönderdiyse onun imtihanını verecek. Ve gerçek mevlâları olan Allah`a döndürüldüler. İftira edip uydurdukları şeyler de kendilerinden uzaklaşıp kayboldular. (H.Yılmaz)-O an ve işte orada herkes geçmişte yapıp-ettiğiyle sorgulanacak; herkes Allah'a, O yüceler yücesi gerçek sahibine döndürülecek; onların boş hayalleri kendilerini yüzüstü bırakacaktır. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
31-) De ki: "Sizi gökten ve yerden kim rızıklandırıyor? Ya da o kulak(lar)ın ve gözlerin sahibi kimdir? Ölüden diriyi, diriden ölüyü kim çıkarıyor? Kim buyruğu(nu) yürütüyor (kainatı yönetiyor)?" "Allah." diyecekler. "O halde, korunmuyor musunuz?" de.(S.Ateş)-De ki: “Sizi gökten ve yeryüzünden kim rızklandırıyor? Ya da kulaklara ve gözlere kim sahip oluyor? Ve ölüden diriyi, diriden ölüyü kim çıkarıyor? Ve işleri kim düzenliyor?” Hemen “Allah” diyecekler. O zaman de ki: “O hâlde hâlâ takvalı davranmayacak mısınız?(H.Yılmaz)-DE Kİ: “Sizi göğün ve yerin ürünleriyle rızıklandıran kimdir? Yahut kimdir, işitme ve görme yetisi üzerinde mutlak egemen olan? Kimdir, ölüden diriyi, diriden de ölüyü çıkaran? Ve (yine) kimdir var olan her şeyi çekip çeviren?” Şüphesiz, diyecekler ki: “(Elbette) Allah!” Öyleyse, de ki: “Peki, O'na karşı artık gereken duyarlığı göstermeyecek misiniz? (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
32-) İşte sizin gerçek Rabbiniz Allah budur. Gerçekten sonra sapıklıktan başka ne var? Öyleyse nasıl (hak\tan sapıklığa) çevriliyorsunuz?(S.Ateş)-Öyleyse, işte O, sizin gerçek Rabbiniz Allah’tır. Artık “bu gerçek”ten sonra sapıklıktan başka ne olabilir! O hâlde nasıl da çevriliyorsunuz?” (H.Yılmaz)-(Hem de) O'nun, sizin Rabbiniz Allah olduğunu, Mutlak ve Nihaî Hakikat olduğunu bildiğiniz halde! Çünkü, hakikat [terk edildik]ten sonra, geriye sapıklıktan başka ne kalır? Öyleyse, hakikati nasıl gözden kaçırabilirsiniz?” (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
33-) Böylece Rabbinin, yoldan çıkanlar için söylediği: "Onlar inanmazlar." sözü, gerçekleşti.(S.Ateş)-Böylece yoldan çıkanların inanmayacaklarına dair Rabbinin hükmü gerçekleşmiş oldu.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-Fasıklık eden kişilere Rabbinin kelimesi [o ilkesi] gerçekleşmiştir: Şüphesiz onlar imana gelmezler.(H.Yılmaz)-Böylece günahkarca davranmaya eğilimli olanlar hakkında Rabbinin sözünün hak olduğu ortaya çıkmış oldu: “Onlar inanmayacaklar”. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
34-) De ki: "Sizin koştuğunuz ortaklardan ilk defa yaratacak, sonra onu çevirip yeniden yaratacak olan var mı?" De ki: "Allah ilk defa yaratır, sonra onu çevirip yeniden yaratır. Öyleyse nasıl (doğru yoldan) çevriliyorsunuz?"(S.Ateş)-De ki: “Ortaklarınızdan, önce yaratıp, sonra da onu çevirip yeniden iade edecek [diriltecek] kimdir?" De ki: "Allah önce yaratır sonra da onu iade eder. O hâlde nasıl döndürülüyorsunuz?" (H.Yılmaz)-De ki: “O sizin tanrılaştırdığınız varlıklar arasında [hayatı] yoktan var edip de sonra onu tekrar tekrar yaratan var mı?” De ki: “[Ancak] Allah'tır, [bütün karmaşıklığıyla hayatı] yoktan var eden ve sonra tekrar tekrar yaratan. Hal böyleyken, nasıl oluyor da, yanlış hükmediyorsunuz!” (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
35-) De ki: "Sizin ortaklarınızdan hakka götürecek var mı?" De ki: "Allah, hakka götürür. Hakka götüren mi uyulmağa daha layıktır, yoksa (tutulup) yola götürülmedikçe kendisi doğru yolu bulamayan mı? O halde neyiniz var? Nasıl hükmediyorsunuz?"(S.Ateş)-De ki: “Ortaklarınızdan doğru yolu gösterecek olan kimdir?” De ki: "Allah, hakk olan doğru yola hidayet eder. O hâlde kim doğru yola kılavuz olur? O hâlde doğru yola kılavuz olan mı kendisine uyulmaya daha lâyıktır, yoksa kendisine yol gösterilmeyince onu bulamayan mı? O hâlde size ne oluyor? Nasıl hükmediyorsunuz?" (H.Yılmaz)-De ki: “O sizin tanrılaştırdığınız varlıklardan hiç sizi hakka eriştiren var mı?” De ki: “[Yalnızca] Allah'tır, hakka eriştiren. Öyleyse, hakka eriştiren mi izlenmeye layıktır, yoksa kendisine yol gösterilmedikçe bir başına doğru yolu bulamayacak durumda olan mı? Peki, ne oluyor size ve muhakemenize!” (M.Esed)-De ki: “Allah’a ortak koştuklarınızdan, hakka iletecek olan var mı? De ki: “Allah hakka iletir.Öyleyse hakka götüren miuyulmaya layıktır, yoksa hidayet verilmedikçe kendi kendine doğru yolu bulamayan mı? Size ne oluyor? Nasıl böyle yanlış hükmediyorsunuz? (B.Bayraklı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
36-) Onların çoğu, zandan başka bir şeye uymuyorlar. Zan ise gerçekten hiçbir şey kazandırmaz. Muhakkak ki Allah, onların ne yaptıklarını bilir.(S.Ateş)-Ortak koşanların çoğu, ancak zanna/rivayetlere uyarlar. Zan/rivayet ise, gerçeğin/bilimin yerini tutmaz. Kuşkusuz Allah onların yaptıklarını bilendir.(M.Sağ)-Ve onların çoğu, ancak bir zanna uyarlar. Şüphesiz ki zann, “Hakk”tan hiçbir şey kazandırmaz. Şüphesiz Allah onların yaptıklarını çok iyi bilir.(H.Yılmaz)-Onların çoğu sadece zanna uymaktadırlar. Oysa, zan hiçbir şekilde hakkın yerini tutamaz. Gerçek şu ki, Allah onların yaptıklarını bütünüyle bilmektedir.(M.Esed) -- Açıklama ( Gizle / Göster)
37-) Bu Kur\an, Allah'tan başkası tarafından uydurulacak bir şey değildir. Ancak kendinden öncekinin doğrulaması ve Kitabın açıklamasıdır. Onda asla şüphe yoktur. Alemlerin Rabbi tarafından(indirilmiş)dir.(S.Ateş)-Ve bu Kur`an, Allah`ın astları tarafından uydurulan değildir. Lâkin kendinden önceki kitapları tasdik eder ve o kitabı ayrıntılı olarak açıklar. Onda şüphe edilecek hiçbir şey yoktur. Âlemlerin Rabbi tarafındandır. (H.Yılmaz)-İmdi, bu Kur’an, asla Allah'tan başkası tarafından tasarlanmış, uydurulmuş olamaz; üstelik o, önceki vahiylerden hakikat adına bugüne kalmış ne varsa onu doğrulayıp, âlemlerin Rabbinden [geldiğinden] şüphe olmayan vahyi özlü bir biçimde açıklıyor. (M.Esed)-Bu kur’an Allah’ın vahyetmesi dışında başkası tarafından uydurulmuş değildir. Fakat kendinden öncekileri doğrulayan ve onlarda yazılanların Alemlerin Rabbinden geldiğinde hiçbir şüphe olmadığını açıklayandır. (Ö.Dumlu-H.Elmalı) -- Açıklama ( Gizle / Göster)
38-) Yoksa "Onu uydurdu" mu diyorlar? De ki: "Eğer doğru iseniz haydi onun benzeri bir sure getirin ve Allah\tan başka çağırabildiklerinizi de çağırın!" (S.Ateş)-Yahut “Onu kendisi uydurdu” diyorlar. De ki: “Öyleyse siz benzeri bir sure meydana getirin, Allah’ın astlarından çağırabileceklerinizi de çağırın. Eğer doğru kimseler iseniz.”(H.Yılmaz)-(Buna rağmen) yine de, [hakkı inkara şartlanmış olanlar], “Onu [Muhammed] uydurdu!” diyorlar. [Onlara] de ki: “Eğer doğru sözlü kimselerdenseniz, o zaman, onunkilere eş değer bir sure getirin; hem [bu iş için] Allah'tan başka kimi yardıma çağırabilirseniz çağırın!” (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
39-) Hayır, bilgisini kavrayamadıkları, sonucu henüz başlarına gelmemiş olan bir şeyi yalanladılar. Onlardan öncekiler de böyle yalanlamışlardı. Bak, o zalimlerin sonu nice oldu?(S.Ateş)-Bilakis, onlar bilgisini kavrayamadıkları ve tevili kendilerine henüz gelmemiş olan bir şeyi yalanladılar. Bunlardan önceki kişiler böyle yalanlamışlardı. İşte bak, zalimlerin akıbeti nasıl olmuştur! (H.Yılmaz)-Hayır hayır, aslında onlar özünü, hikmetini kavrayamadıkları ve önceden kendilerine açıklanmamış her şeyi yalanlamaya eğilimliler. Onlardan önce gelip geçenler de işte böyle gerçeği yalanlamaya yeltenmişlerdi. (Ger-çeği görmek istiyorsan) zalimlerin sonunun nasıl olduğuna bir bak! (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
40-) Onlardan kimi, ona inanır, kimi de inanmaz. Rabbin bozguncuları çok iyi bilir.(S.Ateş)-Onlardan ona [Kur`an`a] inanacaklar da var, inanmayacaklar da var. Ve senin Rabbin fesatçıları en iyi bilendir. (H.Yılmaz)-Onların içinde bu [ilahî vahye] hemen inanacak olanlar olduğu gibi, sonuna kadar inanmayacak olanlar da var; (ne olursa olsun) senin Rabbin bozgunculuk yapanları çok iyi bilmektedir. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
41-) Eğer onlar seni yalanladılarsa de ki: "Benim yaptığım bana, sizin yaptığınız size. Siz benim yaptığımdan uzaksınız, ben de sizin yaptığınızdan uzağım!"(S.Ateş)-Bunun içindir ki, [ey Peygamber] seni yalanlamaya kalkışırlarsa o zaman (onlara) de ki: “Benim yapıp-ettiklerim bana [yazılacak], sizin yapıp-ettikleriniz de size: ne siz benim yaptıklarımdan sorumlusunuz, ne de ben sizin yaptıklarınızdan sorumluyum”. (M.Esed)-Ve eğer seni yalanladılarsa hemen de ki: “Benim amelim bana, sizin ameliniz de size aittir. Benim yaptıklarımdan siz uzaksınız, ben de sizin yaptıklarınızdan uzağım.” (H.Yılmaz)
42-) İçlerinden sana kulak verip dinleyenler de vardır. Fakat sağırlara sen mi duyuracaksın? Hele akıllarını da kullanmıyorlarsa!(S.Ateş)-Ve onlardan sana kulak veren kimseler vardır. Onlar akletmeyenler iken sağırlara sen mi dinleteceksin?(H.Yılmaz)-Ve, onların aralarında sana kulak verir gibi yapanlar var; ama, eğer akıllarını kullanmıyorlarsa, sen sesini hiç sağırlara işittirebilir misin? (M.Esed)
43-) İçlerinden sana bakanlar da var. Fakat körleri sen mi yola götüreceksin? Hele sezgileriyle de görmüyorlarsa?(S.Ateş)-Onlardan sana bakanlar da var. Fakat sen, körlere, onlar görmeyenler olsalar da sen mi kılavuz olacaksın?(H.Yılmaz)-Ve yine onların aralarında sana bakıyormuş gibi yapanlar var; ama, eğer göremiyorlarsa, sen hiç körlere doğru yolu gösterebilir misin? (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
44-) Allah insanlara hiç zulmetmez, fakat insanlar kendi kendilerine zulmediyorlar.(S.Ateş)-Allah, hiçbir zaman insanlara zulmetmez; ancak insanlar kendi işlediklerinden ötürü, kendilerine zulmederler.(M.Sağ)-Şüphesiz ki Allah, insanlara hiçbir şeyce [şekil ve yolla] zulmetmez. Velâkin insanlar kendi kendilerine zulmediyorlar. (H.Yılmaz)-Gerçek şu ki, Allah (hiçbir konuda) insanlara en küçük bir haksızlık yapmaz; fakat insanların yine kendileridir kendilerine haksızlık yapan. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
45-) Onları bir araya toplayacağı gün, sanki onlar sadece gündüzün, görüşüp, tanıştıkları bir sa\ati kadar dünyada kalmış olurlar. Allah'ın huzuruna çıkmayı yalanlayıp, yola gelmemiş olanlar, en büyük ziyana uğramışlardır.(S.Ateş)-Ve onlar, O’nun [Allah’ın], onları toplayacağı günde, sanki onlar sadece gündüzden bir saat kalmışlar gibi, aralarında tanışırlar. Allah`a kavuşmayı yalanlayan kişiler, doğru yoldan gidenler olmadıklarından kesinlikle ziyana uğramışlardır.(H.Yılmaz)-Biz, kıyamet günü insanları topladığımız da, onlar dünya da, sanki aralarında bir tanışma süresi olan, gündüzün sadece bir saati kadar kaldıklarını zannederler. İşte o zaman, Allah ile karşılaşmayı yalanlayıp da, dosdoğru yoldan sapanlar kaybedeceklerdir. (M.Sağ)-Ve o Gün Allah onları [huzuruna] topladığı zaman [onlara öyle gelecek ki yeryüzünde] sanki sadece tanışmalarına yetecek kadar (kısa bir süre), sadece gündüzün bir saati kadar kalmışlar; (vaktiyle) Allah'ın huzuruna çıkarılacakları uyarısını yalanlayan ve [bu yüzden] doğru yolu tutmaktan geri duranlar (o Gün) bütün bütün yanılmış, kaybetmiş olacaklar. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
46-) Ya onları uyardığımız şeylerin bir kısmını sana gösteririz. Ya da (bundan önce) seni vefat ettiririz (farketmez). Nasıl olsa dönüşleri bizedir. Sonra Allah onların yaptıklarına da şahiddir.(S.Ateş)-Ve Biz onlara vaat ettiğimizin bir kısmını sana göstersek de, yahut seni vefat ettirsek de, sonunda onların dönüşü yalnızca Biz’e olacak. Sonra Allah onların ne yapacaklarına şahittir.(H.Yılmaz)-Ve (bu söylediklerimiz doğrultusunda) onlara [hakkı inkar edenlere] hazırladığımız şeylerden bazılarını sana ya [bu dünyada] gösteririz ya da [ceza gerçekleşmeden önce] senin canını alırız; [ama bil ki,] onların dönüşü er geç Bizedir; ve Allah, onların bütün edip-eylediklerine tanıktır. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
47-) Her ümmetin bir elçisi vardır. Elçileri gel(ip de bunlar onu yalanlay)ınca aralarında adaletle hükmolunur, onlara hiç haksızlık edilmez.(S.Ateş)-Ve her ümmet için elçi olacaktır. O elçileri geldiğinde de aralarında adalet gerçekleştirilmiştir. Ve onlar haksızlığa uğratılmazlar. (H.Yılmaz)-HER ümmet için mutlaka bir elçi olagelmiştir: ancak (her ümmetin) elçisi geldikten [ve tebliğini yaptıktan] sonra onlar hakkında bütünüyle adaletle yargıda bulunulur; ve onlara asla haksızlık yapılmaz. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
48-) Doğru iseniz bu bizi tehdid(ettiğiniz) azab ne zaman? diyorlar.(S.Ateş)-Ve onlar, “Eğer doğru kimseler iseniz bu vaat ne zamandır?” diyorlar.(H.Yılmaz)-Eğer doğru söylüyorsanız, bu vadedilen azap ne zaman? diyorlar.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-Buna rağmen yine de [hakkı inkar edenler:] “[kıyamet ve (nihaî) yargı hakkındaki] bu söz ne zaman gerçekleşecek? Eğer doğru sözlü kimselerseniz [buna cevap verin, ey siz inananlar]!” diye sorup duruyorlar(M.Esed)
49-) De ki: "Ben kendime dahi, Allah\ın dilediğinden başka, ne zarar, ne de yarar verme gücüne sahip değilim. Her ümmetin bir süresi vardır. Süreleri gelince ne bir an geri kalırlar, ne de ileri giderler."(S.Ateş)-De ki: "Ben, Allah`ın dilediğinin dışında kendim için bir zarar ve bir faydaya muktedir değilim.” Her ümmet için bir ecel vardır. Onların ecelleri gelince artık ne bir saat [an] erteleyebilirler, ne öne alabilirler.(H.Yılmaz)-[Ey Peygamber] de ki: “Allah dilemedikçe, ben kendim ne bir zararı önleyecek ne de kendime bir yarar sağlayabilecek güçteyim. Her ümmet için bir süre belirlenmiştir: süreleri son bulunca, onu ne bir an geciktirebilirler, ne de çabuklaştırabilirler”. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
50-) De ki: "Bakın, eğer O\nun azabı size geceleyin, ya da gündüzün gelirse... Suçlular bun(lar)dan hangisini acele istiyor?"(S.Ateş)-Ey Peygamber! De ki: "Ey ortak koşucular! Allah'ın azabı size gece veya gündüz gelse ne yaparsınız? Neden suçlular azabın gelmesini bu kadar acele istiyorlar?"(M.Sağ)-De ki: “Gördünüz mü [ne düşünürsünüz]? O’nun azabı size geceleyin uykuda veya gündüz gelecek olsa!” Suçlular bundan neyi acele isterler? (H.Yılmaz)-De ki: “Ya bir gece vakti, ya da güpegündüz, eğer O'nun azabı başınızda koparsa, [neler hissedebileceğinizi] hiç düşündünüz mü? Günaha gömülüp gitmiş bir toplumun bunu tezlikle istemesini gerektirecek nasıl bir umudu olabilir ki? (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
51-) (Azab) başınıza geldikten sonra mı ona inanacaksınız? Şimdi mi (inandınız)? Hani ya siz onu çabuk isteyip duruyordunuz (nasılmış)?(S.Ateş)-Allah'ın azabı başınıza geldikten sonra mı, ona inanacaksınız, gelmeden mi? Öyle ise, neden o azabı acele isteyip duruyorsunuz?(M.Sağ)-Bu azap meydana geldikten sonra mı ona iman edeceksiniz, yoksa şimdi mi? Hâlbuki siz onu acele olsun istiyordunuz. (H.Yılmaz)-Peki, gelmesinde [meydan okurcasına] tezlik gösterdiğiniz (ve) şimdi [size, ‘Ona inanıyor musunuz?’ diye sorulacağı o Gün] gelip çattıktan sonra mı, ancak o zaman mı, ona inanacaksınız? (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
52-) Sonra zulmedenlere: "Sürekli azabı tadın!" denilecek, "Yalnız kazandığınız şeylerle cezalandırılmıyor musunuz?"(S.Ateş)-Sonra zulmedenlere/ ayetlerimizi yalanlayanlara:"Sonsuza kadar tadın azabı, kazandığınızdan başka bir karşılık mı bekliyordunuz? denir(M.Sağ)-Sonra o zulmedenlere “Tadın şu ebediliğin azabını!" denilecek. -Kazanmış olduğunuz şeylerden başkası ile mi cezalandırılacaksınız?"-(H.Yılmaz)-O Gün ki, [dünya hayatında] haksızlık yapmaya eğilim gösterenlere, ‘Tadın bitmeyen azabı’ denecek, yapageldiğiniz işlerin karşılığından başkasıyla mı cezalandırılıyorsunuz sanki?” (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
53-) Sahiden o gerçek midir? diye senden soruyorlar. De ki: "Evet, Rabbim hakkı için o gerçektir. Siz (onu) önleyemezsiniz!"(S.Ateş)-Ve "O [azap] gerçek mi?" diye senden haber almak istiyorlar. De ki: “Evet. Rabbime ant olsun ki, o, kesinlikle bir gerçektir. Ve siz âciz bırakanlar değilsiniz.” (H.Yılmaz)-Bazıları da sana, “Bütün bunlar gerçek mi?” diye soruyorlar. De ki: “Elbette! Rabbim hakkı için, katıksız gerçek bu; ve sizler de [büyük sorgulamadan] asla kaçamayacaksınız!” (M.Esed)-Ey Peygamber! Ortak koşucular, "Bu bildirdiğin azap, sahiden doğru mudur? diye senden haber bekliyorlar. De ki: éelbette, Rabbime yemin olsun o azap gerçektir ve siz o azabın gelmesini asla engelleyemezsiniz! (M.Sağ)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
54-) (O zaman), kendisine zulmeden her kişi, yeryüzünde ne varsa hepsi kendisinin olsaydı (azabdan kurtulmak için) onu fidye verirdi. Azabı gördükleri zaman, içlerinde pişmanlık duyarlar, aralarında adaletle hükmedilir, asla haksızlığa uğratılmazlar.(S.Ateş)-Ve eğer ki, zulüm yapmış olan herkes yeryüzünde ne varsa kendisinin olsa onu feda ederdi [kurtulmalık verirdi]. Ve onlar azabı görünce pişmanlık duyardı. Ve aralarında adalet gerçekleştirildi. Ve onlar haksızlığa uğramazlar. (H.Yılmaz)-Haksızlık yapan herkes, dünyadaki her şey onun olsa, [o Gün] onu kurtulmak için fidye olarak verirdi. Ve [o zalimler kendilerini bekleyen] azabı görünce pişmanlıklarını gösterecek gücü (bile) kendilerinde bulamayacaklar. Yine de onlar hakkında adaletle yargıda bulunulacak; kendilerine zulmedilmeyecektir. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
55-) İyi bil ki, göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah\ındır. İyi bil ki Allah'ın va'di gerçektir, fakat çokları bilmiyorlar.(S.Ateş)-Haberiniz olsun! Şüphesiz göklerde ve yerde olan şeyler Allah içindir. Haberiniz olsun! Şüphesiz Allah`ın vaadi gerçektir. Velâkin onların çoğu bilmiyorlar.(H.Yılmaz)-Dikkat edin! Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır! Dikkat edin! Allah'ın vaadi, başa gelmesinden şüphe edilmeyecek bir gerçektir; ne var ki, onların çoğu bunu bilmez! (M.Esed)
56-) O, yaşatır, öldürür ve siz O\na döndürülüp götürüleceksiniz.(S.Ateş)-O [Allah], hayat verir ve öldürür. Ve siz, yalnızca O`na döndürüleceksiniz.(H.Yılmaz)-Hayatı bahşeden ve ölümü takdir eden O'dur; ve sonunda hepiniz O'na dönmek zorundasınız.(M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
57-) Ey insanlar, size Rabbinizden bir öğüt, göğüslerde olan(sıkıntılar)a şifa ve inananlara bir yol gösterici ve rahmet gelmiştir.(S.Ateş)-Ey insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt, göğüslerdekine şifa, inananlara bir kılavuz ve bir rahmet gelmiştir.(H.Yılmaz)-EY İNSANLAR! İşte Rabbinizden size bir öğüt, kalplerde olabilecek her türlü [darlık ve hastalık] için bir şifa ve [O'na] inanan herkes için hidayet ve rahmet gelmiş bulunuyor. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
58-) De ki: "Allah\ın lutfiyle, rahmetiyle (evet) ancak onunla ferahlansınlar. O onların toplayıp yığdıklarından hayırlıdır."(S.Ateş)-Ey Peygamber! De ki: "Bütün bunlar, Allah'ın insanlara lütfu ve acımasıdır. Onlar bununla sevinip rahatlasınlar. Allah'ın lutfu ve rahmetini kazanmak, insanların dünyada biriktirdiklerinin hepsinden daha iyidir. (M.Sağ)- De ki: “Bunlar, Allah`ın ihsanıyla ve rahmetiyledir. İşte yalnızca bunlarla sevinsinler. Bu, onların toplayıp durduklarından daha hayırlıdır.” (H.Yılmaz)-Söyle (onlara), Allah'ın bu cömertliği ve rahmetiyle işte böylece sevinsinler: (sevinsinler ki,) bu onların toplayıp biriktirdiği her şeyden daha üstün, daha iyidir! (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
59-) De ki: "Gördünüz mü, Allah\ın size rızık olarak indirdiği şeylerin bir kısmını haram ve bir kısmını helal yaptınız." De ki: "Allah mı size böyle izin verdi, yoksa siz Allah'a iftira mı ediyorsunuz?"(S.Ateş)-De ki: “Gördünüz mü [Ne dersiniz]? Allah sizin için nice rızklar indirdi de siz onlardan bir kısmını haram ve helâl yaptınız.” De ki: “Allah mı izin verdi size yoksa siz Allah`a iftira mı ediyorsunuz [Allah adına yalan mı uyduruyorsunuz]?” (H.Yılmaz)-De ki: “Hiç Allah'ın sizin için rızık olarak indirdiği şeyler üzerinde düşündünüz mü? O rızıklar ki, bir kısmını yasaklıyor, bir kısmını da meşru görüyorsunuz”. De ki: “[Böyle yapmanız konusunda] size Allah mı izin verdi; yoksa (düpedüz) kendi tahminlerinizi mi Allah'a yakıştırıyorsunuz?” (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
60-) Allah\a yalan uyduranların kıyamet günü hakkındaki zanları nedir? Muhakkak ki Allah, insanlara karşı lutuf sahibidir, ama çokları şükretmiyorlar.(S.Ateş)-Ve Allah’a yalanı iftira atanların kıyamet gününe kanaati nedir? Şüphesiz Allah, insanlara lütfedendir velâkin onların çoğu şükretmiyorlar [karşılığını ödemiyorlar].(H.Yılmaz)-Peki, bu kendi yalanlarını Allah'a yakıştıranlar, Kıyamet Günü [başlarına gelecek olan] hakkında acaba ne düşünüyorlar? Gerçek şu ki, Allah insanlara karşı sınırsız cömertlik göstermektedir; ama (ne yazık ki) onların çoğu şükrünü bilmez. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
61-) Ne işte bulunsan, Kur\an'dan ne okusan ve siz ne iş yapsanız mutlaka biz, içine daldığınız an üzerinizde şahidiz (her yaptığınızı görürüz). Ne yerde, ne de gökte zerre ağırlığınca bir şey, Rabbin(in bilgisin)den kaçmaz. Ne bundan küçük, ne de büyük hiçbir şey yoktur ki, hepsi apaçık bir Kitapta olmasın.(S.Ateş)-Ve sen hangi işi yaparsan yap, Kur`an`dan onun hakkında ne okursan oku ve siz ne işte çalışırsanız çalışın, unutmayın ki, siz ona dalıp gitmişken, Biz sizin üzerinizde şahidiz. Yerde ve gökte zerre ağırlığınca hiç bir şey Rabbinizden uzak kalmaz. Ve bundan küçüğü ve daha büyüğü ancak apaçık bir kitaptadır. (H.Yılmaz)-VE [SEN, ey Peygamber] hangi koşullarda olursan ol, bu [ilahî kitaptan] okunacak hangi konuyu dile getirirsen getir ve [siz ey insanlar] hangi işi yaparsanız yapın, [unutmayın ki] siz bu işlere giriştiğiniz an[dan itibaren] Biz üzerinizde gözlemci bulunuyoruz: çünkü ne yerde, ne de gökte tartıya gelmeyecek kadar küçük şeyler bile senin Rabbinin bilgisinden kaçamaz; ne bundan daha da küçüğü, ne de bundan büyüğü yoktur ki [O'nun] apaçık takdirinde kaydedilmiş olmasın. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
62-) İyi bil ki, Allah\ın velilerine (sevdiklerine) korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.(S.Ateş)-Açın gözünüzü! Allah’ın veliylerine kesinlikle kaygı yoktur. Onlar üzülmeyecekler de(H.Yılmaz)-Unutmayın ki, Allah'a yakın olanların korkmaları için bir sebep yoktur; onlar acı ve üzüntü çekmeyecekler. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
63-) Onlar ki, inandılar ve korunurlardı.(S.Ateş)-Çünkü Onlar, Allah'a ortak koşmadan inandılar ve O'na saygılı davrandılar.(M.Sağ)-ki onlar inanan ve takvalı davranan kimselerdir- (H.Yılmaz)-Onlar, imana erişip Allah'a karşı hep bilinçli ve duyarlı kalmaya çalışan kimselerdir.(M.Esed)
64-) Dünya hayatında da, ahirette de müjde onlara! Allah\ın kelimeleri değişmez (O'nun verdiği söz, mutlaka yerine getirilir). İşte bu, büyük kurtuluştur.(S.Ateş)-Dünya yaşamında da ahrette de mutluluk onlarındır. Allah'ın verdiği söz değişmez. İşte bu, en büyük mutluluktur. (M.Sağ)-Onlara dünya hayatında ve ahiret hayatında müjde vardır. Allah`ın sözleri için değişiklik diye bir şey yoktur. İşte bu, en büyük kurtuluşun ta kendisidir.(H.Yılmaz)-Onlar için hem bu dünya hayatında hem de sonraki hayatta müjdeler var. Ve Allah'ın vaadlerinde asla bir değişme olmayacak [olduğuna göre], işte budur en büyük zafer, en büyük başarı! (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
65-) Onların sözü seni üzmesin, üstünlük tamamen Allah\ındır. İşiten ve bilen O'dur.(S.Ateş)-Ve onların sözü seni üzmesin. Kesinlikle izzet [hâkimiyet, şan ve şeref] bütünüyle Allah’a aittir. O, en iyi işiten, en iyi bilendir. (H.Yılmaz)-Bu itibarla, [hakkı inkar edenlerin] sözleri sana acı ve sıkıntı vermesin. Çünkü kudret ve üstünlük bütünüyle Allah'a özgüdür: her şeyi işiten O'dur, her şeyi özüyle bilen O. (M.Esed)-Ey Peygamber! Ortak koşucuların sözleri seni üzmesin. Çünkü üstünlük tümüyle Allah'a aittir. Allah işitendir, bilendir.(M.Sağ) -- Açıklama ( Gizle / Göster)
66-) İyi bilki, göklerde ve yerde kim varsa hepsi Allah\ındır. Allah'tan başkasına yalvaranlar (gerçekte koştukları) ortaklara uymuyorlar, onlar sadece zanna uyuyorlar, (hayallerine kapılıyorlar) ve onlar sadece saçmalıyorlar.(S.Ateş)-Gözünüzü açın! Göklerde olan kimseler ve yeryüzünde olan kimseler kesinlikle Allah’ındır. Ve Allah’ın astlarından istekte bulunan kimseler, eş tuttuklarına tâbi olmuyorlar. Onlar sadece zanna uyuyorlar ve onlar sadece yalan söylüyorlar.(H.Yılmaz)-UNUTMAYIN Kİ, göklerde ve yerde kim varsa hepsi ister istemez Allah'a aittir; hal böyleyken, peki, Allah dışında tanrısal nitelikler yakıştırılan varlıklara yalvarıp yakaran kimseler (böyle yapmakla) neye uyuyorlar? Sadece zanna uyuyorlar; yalnızca tahmine dayanıyorlar. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
67-) Geceyi sizin istirahat etmenize elverişli, gündüzü de (geçiminizi sağlamanız için) aydınlık yapan O\dur. Şüphesiz, bunda işiten bir toplum için ibretler vardır.(S.Ateş)-O [Allah], içinde dinlenesiniz diye sizin için geceyi, göresiniz diye de gündüzü kılandır. Şüphesiz bunda kulak verecek bir kavim için ayetler vardır. (H.Yılmaz)-[Oysa,] bağrında dinlenesiniz diye geceyi ve [işlerinizi] görüp gözetesiniz diye gündüzü var eden O'dur; işte bunda, dinleyip [ders almak] isteyen insanlar için ayetler vardır. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
68-) Allah, çocuk edindi, dediler. Haşa, Allah bundan uzaktır, O zengindir (hiçbir şeye muhtaç değildir). Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O\nundur. Bu hususta hiçbir deliliniz yok. Allah hakkında bilmediğiniz şeyi mi söylüyorsunuz?(S.Ateş)-Dediler ki: “Allah, çocuk edindi.” O, bundan münezzehtir. O, Ğaniyy’dir [zengindir; hiçbir şeye muhtaç değildir]. Göklerde ve yerde olan şeyler O`nundur. Buna dair yanınızda hiç bir delil yoktur. Allah`a karşı bilmeyeceğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz? (H.Yılmaz)-(Bütün bu açıklamalardan sonra [yine de]), “Allah kendine bir oğul edindi!” diyorlar. O yüceler yücesi, kendisine yakışmayacak niteliklerden kesinlikle uzaktır! Her bakımdan mutlak olarak kendine yeterlidir: göklerde ve yerde var olan her şey O'na aittir! Sizinse elinizde bu [tür iddialarınızı] destekleyecek hiçbir deliliniz yoktur! Hal böyleyken, bilemeyeceğiniz şeyi mi Allah'a yakıştırıyorsunuz? (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
69-) De ki: "Allah hakkında yalan uyduranlar, iflah olmazlar!"(S.Ateş)-De ki: “Şu, Allah’a yalan uyduran kimseler kesinlikle kurtulamazlar.”(H.Yılmaz)-De ki: “Kendi uydurdukları yalanı Allah'a yakıştıranlar asla esenliğe erişemeyeceklerdir!” (M.Esed)
70-) Dünyada biraz geçinir, sonra bize dönerler. Sonra da biz, inkarlarından dolayı onlara şiddetli azabı taddırırız.(S.Ateş)-[O şeyler] Dünyada bir kazanımdır. Sonra dönüşleri yalnızca Bizedir. Daha sonra da inkâr ettikleri şeyler nedeniyle kendilerine o çetin azabı tattıracağız.(H.Yılmaz)-[Kısa süren] bir tutunmadır bu dünyadaki; ve sonra onların dönüşü er geç Bize olacak: Ve Biz de, hakkı inat ve ısrarla inkar etmelerinin karşılığı olarak onlara o çok yoğun, çok şiddetli acıyı tattıracağız. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
71-) Onlara Nuh\un haberini oku. Kavmine: "Ey kavmim demişti, eğer benim kalkıp size Allah'ın ayetlerini hatırlatmam, size ağır geldiyse, o halde ben Allah'a dayandım, siz de ortaklarınızla beraber toplanıp yapacağınız işi kararlaştırın da işiniz başınıza dert olmasın. Sonra hükmünüzü bana uygulayın, bana hiç fırsat da vermeyin!"(S.Ateş)-Bir de onlara Nuh`un önemli haberlerini oku: Hani o kavmine; “Ey kavmim, eğer benim aranızda duruşum/ size karşı çıkışım ve Allah`ın ayetleriyle öğüt verişim size ağır geliyorsa, şunu bilin ki, ben yalnızca Allah`a tevekkül etmişimdir. Artık siz ve ortaklarınız her ne yapacaksanız toplanıp bütün gücünüzle karar veriniz. Sonra bu işiniz size dert olmasın. Sonra bana gerçekleştirin, bana mühlet de vermeyin.(H.Yılmaz)-(ŞİMDİ artık) onlara Nûh'un başından geçenleri anlat; hani o, kavmine: “Soydaşlarım!” demişti, “eğer benim [aranızdaki] konumum ve Allah'ın ayetlerini size bildirmem zorunuza gidiyorsa, bilin ki, ben Allah'a güveniyorum. Öyleyse, artık [bana] yapacağınızı yapmak için hem kendi gücünüzü hem de Allah'tan başka tanrılık yakıştırdığınız yardımcılarınızı bir araya toplayın; bir kere ne yapacağınıza karar verdikten sonra da artık girişeceğiniz eylem sizi tasalandırmasın; [neye ki karar verdiyseniz] bana karşı artık elinizden geleni ardınıza komayın; hem de bana hiç soluk aldırmadan! (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
72-) Eğer yüz çevirdiyseniz (neden?), ben sizden bir ücret istemedim ki! Benim ücretim, ancak Allah\ın üzerinedir. Bana müslümanlardan olmam emredilmiştir.(S.Ateş)-Sonra da eğer yüz çevirirseniz; zaten ben sizden bir ücret istemedim! Benim ücretim sadece Allah’ın üzerinedir. Ve ben müslümanlardan olmakla emrolundum” demişti. (H.Yılmaz)-Beri yandan, eğer [size ulaştırdığım mesajdan] yüz çevirirseniz, [hatırlayın ki,] ben sizden bir karşılık beklemiş değilim; benim ücretim(i ödemek) Allah'tan başkasına düşmez; çünkü ben kendini O'na teslim edenlerden biri olmakla emrolundum”. (M.Esed)
73-) Yine de onu yalanladılar. Biz de onu ve gemide onunla beraber bulunanları kurtardık, onları egemen yaptık ve ayetlerimizi yalanlayanları da boğduk. Bak işte uyarıl(ıp da yola gelmey)enlerin sonu nice oldu!(S.Ateş)-Buna rağmen yine de onu yalanladılar. Biz de onu ve gemide kendisiyle beraber olanları kurtardık. Ve onları halifeler yaptık. Ayetlerimizi inkâr edenleri de suda boğduk. O uyarılanların akıbetinin nasıl olduğuna bir bakıver.(H.Yılmaz)-(Bütün bu uyarılara rağmen) o'nu yalanlamaya kalkıştılar! Ve Biz de o'nu ve gemide o'nunla birlikte olanların hepsini kurtarıp (yeryüzüne) mirasçı kıldık; ayetlerimizi yalanlamaya kalkışanları ise suda boğduk: İmdi, bir bak, uyarıldıkları halde uymayan insanların sonu nasıl olurmuş! (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
74-) Sonra onun ardından bir çok elçileri kavimlerine gönderdik; onlara; belgeler getirdiler. (Fakat onlar) önce yalanlamış oldukları şeye bir türlü inanmıyorlardı. İşte haddi aşanların kalblerini böyle mühürleriz. (S.Ateş)-Sonra onun ardından kendi kavimlerine elçiler gönderdik de onlar, onlara apaçık belgeler getirdiler. Ama daha önce onu yalanlamaları nedeniyle inanmadılar. İşte Biz, haddi aşanların kalplerini böyle damgalarız/ mühürleriz.(H.Yılmaz)-VE SONRA, o'nun ardından -her birini kendi toplumlarına olmak üzere- [başka] elçiler gönderdik; öyle ki o'nlar da hakkın apaçık delillerini ortaya koydular; fakat onlar bir kere yalanlamış bulundukları şeye (sonradan) bir türlü inanmak istemediler: haddi aşanların kalplerini Biz işte böyle mühürleriz. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
75-) Sonra onların ardından Musa ve Harun\u ayetlerimizle birlikte Fir'avn'a ve adamlarına gönderdik; böbürlendiler ve suç işleyen bir topluluk oldular.(S.Ateş)-Sonra bunların arkasından Mûsâ ve Hârûn'u Âyetlerimizle Firavun'a ve ileri gelenlerine gönderdik. Fakat onlar büyüklendiler ve günahkâr bir kavim oldular. (H.Yılmaz)-Bu [ilk peygamberlerden] sonra Musa ve Harun'u ayetlerimizle Firavun ve onun seçkinler çevresine gönderdik: ne var ki onlar, günaha gömülüp gitmiş bir topluluk oldukları için, büyüklük tasladılar, (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
76-) Onlara katımızdan gerçek gelince: "Bu, apaçık bir büyüdür." dediler.(S.Ateş)-Musa öğrettiğimiz mucizeleri Firavun ve ekibine sergileyince. Onlar: "Bu apaçık bir büyüdür," dediler.(M.Sağ)-Katımızdan onlara bu gerçek gelince: "Doğrusu bu kesinlikle apaçık bir büyüdür. dediler.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-Kendilerine tarafımızdan gerçek gelince, "Hiç şüphesiz bu, kesinlikle apaçık bir sihirdir" dediler.(H.Yılmaz)-Öyle ki, kendilerine katımızdan hak geldiği zaman, “Bakın, bu düpedüz bir büyü!” dediler.(M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
77-) Musa: "Size gelen gerçek için böyle mi diyorsunuz? Büyü müdür bu? Halbuki büyücüler, iflah olmazlar!" dedi.(S.Ateş)-Musa da, "Size gelen gerçeği böyle mi nitelendiriyorsunuz? Bu bir büyümüdür? Oysa büyücüler başarıya ulaşamaz," demişti(M.Sağ)-Musa: "Size gelen bu gerçeğe dil mi uzatıyorsunuz? Bu büyü müdür? Oysa büyücüler başarı kazanamazlar" dedi(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-Mûsâ dedi ki: "Siz hakk için, o, size gelince, 'Bu, sihir midir' mi diyorsunuz? Hâlbuki sihirbazlar iflâh olmazlar" [umduklarına eremezler].(H.Yılmaz)-Musa: “Size hak geldiğinde hakkında böyle mi konuşursunuz?” dedi, hiç büyü olabilir mi, bu? Hem de, büyücülerin mutlu sona asla ulaşamayacakları ortadayken!” (M.Esed) -- Açıklama ( Gizle / Göster)
78-) Dediler ki: "Sen bizi, babalarımızı üzerinde bulduğumuz şeyden çeviresin de yeryüzünde büyüklük yalnız ikinize kalsın diye mi geldin? Biz size inanacak değiliz!"(S.Ateş)-Onlar "Sen atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeyden bizi çeviresin ve yeryüzünde saltanat ikinizin olsun diye mi bize geldin? Biz ikinize de inanmayız!" dediler.(H.Yılmaz)-[Seçkinler:] “Bizi atalarımızı inanç ve uygulama olarak izler bulduğumuz yoldan çevirmeye ve böylece ikinizin bu ülkede söz sahibi kimseler olmanızı sağlamaya mı geldin? Her ne hal ise, size, ikinize inanmıyoruz!” dediler.(M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
79-) Fir\avn: "Bana bütün bilgili büyücüleri getirin." dedi.(S.Ateş)-Ve Firavun, “Bana en bilgili sihirbazların tümünü getirin!” dedi.(H.Yılmaz)-Ve Firavun “En usta sihirbazları bana getirin!” diye emretti. (M.Esed)
80-) Büyücüler gelince Musa onlara: "Atacağınızı atın (hünerinizi gösterin)." dedi.(S.Ateş)-Nihâyet sihirbazlar gelince, Mûsâ onlara, “Ne atacaksanız atın!” dedi.(H.Yılmaz)-Sihirbazlar gelince Musa onlara: “Haydi atın atmak [istediğinizi]!” dedi (M.Esed)
81-) Onlar (iplerini ve değneklerini atınca) Musa; "Sizin getirdiğiniz şey, büyüdür, dedi. Allah, onu mutlaka boşa çıkaracaktır. Çünkü Allah bozguncuların işini düzeltmez!"(S.Ateş)-Onlar ortaya atınca da Mûsâ, “Sizin getirdiğiniz şey sihirdir. Şüphesiz, Allah onu iptal edecektir [boş ve asılsızlığını ortaya çıkaracaktır]. Şüphe yok ki, Allah fesatçıların işini düzeltmez. (H.Yılmaz)-Böylece onlar [asâlarını] atıp [gözbağcılık yoluyla izleyenleri etkileyince] Musa onlara: “Bu yaptığınız sihirden başka bir şey değil; Allah bunu mutlaka boşa çıkaracaktır! Gerçek şu ki, Allah bozgunculuk yapanların işini asla ileri götürmez. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
82-) Ve suçlular istemese de Allah, sözleriyle gerçeği ortaya çıkaracaktır!(S.Ateş)-Ve Allah, günahkârların hoşuna gitmese de hakkı Kendi kelimeleriyle ortaya koyup gerçekleştirir” dedi.(H.Yılmaz)-Tersine, kelimeleriyle ancak hakkın ortaya çıkmasını sağlar; günaha gömülüp giden insanlar bundan hoşnut olmasalar da!” (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
83-) Fir\avn'ın ve adamlarının, kendilerine kötülük yapmasından korktukları için kavminin içinde Musa'ya, yalnız genç bir kuşaktan başkası inanmadı. Çünkü Fir'avn, yeryüzünde çok ululanan ve çok aşırı gidenlerden idi.(S.Ateş)-Sonra Firavun ve adamlarının kendilerini ateşe atacağı korkusundan dolayı Mûsâ'ya kendi kavminden bir soydan başka kimse iman etmedi. Ve şüphesiz Firavun yeryüzünde çok üstün idi ve o kesinlikle haddi aşanlardandı.(H.Yılmaz)-Firavun ve onun seçkinler çevresi kendilerine zulmeder korkusuyla [başkaları geri dururken] kavminden ancak birkaç kişi Musa'ya olan inançlarını açıkladılar: çünkü Firavun ülkede gerçekten de nüfûz ve iktidar sahibiydi, ve üstelik ölçüsüz, acımasız biriydi. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
84-) Musa dedi ki: "Ey kavmim, eğer Allah\a inandıysanız, gerçekten müslüman insanlar iseniz o'na dayanın." (S.Ateş)-Musa: "Ey halkım, eğer gerçekten Allah'a inanmış ve O'na teslim olmuş iseniz, yalnızca Allah'a güvenin," dedi (M.Sağ)-Ve Mûsâ: "Ey kavmim! Siz Allah'a iman ettinizse, sadece O'na teslim olan Müslümanlardan oldunuzsa, artık sadece O'na tevekkül edin!" dedi.(H.Yılmaz)-Musa: “Eğer Allah'a inanıyorsanız” dedi, “eğer gerçekten O'na bağlanıp kendinizi O'na teslim etmişseniz, öyleyse artık güvenin O'na!” (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
85-) Dediler ki: "Allah\a dayandık, Rabbimiz bizi o zulmeden kavme fitne yapma (bizi onların işkencesiyle deneme)! (S.Ateş)-Musa'ya inananlar da: "Biz Allah'a güvendik. Ey Rabbimiz! Bizi zalim halkın baskı ve işkencesiyle sınama" (M.Sağ)-Bunun üzerine onlar da: “Biz güvenimizi Allah'a bağlamışız! Ey Rabbimiz, bizi zalim bir topluluğun elinde rüsvay etme!” dediler. (M.Esed)-Onlar dediler ki: "Biz Allah'a tevekkül ettik; Rabbimiz, bizi zulme sapan bir kavim için bir fitne (konusu) kılma." (Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
86-) Acımanla bizi o inkarcı toplumdan kurtar.(S.Ateş)-Rahmetinle/acımanla bizi bu inkarcı halktan kurtar, diye dua ettiler.(M.Sağ)-. “Hakkı inkar eden bu toplumun elinden lütfunla kurtar bizi”. (M.Esed)-
87-) Musa\ya ve kardeşine "İkiniz kavminiz için Mısır'da evler hazırlayın (ey İsrail oğulları) evlerinizi karşı karşıya kurun, namaz kılın ve (ey Musa) mü'minleri müjdele" diye vahyettik.(S.Ateş)-Biz de Musa'ya ve kardeşine şöyle bir kurtulma yolu önerdik ve "Mısır'da halkını aydınlatacak toplantı yerleri hazırlayın. Bunlar birbirine yakın ve bağlantısı kolay olsun ki, ilişkilerinizde dikkat çekmesin. İnananlara Allah'ın yardım edeceğini de müjdeleyin. diye vahyettik/bildirdik.(M.Sağ)-Ve Biz Mûsâ ile kardeşine, "Kavminiz için Mısır'da birtakım evler hazırlayın ve evlerinizi kıble kılın ve salâtı ikame edin ve mü'minlere müjde verin!" diye vahyettik.(H.Yılmaz)-Biz de Musa ile kardeşine: “Şehirde halkınız için bazı evleri sığınak edinin” diye vahyettik, “ve [onlara deyin ki] ‘Evlerinizi ibadet yerine dönüştürün; ve namazda devamlı ve kararlı olun!’ Ve [sen ey Musa!] inananları [Allah'ın yardımıyla] müjdele!”(M.Esed) -- Açıklama ( Gizle / Göster)
88-) Musa: "Rabbimiz dedi, sen Fir\avn'a ve adamlarına yakın hayatta süs ve nice mallar verdin. Rabbimiz, senin yolundan saptırsınlar diye mi? Rabbimiz, onların mallarını yok et, kalblerini sık ki, acı azabı görünceye kadar inanmasınlar!"(S.Ateş)-Ve Mûsâ "Rabbimiz! Şüphesiz Sen Firavun'a ve ileri gelenlerine basit hayatta ziynet ve mallar verdin. –Rabbimiz! Senin yolundan saptırsınlar diye.– Rabbimiz! Onların mallarını sil süpür ve kalplerine sıkıntı düşür! Çünkü onlar o acıklı azabı görmedikçe iman etmeyecekler" dedi.(H.Yılmaz)-Ve Musa: “Ey Rabbim!” dedi, “gerçek şu ki, Sen Firavun ve onun seçkinler çevresine dünya hayatında görkem ve zenginlik verdin; öyle ki, bunun sonucu olarak onlar da, ey Rabbim, [başkalarını] Senin yolundan çeviriyorlar! Ey Rabbimiz, öyleyse artık onların zenginliklerini silip yok et, (ve böylece) kalplerini katılaştır; çünkü çetin azabı görmedikçe inanmayacaklar!” (M.Esed)-Musa dedi ki: "Rabbimiz, şüphesiz Sen, Firavun'a ve önde gelen çevresine dünya hayatında bir çekicilik (güç, ihtişam) ve mallar verdin. Rabbimiz,Senin yolundan saptırmaları için (mi?) Rabbimiz, mallarını yerin dibine geçir ve onların kalblerinin üzerini şiddetle bağla; onlar, acıklı azabı görecekleri zamana kadar iman etmeyecekler." (Mevdudi) -- Açıklama ( Gizle / Göster)
89-) (Allah): "ikinizin du\ası kabul olundu, dedi, doğru olun, bilmezlerin yoluna uymayın."(S.Ateş)-Allah Dedi ki: Ey Musa! İkinizin, sen ve kardeşinin duası kabul edilmiştir. Siz doğruluktan ayrılmayın ve bilgiden yoksun kimselerin yolunu izlemeyin.(M.Sağ)-O [Allah]: "Her ikinizin de duası kesinlikle kabul olundu. Öyleyse ikiniz doğru yolda devam edin! Ve bilmeyen kişilerin yolunu sakın izlemeyin!" dedi.(H.Yılmaz)-[Allah:] “Bu dileğiniz kabul olundu” dedi, “öyleyse, siz ikiniz dosdoğru yolda sabır ve sebatla devam edin ve [doğru nedir, eğri nedir] bilmeyenlerin yolunu izlemeyin!” (M.Esed)-.(Allah) Dedi ki: "İkinizin duası kabul olundu. Öyleyse dosdoğru yolda devam edin ve bilgisizlerin yoluna uymayın." (Mevdudi) -- Açıklama ( Gizle / Göster)
90-) İsrail oğullarını denizden geçirdik, Fir\avn ve askerleri de zulmetmek ve saldırmak için onların arkalarına düştü. Nihayet boğulma kendisini yakalayınca (Fir'avn): "Gerçekten İsrail oğullarının inandığından başka tanrı olmadığına inandım, ben de müslümanlardanım!" dedi.(S.Ateş)-Ve İsrâîloğulları'nı bol sudan; nehirden geçirdik. Ama Firavun ve askerleri azgınlık ve düşmanlıkla onları hemen takip etti. Nihâyet boğulma ona yetişince, “Gerçekten, İsrâîloğulları'nın inandığı Tanrı'dan başka tanrı olmadığına ben de inandım, ben de teslim olanlardanım” dedi. –(H.Yılmaz)-Derken İsrailoğulları'nı denizin öte yakasına geçirdik; bunun üzerine Firavun ve ordusu hışımla onların ardına düştü, [denizin dalgaları onları örtüp de Firavun] boğulmak üzereyken: “Elhak, inandım,” dedi, “İsrailoğulları'nın inandığı Tanrı'dan başka tanrı yok! Ve ben de artık kendini yürekten O'na teslim eden kimselerdenim!” (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
91-) Şimdi mi? Oysa daha önce isyan etmiş, bozgunculardan olmuştun? (denildi).(S.Ateş)-Allah, "Çok geç! Daha önce baş kaldırmış ve bozgunculardan olmuştun," dedi ve ekledi(M.Sağ)-Şimdi mi? Hâlbuki daha önce isyan etmiştin ve de bozgunculardan olmuştun.– (H.Yılmaz)-[Ona]: “Ancak şimdi mi?” denildi, “Oysa, bu güne kadar [Bize] hep başkaldırmış ve bozguncular arasında yer almıştın! (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
92-) Bugün senin (canından ayırdığımız) bedenini, (denizin dibinden) kurtarıp (sahilde) bir tepeye atacağız ki senden sonra gelenlere ibret olasın. Ama insanlardan çoğu bizim ayetlerimizden gafildirler.(S.Ateş)-"Ey Firavun! Seni, senden sonraki kuşaklara ibret olman için, bugün senin cesedini koruyacağız. Ne var ki insanların çoğu işaretlerimizden ders almıyorlar."(M.Sağ)-Artık Biz senden sonra geleceklere ibret olasın diye, bugün seni zırhınla birlikte kurtaracağız. Ve şüphesiz insanlardan birçoğu kesinlikle Bizim âyetlerimizden gafildirler.(H.Yılmaz)-[İmdi,] bugün senin sadece bedenini kurtaracağız ki, senden sonra gelecek olanlar için [uyarıcı] bir işaret olsun; çünkü, gerçek şu ki, insanların çoğu ayetlerimize karşı umursamazlık gösteriyor!” (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
93-) Andolsun biz, İsrail oğullarını iyi bir yere yerleştirdik ve onlara güzel rızıklar verdik. Kendilerine ilim gelinceye kadar ayrılığa düşmediler (de bilgi geldikten sonra ayrılığa düştüler). Şüphesiz Rabbin, kıyamet günü, anlaşmazlığa düştükleri şey hakkında aralarında hüküm verecektir.(S.Ateş)-Ve andolsun; İsrâîloğullarını çok güzel bir yurda yerleştirdik ve onları hoş nimetlerden rızklandırdık da kendilerine ilim gelene kadar ihtilâfa düşmediler. Şüphesiz Rabbin, o anlaşmazlığa düştükleri konularda, kıyamet günü, aralarında gerçekleştirecektir. (H.Yılmaz)-Derken, İsrailoğulları'na son derece güzel, emin bir yurt tayin ettik ve kendilerini temiz ve hoş rızıklarla rızıklandırdık. Ama, ne zaman ki [vahiy yoluyla] kendilerine (hakikat) bilgi(si) geldi, ancak o zaman aralarında çekişmeye, farklı görüşler benimsemeye başladılar: Allah, çekişmeye düştükleri her konuda Kıyamet Günü aralarında elbette hüküm verecektir. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
94-) Eğer sen, sana indirdiğimizden kuşkuda isen, senden önce Kitabı okuyanlara sor. Andolsun, sana Rabbinden hak geldi, sakın kuşkulananlardan olma!(S.Ateş)- Ey Muhammed! Sana bildirdiğim bu tarihsel olaylar hakkında bir kuşkun varsa, senden önce gönderdiğim kitabı/Tevratı okuyanlara sor. Yemin olsun! Rabbin sana, daha önceelçilerimin karşılaştıkları tarihsel olayları gerçek olarak anlattı. Sakın şüphecilerden olma.(M.Sağ)-Artık, sana indirdiğimiz şeylerin bir kısmından “şekk”te idiysen [“kesin bilgi”n yok idiyse], hemen senden önce kitap okuyan kimselere sor.Ant olsun ki, sana Rabbinden hakk gelmiştir. O hâlde sakın şüphe edenlerden olma! (H.Yılmaz)-BÜTÜN bunlardan sonra, [ey insanoğlu], sana indirdiğimiz şey[in doğruluğun]dan hâlâ şüphede isen, önceki çağlarda vahyedilmiş metin-(leri) okuyan kimselere sor: [O zaman anlayacaksın ki] Rabbinden sana gelen haktır. O halde, artık şüphecilerden olma. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
95-) Ve sakın Allah\ın ayetlerini yalanlayanlardan olma, yoksa ziyana uğrayanlardan olursun.(S.Ateş)-Sakın Allah`ın ayetlerini yalanlayanlardan da olma, sonra hüsrana uğrayanlardan olursun. (H.Yılmaz)-Allah'ın ayetlerini yalanlayan kimselerden olma ki, kendini kaybedenler arasında bulmayasın. (M.Esed)-Asla Allah'ın ayetlerini yalanlayanlardan da olma, aksi takdirde kaybedenlerden olursun.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
96-) Üzerlerine Rabbinin (azab) kelimesi hak olanlar inanmazlar.(S.Ateş)-Hakların da Rabbinin hükmü gerçekleşmiş olanlar inanmazlar.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-Gerçek şu ki, haklarında Rablerinin sözü [yargısı] gerçekleşmiş olanlar imana erişemeyeceklerdir.(M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
97-) Onlara bütün ayetler gelmiş olsa bile, acı azabı görünceye kadar (inanmazlar).(S.Ateş)-Fanatik inkarcılara her çeşit belge/ mucize gelse bile, can yakıcı azabı görünceye kadar inanmazlar.(M.Sağ)-Onlara bütün ayetler gelse de o acıklı azabı görmedikçe inanmazlar.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-Kendilerine her türlü kanıtlayıcı belge gelse bile, tâ ki [öte dünyada kendilerini bekleyen] o çok can yakıcı azabı gözleriyle görünceye kadar... (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
98-) Keşke bir kasaba olsaydı da inansaydı ve inanması kendisine fayda verseydi! Yalnız Yunus\un kavmi, inanınca, dünya hayatnda onlardan rezillik azabını kaldırmış ve onları bir süre daha yaşatmıştık.(S.Ateş)-Ne olurdu, iman edip de imanları kendilerine fayda vermiş bir kent olsaydı ya? Ancak Yunus’un kavmi ayrıdır. Onlar iman ettikleri vakit, basit yaşamda o rezillik azabını üzerlerinden kaldırdık ve onları bir süreye kadar yararlandırdık. (H.Yılmaz)-Çünkü, ne yazık ki, Yunus toplumundan başka, [bütün bireyleriyle topyekun] imana erişen ve böylece imanının (vereceği huzur ve güvenliği) tadan herhangi bir cemaat çıkmadı henüz. (Yunus'un soydaşları) inandıkları zaman, dünya hayatında [sürüklenebilecekleri] alçalmanın, bayağılaşmanın yol açacağı acıyı ve sıkıntıyı onlardan uzaklaştırdık ve belli bir süre varlıklarını sürdürmeleri için kendilerine fırsat verdik. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
99-) Rabbin isteseydi, yeryüzündekilerin hepsi mutlaka inanırdı. O halde sen mi insanları inanmaları için zorlayacaksın?(S.Ateş)-Ey Muhammed! Eğer Rabbin isteseydi, yeryüzünde yaşayan halkların tümü inanırdı. Hal böyle iken, insanları inanmaya sen mi zorlayacaksın? (M.Sağ)-Oysa Rabbin dileseydi elbette yeryüzündekilerin hepsi topluca inanırdı. Artık, inananlar olmaları için insanları sen mi zorlayacaksın?(H.Yılmaz)-İşte bunun gibi] Rabbin eğer öyle olmasını dileseydi, yeryüzünde yaşayan herkes topyekun imana erişirdi: Hal böyleyken, insanları inanıncaya kadar zorlayabileceğini mi sanıyorsun, (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
100-) Allah\ın izni olmadan hiç kimse inanmaz ve (Allah) pisliği (huzursuzluğu, azabı), akıllarını kullanmayanların üzerine kor.(S.Ateş)-Allah`ın izni olmaksızın, hiç kimse için iman etme yoktur. Ve O [Allah], kirliliği/ azabı aklını kullanmayanların üzerine kılar [bırakır].(H.Yılmaz)-hem de, hiç kimsenin, Allah'ın izni olmadıkça asla imana erişemeyeceği ve aklını kullanmayanlara alçaltıcı, bayağılaştırıcı [inançsız]lığı musallat edenin O olduğu (gerçeği) ortadayken? (M.Esed)-Ve şu da bir gerçek ki, hiçbir kimse kendisi istemedikten sonra, Allah o kimseye inanma izni vermez ve yine bilin ki, Allah akıllarını kullanmayanların üzerine pislik yağdırır/sürekli sıkıntı ve felaketlerden kurtulamazlar. (M.Sağ)-Allah’ın izni olmadan hiç kimse inanamaz. O, akıllarını kullanmayanları murdar kılar. (B.Bayraklı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
101-) Göklerde ve yerde olanlara bakın! de; ama o ayetler ve uyarılar, inanmayacak bir kavme yarar sağlamaz.(S.Ateş)-101 - De ki: “Göklerde ve yerde ne var bir bakın! -Ve iman etmeyecek bir topluluğa apaçık ayetler ve uyarmalar bir şey sağlamaz/ uyarmalar ne sağlar?].-(H.Yılmaz)-De ki: “Göklerde ve yerde var olanlara bakın da düşünün!” Ne var ki, inanmayacak olan bir topluma ne ayetlerin, ne de uyarmaların bir yararı dokunabilir!(M.Esed)-De ki: "Göklerde ve yerde ne var? bir bakıverin." İman etmeyen bir topluluğa apaçık ayetler ve uyarıp-korkutmalar bir şey sağlamaz. (Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
102-) Onlar sadece kendilerinden önce gelip geçenlerin başlarına gelen günler gibisini bekliyorlar öyle mi? De ki: "O halde bekleyin, ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim!"(S.Ateş)-Artık onlar, sadece, kendilerinden önce gelmiş geçmiş olanların uğradıkları günlerin aynısını mı bekliyorlar? De ki: “Bekleyin, ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim.” (H.Yılmaz)-O halde, kendilerinden önce gelip geçen [inkarcıların yaşadığı felaket] günlerinden başka günler mi bekliyorlar? De ki: “Öyleyse, [olacak olanı] bekleyin bakalım; doğrusu ben de sizinle beraber bekleyeceğim!” (M.Esed)
103-) Sonunda elçilerimizi ve inananları kurtarırız. İşte böyle, üzerimize bir borç olarak mü\minleri kurtarırız.(S.Ateş)-Sonra Biz, elçilerimizi ve iman edenleri kurtarırız. İşte böyle! Müminleri kurtarmak üzerimizde bir hakktır [düşen bir görevdir]. (H.Yılmaz)-[Çünkü bu konudaki değişmeyen uygulama şudur: hakkı inkar edip ayetlerimizi yalanlamaya kalkışanların felaketlerini hazırlarız;] ve buna karşılık elçilerimizi ve imana erişenleri kurtarırız. İşte bize hak olan, böylece inananları kurtarmamızdır. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
104-) De ki: "Ey insanlar, benim dinimden kuşkuda iseniz, ben sizin, Allah\tan başka taptıklarınıza tapmam; fakat sizi öldürecek olan Allah'a taparım. Bana mü'minlerden olmam emredilmiştir."(S.Ateş)-Ey Muhammed! De ki: "Ey insanlar! Size tebliğ ettiğim dinimden bir kuşku duyuyorsanız, bilesiniz ki, ben Allah'ı bırakıp da sizin Allah'a ortak koşarak taptığınız şeylere tapmam. Ben ancak, sizin canınızı alacak olan Allah'a taparım. Ben inananlardan olmakla emrolundum." (M.Sağ)-[EY PEYGAMBER,] de ki: “Ey insanlar, eğer benim imanımdan şüphede iseniz, [bilin ki,] kulluk etmem, sizin Allah'tan başka kulluk ettiğiniz varlıklara; ben yalnızca, sizi[n hepinizi] öldürecek olan Allah'a kulluk ederim: çünkü ben [yalnız O'na] inanan kimselerden biri olmakla emrolundum”. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
105-) Ve: "Yüzünü hanif (Allah\ı birleyici) olarak dine çevir; sakın (Allah'a) ortak koşanlardan olma!"(S.Ateş)-Ve Ey Muhammed! "Kendin tek Allah'a inanarak dini uygula; Allah'a ortak koşarak değil.(M.Sağ)-Ve ben müminlerden olmamla ve ‘yüzünü [tüm benliğini] haniyf olarak [şirkten, küfürden Hakk’a dönen biri olarak] Din’e döndür (H.Yılmaz)-[Ey İnsanoğlu,] işte böyle (sen de) yüzünü, yalancı, aldatıcı şeylerden bütünüyle arınmış olarak, sebat ve samimiyetle [gerçek] inanca çevir; Allah'tan başkasına tanrılık yakıştıranlardan olma. (M.Esed)-Dosdoğru dine yönel ve asla ortak koşanlardan olma! (Ö.Dumlu-H.Elmalı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
106-) Allah\tan başka; sana ne fayda, ne de zarar veremeyecek olan şeylere yalvarma! Eğer böyle yaparsan, o takdirde sen muhakkak zalimlerden olursun. (diye emredilmiştir).(S.Ateş)-Doğrudan Allah'a değil de, sana ne yarar ve ne de zarar vermeyenleri Allah'a ortak koşarak yalvarma. Böyle yaparsan o zaman zalimlerden olursun." (M.Sağ)-ve sakın müşriklerden olma ve Allah`ın astlarından sana fayda vermeyen, zararı da dokunmayacak olan şeylere yalvarma! Buna rağmen eğer yaparsan, o zaman hiç şüphesiz sen zalimlerden olursun’ diye emrolundum.” (H.Yılmaz)-Sana ne bir yarar, ne de bir zarar verebilecek durumda olmayan varlıkları Allah'la beraber anıp onlara yalvarıp yakarma: çünkü, eğer böyle yaparsan muhakkak ki zalimlerden olursun! (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
107-) Eğer Allah sana bir zarar dokundursa onu, yine O\ndan başka kaldıracak yoktur ve eğer sana bir hayır dilese, O'nun keremini de geri çevirecek yoktur. Hayrını, kullarından dilediğine verir. O, bağışlayandır, esirgeyendir.(S.Ateş)-Ve eğer Allah, sana bir zarar dokunduracak olursa, onu O’ndan başka giderecek biri yoktur. Ve eğer sana bir hayır dilerse, o zaman da O’nun fazlını geri çevirecek biri yoktur. O, onu [lütfunu] kullarından dilediğine isabet ettirir. Ve O [Allah] çok yarlıgayıcı, çok merhametlidir.(H.Yılmaz)-Ve [bil ki,] eğer senin başına Allah bir darlık, bir sıkıntı saracak olsa, O'ndan başka onu giderecek yoktur: Ve eğer hakkında iyilik, genişlik diliyorsa, O'nun lütuf ve cömertliğini engelleyebilecek kimse de yoktur; O lütuf ve cömertliğini kullarından dilediğine nasip eder. Çünkü çok acıyan-esirgeyen gerçek bağışlayıcı O'dur. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
108-) De ki: "Ey insanlar, işte size Rabbinizden gerçek geldi. Artık yola gelen, kendisi için gelir; sapan da kendi zararına sapar. Ben sizin üzerinize vekil değilim!"(S.Ateş)-Ey Peygamber De ki, "Ey insanlar! Rabbinizden size Kur'an gelmiş bulunuyor. Kim inanırsa kendisi için inanmış olur, kim de saparsa kendi zararına sapar. Ben sizden sorumlu değilim/ Ben, sadece bana bildirileni size bildirmekle görevliyim" (M.Sağ)-De ki: “Ey insanlar! Rabbinizden, elbette, size hakk gelmiştir. Artık doğru yola giren ancak kendisi için girmiştir ve gerçekten, sapan da kendi zararına sapmıştır. Ve ben, sizin üzerinize vekil [sizi ayakta tutan; sizden sorumlu biri] değilim.”(H.Yılmaz)-[EY PEYGAMBER,] de ki: “Ey insanlar, şimdi size Rabbinizden hakikat (bilgisi) gelmiş bulunuyor artık. Bundan böyle her kim ki doğru yolu izlemeyi seçerse, bunu kendi lehine seçmiş olacaktır; ve her kim ki sapıklığı seçerse, yine bunu kendi aleyhine seçmiş olacaktır. Sizin davranışınızdan sorumlu değilim ben”. (M.Esed)-De ki: “Ey İnsanlar! Size Rabbinizden hak olan Kur’an gelmiştir. Artık kim doğru yola gelirse, ancak kendisi için gelecektir. Kim de saparsa, o da ancak kendi aleyhine sapacaktır. Ben sizin üzerinize vekil değilim. (B.Bayraklı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
109-) Sana vahyolunana uy ve Allah hükmünü verinceye kadar sabret. O, hüküm verenlerin en iyisidir.(S.Ateş)-Ey Peygamber! Sen, sadece sana vahyedileni/ bildirileni tebliğ et ve Allah hüküm verinceye kadar mucadeleni sürdür. Allah, hüküm verenlerin en iyisidir.(M.Sağ)-Ve sen sana vahyolunan şeye uy! Ve Allah hükmünü verinceye kadar sabret! Ve O [Allah], hüküm verenlerin en hayırlısıdır.(H.Yılmaz)-[Sana gelince, Ey Muhammed, sen de] yalnızca sana vahyedilene uy ve Allah hükmünü verinceye kadar sabret: çünkü hükmedenlerin en iyisi O'dur. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)