Sayfanın başına git
Önceki Sayfa
Ana Sayfa
Kur'an Ne Diyor
" 31. o\nunla benim gücümü pekiştir " ( Tâ-Hâ - 31.Ayet) ( Ayeti incele )
 
 
 
İbrahim
1-) Elif lam ra. (Bu,) Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa çıkarıp o güçlü ve övgüye layık olan(Allah)ın yoluna iletmen için sana indirdiğimiz Kitaptır.(S.Ateş)-Elif , Lâm , Râ . Bu, Bizim, insanları Rablerinin izni ile karanlıklardan aydınlığa; Aziz’in, Hamîd’in; göklerde olan şeyler, yeryüzünde olan şeyler Kendisinin olan Allah’ın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz bir kitaptır. (H.Yılmaz)-Elif-Lâm-Râ. BU, RABLERİNİN izniyle bütün insanlığı kopkoyu karanlıklardan aydınlığa, O yüceler yücesinin, O her övgüye layık olanın yoluna çıkarasın diye sana indirdiğimiz [bir vahiy,] bir ilahî kelâmdır.(M.Esed)-Elif, Lâm, Râ. Bu bir Kitaptır ki, Rabbinin izniyle insanları karanlıklardan nura, O güçlü ve övgüye layık olanın yoluna çıkarmak için onu sana indirdik.(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
2-) O Allah ki, göklerde ve yerde olanların hepsi O\nundur. Çetin azabdan dolayı vay şu kafirlerin haline!(S.Ateş)-O Allah(ın yoluna) ki, göklerde ve yerde ne varsa, hepsi O'nundur. Kendilerini bekleyen o çok zorlu azaptan ötürü, hakkı inkar edenlerin vay haline! (M.Esed)-O Allah ki göklerde ve yerde bulunanların hepsi O'nun kontrolündedir. Hak ettikleri çetin azaptan dolayı vay inkarcıların haline.(M.Sağ)
3-) Ki onlar, dünya hayatını ahirete tercih ederler, Allah\ın yoluna engel olur ve onun eğrilmesini isterler. İşte onlar,derin bir sapıklık içindedirler.(S.Ateş)-Ve dünya hayatını ahirete tercih eden, Allah'ın yolundan çeviren ve onun eğriliğini isteyen şu kâfirlerin, şiddetli bir azaptan dolayı, vay haline! İşte bunlar, çok uzak bir sapıklık içindedirler. (H.Yılmaz)-Onlar ki, dünya hayatını biricik sevgi nesnesi olarak seçip onu ahiret [düşüncesine bütünüyle] yeğ tutarlar; ve başkalarını Allah'ın yolundan çevirip onu eğri ve dolambaçlı göstermeye çalışırlar. İşte çok derin, onulmaz bir sapıklık içinde olan, böyleleridir. (M.Esed)-Onlar, dünya hayatını ahirete tercih ederler, Allah'ın yolundan alıkoyarlar ve onu çarpıtmak isterler (veya onda çarpıklık ararlar). İşte onlar, uzak bir sapıklık içindedirler. (Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
4-) Biz, her elçiyi kendi kavminin diliyle gönderdik ki olara açıklasın. Allah dilediğini şaşırtır, dilediğini yola iletir. O, azizdir, hüküm ve hikmet sahibidir.(S.Ateş)-Ve Biz onlara, açıkça ortaya koysun diye, her peygamberi yalnız kendi kavminin diliyle gönderdik. Artık Allah dilediğini/dileyeni saptırır, dilediğini/dileyeni de doğru yola iletir. Ve O, Azîz’dir, Hakîm’dir.(H. Yılmaz)-BİZ HER ELÇİYİ, mutlaka kendi halkının diliyle [vahyedilmiş bir mesajla] gönderdik ki, [hakkı] onlara açık (ve dolaysız) bir biçimde ulaştırabilsin; artık bundan sonra Allah [sapmayı] dileyeni sapıklık içinde bırakır, [doğru yolu tutmayı] dileyeni de doğru yola yöneltir, çünkü doğru hüküm ve hikmetle edip-eyleyen en yüce iktidar sahibi O'dur. (M.Esed)-Biz hiç bir peygamberi, kendi kavminin dilinden başkasıyla göndermedik ki, onlara apaçık anlatsın. Böylece Allah, dilediğini şaşırtıp-saptırır, dilediğini hidayete yöneltip-iletir. O, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
5-) Andolsun biz, Musa\yı da "Kavmini karanlıklardan aydınlığa çıkar, onlara Allah'ın günlerini (geçmiş milletlerin başlarına gelen olayları) hatırlat!" diye ayetlerimizle birlikte göndermiştik. Şüphesiz bunda sabreden, şükreden herkes için ayetler (ibret verici işaretler) vardır.(S.Ateş)-Ve ant olsun ki, Musa'yı “Kavmini karanlıklardan aydınlığa çıkar, onlara Allah’ın günleri ile öğüt ver” diye ayetlerimizle elçi gönderdik. Şüphe yok ki bunda çok sabreden ve çok şükreden herkes için nice ayetler vardır.(H.Yılmaz)-Ve nitekim, Musa'ya ayetlerimizi gönderip kendisine: “Halkını kopkoyu karanlıklardan aydınlığa çıkar ve onlara Allah'ın Günleri'ni hatırlat!” diye [emrettik]. Çünkü bu [hatırlatmada], darlığa sonuna kadar göğüs germesini ve [Allah'a] yürekten şükretmesini bilen herkes için mutlaka çıkarılacak dersler vardır.(M.Esed)-Andolsun biz Musa'yı: "Kavmini karanlıklardan nura çıkar ve onlara Allah'ın günlerini hatırlat" diye ayetlerimizle göndermiştik. Şüphesiz bunda çokça sabreden ve şükreden herkes için gerçekten ayetler vardır.(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
6-) Musa, kavmine demişti ki: "Allah\ın üzerinizdeki ni'metini hatırlayın, O sizi Fir'avn soyundan kurtardı. Onlar sizi işkencenin en kötüsüne koşuyorlar, oğullarınızı kesiyorlar, kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. Bunda Rabbinizden size büyük bir imtihan vardı.(S.Ateş)-Ve hani Musa kavmine demişti ki: “Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın; Hani O, sizi, sizi işkencenin kötüsüne çarpıtan, oğullarınızı boğazlayan ve kadınlarınızı sağ bırakan Firavun ailesinden kurtardı. Ve işte bunda Rabbinizden size çok büyük bir bela vardır. (H.Yılmaz)-Hani, Musa [da] halkına [bu doğrultuda]: “Allah'ın size bahşettiği nimeti hatırlayın!” demişti, “O sizi Firavun yönetiminin elinden kurtarmıştı; (onlar ki) size dayanılmaz acılar çektiriyor; oğullarınızı boğazlayıp, kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı: (eğer bilirseniz) size Rabbinizden büyük bir sınamaydı, bu. (M.Esed)
7-) Ve Rabbiniz size şöyle bildirmişti: "Andolsun şükrederseniz elbette size daha fazla veririm ve eğer nankörlük ederseniz azabım pek çetindir."(S.Ateş)-Ve hani Rabbiniz ilan etmişti: ‘Ant olsun ki şükrederseniz elbette size artırırım ve eğer nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım çok çetindir.’” (H.Yılmaz)-Ve [yine hatırlayın ki] Rabbiniz size (şöyle) bildirmişti: “[Bana] şükrederseniz, muhakkak ki size kat kat fazla veririm; yok, eğer nankörlük ederseniz, bilin ki Benim azabım gerçekten çok çetindir!” (M.Esed)-"Rabbiniz şöyle buyurmuştu: -Andolsun, eğer şükrederseniz gerçekten size arttırırım ve andolsun, eğer nankörlük ederseniz, şüphesiz, benim azabım pek şiddetlidir."(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
8-) Ve Musa dedi ki: "Siz ve yeryüzünde bulunanlar hep nankörlük etseniz, iyi bilin ki Allah zengindir, övülmüştür (sizin şükrünüze muhtaç değildir)".(S.Ateş)-Yine Musa dedi ki: “Eğer küfrederseniz/ nankörlük ederseniz; siz ve yeryüzündeki kimseler topluca, iyi biliniz ki Allah kesinlikle Ganiyy’dir, Hamîd’dir.”(H.Yılmaz)-Ve Musa (şöyle) ekledi: “Siz ve (sizinle birlikte) yeryüzünde yaşayan başka kim varsa, hepiniz hakkı inkar etseniz dahi, [bilin ki] Allah, yine de her türlü övgüye layık ve mutlak anlamda Kendine yeterli (Biricik Tanrı)dır. (M.Esed)-Musa demişti ki: "Eğer siz ve yeryüzündekilerin tümü küfredecek olsanız bile şüphesiz Allah hiç bir şeye muhtaç değildir övülmüştür."(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
9-) Sizden öncekilerin: Nuh, \Ad ve Semud kavimlerinin ve onlardan sonra gelenlerin -ki onları(n sayısını) Allah'tan başka kimse bilmez- haberi size gelmedi mi? Elçileri onlara kanıtlar getirdi de onlar, ellerini ağızlarına koydu (öfkelerinden parmaklarını ısırdı)lar (yahut: peygamberlerin ağızlarını tuttular): (S.Ateş)-Sizden öncekilerin; Nuh kavminin, Âd, Semûd ve onlardan sonra gelenlerin haberleri size gelmedi mi? Onları, Allah'tan başkası bilmez. Elçileri onlara apaçık kanıtlarla geldi de onlar, ellerini, onların [elçilerin] ağızlarına götürdüler. Ve: “Biz sizin kendisiyle gönderildiğiniz şeyi inkâr ettik ve şüphesiz biz, bizi çağırdığınız şeyden de şekk [yetersiz bilgi] ve endişe içindeyiz” dediler.(H.Yılmaz)-SİZDEN ÖNCE gelip geçen [inkarcı toplum]ların başına gelenlerden hiç haberiniz olmadı mı; Nûh kavminin, ‘Âd ve Semûd kavimlerinin ve onlardan sonra gelip geçen daha nicelerinin? Onlar(ın başına gelenleri) Allah'tan başka kimse bilmez. Onlara da kendileri için görevlendirilmiş olan elçiler, hakkı bütün açıklığıyla gösteren delillerle gelmişlerdi; fakat onlar, ellerini şaşkınlıkla ağızlarına götürüp “Biz, sizinle gönderildiğini iddia ettiğiniz mesajın hak olduğuna inanmıyoruz” dediler, “ve doğrusu bizi çağırdığınız şey[in mahiyetin]den yana ciddî bir şüphe ve şaşkınlık içindeyiz”. (M.Esed)-Sizden öncekilerin, Nuh kavminin, Ad ve Semud ile onlardan sonra gelenlerin haberi size gelmedi mi? Ki onları, Allah'tan başkası bilmez. Peygamberleri onlara apaçık delillerle gelmişlerdi de, ellerini ağızlarına götürüp (öfkelerinden ısırdılar) ve dediler ki: "Tartışmasız, biz sizin kendisiyle gönderildiğiniz şeyleri inkâr ettik ve bizi kendisine çağırmakta olduğunuz şeyden de gerçekten kuşku verici bir tereddüt içindeyiz."(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
10-) Elçileri: "Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında şüphe (edilir) mi? (O), sizin günahlarınızdan bir kısmını bağışlamak ve sizi belirtilmiş bir süreye kadar ertelemek için sizi davet ediyor" dediler. Onlar : "Siz de bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsiniz. Bizi, atalarımızın taptığından çevirmek istiyorsunuz. O halde bize açık bir delil getirin!" dediler.(S.Ateş)-Elçileri dedi ki: “Gökleri ve yeri yaratan, sizi günahlarınızı bağışlamak için çağıran ve belirlenmiş bir süreye kadar sizi erteleyen Allah hakkında şekk mi var?” Onlar: “Siz sadece bizim gibi bir beşersiniz, bizi babalarımızın taptıklarından alıkoymak istiyorsunuz. O halde bize apaçık bir delil getirin!” dediler.(H.Yılmaz)-Bu toplumlara gönderilen elçiler: “Hiç, göklerin ve yerin yaratıcısı olan Allah[ın varlığından, birliğinden] şüphe edilebilir mi?” dediler, “Sizi [geçmişteki] günahlarınızdan ötürü bağışlamak ve size [belirlediği] bir süre [bitince]ye kadar mühlet vermek üzere (doğru yola) çağıran O'dur! [Ama] onlar: “Sizler bizim gibi ölümlü insanlardan başka kimseler değilsiniz!” diye cevap verdiler, “Bizi, atalarımızın tapınageldiği şeylerden uzaklaştırmak istiyorsunuz; madem öyle, o zaman [Allah'ın elçileri olduğunuza dair] açık bir delil getirin bize!” (M.Esed)-Peygamberleri dedi ki: "Allah hakkında mı şüphe (etmektesiniz)?O, gökleri ve yeri yaratandır; O, sizi, günahlarınızı bağışlamak için davet etmekte ve sizi adı konulmuş bir süreye kadar ertelemektedir." Dediler ki: "Siz, bizim benzerimiz olan birer beşerden başkası değilsiniz. Siz bizi, babalarımızın tapmakta olduklarından çevirip-engellemek istemektesiniz, öyleyse bize apaçık olan ispatlayıcı bir delil getirin."(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
11-) Elçileri onlara dediler ki: "Evet biz de sizin gibi insandan başka bir şey değiliz. Fakat Allah, kullarından dilediğine lutfeder. Allah\ın izni olmadan biz size delil getiremeyiz. İnananlar, Allah'a dayansınlar."(S.Ateş)-Elçileri onlara dediler ki: “Biz ancak sizin gibi bir beşeriz. Velâkin Allah kullarından dilediğini kayırır. Ve Allah’ın izni olmadıkça bizim için size bir delil getirmemiz olacak şey değildir. Onun için de inananlar sadece Allah’a tevekkül etsinler. (H.Yılmaz)-Elçileri onlara: “Doğru, biz de sizler gibi sadece ölümlü kimseleriz” diye cevap verdiler, “ama işte Allah nimetini kullarından dilediğine bahşeder. Ayrıca, Allah'ın izni olmadıkça, [görevimiz hakkında] bir delil getirmek bizim harcımız değildir. Bu hususta inananlar yalnızca Allah'a güvenmelidirler. (M.Esed)-Peygamberleri onlara dedi ki: "Doğrusu biz, sizin gibi yalnızca bir beşeriz, ancak Allah kullarından dilediğine lütufta bulunur. Allah'ın izni olmaksızn size bir delil getirmemiz bizim için olacak şey değil. Mü'minler, ancak Allah'a tevekkül etmelidirler." (Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
12-) Bize yollarımızı göstermişken neden biz Allah\a dayanmayalım? Sizin bize yaptığınız eziyetlere katlanacağız. Tevekkül edenler, Allah'a dayansınlar.(S.Ateş)-Ve bize yollarımızı göstermişken, neden biz Allah'a tevekkül etmeyelim! Ve elbette biz, bize yaptığınız eziyetlere sabredeceğiz. Tevekkül edenler de yalnız Allah'a tevekkül etsinler." (H.Yılmaz)-Hem, izlediğimiz yolu bize gösteren Allah olduğuna göre, artık nasıl güvenmeyebiliriz ki O'na? “Bunun içindir ki, bize çektirdiklerinize mutlaka göğüs gereceğiz; çünkü bir kere Allah'a güven bağlamış olanlar sonuna kadar O'na güvenmekte devam edeceklerdir!” (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
13-) İnkar edenler, elçilerine dediler ki: "Ya sizi mutlaka yurdumuzdan çıkarırız, ya da bizim dinimize dönersiniz!" Rableri de onlara şöyle vahyetti, "zalimleri mutlaka helak edeceğiz!"(S.Ateş)-Ama hakkı inkar eden toplumlar, elçilerine şöyle dediler: “Ya bizim yolumuza dönersiniz, ya da kesinlikle sizi ülkemizden sürüp çıkarırız!” Bunun üzerine Rableri elçilerine: “Biz bu zalimleri mutlaka tepeleyeceğiz!” diye vahyetti, (M.Esed)-İnkar edenler peygamberlerine: "Yemin ederiz ki, ya sizi ülkemizden çıkaracağız, ya da bizim dinimize dönersiniz." dediler. Bunun üzerine Rableri peygamberlerine: "Biz, haksızlık edenleri kesinlikle helak edeceğiz" diye vahyetti.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-Küfre sapanlar, peygamberlerine dediler ki: "Hiç tartışmasız sizi kendi toprağımızdan süreceğiz ya da dinimize geri döneceksiniz." Böylelikle Rableri kendilerine vahyetti ki: "Hiç şüphesiz biz, zulmedenleri helak edeceğiz," (Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
14-) Ve onların ardından sizi o yere yerleştireceğiz. Bu, makamımdan korkan ve tehdidimden korkan için(verdiğim söz)dür.(S.Ateş)-ve onlardan sonra sizi mutlaka o yere yerleştireceğiz. Bu, makamımdan ve tehdidimden korkan içindir” diye vahyetti. (H.Yılmaz)-“Ve onlar yok olup gittikten sonra yeryüzüne elbette sizi yerleştireceğiz: bu [vaad] Benim makamıma karşı saygı ve sakınma gösteren ve tehdidimden korkan kimseler içindir!” (M.Esed)-"Ve onlardan sonra sizi o arza mutlaka yerleştireceğiz. İşte bu, makamımdan korkana tehdidimden korkana ait (bir ayrıcalıktır)." (Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
15-) (Elçiler, düşmanlarına karşı Allah\tan) fetih istediler ve her inatçı zorba perişan oldu.(S.Ateş)-Ve (elçiler) hakkın zafere ulaşması için [Allah'a] niyaz ettiler. Ve [böylece] hakkın o inatçı ve zorba düşmanlarının hepsi [sonunda] yok olup gittiler. (M.Esed)-(Peygamberler) Fetih istediler, (sonunda) her zorba inatçı bozguna uğrayıp -yok oldu- gitti.(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
16-) Ardından da kendisine irin (gibi) bir suyun içirileceği cehennem vardır.(S.Ateş)-Ardından cehennem vardır. Ve kendisine irinli sudan içirilecektir. (H.Yılmaz)-Bunlardan her birini cehennem beklemektedir; ve orada her birine azapla ağulanmış sudan içirilecek(M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
17-) O suyu yutmağa çalışır, fakat boğazından geçiremez ve her yandan ona ölüm geldiği halde yine ölemez. Bunun ardından da kaba bir azab!(S.Ateş)-Onu [irinli suyu] yudum yudum içecek; yutamayacak. Ve her yandan kendisine ölüm gelecek, fakat o ölü değildir [hiç ölmeyecek].(H.Yılmaz)-onu (içecek olan) yutkunacak, yutkunacak ama bir türlü yutamayacaktır. Ve orada insanı ölüm her yandan kuşatacak, ama insan, kendisini daha zorlu bir azap beklediğinden, bir türlü ölemeyecek. (M.Esed)-Zorla onu yudumlar. Nerede ise yutamaz. Her tarafından ölüm acısı duyar da bir türlü ölmez. Önünde çetin bir azap vardır.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
18-) Rablerine karşı nankörlük edenlerin iyi işleri, tıpkı fırtınalı bir günde rüzgarın savurduğu küle benzer. Kazandıklarından hiçbir şeyi ele geçiremezler. İşte derin sapıklık budur! (S.Ateş)-Rablerini inkâr eden kimselerin durumu; onların yaptıkları tıpkı fırtınalı bir günde rüzgârın şiddetle savurduğu bir kül gibidir. Kazandıklarından hiçbir şeyi elde tutamazlar. İşte bu, uzak sapıklığın ta kendisidir. (H.Yılmaz)-Rablerini inkara şartlanmış olanların yapıp-ettikleri, fırtınalı bir günde rüzgarın hışımla saçıp savurduğu küle benzemektedir; böyleleri kazandıkları [iyi] şeylerden [de ahirette] hiçbir yarar sağlayamazlar: çünkü [Allah'a karşı sergiledikleri] bu [inkarcı tutum] sapıklıkların en kötüsüdür. (M.Esed)-Rablerine küfredenlerin durumu şudur: Onların yaptıkları, fırtınalı bir günde rüzgârın şiddetle savurduğu bir kül gibidir. Kazandıklarından hiç bir şeye güç yetiremezler. İşte uzak bir sapıklık (içinde olmak) budur. (Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
19-) Allah\ın, gökleri ve yeri hak(ve hikmet) ile yarattığını görmedin mi? Dilerse sizi götürür ve yepyeni bir halk getirir.(S.Ateş)-Gökleri ve yeryüzünü Allah’ın gerçek ile yarattığını görmedin mi? O dilerse sizi giderir ve yepyeni bir halk/yaratılış getirir.(H.Yılmaz)-GÖRMÜYOR MUSUN(UZ), gökleri ve yeri belli bir [içsel] gerçekliğe göre yaratan Allah'tır? Dilerse sizi ortadan kaldırır ve [yerinize] yeni bir yaratılmışlar topluluğu getirir: (M.Esed)- Allah'ın gökleri ve yeri hak ile yarattığını görmüyor musunuz? Dilerse sizi giderir-yok eder ve yeni bir halk getirir. (Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
20-) Bu, Allah\a güç değildir.(S.Ateş)-Bu, Allah’a göre zor değildir.(H.Yılmaz)-Bu, Allah'a göre güç değildir.(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
21-) Hepsi Allah\ın huzurunda göründüler. Zayıflar, büyüklük taslayan(önder)ler(in)e: "Biz size tabi idik. Şimdi siz, bizden Allah'ın azabından (en ufak) bir şey savabilir misiniz?" dediler. (Büyüklük taslayanlar kendilerini ma'zur göstermek için: "Ne yapalım?") dediler: "Allah bize yol gösterseydi, biz de size yol gösterirdik. Artık biz sızlansak da, sabretsek de birdir; kaçıp sığınacak bir yerimiz yoktur!"(S.Ateş)-Onlar, toplu olarak Allah için ortaya çıktılar. Sonra da zayıf olan kişiler, büyüklük taslayan kişilere: “Şüphesiz bizler, sizlere uyan kimseler idik. Peki, şimdi siz, Allah'ın azabından bir şeyi bizden savar mısınız?” dediler. Onlar: “Allah, bize kılavuz olsaydı biz kesinlikle size kılavuz olurduk. Bizler sızlansak ya da sabretsek bizim için birdir. Bizim için kaçacak herhangi bir yer yoktur” dediler.(H.Yılmaz)-Ve [o Yargı Günü'nde insanların] hepsi Allah'ın huzuruna çıkacaklar; işte o zaman, zayıf olanlar bir vakitler büyüklük taslamış olanlara: “Bakın, bizler sizin izleyicilerinizdik” diyecekler, “o halde şimdi bizden Allah'ın azabını biraz olsun savabilecek güçte misiniz?” [Ötekiler buna şöyle] cevap verecekler: “Eğer Allah bize [kurtuluş] yolu[nu] gösterirse, şüphesiz, biz sizi de peşimizden sürükleriz; fakat, görebildiğimiz kadarıyla, şimdi artık sızlansak da, [hak ettiğimiz azaba] katlansak da, hepsi bir: bizim için artık kurtuluş yok!” (M.Esed)-Onların tümü-toplanıp Allah'ın huzuruna (kıyamette) çıktılar da zayıflar (müstaz'aflar) büyüklük taslayanlara (müstekbirlere) dedi ki: "Şüphesiz, biz size tâbi idik; şimdi siz, bizden Allah'ın azabından herhangi bir şeyi önleyebiliyor musunuz?" Dediler ki: "Eğer Allah bize doğru yolu gösterseydi biz de sizlere doğru yolu gösterirdik. Şimdi yakınsak da, sabretsek de farketmez, bizim için kaçacak hiç bir yer yoktur."(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
22-) İş bitirildikten sonra şeytan (onlara) şöyle dedi: "Allah size gerçek va\detti, ben de size va'dettim ama ben sözümden caydım! Benim sizi zorlayacak bir gücüm yoktu. Sadece sizi (küfür ve isyana) davet ettim. Siz de benim da'vetime koştunuz. O halde beni kınamayın, kendi kendinizi kınayın! Ne ben sizi kurtarabilirim, ne de siz beni kurtarabilirsiniz! Ben, önceden beni (Allah'a) ortak koşmanızı da tanımamıştım zaten. Doğrusu zalimler için acı bir azab vardır!"(S.Ateş)-Ve iş bitince şeytan onlara, “Şüphesiz ki Allah size gerçek vaadi vaat etti, ben de size vaat ettim, hemen de caydım. Zaten benim size karşı zorlayıcı bir gücüm yoktu. Ancak ben sizi çağırdım siz de bana icabet ettiniz. O nedenle beni kınamayın, nefsinizi [kendinizi] kınayın! Ben sizi kurtaramam, siz de benim kurtarıcım değilsiniz! Şüphesiz ben, önceden beni Allah’a ortak koşmanızı da kabul etmemiştim.” dedi. -Şüphesiz zalimler, kendileri için acı bir azap olanlardır!-(H.Yılmaz)-Ve her şey olup bittikten, hüküm yerine geldikten sonra Şeytan: “Gerçek şu ki, Allah size gerçekleşmesi kaçınılmaz bir söz vermişti! Bense [her fırsatta] size birtakım sözler verdim ama sizi hep yüzüstü bıraktım. Yine de benim sizin üzerinizde gerçekte bir nüfûzum yoktu: Sizi sadece çağırıyordum; siz de (bu çağrıya) icabet ediyordunuz. Bunun içindir ki, beni suçlamayın, yalnızca kendinizi suçlayın. Ne ben sizin imdadınıza yetişecek durumdayım; ne de siz benim imdadıma yetişebilecek kimselersiniz; çünkü, bakın ben, sizin vaktiyle beni [Allah'a] ortak koşmanızda bir doğruluk payı olduğunu her zaman reddetmişimdir”. Doğrusu, tüm zalimleri çok can yakıcı bir azap beklemektedir. (M.Esed)-İş hükme bağlanıp-bitince, şeytan der ki: "Doğrusu Allah, size gerçek olan va'di va'detti, ben de size vaadde bulundum, fakat size yalan söyledim. Benim size karşı zorlayıcı bir gücüm yoktu, yalnızca sizi çağırdım, siz de bana icabet ettiniz. Öyleyse beni kınamayın, siz kendinizi kınayın. Ben sizi kurtaracak değilim, siz de beni kurtaracak değilsiniz. Doğrusu daha önce beni ortak koşmanızı da tanımamıştım. Gerçek şu ki, zalimlere acıklı bir azab vardır." (Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
23-) İnanıp iyi işyer yapanlar da Rablerinin izniyle sürekli kalacakları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokuldular. Onların orada dirlik temennileri "selam"dır.(S.Ateş)-Ve iman eden ve salihatı işleyenler, Rablerinin izniyle içinde sürekli kalmak üzere altından ırmaklar akan cennetlere girdirilirler. Oradaki selamlaşmaları, “selâm!”dır. (H.Yılmaz)-Ama imana erişip doğru ve yararlı işler yapanlar, içinde derelerin, ırmakların çağıldadığı hasbahçelere sokulacaklar; ve orada Rablerinin izniyle, “Selâm!” ile karşılanıp yaşıyacaklar. (M.Esed)-İman edip salih amellerde bulunanlar, Rablerinın izniyle altından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere konulmuşlardır. Orda birbirlerine olan dirlik-temennileri: "Selam"dır.(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
24-) Görmedin mi Allah nasıl bir benzetme yaptı: Güzel söz, kökü (yerde) sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaç gibidir.(S.Ateş)-Görmedin mi? Allah nasıl bir misal verdi; güzel bir söz, aslı [kökü], sabit, dalı-budağı gökte olan, Rabbinin izniyle her an ürün veren güzel bir ağaç gibidir.(H.Yılmaz)-ALLAH'IN, güzel-doğru bir söz için nasıl bir misal verdiğini görmüyor musun(uz)? Kökü sapasağlam, dalları göğe doğru uzanan güzel-diri bir ağaç gibi[dir o]; (M.Esed)-Görmedin mi ki, Allah nasıl bir örnek vermiştir: Güzel bir söz, güzel bir ağaç gibidir ki, onun kökü sabit, dalı ise göktedir.(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
25-) (O ağaç), Rabbinin izniyle her zaman yemişini verir. Allah, öğüt almaları için insanlara böyle benzetmeler yapar.(S.Ateş)-Ve onlar öğüt alsınlar diye Allah insanlara böyle misaller verir. (H.Yılmaz)-ki, Rabbinin izniyle her mevsim meyvesini verip durur. Allah insanlara [işte böyle] misaller veriyor ki, [değişmeyen gerçeği] düşünüp kendilerine ders çıkarsınlar.(M.Esed)-Rabbinin izniyle her zaman yemişini verir. Allah insanlar için örnekler verir; umulur ki onlar öğüt alır-düşünürler. (Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
26-) Kötü sözün durumu da gövdesi yerin üstünden koparılmış, sabit olmayan kötü bir ağaca benzer.(S.Ateş)-“Kötü bir söz”ün durumu da, yerden koparılmış, sabit kalma imkânı olmayan kötü bir ağaca benzer. (H.Yılmaz)-Ve çirkin bir sözün durumu ise, kökü toprağın üstüne çıkarılmış, bütünüyle kararsız, dayanıksız çürük bir ağacın durumuna benzer. (M.Esed)-Kötü (murdar) söz ise, kötü bir ağaç gibidir: Onun kökü yerin üstünden koparılmış, kararı (yerinde durma, tutunma imkânı) kalmamıştır.(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
27-) Allah, inananları, dünya hayatında da, ahirette de sağlam sözle tesbit eder. Allah, zalimleri de şaşırtır ve Allah, dilediğini yapar.(S.Ateş)-Allah, iman edenleri, basit yaşamda [bu dünyada] ve ahirette sabit bir söze [imana] sabitler. Allah, zalimleri de saptırır. Ve Allah, dilediği şeyi yapar.(H.Yılmaz)-Allah, imana erişenlerin durumunu sapasağlam ve dosdoğru bir sözle, hem dünya hayatında ve hem de ahirette sağlamlaştırır; haksızlık yapanları ise, Allah sapıklık içinde bırakır; çünkü Allah dilediğini yapar. (M.Esed)-Allah, iman edenleri, dünya hayatında ve ahirette sapasağlam sözle sebat içinde kılar. Zalimleri de şaşırtıp-saptırır; Allah dilediğini yapar. (Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
28-) Baksana şunlara, Allah\ın ni'metini nankörlüğe çevirdiler (O'nun verdiği ni'mete şükredecekleri yerde nankörlük edip inkara saptılar), kavimlerini de helak yurduna kondurdular.(S.Ateş)-HAKKI inkar tavrını Allah'ın nimetine yeğ tutup [bu tutumlarıyla] kavimlerinin önünde o yıkım yurdunun yolunu açan kimseleri görmüyor mu(sunuz)? (M.Esed)-Allah'ın nimetlerini nankörlüğe değiştiren ve toplumlarını helak yurduna; cehenneme sokanları görmedin mi?(H.Yılmaz)-Allahın nimetini küfürle değiştiren ve toplumlarını helak yurduna götürenleri görmedin mi?(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
29-) Yaslanacakları cehenneme (götürdüler). Ne kötü bir duraktır o! (S.Ateş)-(O yıkım yeri,) katlanmak zorunda kalacakları cehennemdir: Ne kötü bir konaklama yeridir orası! (M.Esed)-Helak yurdu onların gireceği cehennemdir. Orası ne kötü bir karargahtır.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-Onlar, ona [cehenneme] girecekler. O ne kötü bir karargâhtır! (H.Yılmaz)
30-) Allah\ın yolundan saptırmak için O'na eşler koştular. De ki: "(Şimdilik) eğlenin, gideceğiniz yer ateştir!"(S.Ateş)-Yolundan sapıtmak için Allaha eşler kabul ettiler. DE ki: "Dünyadan yararlanınız Biliniz ki, varacağınız yer ateştir"(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-Çünkü, onlar Allah'a rekabet edebilecek güçlerin var olduğunu vehmettiler ve sonuç olarak O'nun yolundan saptılar. De ki: “[Bu dünyada] avunup durun bakalım, nasıl olsa yolunuzun sonu ateş olacak!” (M.Esed)-Ve onlar [nankörler], O’nun yolundan saptırmak için Allah’a eşler kıldılar [oluşturdular]. De ki: “Yararlanınız, artık, şüphesiz dönüşünüz ateşedir.” (H.Yılmaz)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
31-) İnanan kullarıma söyle: Namazı kılsınlar, ne alışverişin, ne de dostluğun olmadığı bir gün gelmeden önce, kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli ve açık sarfetsinler.(S.Ateş)-[Ve] imana erişen kullarıma da söyle, hiçbir pazarlığın, dostluğun-arkadaşlığın olmayacağı o Gün gelip çatmadan önce, salâtta devamlı ve duyarlı olsunlar; kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden [Bizim yolumuzda] gizli açık harcasınlar. (M.Esed)-İman etmiş kullarıma söyle: "Alış-verişin ve dostluğun olmadığı o gün gelmezden evvel, dosdoğru namazı kılsınlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak etsinler." (Mevdudi)-İman eden kullarıma söyle: “Salâtı ikame etsinler, alış-veriş ve dostluğun olmadığı bir günün gelmesinden önce, kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden açık ve gizli olarak infakta bulunsunlar.” (H.Yılmaz)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
32-) Allah O\dur ki, gökleri ve yeri yarattı, gökten su indirdi ve onunla size rızık olarak çeşitli meyvalar çıkardı. Buyruğuyla denizde akıp gitmesi için gemileri emrinize verdi, ırmakları emrinize verdi.(S.Ateş)-[Ve hatırlayın ki] Allah'tır gökleri ve yeri yoktan var eden; gökten su indirip onunla size rızık olsun diye ürünler çıkaran; bağlı kıldığı yasalar uyarınca denizde seyretmek üzere gemileri hizmetinize veren; ve sizi nehirlerden yararlandıran; (M.Esed)-Allah, gökleri ve yeri yatan ve gökten su indirip onunla size rızık olarak türlü ürünler çıkarandır. Ve onun emriyle gemileri, denizde yüzmeleri için size, emre amade kılandır. Irmakları da sizin için emre amade kılandır. (Mevdudi)-Allah, gökleri ve yeri yaratan, gökten su indirip de onunla size rızık olarak çeşitli meyveler çıkarandır. Ve O [Allah], emri gereğince denizde yüzüp gitmeleri için gemileri emrinize verdi, ırmakları da emrinize verdi. (H.Yılmaz)
33-) Sürekli olarak (seyir ve aydınlatma) görevlerini yapan güneşi ve ay\ı emrinize verdi, geceyi ve gündüzü de emrinize verdi.(S.Ateş)-ve her ikisi de kendi yörüngelerinde seyreden güneşi ve ayı sizin [yararlanmanız] için [koyduğu yasalara] bağlı kılan; ve gece ile gündüzü [yine] sizin [yararlanmanız] için [koyduğu yasalara] bağlı tutan. (M.Esed)-Güneşi ve ayı da hareketlerinde sürekli emrinize amade kılan, geceyi ve gündüzü de emrinize amade kılandır.(Mevdudi)-Sürekli olarak dönüş halinde olan güneşi ve ayı da emrinize verdi. Geceyi ve gündüzü de sizin emrinize verdi. (H.Yılmaz)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
34-) Ve kendisinden istediğiniz herşeyden size bir parça verdi. Eğer Allah\ın ni'metini saymak isteseniz sayamazsınız! (Doğrusu) insan çok haksızlık edendir, çok nankördür!(S.Ateş)-Ve size kendisinden isteyebileceğiniz her türlü şeyden [bazısını] veren O'dur; (öyle ki) Allah'ın nimetlerini saymaya kalksanız sayamazsınız. [Yine de] insanoğlu zulmünde pek ısrarlı, nankörlüğünde pek inatçıdır! (M.Esed)-Ve size her istediğiniz şeyi verdi. Eğer Allah'ın nimetini saymaya kalkışırsanız, onu sayıp-bitirmeye güç yetiremezsiniz. Gerçek şu ki, insan pek zalimdir, pek nankördür. (Mevdudi)-Ve O, Kendisinden istediğiniz her şeyden size verdi. Allah’ın nimetini saymak isterseniz de sayamazsınız! Şüphesiz insan kesinlikle çok zalim, çok nankördür. (H.Yılmaz)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
35-) Bir zaman İbrahim, şöyle demişti: "Rabbim, bu şehri güvenli kıl, beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut!" (S.Ateş)-HANİ, İbrahim: “Ey Rabbim!” demişti, “Bu beldeyi emin kıl; beni ve çocuklarımı putlara tapmaktan ebediyyen uzak tut! (M.Esed)-Hani İbrahim şöyle demişti: "Bu şehri güvenli kıl, beni ve çocuklarımı putlara kulluk etmekten uzak tut." (Mevdudi)-Ve hani bir zaman İbrahim: "Rabbim! Bu şehri güvenli kıl! Beni ve oğullarımı putlara tapmamızdan uzak tut! (H.Yılmaz)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
36-) Rabbim, onlar insanlardan birçoğunu şaşırttılar. Artık bundan böyle kim bana uyarsa o bendendir, kim bana karşı gelirse (o da senin merhametine kalmıştır), şüphesiz sen bağışlayan, esirgeyensin.(S.Ateş)-Çünkü, ey Rabbim, bu [tapınma nesneleri] gerçekten, insanlardan pek çoğunu yoldan çıkardı! “Bunun içindir ki, [yalnızca tebliğ ettiğim dinde] bana uyan kimse gerçekten bendendir; bana baş kaldırana gelince, şüphesiz Sen çok acıyan, esirgeyen gerçek bağışlayıcısın! (M.Esed)-"Rabbim, gerçekten onlar insanlardan birçoğunu şaşırtıp-saptırdı. Bundan böyle kim bana uyarsa, artık o bendendir, kim de bana isyan ederse kuşkusuz Sen, bağışlayansın, esirgeyensin."(Mevdudi)-Rabbim! Şüphesiz onlar [putlar] insanlardan birçoğunu saptırdılar. Şimdi kim bana uyarsa, artık o, şüphesiz bendendir; kim bana karşı gelirse, ….. Artık Sen şüphesiz çok bağışlayan ve çok merhamet edensin. (H.Yılmaz)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
37-) Rabbimiz, ben çocuklarımdan bazısını, senin Haram Evinin yanında, ekinsiz bir vadiye yerleştirdim. Rabbimiz, namazı kılsınlar diye (böyle yaptım). Artık sen de insanlardan birtakım gönüllüleri, onları sever yap ve onları çeşitli meyvalarla besle ki şükretsinler.(S.Ateş)-“Ey Rabbimiz! Soyumdan bazılarını ekilebilir toprağı olmayan bir vadiye, Senin kutsal evinin yakınına yerleştirdim ki, ey Rabbimiz, salâtı devamlılık ve duyarlılık içinde yerine getirsinler; öyleyse, insanların kalplerini onlara doğru meylettir; ve onlara verimli, bereketli rızıklar bahşet ki şükretsinler.(M.Esed)-"Rabbimiz, gerçekten ben, çocuklarımdan bir kısmını Beyt-i Haram yanında ekini olmayan bir vadiye yerleştirdim; Rabbimiz, dosdoğru namazı kılsınlar diye (öyle yaptım), böylelikle Sen, insanların bir kısmının kalblerini onlara ilgi duyar kıl ve onları birtakım ürünlerden rızıklandır. Umulur ki şükrederler." (Mevdudi)-Rabbimiz! Şüphesiz ben çocuklarımdan bir bölümünü salâtı ikame etmeleri için, senin dokunulmazlaşmış Ev’inin yanında, ekinsiz bir vadiye yerleştirdim. Rabbimiz! Onların şükretmeleri için artık Sen de insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meylettir. Ve onları bazı meyvelerden rızıklandır. (H.Yılmaz)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
38-) Rabbimiz, sen bizim gizlediğimizi ve açığa vurduğumuzu hep bilirsin. Ne yerde, ne de gökte hiçbir şey Allah\a gizli kalmaz.(S.Ateş)-“Ey Rabbimiz! Şüphesiz, gizlediğimizi de, açığa vurduğumuzu da bilen Sensin: Çünkü yerde ve gökte olan hiçbir şey Allah'tan gizli kalmaz.” (M.Esed)-"Rabbimiz, şüphesiz Sen, bizim saklı tuttuklarımızı da, açığa vurduklarımızı da bilmektesin. Yerde ve gökte hiç bir şey Allah'a gizli kalmaz." (Mevdudi)-Rabbimiz! Şüphesiz Sen bizim gizlediğimiz şeyleri ve açığa vurduğumuz şeyleri bilirsin. -Ve yerde ve gökte, hiçbir şey Allah'a gizli kalmaz.- (H.Yılmaz)
39-) İhtiyarlık çağımda bana İsma\il ve İshak'ı lutfeden Allah'a hamdolsun. Şüphesiz Rabbim du'ayı işiten(kabul buyuran)dır.(S.Ateş)-“En içten övgüler, kocamış halimle bana İsmail ile İshâk'ı armağan eden Allah'a özgüdür! Duaları, yakarışları işiten elbette benim Rabbimdir: (M.Esed)-İhtiyarlık halimde bana İsmail'i ve İshak'ı lütfeden Allah'a hamd olsun. Şüphesiz ki Rabbim duamı çok iyi işitendir. (H.Yılmaz)
40-) Rabbim, beni ve zürriyetimden bir kısmını namazı kılan yap; Rabbimiz, du\amı kabul buyur!(S.Ateş)-Ey Rabbimiz, beni ve soyumu namaz kılanlardan eyle. Ey Rabbimiz, duamı kabul et."(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-[O halde] Ey Rabbim, beni ve soyumdan gelen insanları salâtta devamlı ve duyarlı kıl! “Ve, ey Rabbimiz, bu duamı kabul buyur: (M.Esed)-Rabbim! Beni salâtı ikame eden kıl! Soyumdan da. Rabbimiz! Duamı da kabul et! (H.Yılmaz)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
41-) Rabbimiz, hesabın görüleceği gün, beni, anamı-babamı ve mü\minleri bağışla! (S.Ateş)-Rabbimiz! Hesabın kurulduğu günde benim için, anam-babam için ve müminler için mağfirette bulun!" demişti.(H.Yılmaz)-Rabbimiz! Hesabın görüleceği Gün, beni, anamı-babamı ve bütün müminleri bağışla!” (M.Esed)-"Rabbimiz, hesabın yapılacağı gün, beni, anne-babamı ve mü'minleri bağışla."(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
42-) Zalimlerin yaptığından Allah\ı gafil sanma, O, sadece onları, gözlerin dehşetten donup kalacağı bir güne ertelemektedir.(S.Ateş)-Sakın zalimlerin yaptıklarından Allah'ın gâfil [duyarsız] olduğunu sanma! Ancak O, onları, başlarını dikerek koşacakları, gözlerin dışa fırlayacağı bir gün için erteliyor.(H.Yılmaz)-SAKIN, Allah'ı zalimlerin edip-eylediği şeylerden habersiz sanma; O sadece, onlara, gözlerin dehşetle bakakalacağı Gün'e kadar zaman tanımaktadır. (M.Esed)-Kesinlikle Allahı zalimlerin ne yaptıklarından habersiz sanma; Biz onları dehşetten gözlerin dona kaldığı bir güne erteliyoruz.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
43-) (O gün) başlarını dikerek koşarlar, bakışları kendilerine dönmez, (öyle donup kalmıştır sanki). Yüreklerinin içi de bomboş havadır. (Şaşkınlıktan, kafalarında düşünce adına bir şey kalmamıştır).(S.Ateş)-Onların bakışları kendilerine dönmez ve onların gönülleri bomboştur.(H.Yılmaz)-O Gün onlar, başları [bir medet ararcasına] yukarı kalkık, bakışları kendi hallerini göremeyecek kadar çarpılmış, ve kalpleri bomboş, oradan oraya koşuşup dururlar. (M.Esed)-Başlarını dikerek koşarlar, gözleri kendilerine dönüp-çevrilmez. Kalbleri de (sanki) bomboştur.(Mevdudi)-O gün başları yukarı kaldırılmış oldukları halde, bakışları bir noktaya kilitlenmiş bir şekilde kalpleri bomboş olarak koşarlar.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
44-) İnsanları, kendilerine azabın geleceği şu güne karşı uyar ki, zalimler: "Rabbimiz, derler, bizi yakın bir süreye kadar ertele de senin çağrına gelelim, elçilere uyalım! "Peki, önceden sizin için hiç zeval olmadığına (sürekli yaşayacağınıza) yemin etmemiş miydiniz?"(S.Ateş)-Ve sen insanları, azabın geleceği gün ile uyar. Artık o zalim kimseler [müşrikler], “Ey Rabbimiz! Bizi yakın bir süreye kadar ertele de senin davetine uyalım ve elçilere tâbi olalım.” derler. -Daha önce siz, sizin için zeval olmadığına dair yemin etmemiş miydiniz? (H.Yılmaz)-Bunun içindir ki, insanları, azabın başlarına geleceği Gün için uyar; o Gün ki, zulmedenler: “Ey Rabbimiz!” derler, “Bize kısa bir süre daha ver ki Senin çağrına icabet edelim; Senin elçilerine uyup peşlerinden gidelim!” [Fakat Allah da onlara:] “Siz bir vakitler kıyamet gibi, ceza gibi bir şeyin sizin için sözkonusu olmadığına yemin edip durmuyor muydunuz?” [diye karşılık verecektir]. (M.Esed)-İnsanları, o azabın geleceği gün hususunda uyar. O gün haksızlık edenler: "Ey rabbimiz, bize yakın bir süreye mühlet ver de çağrına inanıp, peygamberlere uyalım" diye yalvarırlar. Kendilerine daha önce siz bu işlerin başınıza gelmeyeceğine dair yemin etmemişmiydiniz! denilir.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
45-) (Sizden önce \Ad ve Semud gibi) kendilerine yazık eden milletlerin yerlerinde oturmuştunuz, onlara nasıl yaptığımız, size belli olmuştu ve size benzetmeler de yapıp anlatmıştık (değil mi?)(S.Ateş)-Hem siz, kendilerine zulmedenlerin yurtlarında oturdunuz. Onlara nasıl yaptığımız size apaçık belli olmuştu. Ve size örnekler de vermiştik.-(H.Yılmaz)-. “Üstelik, [sizden önce] kendilerine yazık edenlerin [bir vakitler] yaşamış oldukları yerlerde yaşıyordunuz ve onlara neler yaptığımız da size açıklanmıştı; ve size [günahkarların başlarına gelenler hakkında, kıyamet ve ceza hakkında] pek çok misaller de vermiştik”. (M.Esed)-Kendilerine haksızlık edenlerin yurtlarında yarlaştiniz. Onları nasıl helak ettiğimizi öğrendiniz.Size örnekler de verdik.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
46-) Onlar tuzaklarını kurdular. Oysa tuzakları dağları yerinden kaldıracak (cinsten) olsa bile onların tuzakları, Allah\ın yanındaydı (Allah onların tuzaklarını bozar, cezalarını verirdi).(S.Ateş)-Ve gerçekten onlar, tuzaklarını kurdular. Onların tuzakları, Allah katındadır. Tuzakları, dağları yerinden oynatacak olsa bile…(H.Yılmaz)-[Hal böyleyken,] onlar yine de, çürük ve asılsız tasarımlara dayanan oyunlarını oynamaya devam etmekteler; oysa, onların bütün oyunları, bütün düzenleri Allah'ın bilgisi içindedir. [Kafirler hakikat karşısında asla başarıya ulaşamazlar] velev ki bu oyunları dağları yerinden oynatacak kadar [yetkince kurgulanmış veyahut güçlü kuvvetli] olsun. (M.Esed)-Gerçek şu ki, onlar hileli-düzenler kurdular. Oysa onların düzenleri, dağları yerlerinden oynatacak da olsa, Allah katında onlara hazırlanmış düzen (kötü bir karşılık) vardır..(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
47-) Sakın, Allah\ı, elçilerine verdiği sözden cayar, sanma! Çünkü Allah daima üstündür, öc alandır!(S.Ateş)-O halde sakın Allah'ın, elçilerine olan vaadinden cayacağını sanma! Şüphesiz Allah, Azîz’dir, İntikam Sahibi’dir.(H.Yılmaz)-BUNUN içindir ki, sakın, Allah'ın, elçilerine verdiği sözden döneceğini sanma; çünkü, mutlak öc alıcı kudreti elinde tutan en yüce iktidar sahibi elbette Allah'tır! (M.Esed)-Allah'ı, sakın peygamberlerine verdiği sözden dönen sanma. Gerçekten Allah azizdir, intikam sahibidir. (Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
48-) O gün yer başka yere, gökler de (başka göklere) değiştirilir. (Bütün) insanlar tek ve kahredici Allah\ın huzurunda görünürler.(S.Ateş)-Yerin başka bir yere, göğün başka bir göğe dönüştürüleceği ve [bütün insanların] var olan her şeyin üstünde hükümran olan O Tek İlah'ın, Allah'ın huzuruna çıkacakları Gün [O'nun sözü gerçekleşecektir]. (M.Esed)-O gün yer başka bir yerle değiştirilir, gökler de. Onlar tek ve her şeye hakim olan Allah’ın huzuruna çıkarlar. (Ö.Dumlu-H.Elmalı)-Yerin başka bir yere, göklerin de (başka göklere) dönüştürüldüğü gün, onlar tek olan, kahhar olan Allah'ın huzuruna çıka(rıla)caklardır.(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
49-) Ve o gün suçluları, birbirine (veya elleri ayaklarına) yaklaştırılarak zincirlere vurulmuş görürsün!(S.Ateş)-O gün, suçluları zincire vurulmuş olarak görürsün.(H.Yılmaz)-O Gün, bütün suçluları zincirlerle, bukağılarla birbirlerine bağlanmış olarak göreceksin, (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
50-) Gömlekleri katrandandır, yüzlerini de ateş kaplamaktadır.(S.Ateş)-Onların gömlekleri katrandandır, yüzlerini de ateş kaplayacaktır.(H.Yılmaz)-giysileri katrandan olacak ve yüzlerini ateş bürüyecek. (M.Esed)-Giyimleri katrandandır, yüzlerini de ateş bürümektedir. (Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
51-) Allah, her canı kazandığiyle cezalandırmak için (böyle yapar). Şüphesiz Allah, hesabı çabuk görendir.(S.Ateş)- Allah’ın her nefsi kazandığı ile karşılıklandırması için; Şüphesiz Allah, hesabı çok çabuk görendir. (H.Yılmaz)-[Bütün bunlar,] Allah herkese [hayatta] elde ettiği şeyle karşılık vereceği için [böyle]dir. Gerçekten de, hesapta çabuk olan Allah'tır! (M.Esed)-Allahın her nefse kazandığının karşılığını vermesi için. Kuşkusuz Allah hesabı çabuk görendir.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
52-) Bu (Kur\an), insanlara bir tebliğdir. (İnsanlar), bununla uyarılsınlar; O'nun yalnız Tek tanrı olduğunu bilsinler ve sağduyu salipleri öğüt alsınlar diye (gönderilmiştir).(S.Ateş)-Mesajıyla sakınmaları, Allahın tek bir ilah olduğunu bilmeleri ve akıl sahiplerinin öğüt almaları için bu Kuran, insanlara bir bildiridir.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-İşte bu [sana indirilen kitap], kendisiyle uyarılsınlar, Allah'ın ancak bir tek ilâh olduğunu bilsinler ve sağduyu sahipleri öğüt alsınlar diye insanlara bir tebliğdir [duyurudur]. (H.Yılmaz)-BÜTÜN insanlığa bir mesajdır bu. Öyleyse artık onunla uyarı bulsunlar; ve bilsinler ki, Tek İlah O'dur; ve sağduyu sahipleri de bunu akıllarında tutsunlar! (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)