Sayfanın başına git
Önceki Sayfa
Ana Sayfa
Kur'an Ne Diyor
" 13. ‘Âd, Firavun ve Lût\un kardeşleri, " ( Kâf - 13.Ayet) ( Ayeti incele )
 
 
 
Kehf
1-) Allah\a hamdolsun ki, kuluna Kitabı indirdi ve ona hiçbir eğrilik koymadı.(S.Ateş)-BÜTÜN ÖVGÜLER Allah'a yakışır; O [Allah] ki, kuluna bu ilahî kelâmı indirmiş ve onun anlaşılmasını güçleştirecek hiçbir çapraşıklığa yer vermemiştir:(M.Esed)-Hamd, Kitabı kulu üzerine indiren ve onda hiç bir çarpıklık kılmayan Allah'a aittir.(Mevdudi)-Bütün övgüler, kuluna bu kitabı indiren ve onda hiçbir çelişki yapmayan Allahadır.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
2-) Onu dosdoğru (bir Kitap) olarak indirdi ki katından gelecek şiddetli azaba karşı (insanları) uyarsın ve iyi işler yapan mü\minlere de kendileri için güzel mükafat bulunduğunu müjdelesin. (S.Ateş)-[Bu] tutarlı ve dosdoğru [kitap, inkarcıları] O'nun katından zorlu bir cezayla uyarmak ve dürüst, erdemli davranışlarda bulunan müminlere hak ettikleri güzel karşılığı müjdelemek içindir, (M.Esed)-O, katından gelecek şiddetli bir azaba karşı uyarmak ve yararlı iş yapan müminlere de kendilerine güzel bir ödül olduğu müjdesini vermek için onu tutarlı ve dosdoğru kılmıştır.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
3-) Onlar sürekli olarak o mükafat içinde bulunacaklardır.(S.Ateş)-Ödülleri sonsuza kadar kalacakları cennettir.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-içinde sonsuza kadar kalacakları [bir mutluluk esenlik halini müjdelemek için]. (M.Esed)
4-) Ve: "Allah çocuk edindi" diyenleri de uyarsın.(S.Ateş)-Ayrıca Allah çocuk edindi diyenleri de uyarmak içindir.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-Ayrıca, [bu ilahî kelâm,] “Allah kendine bir oğul edindi” iddiasında bulunanları uyarmak için[dir]. (M.Esed)-(Bu Kur'an) "Allah çocuk edindi" diyenleri uyarıp korkutmaktadır.(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
5-) Bu hususta ne kendilerinin, ne de atalarının hiçbir bilgisi yoktur. Ağızlarından ne büyük (küstahça) söz çıkıyor! Onlar, yalandan başka bir şey söylemiyorlar.(S.Ateş)-Kendilerinin ve atalarının buna [Allah’ın çocuk edinmişliğine] hiçbir bilgileri yoktur. Ağızlarından çıkan söz ne kadar büyük! Onlar, sadece yalan söylüyorlar.(H.Yılmaz)-(Oysa,) O'nun hakkında ne kendilerinin, ne de atalarının doğru bir bilgisi var: Ne ağır bir söz, bu ağızlarından çıkan! Yalandan başka bir şey söylemiyorlar! (M.Esed)-Bu konuda ne kendilerinin, ne de atalarının hiç bir bilgisi yoktur. Ağızlarından çıkan söz ne (kadar da) büyük. Onlar yalandan başkasını söylemiyorlar.(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
6-) Herhalde sen, onlar bu söze inanmıyorlar diye, peşlerinde üzüntüden kendini helak edeceksin!(S.Ateş)-Sonra da sen onlar bu söze [Kur’an’a] inanmazlarsa, bıraktıkları eserlerden [yaptıklarından dolayı], üzüntüden neredeyse kendini harap edeceksin!(H.Yılmaz)-Peki ama, onlar bu mesaja inanmak istemiyorlarsa, (inansınlar diye) kendini mi paralayacaksın? (M.Esed)-Şimdi onlar bu söze (Kur'an'a) inanmayacak olurlarsa sen, onların peşi sıra esef ederek kendini kahredeceksin (öyle mi)?(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
7-) Biz yeryüzündeki şeyleri, kendisine süs olsun diye yarattık ki onların, hangisinin daha güzel iş yaptığını deneyelim.(S.Ateş)-Yeryüzünde olan herşeyi onların hangisinin daha iyi iş yapacağını denemek için oraya bir süs yaptık.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-Şüphesiz Biz yeryüzündeki, ona süs olan şeyleri onların hangisinin daha güzel amel edeceğini sınamamız için yaptık. (H.Yılmaz)-Gerçek şu ki, yeryüzünde güzel olan ne varsa Biz hepsini, hangisinin daha iyi davrandığını ortaya koymak üzere, insanları sınamak için bir araç kıldık; (M.Esed)-Boş yere üzülme, Biz insanlardan kimlerin erdemli davranıp, kimlerin sapıtacağını ayırt etmek için, dünyayı bir cazibe merkezi yaptık.(M.Sağ)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
8-) Biz elbette (bir gün) yerin üzerindekileri kupkuru bir toprak yaparız.(S.Ateş)-Ve şüphesiz Biz, yeryüzünde olanları kupkuru bir toprak kılacağız.(H.Yılmaz)-ve hiç şüphe yok ki [zamanı gelince] yeryüzündeki her şeyi kupkuru toprak haline getireceğiz. (M.Esed)-Biz gerçekten (yeryüzü) üzerinde olanları kupkuru-çorak bir toprak yapabiliriz.(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
9-) Yoksa sen, sadece Kehf ve Rakim sahiplerinin bizim şaşılacak ayetlerimizden olduklarını mı sandın? (onlardan başka çok daha acaip ayetlerimiz vardır. Arzı yeşertip sonra kurutmamız da şaşılacak ayetlerimizden değil midir?) (S.Ateş)-Yoksa sen, Kehf [Büyük Mağara] ve Rakim [Yazıt] Ashabı’nın şaşılacak ayetlerimizden olduklarını mı sandın? (H.Yılmaz)-[BU DÜNYA hayatı bir sınamadan ibaret olduğuna göre, imdi] sen Mağara İnsanlarını[n] ve [onların kendilerini] yazıtlara/kitabelere [adamalarının kıssasını]n, gerçekten, Bizim [öteki] mesajlarımızdan daha meraka değer bulunacağını mı düşünüyorsun?(M.Esed)-Sen, yoksa Kehf ve Rakim Ehlini bizim şaşılacak ayetlerimizden mi sandın?(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
10-) O gençler mağaraya sığındılar: Rabbimiz, bize katından bir rahmet ver ve bize şu işimizden bir çıkış yolu hazırla!(S.Ateş)-O yiğitler, Kehf’e [Büyük Mağara’ya] sığınınca: “Rabbimiz! Bize katından bir rahmet ver ve bizim için şu işimizden akıl gelişmişliği hazırla” dediler.(H.Yılmaz)-Hani, o gençler mağaraya sığındıkları zaman, “Ey Rabbimiz!” demişlerdi, “Bize katından bir rahmet bahşet; ve içinde bulunduğumuz [haricî] şartlar ne olursa olsun bizi doğruluk bilinciyle donat!” (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
11-) Bunun üzerine mağarada nice yıllar onların kulaklarına ağırlık vurduk (onları derin bir uykuya daldırdık)(S.Ateş)-Bunun üzerine Biz, onların kulakları üzerine o büyük mağarada nice yıllar vurduk. (H.Yılmaz)-Biz de bunun üzerine mağarada onların kulaklarını yıllarca [dış dünyaya] kapalı tuttuk, (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
12-) Sonra onları uyandırdık ki, (onların uyuma müddetleri hakkında ihtilaf eden) iki zümreden hangisinin, (onların) kaldıkları süreyi daha iyi hesabedeceğini bilelim.(S.Ateş)-Sonra da iki gurubun hangisinin, onların bekledikleri süreyi daha iyi hesapladığını bilelim diye onları [Rakim / Yazıt Ashabı’nı] gönderdik. (H.Yılmaz)-sonra onları uyandırdık, ki (mağarada) geçen sürenin iki bakış açısından hangisiyle daha iyi değerlendirildiğini [insanlara] gösterelim. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
13-) Biz sana onların haberlerini gerçek olarak anlatıyoruz: Onlar Rablerine inanmış gençlerdi. Biz de onların hidayetlerini artırmıştık.(S.Ateş)-Biz sana onların [Kehf ve Rakim ashablarının] önemli haberlerini gerçek olarak kıssalaştıracağız. Şüphesiz onlar, Rablerine iman etmiş birkaç genç yiğitler idi. Biz de onlara kılavuzluğu arttırdık: (H.Yılmaz)-[Şimdi] onların kıssasını bütün gerçeğiyle sana anlatacağız. Onlar gerçekten de Rablerine yürekten inanan gençlerdi; ve biz de kendilerini doğru yolda derin bir bilinç ve duyarlıkla güçlendirmiş, (M.Esed)-Biz sana onların haberlerini bir gerçek (olay) olarak aktarmaktayız. Gerçekten onlar. Rablerine iman etmiş gençlerdi ve biz de onların hidayetlerini arttırmıştık.(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
14-) Kalblerinin üstüne metanet bağlamıştık. Kalktılar, dediler ki: "Rabbimiz göklerin ve yerin Rabbidir. Biz O\ndan başkasına Tanrı demeyiz. Yoksa saçma söylemiş oluruz."(S.Ateş)-Ve Biz onlar ayaklanıp da: “Bizim Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir. Biz, O’nun astlarına ilâh olarak yalvarmayız, yoksa kesinlikle saçma sapan konuşmuş oluruz. (H.Yılmaz)-kalplerini pekiştirmiştik; öyle ki, doğrulup [birbirlerine]: “Rabbimiz göklerin ve yerin Rabbidir”, demişlerdi “Biz asla O'ndan başkasına yalvarıp yakarmayacağız, [çünkü böyle bir şey yaparsak] çok çirkin bir şey dile getirmiş oluruz! (M.Esed)
15-) Şunlar, şu kavmimiz O\ndan başka tanrılar edindiler. Onların tanrı olduğuna açık bir delil getirmeleri gerekmez miydi? Allah'a karşı yalan uydurandan daha zalim kim olabilir?(S.Ateş)-Şunlar, Allah’ın astlarından ilâhlar edinen bizim kavmimizdir. Onlara dair açık bir delil getirselerdi ya! Allah’a karşı yalan uydurandan daha zalim kim olabilir?” dediklerinde onların kalplerini sağlamlaştırdık.(H.Yılmaz)-. Oysa, bu bizim soydaşlarımız, inançlarını destekleyen açık ve akla uygun bir delil getiremedikleri halde O'ndan başka varlıkları tanrı ediniyorlar: Allah hakkında yalan uyduran kimseden daha zalim kim olabilir? (M.Esed)
16-) (İçlerinden biri şöyle dedi): "Madem ki siz onlardan ve Allah\tan başka taptıkları şeylerden ayrıldınız, o halde mağaraya sığının ki, Rabbiniz size rahmetinden bir parça yaysın (rızkınızı açıp bollaştırsın) ve (şu) işinizden size yararlı bir şey hazırlasın."(S.Ateş)-“Mademki siz, onlardan ve Allah'tan başka taptıkları şeylerden ayrıldınız, o halde o büyük mağaraya sığının ki, Rabbiniz size rahmetinden yayıversin ve işinizden size rast getirip faydalı olanı hazırlasın.”(H.Yılmaz)-Bunun içindir ki, şimdi siz onlardan da, onların Allah'tan başka tapındıkları bütün o asılsız şeylerden de uzaklaşıp şu mağaraya sığının ki, Rabbiniz rahmetini size ulaştırsın ve sizi durumunuza göre ruhlarınızın ihtiyaç duyabileceği şeylerle donatsın!” (M.Esed)-(İçlerinden biri demişti ki:) "Madem ki siz onlardan ve Allah'tan başka taptıklarından kopup-ayrıldınız, o halde, (dağlara çekilip) mağaraya sığının da Rabbiniz size rahmetinden (bolca bir miktarını) yaysın ve işinizden size bir yarar kolaylaştırsın."(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
17-) Güneşi görürsün, doğduğu zaman mağaralarından sağa doğru eğiliyor, battığı zaman da sola doğru onları makaslayıp geçiyor (hiçbir halde onların üzerine düşüp kendilerini rahatsız etmiyor) ve onlar, mağaranın geniş bir dehlizi içindedirler. Bu (durum), Allah\ın ayetlerindendir. Allah kimi doğru yola iletirse o, yolu bulmuştur; kimi de sapıklıkta bırakırsa, artık onun için yol gösteren bir dost bulamazsın.(S.Ateş)-Ve [yıllarca] güneşin, doğarken onların mağarasını sağ yandan yalayıp geçtiğini, batarken de onlara dokunmadan sol yandan geçip gittiğini ve onların, mağaranın genişçe bir odasında bulunduğunu görürdün: Rabbinin alametlerinden biriydi bu; Allah kime yol gösterirse doğru yolu bulan odur ve kimi de sapıklık içinde bıraksa, artık onun için doğru yolu gösteren bir dost, bir koruyucu bulamazsın. (M.Esed)-Ve sen, doğduğu zaman, güneşi, onların o büyük mağaralarından sağ yana yöneldiğini, battığı zaman da onları sol yandan keser-geçer göreceksin. Kendileri de ondan geniş bir boşluktadırlar. Bu, Allah’ın ayetlerindendir. Allah kime kılavuzluk ettiyse artık o, doğruyu bulmuştur. Allah kimi şaşırttıysa da, artık sen ona yol gösteren bir Yakın Kimseyi asla bulamazsın.”(H.Yılmaz)-(Onlara baktığında) Görürsün ki, güneş doğduğunda onların mağaralarına sağ yandan yönelir, battığında onları sol yandan keser-geçerdi ve onlar da onun (mağaranın) geniş boşluğundalardı. Bu, Allah'ın ayetlerindendir. Allah, kime hidayet verirse, işte hidayet bulan odur, kimi de saptırırsa onun için asla doğru-yolu gösterici bir veli bulamazsın. (Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
18-) Uykuda oldukları halde sen onları uyanıklar sanırsın onları (uykuda) sağa sola çeviririz. Köpekleri de girişte iki kolunu (ön ayaklarını) uzatmış vaziyettedir. Onların durumunu görseydin, mutlaka onlardan dönüp kaçardın. Ve onlardan içine korku dolardı.(S.Ateş)-Ve sen onları [Ashab-ı Rakim’i] görseydin uyanık sanırdın. Hâlbuki onlar uykudadırlar. Ve Biz onları sağ yana ve sol yana çeviririz. Köpekleri de girişte ön ayaklarını ileri doğru uzatmıştı. Eğer sen onlara muttali olsaydın, kesinlikle, kaçarak onlardan uzaklaşırdın ve onlardan ürpertiyle dolardın.(H.Yılmaz)-Uykuda oldukları halde sen onları uyanık sanırdın. Öyle ki, Biz onları bir sağa çeviriyorduk, bir sola; ve köpekleri de eşikte ön ayaklarını uzatıp (uyuyakalmıştı). Onlara (bu halleriyle) rastlamış olsaydın arkanı dönüp kaçardın; onlardan yana için korkuyla dolardı. (M.Esed)-Sen onları uyanık sanırsın, oysa onlar (derin bir uykuda) uyuşmuşlardır. Biz onları sağ yana ve sol yana çeviriyorduk. Onların köpekleri de iki kolunu uzatmış-yatmaktaydı. Onları görmüş olsaydın, geri dönüp onlardan kaçardın, onlardan içini korku kaplardı.(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
19-) Yine böyle onları dirilttik ki, kendi aralarında (birbirlerine) sorsunlar: İçlerinden biri: "Ne kadar kaldınız?" dedi. "Bir gün, ya da günün bir parçası (kadar kaldık)." dediler. (Fakat işin içyüzünü iyice bilmediklerinden herşeyi en iyi bilenin Allah olduğunu ifade ettiler): "Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir, dediler, birinizi şu gümüş (para) ile şehre gönderin, baksın, hangi yiyecek daha temiz (ve nefis) ise ondan size bir azık getirsin; fakat çok dikkatli davransın, sakın sizi birisine sezdirmesin."(S.Ateş)-Ve böylece kendi aralarında soruşsunlar diye onları [yazıt ashabını] gönderdik. Onlardan bir sözcü: "Ne kadar durup kaldınız?" dedi. Onlar [diğerleri]: “Bir gün ya da günün bir parçası kadar kaldık" dediler. Onlar [Yazıt ashabından diğerleri]: “Ne kadar durduğunuzu, Rabbiniz daha iyi bilir. Şimdi siz birinizi, bu varakınızla [gümüş paranızla] medineye [şehre] gönderin de baksın, hangi yiyecek daha temiz ise, ondan size yiyecek getirsin. Ve çok nazik davransın ve sizi kimseye sezdirmesin.(H.Yılmaz)-Derken [günü gelince] onları uykudan kaldırdık; ve [olup biteni] birbirlerine sormaya başladılar. İçlerinden biri: “(Burada) bu şekilde ne kadar kaldınız?” diye sordu. Ötekiler: “Ya bir gün ya da günün bir kısmı kadar” dediler. [İçlerinden daha derin bir sezgiyle donanmış olanlar:] “Ne kadar kaldığımızı en iyi Rabbimiz bilir” dediler ve (şöyle eklediler:) “Şimdi içinizden birini şu gümüş paralarla şehre gönderin de, baksın yiyeceklerden en temizi hangisi ise size ondan azık olarak alıp getirsin. Ama çok dikkatli davransın, sakın kimseye sizden bahsetmesin: (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
20-) Çünkü onlar sizi ellerine geçirirlerse taşlayarak öldürürler, yahut kendi dinlerine döndürürler ki, o takdirde asla iflah olamazsınız.(S.Ateş)-Şüphesiz onlar [şehir halkı], sizin üzerinize galip gelirlerse sizi taşlayarak öldürürler veya sizi kendi milletlerine döndürürler. O zaman da siz, ebedi olarak, asla kurtuluşa eremezsiniz.” (H.Yılmaz)-çünkü, bakın, sizin varlığınızı öğrenirlerse ya sizi taşlayarak öldürürler ya da zor altında sizi kendi dinlerine döndürürler ki, bu durumda, bir daha asla kurtulamazsınız!” (M.Esed)--- Açıklama ( Gizle / Göster)
21-) (Nasıl onları uyutup sonra uyandırdıksa yine) böylece onları (bazı insanlara) buldurduk ki, Allah\ın (öldükten sonra diriltme) va'dinin gerçek olduğunu ve (Duruşma) saatin(in geleceğin)de asla şüphe olmadığını bilsinler. (Bulanlar), o sırada kendi aralarında onların durumlarını tartışıyorlardı: "Onların üstüne bir bina yapın!" dediler. Rableri onları daha iyi bilir. Onların işine gaalip gelen(yetkili)ler: "Mutlaka onların üstüne bir mescid yapacağız" dediler.(S.Ateş)-Böylece, Allah’ın vaadinin hak olduğunu ve kıyamet gününde hiç şüphe olmadığını bilmeleri için, onlar üzerine haberdar kıldık. Hani onlar aralarında işlerini tartışıyorlardı. Dediler ki: “Üstlerine bir duvar [basit bina] yapın. Rableri, onları daha iyi bilir.” Onların işleri üzerine galip olanlar: "Üzerlerine kesinlikle bir mescit yapacağız” dediler. (H.Yılmaz)-İŞTE BU YOLLA [insanların] dikkatini onların kıssası üzerine çektik, ki onların başına gelenler konusunda aralarında tartıştıkları zaman bilsinler ki, Allah'ın [ölümden sonraki kalkış konusundaki] vaadi bütünüyle gerçektir ve Son Saat'in gelip çatacağına hiç şüphe yoktur. Ve böylece [o şehrin ahalisinden] bazıları: “Onların anısına bir anıt dikin; onların başına gelen her neyse, bunu en iyi Allah bilir” dediler. Görüşleri genel kabul gören başkaları ise: “Doğrusu, onların anısına mutlaka bir mescid yükseltmeliyiz!” dediler. (M.Esed)-Böylece onları (Şehir halkına) duyurduk ki, Allah'ın vaadinin gerçek olduğunu ve kıyametin mutlaka geleceğini, onda asla şüphe olmadığını bilsinler. (Fakat onlar meseleyi böyle ele alacakları yerde) kendi aralarında onların (Mağarada uyuyanlar) durumunu tartışıyorlardı. Bazıları: "Onların üzerine bir bina yapın. Çünkü Rableri onları daha iyi bilendir," dediler. Fakat onların işine galip gelenler ise: "Mutlaka onların üstüne bir mescit yapacağız" dediler. (Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
22-) Görülmeyene taş atar gibi: "Onlar üçtür, dördüncüleri köpekleridir" diyecekler; "Beştir, altıncıları köpekleridir" diyecekler. "(Hayır,) Yedidir, sekizincileri köpekleridir.\ diyecekler. De ki: "Onların sayısını Rabbim daha iyi bilir. Onları bilen azdır. Onun için onlar hakkında, sathi tartışma dışında, derin münakaşaya girme ve onlar hakkında bunlardan hiçbirine bir şey sorma.(S.Ateş)-[Ve çağlar sonra], bilemeyecekleri bir konuda gereksiz tahminlerde bulunarak, “onlar üç kişiydiler; dördüncüleri köpekleriydi”, yahut “beş kişiydiler, altıncıları köpekleriydi”, hatta “yedi kişiydiler, sekizincileri köpekleriydi” diyen kimseler çıkacak. De ki: “Onların sayısını en iyi Rabbim bilir! Zaten ancak çok az kimse onlar hakkında kayda değer bir şeyler bilmektedir. Bunun içindir ki, onlar hakkında, (kıssalarından çıkan) görünür dersin dışında, kimseyle tartışma(yın), ve onlar hakkında daha fazla bilgi almak için o [rivayetçilerden] hiçbir şey sorma(yın)”. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
23-) Hiçbir şey için "Bunu yarın yapacağım" deme.(S.Ateş)-VE HİÇBİR ŞEY hakkında, “Ben bu işi yarın mutlaka yapacağım” deme; (M.Esed)-Herhangi bir şey hakkında: "Kesinlikle ben bunu yarın yapacığım" deme.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)
24-) Ancak "Allah dilerse (yapacağım)" (de). Unuttuğun zaman Rabbini an ve "Rabbimin beni bundan daha doğru bir bilgiye ulaştırcağını umarım" de.(S.Ateş)-(bunu) ancak “Eğer Allah dilerse” [sözcüğüyle birlikte söyle]. Ve bunu unutursan [hatırladığın zaman] Rabbini anarak de ki: “Umarım ki Rabbim beni doğru olana bundan daha yakın olan bir bilgi ve duyarlık düzeyine eriştirir!” (M.Esed)-Ancak: "Allah dilerse" (yapacağım, de). Unuttuğun zaman Rabbini zikret ve de ki: "Umulur ki, Rabbim beni bundan daha yakın bir başarıya yöneltip-iletir."(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
25-) Mağaralarında üçyüz yıl kaldılar. Dokuz (yıl) da ilave ettiler.(S.Ateş)-VE [BAZILARI,] onlar[ın] mağaralarında üçyüz yıl kaldı[ğını ileri sürüyor] ve kimileri de [bu sayıya] dokuz yıl daha ekliyorlar. (M.Esed)-Tahminde bulunanlar, gençlerin mağarada kalma süreleri hakkında da, "Onlar mağaralarında üç yüz yıl, artı dokuz kaldılar" derler. (M.Sağ)-Onlar mağaralarında üç yüz yıl kaldılar ve dokuz (yıl) daha kattılar,(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
26-) De ki: "Onların ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybı O\nundur. O ne güzel görendir, ne güzel işitendir! Onların, O'ndan başka bir yardımcısı yoktur. Ve O, kendi hükmüne kimseyi ortak etmez.(S.Ateş)-De ki: “Allah, onların ne kadar kaldıklarını en iyi bilendir.” Göklerin ve yerin gaybı yalnızca O’nun içindir. O, ne güzel görür, O ne güzel işitir! Onlar için, O'nun astlarından bir veli [yardm eden, yol gösteren, koruyan bir yakın kişi] yoktur. O [Allah], kendi hükümranlığına kimseyi ortak etmez. (H.Yılmaz)-De ki: “Onların [orada] ne kadar kaldığını en iyi Allah bilir. Göklerin ve yerin gizli gerçekleri [yalnızca] O'nun elindedir; O ne eşsiz bir görücü, ne eşsiz bir işiticidir! Onların O'ndan başka koruyucusu-kayırıcısı yoktur; çünkü O hükmünde kimseyi kendine ortak tutmaz!” (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
27-) Rabbinin Kitabı\ndan sana vahyedileni oku; O'nun sözlerini değiştirecek yoktur. O'ndan başka sığınılacak bir kimse de bulamazsın.(S.Ateş)-Ve sen Rabbinin kitabından sana vahyolunanı oku/izle! Onun [Rabbinin] sözlerini değiştirecek kimse yoktur. Ve sen O'nun astlarından bir sığınak bulamazsın. (H.Yılmaz)-ÖYLEYSE, Rabbinin kitabından sana vahyedileni [insanlara] duyur. O'nun sözlerini değiştirebilecek kimse yoktur; Ve sen de O'ndan başka sığınacak kimse bulamazsın.(M.Esed)-Sana Rabbinin Kitabından vahyedileni oku. O'nun sözlerini değiştirici yoktur ve O'nun dışında kesin olarak bir sığınacak (makam) bulamazsın.(Mevdudi) -- Açıklama ( Gizle / Göster)
28-) Nefsini, sabah akşam, rızasını isteyerek Rablerine yalvaranlarla beraber tut (onlarla beraber bulunmağa candan sabret). Gözlerin, dünya hayatının süsünü isteyerek onlardan başka yana sapmasın. Kalbini bizi anmaktan alıkoyduğumuz keyfine uyan ve işi, hep aşırılık olan kişiye itaat etme.(S.Ateş)-Ve kendini, sabah- akşam [sürekli] Rablerinin rızasını isteyerek O’na [Rablerine] yalvaran kişiler ile beraber sabırlı kıl. Basit hayatın süsünü isteyerek onlardan gözlerini de ayırma. Ve de kalbini Bizim zikrimizden gafil kıldığımız, hevasına uymuş ve de işi aşırılık olan kimseye uyma. (H.Yılmaz)-Ve Rablerinin hoşnutluğunu umarak sabah akşam O'na yalvarıp yakaranlarla birlikte sen de sabret; ve dünya hayatının cazibesine kapılıp da sakın gözlerini onların üzerinden ayırma; Ve iyi ve güzel olan ne varsa hepsini terk edip [yalnızca] bencil arzularının peşine düştüğü için kalbini zikrimize karşı duyarsız kıldığımız kimseye aldırma. (M.Esed)-Sen de sabah akşam O'nun rızasını isteyerek Rablerine dua edenlerle birlikte sabret. Dünya hayatının (aldatıcı) süsünü isteyerek gözlerini onlardan kaydırma. Kalbini bizi zikretmekten gaflete düşürdüğümüz, kendi 'istek ve tutkularına (hevasına)' uyan ve işinde aşırılığa gidene itaat etme.(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
29-) De ki: "Bu gerçek, Rabbinizdendir. Artık dileyen inansın, dileyen inkar etsin." Çünkü biz zalimlere öyle bir ateş hazırladık ki, çadırı onları kuşatmıştır. Eğer (susuzluktan) feryad edip yardım isteseler erimiş maden gibi yüzleri haşlayan bir su ile kendilerine yardım edilir! O ne kötü bir içecektir ve ne kötü bir dayanacak(koltuk)dur!(S.Ateş)-Ve de ki: “O hak [gerçek], Rabbinizdendir. O nedenle dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin.” Şüphesiz Biz zalimler için duvarları, çepeçevre onları içine almış bir ateş hazırladık. Ve eğer yağmur yağsın isterseler, erimiş maden gibi yüzleri haşlayan bir su yağdırılır. O ne kötü bir içecektir! Dayanma/sığınma yeri olarak da ne kadar kötüdür!(H.Yılmaz)-Ve de ki: “(Bu) hak, Rabbinizden [gelmiş]tir: Artık ona dileyen inansın, dileyen reddetsin”. Gerçek şu ki, Biz, [sunduğumuz hakikati teperek kendi kendilerine] yazık edenler için dalga dalga yükselen alev katmanlarıyla onları çepeçevre kuşatacak bir ateş hazırladık; öyle ki, onlar su istediklerinde ergimiş kurşunu andıran ve yüzlerini kavuran bir su verilecek onlara: ne korkunç bir sudur o ve ne kötü bir duraktır orası! (M.Esed)--- Açıklama ( Gizle / Göster)
30-) Onlar ki inandılar ve iyi işler yaptılar; elbette biz işi güzel yapanın ecrini zayi etmeyiz.(S.Ateş)-Şüphesiz İman eden ve salihatı işleyenler; şüphe yok ki Biz, işi güzel yapanların karşılığını zayi etmeyiz.(H.Yılmaz)-[Ama] imana erip de dürüst ve erdemli davrananlara gelince: iyi ve güzel olanı yapmakta sebat gösterenlerin emeğini elbette zayi etmeyiz: (M.Esed)
31-) Onlar öyle kimselerdir ki kendileri için Adn cennetleri vardır. Altlarından ırmaklar akar. Orada altın bileziklerle bezenirler; ince ipekten yeşil giysiler giyerek koltuklar üzerine yaslanırlar. Ne güzel sevap ve ne güzel dayanacak (koltuk)!(S.Ateş)-İşte onlar, altlarından ırmaklar akan Adn cennetleri kendilerinin olanlardır. Onlar orada koltuklarına yaslanmış olarak altından bileziklerle süslenecekler, ince ve kalın ipekliden yeşil elbiseler giyecekler. O ne güzel karşılıktır! Ve ne güzel kalma yeri! (H.Yılmaz)-İçlerinde derelerin, ırmakların çağıldadığı ebedî mutluluk-esenlik bahçeleri işte böylelerinin olacaktır; orada onlara altın bilezikler takılacak; yeşil ipekli ve işlemeli giysiler giyinecekler ve orada (yumuşak) divanlarda yaslanıp oturacaklar: Bu ne güzel bir karşılık, bu ne güzel bir dinlenme yeri! (M.Esed)-Onlar; altından ırmaklar akan Adn cennetleri onlarındır, orda altın bileziklerle süslenirler, hafif ipekten ve ağır işlenmiş atlastan yeşil elbiseler giyerler ve tahtlar üzerinde kurulup-dayanırlar. (Bu,) Ne güzel sevap ve ne güzel destek. (Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
32-) Onlara şu iki adamı misal olarak anlat: İkisinden birine iki üzüm bağı vermiş, onların etrafını hurmalarla çevirmiş, ortalarında da ekin bitirmiştik.(S.Ateş)-Ve onlara, iki adamı örnek ver: Biz bunlardan birine her türlü üzümlerden iki bağ kıldık ve ikisinin [iki bağın] etrafını hurmalarla donattık. Aralarında da bir ekinlik kıldık.(H.Yılmaz)-ONLARA şu iki adam örneğini ver, ki onlardan birine iki üzüm bağı bahşetmiş, onların çevresini hurmalıklarla çevirmiş ve aralarına da ekili bir alan yerleştirmiştik. (M.Esed)-Onlara iki adamın örneğini ver; onlardan birine iki üzüm bağı verdik ve ikisini hurmalıklarla donattık, ikisinin arasında da ekinler bitirmiştik.(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
33-) Her iki bağ da yemişini vermiş, ondan hiçbir şey eksik etmemişti. Aralarından bir de ırmak akıtmıştık.(S.Ateş)-Her iki bahçe de, hiçbir şeyi eksik bırakmaksızın, ürünlerini verdiler. Aralarında da ırmak yardık/ akıttık.(H.Yılmaz)-Bu her iki bahçe de beklenen ürünü veriyor, verimlerinde herhangi bir eksilme göstermiyorlardı; çünkü Biz her birinin içinden bir dere akıtmıştık. (M.Esed)-İki üzüm bahçesinin tam ortasından bir de akarsu geçirip, bahçeler sulandığı için, her iki bahçe de, çok bol ürün veriyordu.(M.Sağ)
34-) O(adam)ın (başka) ürünü de vardı. Arkadaşiyle konuşurken ona; "Ben malca senden zenginim, adamca da senden güçlüyüm." dedi.(S.Ateş)-Bu kişi [iki bağın sahibi] için ayrıca başka gelir de vardı. Bundan dolayı bu adam arkadaşına konuşarak: “Ben, malca senden daha çok, insan sayısı bakımından da senden daha güçlüyüm” dedi.(H.Yılmaz)-Böylece [bu bahçenin sahibi] bolluk içinde ürün kaldırıyordu. Ama [bir gün] bu adam komşusuyla tartışırken söz arasında ona: “Benim malım mülküm senden çok; nüfusça da senden daha güçlü, daha ilerdeyim!” dedi. (M.Esed)
35-) (Böylece) kendisine yazık ederek bağına girdi: "Bunun yok olacağını hiç sanmam" dedi.(S.Ateş)-Ve bu adam, kendine zulmederek bağına girdi: “Ben, bunun hiç yok olacağını sanmıyorum.(H.Yılmaz)-[İşte] kendi kendine [böylece] yazık eden bu adam: “Bu bahçenin bir gün yok olacağını asla düşünemiyorum!” diyerek bahçesine girdi; (M.Esed)-Daha sonra Cennet'ine girdi ve kendisine zulmederek: "Bunun hiç yok olacağını sanmam." dedi.(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
36-) Kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Şayet Rabbime döndürülsem bile (orada) bundan daha güzel bir sonuç (daha güzel bir yer) bulurum.(S.Ateş)-Ben Saat’in kopacağını da zannetmiyorum. Velev ki Rabbime geri götürüldüm, kesinlikle orada bundan daha iyi bir sonuç bulurum” dedi.(H.Yılmaz)-ve “Son Saat'in (bir gün) gelip çatacağını da düşünemiyorum” (diye ekledi,) “hem, [o saat gelse ve] ben Rabbimin huzuruna çıkarılacak olsam bile, sonuç olarak, her halde bundan daha iyisini karşımda bulacağım!” (M.Esed)-"Kıyamet-saati'nin kopacağını da sanmıyorum. Buna rağmen Rabbime döndürülecek olursam, şüphesiz bundan daha hayırlı bir sonuç bulacağım."(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
37-) Kendisiyle konuşan arkadaşı ona dedi ki: "Seni topraktan, sonra nutfe (sperm)den yaratan, sonra da seni bir adam biçimine koyan Rabbine nankörlük mü ettin?"(S.Ateş)-Kendisiyle tartışmaya girdiği komşusu ona: “Seni tozdan topraktan, sonra bir damla döl suyundan yaratıp da [eksiksiz] bir insan şekline sokan Allah'a karşı nankörlük mü yapıyorsun?” dedi. (M.Esed)-Kendisiyle konuşmakta olan arkadaşı ona dedi ki: "Seni topraktan, sonra bir damla sudan yaratan, sonra da seni düzgün (eli ayağı tutan, gücü kuvveti yerinde) bir adam kılan (Allah)ı inkâr mı ettin?"(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
38-) Fakat O Allah benim Rabbimdir, ben Rabbime hiç kimseyi ortak koşmam!(S.Ateş)-Fakat ben; O, benim Rabbim Allah’tır. Ve ben Rabbime kimseyi ortak koşmam. (H.Yılmaz)-“Bana gelince, [biliyorum ki] benim Rabbim Allah'tır ve ben tanrısal nitelikleri O'ndan başka kimseye yakıştıramam”. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
39-) Bağına girdiğin zaman: Maşaallah (Allah dilemiş de olmuş), kuvvet yalnız Allah iledir! demen gerekmez miydi? Gerçi sen beni malca ve evlatça senden az görüyorsun ama(S.Ateş)-Kendi bağına girdiğin zaman: “Maşallah, la kuvvete illa billâh [Allah ne isterse o olur. Allah’tan başka hiçbir güç yoktur]” deseydin ya! Sen her ne kadar beni, malca ve evlatça kendinden az görüyorsan da,(H.Yılmaz)-Ve [devamla,] “Yazık, keşke bahçene girerken ‘Allah'ın dilediği [olur, çünkü] yaratıcı güç ancak Allah'ın elindedir’ deseydin! Mal ve evlatça, gördüğün gibi, senden daha güçsüz isem de (M.Esed)-"Bağına girdiğin zaman, 'Maşallah, Allah'tan başka kuvvet yoktur' demen gerekmez miydi? Eğer beni mal ve çocuk bakımından senden daha az (güçte) görüyorsan." (Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
40-) Rabbim bana, senin bağından daha iyisini verebilir. Ve o(senin bağı)nın üzerine de gökten bir hesap görme afeti gönderir de bağın kupkuru bir toprak kesilir.(S.Ateş)-belki Rabbim, bana, senin bağından daha hayırlısını verir. Seninkinin üstüne de gökten felaketler gönderir de o [senin bağ], kaygan bir toprak haline geliverir.(H.Yılmaz)-Rabbim bana senin bağından bahçenden pekala daha hayırlısını verebileceği gibi, [senin] bu [bahçe]ne gökten bir afet gönderir de [bahçen o zaman] yerle bir olabilir; (M.Esed)
41-) Yahut suyu dibe çekilir de bir daha su arayamazsın.(S.Ateş)-Yahut bağının suyu yerin dibine çekilir de bir daha onu aramaya güç yetiremezsin” dedi. (H.Yılmaz)-yahut bir daha asla bulup çıkaramayacağın biçimde onun suyu çekilebilir!” (M.Esed)
42-) Derken (o inkarcı kişinin) ürünü yok edildi, çardakları üzerine yıkılmış durumda olan(bağ)ın karşısında ona harcadıklarına acıyarak ellerini uğuşturmağa başladı: "Ah nolaydı, ben Rabbime kimseyi ortak koşmamış olaydım!" diyordu.(S.Ateş)-Ve o, serveti ile kuşatma altına alındı [bitirildi]. Bunun üzerine onda [bağında] yaptığı harcamalara karşı ellerini ovuşturmaya başladı. O [Bahçe], çardakları üzerine yıkılmış kalmıştı, O da “Ah n’olaydım! Rabbime hiçbir şeyi ortak koşmasaydım” diyordu. (H.Yılmaz)-Ve [gerçekten de böyle oldu:] ürünlerle dolup taşan bahçeleri çepeçevre târümâr edildi; ve o [bahçenin] târümâr olmuş çitleri, çardakları karşısında, boşa giden emeğine yanarak ellerini oğuştura oğuştura: “Ah, n'olurdu, Rabbimden başkasına tanrısal nitelikler yakıştırmamış olsaydım!” demekten başka söyleyecek bir şey bulamadı. (M.Esed)
43-) Allah\tan başka, kendisine yardım eden bir topluluğu da olmadı, kendi kendisini de kurtaramadı.(S.Ateş)-O kişi için Allah’ın astlarından yardım edecek bir topluluk olmadı. Ve kendisi de öç alacak biri değildi. (H.Yılmaz)-Çünkü şimdi artık onun ne Allah yerine kendisine yardım ulaştıracak kimsesi vardı, ne de kendi başının çaresine bakabilecek durumdaydı. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
44-) İşte o durumda velilik (koruyuculuk) yalnız hak olan Allah\a mahsustur. O'nun vereceği sevap da daha hayırlıdır, sonuç da daha hayırlıdır.(S.Ateş)-İşte burada velâyet/vilâyet [egemenlik/ yardımcılık, koruyuculuk, yol göstericilik] ancak Hakk olan Allah’a aittir. O, ödüllendirme bakımından en iyi ve kovuşturma yönünden de en iyi olandır.(H.Yılmaz)-İşte bunun içindir ki, koruyucu-kayırıcı güç bütünüyle, Tek ve Gerçek Tanrı olan Allah'a aittir. Hak edilen karşılığı vermekte de, sonucun ne olacağını belirlemekte de en iyi olan O'dur.(M.Esed) -- Açıklama ( Gizle / Göster)
45-) Onlara dünya hayatının, tıpkı şöyle olduğunu anlat: Gökten bir su indirdik, Yerin bitkisi onunla karıştı ve (sonunda bitkiler), rüzgarların savurduğu çöp kırıntıları haline geliverdi. Allah, her şeye kadirdir.(S.Ateş)-Ve sen onlara basit hayatın misalini ver: O [basit hayat], gökten indirdiğimiz bir su gibidir ki, bu su sebebiyle yeryüzünün bitkileri birbirine karışmış sonra da rüzgârın savurup durduğu bir çöp kırıntısı oluvermiştir. Ve Allah her şeye muktedirdir.(H.Yılmaz)-DÜNYA hayatının gökten indirdiğimiz suya benzediğini onlara anlat: Öyle ki, yerin bitkileri onu emerek zengin bir çeşitlilik içinde boy verip birbirine karışırlar; ama bütün bu canlılık, çeşitlilik sonunda rüzgarın savurup götürdüğü çer çöpe döner. İşte (bunun gibi,) her şeye karar veren [yalnız] Allah'tır. (M.Esed)-Onlara, dünya hayatının örneğini ver; gökten indirdiğimiz suya benzer, onunla yeryüzünün bitkileri birbirine karıştı, böylece rüzgârların savurduğu çalı çırpı oluverdi. Allah, her şeyin üzerinde güç yetirendir.(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
46-) Mal ve oğullar dünya hayatının süsüdür. Kalıcı olan güzel işler ise Rabbinin katında sevapça da daha hayırlıdır, umutça da daha hayırlıdır.(S.Ateş)-Mal ve oğullar, basit hayatın süsüdür. Baki [kalıcı] salihat ise, Rabbinin katında, sevapça daha hayırlıdır, ümit bağlama yönünden de daha hayırlıdır.(H.Yılmaz)-Mal mülk ve çocuklar dünya hayatının süsleridir; ama ürünü kalıcı olan dürüst ve erdemli davranışlar ise, karşılığı bakımından, Rabbinin katında daha değerli ve bir ümit kaynağı olarak daha verimlidir. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
47-) (Yalnız kalıcı eylemlerin yarar sağlayacağı) O gün dağları yürütürüz; yeri al açık (çırılçıplak) görürsün (dağlar savrulup dümdüz olmuş, engebeler kalkmıştır) onları (hep bir yere) toplamışız, hiçbirini bırakmamışızdır.(S.Ateş)-Ve Bizim dağları yürüttüğümüz gün; ve sen yer yüzünü çırılçıplak/dümdüz göreceksin. Ve Biz onları bir araya topladık. Böylece onlardan hiçbir kimseyi bırakmadık. (H.Yılmaz)-Çünkü, dağları ortadan kaldıracağımız o Gün yeryüzünü boş ve çıplak görürsün; [o Gün] kimseyi bırakmaksızın herkesi [diriltip] bir araya toplayacağız. (M.Esed)-Dağları yürüteceğimiz gün, yeri çırılçıplak (dümdüz olmuş) görürsün; onları bir arada toplamışız da, içlerinden hiç birini dışarda bırakmamışızdır.(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
48-) Ve hepsi sıra sıra senin Rabbine sunulmuşlardır: "Andolsun, sizi ilk defa yarattığımız gibi (çırılçıplak, yalnız, malsız, mülksüz) bize geldiniz! Oysa siz, size (yaptıklarınızdan hesap sorulacak) bir zaman tayin etmeyeceğimizi sanmıştınız!"(S.Ateş)-Ve onlar, saf halinde Rabbine yayılmışlardır: “Şüphesiz sizi ilk önce yarattığımız gibi Bize geldiniz. Aslında siz, sizin için buluşma zamanı kılmayacağımıza batılca inanıyordunuz.”(H.Yılmaz)-Ve dizi dizi Rablerinin huzuruna çıkarıldıklarında [Rableri onlara şöyle diyecek: ] “İşte, sizi ilk kez yarattığımız günkü gibi [bütünüyle yapayalnız ve boyun eğmiş olarak] huzurumuza geldiniz; oysa, sizin için böyle bir buluşmayı gerçekleştirmeyeceğimizi sanıyordunuz hep!” (M.Esed)-Onlar senin Rabbine sıra sıra sunulmuşlardır. Andolsun, sizi ilk defa yarattığımız gibi bize gelmiş oldunuz. Hayır, siz, Bizim size bir kavuşma-zamanı tesbit etmediğimizi sanmıştınız değil mi?(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
49-) Kitap (ortaya) konulmuştur. Suçluların onun içindekilerden korkarak: "Vah bize, bu Kitaba da ne oluyor, ne küçük ne de büyük hiçbir şey bırakmıyor, her (yaptığımız) şeyi sayıp döküyor!" dediklerini görürsün. Yaptıklarını hazır bulmuşlardır. Rabbin kimseye zulmetmez.(S.Ateş)-Ve Kitap [amel defteri] konulmuştur. Suçluların ondan korktuğunu göreceksin. Ve “Eyvah bize! Bu nasıl kitapmış ki, büyük küçük hiçbir şey bırakmadan hepsini saymış” derler. Ve onlar, yaptıklarını hazır bulurlar. Ve senin Rabbin hiç kimseye zulmetmez. (H.Yılmaz)-Ve [o Gün, herkesin dünyada yapıp-ettiklerine dair] sicil(ler) önlerine konduğunda, suçluların orada (yazılı) olanlardan irkildiklerini görürsün; “Vah bize! Nasıl bir sicilmiş bu! Küçük, büyük hiçbir şey bırakmamış, her şeyi hesaba geçirmiş!” derler. Ve yapıp-ettikleri her şeyi (kaydedilmiş olarak) önlerinde bulurlar; ve Rabbinin kimseye haksızlık yapmadığını [anlarlar]. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
50-) Meleklere: "Adem\e secde edin!" demiştik; secde ettiler, yalnız İblis etmedi. O cinlerdendi, Rabbinin buyruğu dışına çıktı. Şimdi siz, benden ayrı olarak onu ve onun neslini dostlar mı ediniyorsunuz? Oysa onlar, sizin düşmanınızdır. Zalimler için ne kötü bir değiştirmedir (bu. Dost olan Allah'ı bırakıp düşman olan şeytanı ve zürriyetini dost tutmak)!(S.Ateş)-Ve hani Biz meleklere, “Âdem’e secde edin” demiştik de İblis dışında hepsi secde etmişti. İblis, cinlerdendi. Sonra da kendi Rabbinin emrine ters düştü. Şimdi siz, Benim astlarımdan onu ve onun soyunu veliler [yol gösteren, yardım edenler] mi ediniyorsunuz? Hem de onlar sizin düşmanınızken. Zalimler için ne kötü bir değiştirmedir bu!(H.Yılmaz)-VE [HATIRLA Kİ] Biz meleklere “Âdem'in önünde yere kapanın!” dediğimiz zaman, İblis dışında, onların hepsi yere kapanmıştı. [İblis] görünmeyen varlıklardan biriydi; ve böylece Rabbinin buyruğu dışına çıktı. Peki, yine de onu ve avanesini kendinize dostlar/sırdaşlar edinecek misiniz, hem de onlar sizin düşmanlarınız olduğu halde? Zalimler adına bu ne kötü bir mübadeledir! (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
51-) Ben onları ne göklerin, yerin, yaratılmasında ve ne de kendilerinin yaratılmasında hazır bulundurdum; yoldan şaşırtanları (kendime) yardımcı tutmuş da değilim.(S.Ateş)-Ben, onları, göklerin ve yeryüzünün yaratılışına ve kendilerinin yaratılışına şahit tutmadım ve Ben hiçbir zaman saptıranları yardımcı edinmiş değilim.(H.Yılmaz)-Ben onları ne göklerin ve yerin yaratılışına tanık kıldım; ne de kendilerinin yaratılışına; ayrıca, [insanları] yoldan çıkaran bu [varlıkları] kendime hiçbir şekilde yardımcı edinmiş de değilim. (M.Esed)-Göklerin ve yerin yaratılışında da, kendi nefislerinin yaratılışında da Ben onları şahid tutmadım. Ben, saptırıcıları yardımcı-güç de edinmedim.(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
52-) O gün (Allah, kafirlere) der ki: "Benim ortaklarım zannettiğiniz şeyleri çağırın (da sizi azabımdan kurtarsınlar)! İşte çağırdılar ama (çağırdıkları), kendilerine cevap vermediler. Ve biz onların aralarına tehlikeli bir uçurum koyduk.(S.Ateş)-Ve o gün O [Allah]: “Yanlış olarak inandığınız Benim ortaklarımı hadi çağırın!” der. Sonra onlar da onları çağırdılar da onlar kendilerine cevap vermediler. Ve Biz, onların arasına ateşten bir engel kılmışızdır.(H.Yılmaz)-Nitekim, o Gün [Allah]: “[Şimdi] çağırın bakalım, benim ortaklarım olduğunu sandığınız varlıkları!” diyecek. Bunun üzerine onları çağıracaklar, ama berikiler onlara bir karşılık vermeyecek: çünkü onlarla ötekiler arasına aşılmaz bir uçurum koyacağız. (M.Esed)-"Benim ortaklarım sandığınız şeyleri çağırın" (diye küfre sapanlara) diyeceği gün; işte onları çağırmışlardır, ama onlar, kendilerine cevap vermemişlerdir. Biz onların aralarında bir uçurum koyduk.(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
53-) Suçlular ateşi gördüler, artık içine düşeceklerini iyice anladılar, fakat ondan kaçacak bir yer bulamadılar.(S.Ateş)-Ve günahkârlar ateşi görmüşler de artık kendilerinin ona düşeceklerine kani olmuşlardır. Ondan kaçıp sığınacak bir yer de bulamadılar.(H.Yılmaz)-Ve günaha gömülüp gitmiş olanlar o zaman ateşi görecek ve oraya girmek zorunda olduklarını anlayacaklar ama ondan kaçmak kurtulmak için bir yol bulamayacaklar. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
54-) Andolsun biz bu Kur\an'da insanlara her çeşit misali türlü biçimlerde anlattık. Ama insan, tartışmaya her şeyden daha çok düşkündür.(S.Ateş)-Ve şüphesiz Biz, bu Kur'ân'da insanlar için her örnekten evirdik, çevirdik [geniş geniş açıkladık]. İnsan ise, tartışma yönünden her şeyden daha çok olandır.(H.Yılmaz)-İŞTE BUNUN GİBİ, Biz bu Kur’an'da insanlar[ın yararlanması] için çeşitli açılardan türlü türlü dersler ortaya koyduk. Bununla birlikte, insan her şeyden çok tartışmaya düşkündür: (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
55-) Kendilerine hidayet geldiği zaman insanları inanmaktan ve Rablerine istiğfar etmekten alıkoyan şey, ancak evvelkilerin yasasının kendilerine de gelmesi(ni) yahut azabın açıkça karşılarına gelmesi(ni beklemeleri)dir.(S.Ateş)-Ve kendilerine doğru yol [kitap, elçi] geldiği zaman insanların, iman etmelerine ve Rabblerinden günahlarının bağışlanmasını istemelerine sadece “evvelkilerin sünnetlerinin kendilerine gelmesi ya da önlerine azabın gelmesi” engel oldu.(H.Yılmaz)-Nitekim, kendilerine doğru yol rehberi gelmişken insanları imana erişmekten ve Rablerinden bağışlanma dilemekten alıkoyan yegane tutum, [onların] önceki [günahkar] toplumlara uygulanan sürecin kendilerine de uygulanmasını ya da [nihaî] azabın öte dünyada başlarına gelmesini beklemeleri değil de, nedir? (M.Esed)-Kendilerine hidayet geldiği zaman insanları inanmaktan ve Rablerinden bağışlanma dilemelerinden alıkoyan şey, ancak evvelkilerin sünnetinin kendilerine de gelmesi ya da azabın onları karşılarcasına kendilerine gelmesi(ni beklemeleri)dir.(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
56-) Biz elçileri sadece müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. İnkar edenler, hakkı batılla gidermek için mücadele ediyorlar. (Onlar), ayetlerimle ve uyarıldıkları şeylerle alay ettiler.(S..Ateş)-Ve Biz, elçileri ancak müjdeciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. Küfretmiş olan kişiler de hakkı, batılla iptal etmek [ortadan kaldırmak] için mücadele ediyorlar. Ve onlar, ayetlerimizi ve korkutuldukları şeyleri alaya aldılar.(H.Yılmaz)-Fakat Biz, mesaj-taşıyıcılarını yalnızca müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz; hakkı inkara şartlanmış olanlarsa [onlara karşı] asılsız iddialarla, güya hakkı çürütmek, hükümsüz kılmak için tartışır, mesajlarımızı ve uyarılarımızı alay konusu yaparlar. (M.Esed)-Biz peygamberleri, müjde vericiler ve uyarıp-korkutucular olmak dışında (başka bir amaçla) göndermemekteyiz. Küfre-sapanlar ise, hakkı batıl ile geçersiz kılmak için mücadele etmektedirler. Onlar benim ayetlerimi ve uyarılıp-korkutuldukları (azabı) alay-konusu edindiler.(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
57-) Kendisine Rabbinin ayetleri hatırlatıldığı halde onlardan yüz çeviren ve ellerinin (yapıp) öne sürdüğü(günahlarını, isyanları)nı unutandan daha zalim kim olabilir? Biz onların kalbleri üzerine, onu anlamalarına engel olan örtüler, kulaklarının içine de ağırlık koymuşuz. Onları doğru yola çağırsan da bu halde asla doğru yola gelmezler (çünkü gerçeğe basiretlerini kapamışlardır).(S.Ateş)-Ve Rabbinin ayetleriyle öğüt verilip/ hatırlatma yapılıp da onlardan mesafelenen ve iki elinin önden gönderdiklerini unutan/ terk eden [dikkate almayan] kimseden daha zalim kim olabilir? Şüphesiz Biz onların kalpleri üzerine, onu [Kur'ân'ı] iyice anlamalarına engel perdeler, kulaklarına da ağırlık kıldık. Sen onları doğru yola çağırsan da onlar, bu durumda onlar asla hidayete ermezler.(H.Yılmaz)-Rabbinin mesajları kendisine ulaştırıldığı halde, kendi eliyle işlediği bütün [kötü] işleri de unutup, onlara yüz çeviren kimseden daha zalim kim olabilir? Bakın, Biz böylelerinin kalplerine, hakkı kavramalarına engel olan bir örtü ve kulaklarına da bir ağırlık yerleştirmişizdir; dolayısıyla, onları doğru yola çağırsan da asla doğru yola girecek değillerdir. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
58-) Ama çok bağışlayan, esirgeyen Rabbin eğer onları, yaptıklariyle hemen cezalandıracak olsaydı, onların azabını çabuklaştırırdı. Fakat onlar için va\dedilen bir zaman vardır ki, ondan (kaçıp) sığınacak bir yer bulamayacaklardır.(S.Ateş)-Bununla beraber senin rahmet sahibi Rabbin çok bağışlayıcıdır. Eğer O [Senin rahmet sahibi Rabbin], işledikleri günahlar yüzünden onları hemen yakalayacak olsaydı, onlara azabı kesinlikle acele verirdi. Aksine onlara vaat edilen bir zaman vardır. Onlar, O’nun astlarından bir sığınak asla bulamazlar. (H.Yılmaz)-[Bununla birlikte,] yine de senin Rabbin sınırsız rahmet sahibi, gerçek bağışlayıcıdır. Yoksa, işledikleri [kötülükler] için onları hemen paylayacak olsaydı, kuşkusuz, hak ettikleri azabı çarçabuk başlarına salardı. Ama işte, onlar için, aşıp ötesine geçemeyecekleri bir süre belirlenmiştir; (M.Esed)-Senin Rabbin rahmet sahibi (ve) bağışlayıcıdır. Eğer, kazanmakta olduklarından dolayı onları (azabla) yakalayıverseydi, şüphesiz onlara azabı (bir an önce) çabuklaştırırdı. Hayır, onlar için bir buluşma-zamanı vardır, onun dışında asla başka bir sığınak bulamayacaklardır.(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
59-) İşte şu kentler de zulmetmeğe başlayınca onları helak ettik. Onları helak etmek için de bir süre belirlemiştik.(S.Ateş)-Ve işte, zulmettikleri zaman helak ettiğimiz kentler! Biz onların helâkleri için de belirli bir zaman kılmıştık [tayin etmiştik].(H.Yılmaz)-. tıpkı, zulüm üstüne zulüm işlediklerinde yok ettiğimiz önceki toplumlar gibi: ki Biz onların ortadan kaldırılması için de bir süre belirlemiştik.(M.Esed)-İşte ülkeler (ve onların halkları), zulme saptıkları zaman onları yıkıma uğrattık; ve yıkımları için de bir buluşma-zamanı tesbit ettik.(mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
60-) Musa uşağına demişti ki: "Durmayıp ya iki denizin birleştiği yere varacağım veya uzun bir zaman yürüyeceğim."(S.Ateş)-HANİ, [gezginlik günlerinde] Mu-sa yardımcısına: “İki denizin birleştiği yere kadar yoluma devam edeceğim” demişti, “[bu yolda] yıllar harcamam gerekse bile!” (M.Esed)-Hani Musa genç-yardımcısına demişti: "İki denizin birleştiği yere ulaşıncaya kadar gideceğim ya da uzun zamanlar geçireceğim."(Mevdudi)-Ve bir vakit Musa, delikanlısına: “Ben iki denizin toplandığı [iki bilgin kişinin toplandığı] yere varıncaya kadar durmayacağım yahut senelerce gideceğim.” demişti. (H.Yılmaz)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
61-) İkisi (yürüdüler), iki denizin birleştiği yere varınca, balıklarını unuttular, (balık) sıyrılıp denizde yolunu tuttu.(S.Ateş)-Bunun üzerine iki denizin toplandığı yere [iki bilgin kişinin toplandığı] vardıklarında ikisi de hûtlarını unuttu/ terk etti. O zaman o [hût], denizde, yolunu çekip gitmek edindi. (H.Yılmaz)-Fakat iki [denizin] birleştiği yere vardıklarında balıkları bütünüyle akıllarından çıktı ve denize dalıp gözden kayboldu. (M.Esed)-Onlar, iki denizin birleştiği yere ulaşınca, balıklarını unuttular. Derken balık da yolunu bulup denize dalarak gözden kayboldu.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
62-) Orayı geçip gittiklerinde (Musa) uşağına: "Kahvaltımızı bize getir (de yiyelim), andolsun ki, bu yolculuğumuzdan (epey) yorgunluk çektik." dedi.(S.Ateş)-Bu şekilde geçtikleri zaman o [Musa], delikanlısına: "Getir kuşluk yemeğimizi; gerçekten biz bu yolculuğumuzda yorulduk" dedi. (H.Yılmaz)-Ve biraz uzaklaştıktan sonra [Musa] yardımcısına: “Öğlen azığımızı çıkar” dedi, “doğrusu, bu yolculuk bizi bir hayli yordu!” (M.Esed)-İkisi de orayı geçip gittiklerinde, Musa hizmetçisine: "Öğle yemeğimizi getir. Bu yolculuğumuzdan dolayı iyice yorulduk" dedi.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
63-) (Uşağı): "Gördün mü, dedi, kayaya sığındığımız vakit balığı unuttum. Onu söylememi, bana ancak şeytan unutturdu. (Balık), şaşılacak biçimde denizin içinde yolunu tuttu!(S.Ateş)-O [Delikanlı: "Gördün mü? O Kaya’ya sığındığımız vakit doğrusu ben hûtu unuttum/ terk ettim; ve onu anmamı muhakkak şeytan unutturdu/ terk ettirdi. O [Hût], şaşılacak bir şekilde denizde yolunu edindi" dedi.O [Musa]: "İşte bu, aradığımızdı!" dedi. Hemen izlerini takip ederek gerisin geri döndüler. (H.Yılmaz)-[Yardımcısı]: “Olacak şey mi, bu” dedi, “O kayanın yanında dinlenmek için durduğumuzda, nasıl olduysa, balığı unutmuşum. Bunu olsa olsa bana Şeytan unutturmuş olacak! Tuhaf şey, nasıl da yol bulup suya ulaştı!” (M.Esed)-Hizmetçisi: "Gördün mü, kayaya sığındığımızda balığı orada unuttum. Onu hatırlamamı bana şeytan unutturdu. Balık şaşılacak şekilde denizde yolunu bulup gitti" dedi.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
64-) (Musa): "İşte aradığımız o idi." dedi. Tekrar izlerini ta\kibederek geriye döndüler, (kayaya vardılar).(S.Ateş)-[Musa heyecanla]: “Demek, aradığımız yer orası[ydı]!” diye bağırdı. Ve izleri üzerine hemen geri döndüler. (M.Esed)-(Musa) Dedi ki: "Bizim de aradığımız buydu." Böylelikle ikisi izleri üzerinde geriye doğru gittiler.(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
65-) (Orada) Kullarımızdan bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiştik ve ona katımızdan bir ilim öğretmiştik.(S.Ateş)-Derken kullarımızdan bir kul buldular ki, Biz ona katımızdan bir rahmet vermiş ve tarafımızdan bir ilim öğretmiştik. (H.Yılmaz)-Ve orada kendisine katımızdan üstün bir bağışta bulunarak (özel) bir bilgiyle donattığımız kullarımızdan birine rastladılar.(M.Esed)-Derken, katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu buldular.(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
66-) Musa ona: "Sana öğretilenden, bana da bir bilgi öğretmen için sana tabi olabilir miyim?" dedi.(S.Ateş)-Musa ona: "Doğru yol konusundaki sana öğretilenden bana da öğretmen için sana tabi olabilir miyim?" dedi.(H.Yılmaz)-Musa ona: “Neyin doğru olduğu konusunda sana verilen bilgiden bana da öğretmen için senin peşinden gelebilir miyim?” dedi. (M.Esed)-Musa ona: "Sana öğretilen yol gösterici ilimden bana öğretmen için seninle arkadaş olabilir miyim? dedi.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
67-) (O da): "Sen benimle beraber bulunmağa dayanamazsın" dedi.(S.Ateş)-O da: "Sen benimle birlikte olmaya sabredemezsin"(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-O [Âlim kul]: “Şüphesiz sen benimle beraber sabra takat yetiremezsin.(H.Yılmaz)-[Öteki;] “Sen benimle birlikte(yken olacak olanlara) katlanamazsın” dedi, (M.Esed)
68-) Sana bildirilmeyen bir şeye nasıl dayanabilirsin? (S.Ateş)-"İç yüzünü kavrayamadığın bir şeye, nasıl dayanabilirsin? dedi.(M.Sağ)-Ve kavrayamadığın bilgiye nasıl sabredeceksin!” dedi. (H.Yılmaz)-. “çünkü tecrübe alanı içinde kavrayamayacağın şeye nasıl katlanabilirsin ki?” (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
69-) (Musa): "İnşaallah, dedi, beni sabredici bulursun, senin emrine karşı gelmem."(S.Ateş)-O [Musa]: “İnşallah beni sabırlı bulacaksın ve senin hiçbir işine karşı gelmem” dedi. (H.Yılmaz)-[Musa:] “Allah dilerse, beni sabırlı biri olarak bulacaksın” dedi, “ve ben hiçbir konuda sana uyumsuzluk göstermeyeceğim!” (M.Esed)-Musa: "İnşallah benim sabırlı olduğumu ve sana hiçbir işte karşı gelmeyeceğimi göreceksin" dedi.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)
70-) (O kul): "O halde, dedi, eğer bana tabi olursan ben sana anlatıncaya kadar (yaptığım) hiçbir şey hakkında bana soru sorma." (S.Ateş)-O da:"Eğer bana uyacaksan, hakkında sana açıklama yapıncaya kadar bana hiçbir şey sormayacaksın" dedi.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-O [Âlim kul]: “O halde eğer bana uyacaksan, bana hiçbir şey hakkında soru sorma, ta ki ben sana öğüt olarak ondan söz açıncaya kadar.” (H.Yılmaz)-[Bilge kişi:] “Pekala” dedi, “O halde, eğer benim peşimden geleceksen, [yapacağım] şeyler hakkında, bu hususta ben sana bir açıklamada bulununcaya kadar bana hiçbir şey sormayacaksın.” (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
71-) Bunun üzerine yürüdüler. Nihayet gemiye bindikleri zaman gemiyi deliverdi. (Musa): "Halkını boğmak için mi gemiyi deldin? Gerçekten sen çok tehlikeli bir iş yaptın!" dedi.(S.Ateş)-Bunun üzerine ikisi [Bilgin kul ile Musa] yürüdüler; nihayet gemiye bindiklerinde o [Âlim kul] gemiyi yırttı; parçaladı. O [Musa]: “İçindekileri boğman için mi onu yırttın; parçaladın? Kesinlikle sen, şaşılacak bir şey yaptın!” dedi. (H.Yılmaz)-Bu ikisi böylece yola koyuldular; sonunda [bir kıyıya vardılar; ve onları karşı kıyıya taşıyan] tekneden inecekleri zaman, bilge kişi teknede bir delik açtı, [Musa bunu görünce:] “İçindekileri boğmak için mi onu deldin? Doğrusu, çok vahim bir şey yaptın!” diye çıkıştı.(M.Esed)
72-) (O kul): "Sen benimle beraber bulunmağa dayanamazsın demedim mi?" dedi.(S.Ateş)-O [Âlim Kul]: “Ben, ‘Şüphesiz sen benimle beraber olmaya sabredemezsin?’ demedim mi?” dedi.(H.Yılmaz)-Beriki: “Ben sana, bana asla katlanamayacağını söylememiş miydim?” dedi (M.Esed)
73-) (Musa): "Unuttuğum şeyden ötürü beni kınama ve bana bu işimden dolayı bir güçlük çıkarma." dedi.(S.Ateş)-O [Musa]: “Unuttuğum şeyle beni cezalandırma ve işimden dolayı bana güçlük çıkarma!” dedi. (H.Yılmaz)-[Musa:] “[Kendimi] kaybettim diye beni paylama ve beni yaptığım işten dolayı zora koşma!” dedi.(M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
74-) Yine yürüdüler. Nihayet bir oğlana rastladılar. (O kul) hemen onu öldürdü. (Musa): "Bir can karşılığı olmadan temiz bir cana kıydın ha? Doğrusu sen, çirkin bir iş yaptın!" dedi.(S.Ateş)-Yine gittiler. Nihayet bir delikanlıya rast geldiler; O [Âlim Kul] onu öldürüverdi. O [Musa]: “Bir nefis karşılığı olmaksızın tertemiz bir nefsi mi öldürdün? Kesinlikle çok anlaşılmaz bir şey yaptın!” dedi. (H.Yılmaz)-Böylece yeniden yola koyuldular; sonunda genç bir adama rastladılar: [bilge kişi] onu öldürdü, [Musa bunu görünce:] “Bir başka cana karşılık olmaksızın masum bir cana kıydın, öyle mi?” diye çıkıştı, “Gerçekten, çok korkunç bir iş yaptın sen!” (M.Esed)
75-) (O kul): "Ben sana, sen benimle beraber bulunmağa dayanamazsın, dememiş miydim? dedi.(S.Ateş)-O [Âlim kul]: “Ben sana ‘Kesinlikle sen benimle birlikte asla sabredemezsin’ demedim mi?” dedi. (H.Yılmaz)-Beriki: “Ben sana, bana asla katlanamayacağını söylememiş miydim?” dedi. (M.Esed)
76-) (Musa) dedi ki: "Eğer bundan sonra (bir daha) sana bir şey sorarsam, artık bana arkadaş olma. (O zaman) benim tarafımdan sana özür ulaşmıştır (artık benden ayrılmakta mazur sayılırsın).(S.Ateş)-O [Musa]: “Eğer bundan sonra sana bir şey sorarsam, artık benimle arkadaşlık etme! Kesinlikle tarafımdan özre erdin [kovarsan darılmam]” dedi.(H.Yılmaz)-[Musa:] “Bundan böyle sana soru soracak olursam benimle artık yoldaşlık yapmazsın: [çünkü artık] benden yana yeterince özür işittin” dedi. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
77-) Yine yürüdüler. Nihayet bir kent halkına varıp onlardan yemek istediler (kent halkı) onları konuklamaktan kaçındılar. Derken orada yıkılmağa yüz tutan bir duvar buldular; hemen onu doğrulttu. (Musa): "İsteseydin buna karşılık bir ücret alırdın," dedi.(S.Ateş)-Bunun üzerine yine gittiler. Nihayet bir köy halkına varınca onlardan yemek istediler. Bunun üzerine onlar da, kendilerini misafir etmekten kaçındılar. Derken orada yıkılmak üzere olan bir duvar buldular. O [Âlim Kul], onu doğrultuverdi. O [Musa]: “İsteseydin bunun karşılığında mutlaka bir ücret alırdın” dedi. (H.Yılmaz)-Ve bunun üzerine yeniden yola koyuldular; derken, bir kasaba halkıyla karşılaştılar; onlardan yiyecek bir şeyler istediler; ama bu ahali onlara konukseverce davranmaya hiç yanaşmadı. Ve bu [kasabada] yıkılmak üzere olan bir duvar gördüler; [bilge kişi] onu hemen onarıverdi; [Musa bunu görünce:] “Eğer dileseydin, [hiç değilse, yaptığın] bu iş için bir ücret alabilirdin” dedi. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
78-) İşte, dedi bu, benimle senin aramızın ayrılmasıdır. Şimdi sana sabredemeğin şeylerin içyüzünü haber vereceğim.(S.Ateş)-O [Âlim Kul]: “İşte bu, seninle benim aramızın ayrılmasıdır. Şimdi sana o, üzerine sabra takat getirmediğin şeylerin tevilini haber vereyim:(H.Yılmaz)-[Bilge:] “İşte böylece seninle yol ayrımına gelmiş olduk.” dedi, “Şimdi sana, sabır göstermediğin [bütün o olayların] iç yüzünü açıklayacağım: (M.Esed)
79-) O (yaraladığım) gemi, denizde çalışan yoksullarındı. Onu kusurlu yapmak istedim, çünkü onların ilerisinde her (sağlam) gemiyi zorla alan bir kral vardı.(S.Ateş)-“Gemi olayına gelince; o, denizde çalışan birtakım miskinlerindi. İşte o nedenle ben onu kusurlu hale getirmek istedim. Ötelerinde de bütün gemileri gasp edip alan bir kral vardı. (H.Yılmaz)-O tekne, geçimini denizden sağlayan yoksul insanlara aitti; ona hasar vermek istedim, çünkü peşlerinde her (sağlam) tekneye zorla el koyan bir hükümdar oldu[ğunu biliyordum]. (M.Esed)
80-) Oğlana gelince: Onun anası babası mü\min insanlardı. Bunun, onlara azgınlık ve küfür sarmasından korktuk.(S.Ateş)-Delikanlıya da gelince; onun anne-babası mümin kimselerdi. İşte o nedenle biz, onun, o ikisini azdırmasından ve inkâra sürüklemesinden korktuk.(H.Yılmaz)-O genç adamda, ki anası-babası mümin kimselerdi, taşkınlıkları ve inkarcı eğilimleriyle onlara çok derin acılar vereceği yolunda kaygı verici belirtiler görmüştük; (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
81-) İstedik ki Rableri onun yerine onlara ondan daha temiz, daha merhametli (ana babasına iyilik eden) birini versin.(S.Ateş)-Sonra da ‘Rableri onun yerine kendilerine temizlikçe daha hayırlı ve merhamet bakımından daha yakınını versin’ istedik. (H.Yılmaz)-[onu öldürürken] Rablerinin o ana-babaya onun yerine ondan daha temiz seciyeli ve merhamette ondan daha ileri [başka bir çocuk] vermesini istedik.” (M.Esed)
82-) Duvar ise şehirde iki yetim çocuğun idi. Altında onlara ait bir hazine vardı. Babaları da iyi bir kimse idi. Rabbin istedi ki onlar (büyüyüp) güçlü çağlarına ersinler ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarsınlar. Bunları, ben kendiliğimden yapmadım. İşte senin sabredemediğin şeylerin içyüzü budur.(S.Ateş)-Duvara da gelince; o, şehirde iki yetim oğlanındı ve onun altında onlar için bir define vardı. Babaları da iyi bir zat idi. İşte onun için, -Rabbinden bir rahmet olmak üzere- Rabbin onların erginlik çağına ermelerini, definelerini çıkarmalarını diledi. Ve ben onu [duvar doğrultma işini] kendi görüşümle yapmadım. İşte senin, üzerine sabra takat getiremediğin şeylerin te’vili!” (H.Yılmaz)-Ve duvara gelince; duvar o kasabada yaşayan iki yetim oğlan çocuğuna aitti ve altında [hukuken] onların olan bir hazine [gömülüydü]. Onların babası dürüst ve erdemli biriydi; bunun içindir ki, Rabbin onların erginlik çağına eriştiklerinde o hazineyi Rabbinden bir bağış olarak kazıp çıkarmalarını irade etti. (Dolayısıyla,) ben [bütün] bunları kendiliğimden yapmadım: Senin sabır göstermediğin [olayların] iç yüzünün gerçek anlamı işte budur.” (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
83-) (Ey Muhammed), sana Zu\l-Karneyn'den soruyorlar. De ki: "Size ondan bir anı okuyacağım."(S.Ateş)-Ve sana Zülkarneyn'den soruyorlar. De ki: Size ondan, bir hatırlatma/ öğüt okuyacağım:(H.Yılmaz)-VE SANA Zulkarneyn hakkında soru soruyorlar; de ki: “onu hatırlatacak bir şey anlatayım”. (M.Esed)- Ey Muhammed! Sana, Zülkarneyn/iki nesil kadar yönetime sahip olan kişiden sorarlar. De ki, "Size ondan bir öğüt ve hatırlatma aktaracağım."(M.Sağ)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
84-) Biz onu yeryüzünde güçlü kıldık ve ona herşeyden bir sebep (istediği herşeye ulaşmanın yolunu, aracını) verdik.(S.Ateş)-“Şüphesiz Biz onun [Zülkarneyn] için yeryüzünde iktidar sağladık ve ona her şeyden bir sebep verdik.(H.Yılmaz)Biz ona yeryüzünde yönetim gücünü ve her türlü olanağı sağladık.(M.Sağ)-Ona yeryüzünde güvenli bir yer sağladık ve onu, [ulaşacağı] her şeye doğru araçlarla ulaşma [bilgisiyle] donattık; (M.Esed)-Kuşkusuz Biz, ona yeryüzünde imkan sağladık ve kendisine her şeye ulaşacağını sağlayan bilgi verdik. (Ö.Dumlu-H.Elmalı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
85-) O da (kendisini batı ülkelerine ulaştıracak) bir yol tuttu.(S.Ateş)-Sonra o, bir sebebe tabi oldu.(H.Yılmaz)-Ve bu sayede o da [yaptığı her işde] doğru ve meşru araçlara başvurdu. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
86-) Nihayet güneşin battığı yere ulaşınca onu, kara balçıklı bir gözede batar buldu. Onun yanında da bir kavim buldu. Dedik ki: "Ey Zu\l-Karneyn, (onlara) ya azab edersin veya kendilerine güzel davranırsın (onları güzellikle yola getirirsin. Nasıl istersen öyle yaparsın)."(S.Ateş)-Nihayet o, güneşin battığı yere vardığı zaman, onu [güneşi], kara bir balçıkta batıyor buldu. Bir de bunun yanında bir kavim buldu. Biz dedik ki: “Ey Zülkarneyn! Onları ya cezalandırırsın veya onların hakkında iyi, güzel davranırsın.” (H.Yılmaz)-[Batıya doğru giderek] günün birinde güneşin battığı yere vardı; (güneş) ona kopkoyu, bulanık bir suya dalıyormuş gibi göründü. Ve orada [kötülüğün her çeşidine gömülüp gitmiş] bir kavme rastladı. Ona, “Sen ey Zulkarneyn!” dedik, [“Onlara] azap da edebilirsin, yüce gönüllü de davranabilirsin!” (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
87-) Dedi: "Kim haksızlık ederse, ona azab edeceğiz, sonra o, Rabbine döndürülecektir. O da ona görülmemiş bir azab edecektir."(S.Ateş)-O dedi ki: “Kim zalimlik ederse muhakkak ona azap edeceğiz; Sonra Rabbine geri döndürülecek, sonra O, da onu görülmemiş bir azapla azaplandırır. (H.Yılmaz)-O şöyle dedi: "haksızlık edenleri cezalandıracağım. Sonra Rabbine döndürülecekler. Rableri de onları görülmemiş bir ceza ile cezalandıracaktır.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-O şöyle cevap verdi: “[Başkalarına] zulmeden kimseye gelince, ona bundan böyle azap edeceğiz; ve o kimse sonunda Rabbine döndürülecek; ve O da ona görülmemiş bir azap çektirecek.(M.Esed) -- Açıklama ( Gizle / Göster)
88-) Fakat inanıp iyi iş yapan kimseye de en güzel mükafat vardır. Ona buyruğumuzdan kolay olanı söyleyeceğiz (onu zor işlere koşmayacağız).(S.Ateş)-Amma her kim de iman eder ve salihi işlerse artık buna da en güzel karşılık vardır. Ve Biz onun için emrimizden kolay olanı söyleyeceğiz.”(H.Yılmaz)-Ancak inanıp yararlı iş yapanlara gelince, onlar için güzel ödül vardır. Biz ona kendi emirlerimizden kolay olanı söyleyeceğiz"(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-Ama inanıp dürüst ve erdemli davranışlarda bulunan kimseye gelince, böyle biri (yaptıklarının) karşılığı olarak [ahiret hayatının] nihaî güzelliğine, iyiliğine ulaşacaktır; ve Biz de onu [yalnızca] yerine getirilmesi kolay olanla yükümlü tutacağız”. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
89-) Sonra yine bir yol tuttu.(S.Ateş)-Sonra o [Zülkarneyn], bir sebebe uydu. (H.Yılmaz)-Ve [Zulkarneyn, doğru bir amaca varmak için, böylece] bir kere daha doğru aracı seçti. (M.Esed)
90-) Nihayet güneşin doğduğu yere ulaşınca onu, güneşe karşı kendilerine siper yapmadığımız bir kavim üzerine doğar buldu.(S.Ateş)-Sonunda güneşin doğduğu yere ulaşınca, güneşi, kendilerini güneşe karşı koruyan bir şey vermediğimiz bir topluluğun üzerine doğuyor buldu.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-Nihayet, güneşin doğduğu yere vardı. Onu [güneşi] bir toplum üzerine doğuyor buldu. Öyle ki Biz onlar için, onun [güneşin] astından bir siper kılmıştık.(H.Yılmaz)-[Ve doğuya doğru yürüyerek] günün birinde güneşin doğduğu yere vardığında onu, kendilerini güneşe karşı bir örtüyle örtmediğimiz bir kavmin üzerine doğar buldu: (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
91-) İşte (Zu\l-Karneyn) böyle (yüksek bir mevkie ve hükümranlığa sahip) idi. Onun yanında (daha) nice bilgi ve yetki bulunduğunu biliyorduk.(S.Ateş)-İşte onun durumu böyledir. Onun bilgi olarak sahip olduğu her şeyi Biz biliriz.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)- İşte böyle! Ve Biz onun yanında olan şeyleri ilimce kuşatmıştık. (H.Yılmaz)-[Biz onları] işte böyle [bir yaşama tarzı içinde, böyle bir düzeyde bırakmıştık ve o da onları öylece kendi hallerine bıraktı; ] ve muhakkak ki sınırsız bilgimizle Biz onun zihninden geçenleri kuşatmış bulunuyorduk.(M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
92-) Sonra yine bir yol tuttu.(S.Ateş)-Sonra o [Zülkarneyn], bir sebebe uydu.(H.Yılmaz)-Ve o [böylece, doğru bir amaca ulaşmak için] bir kere daha, doğru aracı seçmiş oldu.(M.Esed)
93-) Nihayet iki sed arasına ulaşınca onların önünde hemen hiç söz anlamayan bir kavim buldu.(S.Ateş)-Sonunda iki set arasına varınca, iki setin ötesinde neredeyse hiçbir sözü anlamayan bir topluluk gördü.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-Nihayet iki sedd arasına ulaştığında iki kavmin astlarından, hemen hemen hiç söz anlamayan bir kavim buldu.(H.Yılmaz)-Ve derken, iki set arasında [bir yere] vardığında onların yamacında [yaşayan ve onun konuştuğu dilden] çok az şey anlayabilen bir kavme rastladı.(M.Esed)-Nihayet iki dağ arasına ulaştığı zaman orada hiç söz anlamayan bir kavim buldu. (Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
94-) Dediler ki: "Ey Zu\l-Karneyn, Ye'cuc ve Me'cuc, bu yerde bozgunculuk yapıyorlar. Bizimle onların arasına bir sed yapman için sana bir vergi verelim mi?" (S.Ateş)-Dediler ki ey Zülkarneyn, kuşkusuz Yecüc ve mecüc bu yerde bozgunculuk yapıyorlar. Bizimle onların arasına bir set yapman için sana bir ödeme yapabilirmiyiz? (Ö.Dumlu-H.Elmalı)-Onlar [söz anlamaz kavim] dediler ki: "Ey Zülkarneyn! Şüphesiz Ye'cuc ve Me'cuc bu topraklarda bozgunculardır. Onun için, bizimle onlar arasında bir sedd kılman üzere [şartıyla] sana bir vergi versek olur mu?" (H.Yılmaz)-Bunlar [ona]: “Sen ey Zulkarneyn!” dediler, “Yecüc ve Mecüc bu ülkede bozgunculuk yapıyor. Onlarla bizim aramızda bir set inşa etmen şartıyla sana bir bac verelim mi?” (M.Esed)-Dediler ki: "Ey Zu'l-Karneyn, gerçekten Ye'cuc ve Me'cuc, yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaktalar, bizimle onlar arasında bir sed inşa etmen için sana vergi verelim mi?" (Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
95-) Dedi ki: "Rabbimin, beni içinde bulundurduğu imkanlar, (sizin vereceğinizden) daha hayırlıdır. Siz bana (insan) güc(üy)le yardım edin de sizinle onlar arasına sağlam bir engel yapayım."(S.Ateş)-O [Zülkarneyn] dedi ki: “Rabbimin beni içinde bulundurduğu imkânlar daha hayırlıdır. Haydin siz bana kuvvetle yardım edin de sizinle onların arasında çok sağlam bir sedd kılayım.(H.Yılmaz)-[Zulkarneyn:] “Rabbimin bana sağladığı güvenli durum [sizin bana verebileceğiniz her şeyden] daha hayırlıdır;” dedi, “bunun içindir ki, siz bana sadece iş gücünüzle yardımda bulunun ki sizinle onlar arasında bir set yapayım! (M.Esed)-Dedi ki: "Rabbimin beni kendisinde sağlam bir iktidarla yerleşik kıldığı (güç, nimet ve imkân), daha hayırlıdır. Madem öyle, siz bana (insani) güçle yardım edin de, sizinle onlar arasında sapasağlam bir engel kılayım."(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
96-) Bana demir kütleleri getirin. (Zu\l-Karneyn) iki dağın arasını (demir kütleleriyle doldurtup dağlarla) aynı seviyeye getirince: "Üfleyin!" dedi. Nihayet o(demir kütleleri)ni bir ateş haline sokunca "Getirin bana, üzerine erimiş katran dökeyim," dedi.(S.Ateş)-Bana, demir kütleleri getirin / ince zekânızla hazırladığınız teklif metinlerini bana getirin.” Nihayet iki tepe /hedef eşitleştiği zaman: “Üfürün!” dedi. Nihayet onu [demiri] bir ateş haline getirince, ‘getirin bana üzerine su boşaltayım’ dedi.(H.Yılmaz)-Bana demir külçeleri getirin!” Derken, demir (külçelerini) yığıp, iki yar arasındaki boşluğa doldurunca (onlara) “[Bir ocak kurun ve] körükleyin!” dedi. Nihayet, [demir iyice] kor haline gelince, “Bana ergimiş bakır getirin bunun üzerine dökeyim” dedi. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
97-) Artık (Ye\cuc Me'cuc) onu ne aşabildiler, ne de delebildiler.(S.Ateş)-Artık onlar [o söz anlamaz kavim], onu [sağlamca yapılan sözleşmeyi] aşmaya güç yetiremediler, onu delmeye de güç yetiremediler.(H.Yılmaz)-Ve böylece [set inşa edilmiş oldu, öyle ki] artık onların düşmanları ne onu aşabilirlerdi ne de onda gedik açabilirlerdi.(M.Esed)
98-) (Zu\l-Karneyn) dedi: "Bu, Rabbimin bir rahmetidir. Rabbimin va'di gel(ip Ye'cuc ve Me'cuc'un çıkması, yahut kıyametin kopması gerek)diği zaman onu yerle bir eder; şüphesiz Rabbimin va'di gerçektir."(S.Ateş)-O [Zülkarneyn] dedi ki: “Bu [Sağlamca yapılan sözleşme] Rabbimden bir rahmettir. Artık Rabbimin vaadi geldiği vakit de onu dümdüz yapacaktır. Rabbimin vaadi de haktır.” (H.Yılmaz)-. [Zulkarneyn:] “Rabbimden bir rahmettir bu!” dedi, “Bununla birlikte, Rabbimin belirlediği zaman gelince bu [seddi] yerle bir edecektir; çünkü Rabbimin verdiği söz mutlaka gerçekleşir!” (M.Esed)-Dedi ki: "Bu benim Rabbimden bir rahmettir. Rabbimin va'di geldiği zaman, O, bunu dümdüz eder; Rabbimin va'di haktır."(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
99-) Biz o gün (Ye\cuc ve Me'cuc'u) bırakmışızdır: Birbiri içinde dalgalanır(lar). Sur'a da üflenmiştir ve onları hep bir araya toplamışızdır.(S.Ateş)-Ve Biz, o gün [kıyamet günü] onları [şirk koşan kimseleri]dalgalar halinde birbirlerine girer halde bırakıvermişizdir. Sûr’a da üfürülmüştür. Böylece onların [şirk koşan kimselerin] hepsini bir araya toplayıvermişizdir. (H.Yılmaz)-O GÜN onları bırakırız, dalga dalga yürüyüp birbirlerine karışsınlar; ve sûra üflenir: Böylece hepsini bir araya toplarız. (M.Esed)-Biz o gün, bir kısmını bir kısmı içinde dalgalanırcasına bırakıvermişiz. Sur'a da üfürülmüştür, artık onların tümünü bir arada toparlamışız.(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
100-) O gün cehennemi kafirlere açıkça göstereceğiz.(S.Ateş)-Ve o Gün hakkı inkar edenlerin karşısına cehennemi çıkarırız. (M.Esed)-O gün cehennemi kafirlere açık seçik bir şekilde gösteririz.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)
101-) Onlar ki beni anmağa karşı gözleri perde içinde idi ve (Kur\an'ı) dinlemeğe tahammül edemezlerdi.(S.Ateş)-. O inkarcılar ki, [gerçeğin sesini] işitmeye katlanamadıklarından ötürü gözlerine Beni hatırlatıcı şeylere karşı perde çekilmişti. (M.Esed)-Onların gözleri biizm zikrimize karşı dünyada kapalıydı ve onu duymaya katlanamıyorlardı.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
102-) O nankörler benden ayrı olarak kullarımı kendilerine veliler yapacaklarını mı sandılar? Biz kafirlere cehennemi konak olarak hazırladık.(S.Ateş)-Peki o kâfirler, Benim astlarımdan bir takım veliler edineceklerini mi sandılar? Şüphesiz Biz cehennemi o kâfirlere bir konukluk olarak hazırladık.(H.Yılmaz)-Hakkı inkara şartlanmış olan bu kimseler, Benim kullarım[dan herhangi birini] Bana karşı (kendilerine) dost, koruyucu edinebileceklerini mi sandılar? Hiç şüphe edilmesin ki Biz cehennemi hakkı inkar edenler için bir konak yeri olarak hazırlamışızdır.(M.Esed)-Küfre sapanlar, beni bırakıp kullarımı veliler edindiklerini mi sandılar? Gerçekten biz cehennemi kâfirler için bir durak olarak hazırlamışız. (Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
103-) De ki: "Size işleri bakımından en çok ziyana uğrayacak olanları söyleyeyim mi?" (S.Ateş)-De ki: “Ameller bakımından en çok zarara uğrayanları haber verelim mi?(H.Yılmaz)-De ki: “Size, yapıp-ettiklerinde en büyük kayba uğrayan kimseleri haber vereyim mi?” (M.Esed)-De ki: "Davranışlar bakımından onlardan daha çok zararda olanlarını size haber verelim mi? (Ö.Dumlu-H.Elmalı)
104-) Dünya hayatında bütün çabaları boşa gitmiş olan ve kendileri de iyi iş yaptıklarını sanan kimseleri? (S.Ateş)-Onlar, kendileri sanat/sanayi olarak, güzellik ürettiklerini sanırken basit hayatta çalışmaları da boşa gitmiş olan kimselerdir.” (H.Yılmaz)-“Bunlar, güzel işler yaptıklarını zannettikleri halde, dünya hayatının peşinde tüm çaba ve koşuşturmaları eğri ve çarpık olan kimseler[dir]: (M.Esed)-"Onların, dünya hayatındaki bütün çabaları boşa gitmişken, kendilerini gerçekte güzel iş yapmakta sanıyorlar." (Mevdudi) -- Açıklama ( Gizle / Göster)
105-) İşte onlar, Rablerinin ayetlerini ve O\na kavuşmayı inkar eden, bu yüzden eylemleri boşa çıkan kimselerdir. (Yaptıkları işler tamamen boşa çıktığından) kıyamet günü onlar için bir terazi kurmayız (veya onlara hiçbir değer vermeyiz).(S.Ateş)-İşte onlar, Rablerinin âyetlerini ve O’na ulaşmayı inkâr etmiş kimselerdi de bu yüzden yaptıkları bütün amelleri boşa gitti. Artık kıyamet günü onlar için hiçbir ölçü tutturmayız [hiç bir değer vermeyiz].(H.Yılmaz)-Rablerinin mesajlarını ve O'nun huzuruna çıkarılacakları gerçeğini inkar yolunu seçen kimseler işte böyleleridir. Bunun içindir ki, böylelerinin bütün yapıp-ettikleri boşa gitmektedir: Çünkü Kıyamet Günü onlara hiç değer vermeyeceğiz. (M.Esed)-İşte onlar, Rablerinin ayetlerini ve O'na kavuşmayı inkâr edenlerdir. Artık onların yapıp-ettikleri boşa çıkmıştır, kıyamet gününde onlar için bir tartı tutmayacağız.(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
106-) İnkar ettikleri, ayetlerimi ve elçilerimi eğlence yerine koydukları için onların cezası cehennemdir.(S.Ateş)-İşte, inkâr etmeleri, Benim âyetlerimi ve elçilerimi alaya almaları sebebiyle, onların cezaları cehennemdir. (H.Yılmaz)-Hakkı inkar etmeleri, Benim mesajlarımı ve elçilerimi alaya almaları yüzünden, işte böylelerinin cezası cehennem olacaktır”. (M.Esed)-İşte onların cezası, inkar etmeleri, ayetlerimi ve peygamberlerimi alaya almalarından dolayı cehennemdir.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
107-) İnanıp iyi işler yapanlara gelince, onların konağı da Firdevs cennetleridir.(S.Ateş)-[Ama] imana erişip dürüst ve erdemli davranışlar ortaya koyanlara gelince; onları konak yeri olarak cennetin hasbahçeleri beklemektedir: (M.Esed)-İman edip salih amellerde bulunanlar; Firdevs cennetleri onlar için bir 'konaklama yeridir.' (Mevdudi)-İnanıp yararlı iş yapanlara gelince, onların konakları da Firdevs cennetleridir.(Ö.Dumlu_H.Elmalı)
108-) Orada sürekli kalacaklardır. Oradan hiç ayrılmak istemezler.(S.Ateş)-Orada sonsuza dek kalacaklardır. Yerlerini değiştirmek istemeyeceklerdir.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-Böyleleri orada sonsuza kadar kalacak [ve] oradan hiç ayrılmak istemeyecekler. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
109-) De ki: "Rabbimin sözleri(ni yazmak) için deniz mürekkep olsa, Rabbimin sözleri tükenmeden önce deniz tükenir." Yardım için bir o kadarını daha getirsek (yine yetmez).(S.Ateş)-“De ki: Rabbimin sözleri için deniz mürekkep olsa Rabbimin sözleri bitmeden önce deniz tükenirdi, hatta bir o kadarını daha getirsek bile...”(H.Yılmaz)-DE Kİ: “Rabbimin sözleri(ni yazmak) için denizler mürekkep olsa –ayrıca deniz üstüne deniz katsak– yine de Rabbimin sözleri bitmeden denizler tükenirdi”. (M.Esed)-De ki: "Rabbimin sözleri(ni yazmak) için deniz mürekkep olsa ve yardım için bir benzerini (bir o kadarını) dahi getirsek, Rabbimin sözleri tükenmeden önce, elbette deniz tükeniverirdi." (Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
110-) De ki: "Ben de sizin gibi bir insanım; Tanrınızın bir tek Tanrı olduğu bana vahyolunuyor. Kim Rabbine kavuşmayı arzu ediyorsa iyi iş yapsın ve Rabbine (yaptığı) ibadete hiç kimseyi ortak etmesin.(S.Ateş)-De ki: “Ben ancak sizin gibi bir beşerim. Bana ilâhınızın ancak bir ilâh olduğu vahyolunuyor. Onun için her kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa salih ameli işlesin ve Rabbine kullukta hiç kimseyi ortak etmesin.”(H.Yılmaz)-De ki: “Ben de sizin gibi ölümlü bir insanım. Tanrınızın bir Tek Tanrı olduğu vahyolundu bana. Öyleyse, artık her kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, dürüst ve erdemli davranışlar ortaya koysun ve Rabbine özgü kullukta hiç kimseyi, hiçbir şeyi [O'na] ortak koşmasın!” (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)