Sayfanın başına git
Önceki Sayfa
Ana Sayfa
Kur'an Ne Diyor
" 88. Bunun üzerine, Biz de o\nun bu yakarışına karşılık vermiş ve o'nu düştüğü bunalımdan, sıkıntıdan kurtarmıştık. İnananları Biz işte böyle kurtarırız. " ( Enbiyâ - 88.Ayet) ( Ayeti incele )
 
 
 
Enbiyâ
1-) İnsanların hesapları yaklaştı, fakat onlar hala gaflet içinde yüz çevirmektedirler.(S.Ateş)-İnsanlar için hesapları yaklaştı. Onlar ise aldırmazlık içinde, yüz çeviricidirler. (H.Yılmaz)-İNSANLAR için hesap görme vakti yaklaşıyor; ama onlar [bu yaklaşan şeye karşı] hâlâ inatla umursamazlık gösteriyorlar.(M.Esed)-İnsanların sorgulaması yakınlaştı, kendileri ise bir gaflet içinde yüz çevirmektedirler.(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
2-) Kendilerine Rablerinden gelen her yeni ikazı mutlaka eğlenerek dinlerler.(S.Ateş)-Rablerinden kendilerine gelen her yeni öğüdü/ hatırlatmayı ancak oyun yaparak ve kalpleri eğlenerek dinlerler. (H.Yılmaz)-Ne zaman Rablerinden kendilerine yeni bir uyarıcı, hatırlatıcı (mesaj) gelse, onu ancak alaya alarak dinliyorlar.(M.Esed)-Rablerinden kendilerine yeni bir hatırlatma gelmeyiversin, onlar bunu mutlaka oyun konusu yaparak dinlemektedirler.(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
3-) Kalbleri eğlencededir. O zulmedenler, aralarında şu konuşmayı gizlediler: "Bu (Muhammed) de sizin gibi bir insan değil mi? Şimdi siz, göre göre büyüye mi kapılacaksınız?" (S.Ateş)-Ve o zalimler aralarında şu fısıltıyı gizlediler: “Bu, sizin gibi bir insandan başka bir şey midir? Artık görüp dururken büyüye mi gidiyorsunuz?” (H.Yılmaz)-. kalpleri geçici hoşnutluklar peşinde; bununla birlikte, zulme [böylece] niyetli olanlar [birbirlerine şunu söylerken] gerçek düşüncelerini saklıyorlar: “[Peygamber olduğunu söyleyen] bu kişi sizin gibi ölümlü biri değil mi? Peki öyleyse, böyle göz göre göre büyü ürünü bir söze mi kapılacaksınız?” (M.Esed)-Onların kalpleri tutkuyla-oyalanmadadır. Zulme sapanlar, gizlice fısıldaştılar: "Bu sizin benzeriniz olan bir beşer değil mi? Öyleyse, göz göre göre siz büyüye mi geleceksiniz?"(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
4-) Dedi ki: "Rabbim gökte ve yerde konuşulan her sözü bilir, (O\ndan gizli kalan hiçbir şey yoktur). O, işitendir, bilendir." (S.Ateş)-De ki: “Benim Rabbim gökte ve yerde her sözü bilir. Ve O, en iyi işiten, en iyi bilendir.” (H.Yılmaz)-De ki: “Benim Rabbim gökte ve yerde konuşulan her sözü bilir; her şeyi işiten ve her şeyin aslını bilen O'dur”. (M.Esed)-Dedi ki: "Benim Rabbim, gökte ve yerde söylenen-sözü bilir; O, işitendir, bilendir." (Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
5-) Hayır, dediler, (bu) karmakarışık hayallerdir; hayır onu uydurmuş; hayır o şa\irdir. (Eğer gerçekten peygamberse) öncekilerin, (mu'cizelerle) gönderildikleri gibi o da bize bir mu'cize getirsin.(S.Ateş)-Aksine onlar: “Bunlar karmakarışık düşlerdir; yok yok, onu kendisi uydurdu; yok yok, o bir şairdir. Hadi öyleyse öncekilerin gönderildiği gibi bize bir ayet [mucize] getirsin” dediler (H.Yılmaz)-“Yoo”, diyorlar, “[Muhammed'in bu söyledikleri] karmakarışık rüyalardan ibaret!” “Yok yok, bütün bunları kendisi uyduruyor!” -“Hayır, o sadece bir şairdir!” “Peki, madem öyle, önceki [peygamberlerin mucizelerle] gönderildiği gibi o da bize bir mucize getirse ya!” (M.Esed)-"Hayır" dediler. (Bunlar) Karmakarışık düşlerdir; hayır, onu kendisi düzüp-uydurmuştur; hayır o bir şairdir. Böyle değilse, öncekilere gönderildiği gibi bize de bir ayet (mucize) getirsin." (Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
6-) Bunlardan önce helak ettiğimiz hiçbir kent (halkı) inanmamıştı, şimdi bunlar mı inanacaklar? (S.Ateş)-Onlardan önce yok ettiğimiz hiçbir karye [memleket] iman etmemişti. Şimdi bunlar mı iman edecekler? (H.Yılmaz)-Geçmişte helak ettiğimiz toplumlardan hiç biri [kendilerine gönderilen peygamberlere] inanmamışlardı; şimdi, bunlar mı inanacak? (M.Esed)-Kendilerinden evvel yıkıma uğrattığımız hiç bir ülke (halkı) iman etmemişti; şimdi bunlar mı iman edecek? (Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
7-) Biz, senden önce yalnız kendilerine vahyedilen erkeklerden başkasını elçi göndermedik. Eğer bilmiyorsanız Zikir ehline (Kitap sahiplerine) sorun.(S.Ateş)-Ve Biz, senden önce de ancak kendilerine vahyettiğimiz olgun kimseleri gönderdik [elçi yaptık]. Haydiyin, siz bilmiyorsanız zikir ehli olanlara [Tevrat’ı bilenlere] soruverin.(H.Yılmaz)-. Biz senden önce de [ey Muhammed,] kendilerine vahiy indirilen [ölümlü] adamlardan başkasını [elçi olarak] göndermedik; bunun içindir ki, [o inkarcılara de ki:] “Eğer kendiniz bilmiyorsanız, önceki kitapları okuyup izleyen kimselere sorun”. (M.Esed)-Biz senden önce de kendilerine vahyettiğimiz erkekler dışında peygamber-göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, şu halde zikir ehline sorun.(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
8-) Biz onları yemek yemeyen ceset(ler) yapmadık. (Onlar), ölümsüz de değillerdi.(S.Ateş)-Ve Biz onları yemek yemez birer ceset kılmadık. Onlar sürekli kalıcılar da [ölümsüz] değillerdi.(H.Yılmaz)-(Göreceksiniz ki,) Biz o'nları yiyip içmeye ihtiyaç duymayan bir yapıda yaratmamıştık; o'nlar ölümsüz de değillerdi. (M.Esed) -- Açıklama ( Gizle / Göster)
9-) Sonra onlara verdiğimiz sözü yerine getirdik, onları ve dilediklerimizi kurtardık, aşırı gidenleri helak ettik.(S.Ateş)-Sonra Biz, onlara, o vaadi [verdiğimiz sözü] yerine getirdik. Böylece onları ve dilediğimiz kimseleri kurtardık. Aşırı gidenleri de helak ettik. (H.Yılmaz)-Sonuç olarak, Biz o'nlara verdiğimiz sözü yerine getirdik ve bunun için kendilerini ve dilediğimiz kimseleri kurtardık; ama kendi kendilerini ziyan edenleri ise yok ettik. (M.Esed)-Sonra onlara verdiğimiz söze sadık kaldık, böylece onları ve dilediklerimizi kurtardık da ölçüsüz davrananları yıkıma uğrattık.(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
10-) Andolsun, size, içinde Zikr\iniz bulunan bir Kitap indirdik. Aklınızı kullanmıyor musunuz?(S.Ateş)-Biz içerisinde size uyarıların bulunduğu bir Kitap indirdik. O uyarıları düşünmüyor musunuz? (Ö.Dumlu-H.Elmalı)-Hiç kuşkusuz Biz, size, öğüdünüz/ şan şerefiniz içinde olan bir kitap indirdik. Buna rağmen hala akıllanmayacak mısınız? (H.Yılmaz)-[EY İNSANLAR!] Gerçek şu ki, Biz size, akılda tutmanız gereken her şeyi kapsayan ilahî bir mesaj indirdik: hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız? (M.Esed)-Andolsun, size, (bütün durumlarınızı kapsayan) zikrinizin içinde bulunduğu bir Kitap indirdik. Yine de akıllanmayacak mısınız? (Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
11-) (Halkı) zulmeden nice şehri kırıp geçirdik ve onlardan sonra başka bir topluluk getirdik. (S.Ateş)-Biz, zalim olan nice kentleri de kırıp geçirdik. Onlardan sonra da başka toplumları var ettik. (H.Yılmaz)-Hem (bilmiyor musunuz ki) Biz, zulümde ısrar eden nice toplumları kırıp geçirdik de onların yerine başka toplumlar meydana getirdik! (M.Esed)- Biz halkı haksızlık yapan nice kentleri kırıp geçirdik ve onlardan sonra yerlerine başka toplumlar getirdik.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)
12-) Azabımızı hissettikleri zaman onlar, derhal oradan (kaçmak için hayvanlarını) mahmuzluyorlardı.(S.Ateş)-Öyle ki onlar azabımızın şiddetini hissettikleri zaman ondan topukluyorlardı [hızla uzaklaşıp kaçıyorlardı]. (H.Yılmaz)-Ve onlar Bizim cezalandırıcı kudretimizi hissetmeye başlar başlamaz, hemen oradan kaçmaya davranırlardı. (M.Esed)-Bizim zorlu-azabımızı hissettikleri zaman, oradan büyük bir hızla uzaklaşıp-kaçıyorlardı.(Mevdudi)
13-) (Boşuna) Kaçmayın, (bol bol verilip) içinde şımartıldığınız(ni\metler)e ve yurtlarınıza dönün, çünkü sorguya çekileceksiniz! (S.Ateş)-- Topuklamayın! [Hızla uzaklaşıp kaçmayın]; sorgulanmanız için, içinde şımarıp azdığınız şeylere ve evlerinize dönün.- (H.Yılmaz)-[Ama sanki kendilerine:] “Kaçmaya kalkışmayın; bolluk ve keyif içinde sizi şımartan şeylere, evlerinize yurtlarınıza dönün, ki belki [yapıp-ettiklerinizden ötürü] sorguya çekileceksiniz!” [denmiş gibi, kaybettiklerini anlarlar].(M.Esed)--- Açıklama ( Gizle / Göster)
14-) Eyvah bize, dediler, gerçekten biz zalimlermişiz!(S.Ateş)-Onlar: “Yazıklar olsun bizlere! Şüphesiz biz gerçekten zalimler imişiz” dediler.(H.Yılmaz)-Ve yalnızca: “Vah bize!” diye yanıp yakınırlardı, “Doğrusu, gerçekten zalim kimselerdik biz!” (M.Esed)-Onlar: "Vay halimize! Kuşkusuz biz kendimize yazık ettik" dediler.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)
15-) Bu mırıldanmaları sürüp giderken biz onları, biçilmiş (ekin gibi) yaptık, sönüp gittiler.(S.Ateş)-İşte onların bu çağrıları, onları biçilmiş bir ekin ve sönmüş ocak [kül] haline getirinceye kadar son bulmadı. (H.Yılmaz)-Onlar biçilmiş ekin gibi cansız kalıncaya kadar bu sözlerini tekrarlayıp durdular.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-Ve bu yakınmaları, Biz kendilerini biçilmiş bir tarlaya (ya da) bir kül yığınına çevirinceye kadar sürüp giderdi. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
16-) Biz göğü, yeri ve bunlar arasında bulunanları, eğlence için yaratmadık.(S.Ateş)-Ve Biz göğü, yeryüzünü ve aralarındaki şeyleri, oyun oynayanlar olarak yaratmadık.(H.Yılmaz)-BİR DE, [şunu bilin ki,] gökleri ve yeri ve bu ikisi arasında var olan hiçbir şeyi bir oyun, bir eğlence olarak yaratmadık (M.Esed)-Biz, bir 'oyun ve oyalanma konusu' olsun diye göğü, yeri ve ikisi arasında bulunanları yaratmadık.(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
17-) Eğer bir eğlence edinmek isteseydik, kendi katımızdan edinirdik. Yapacak olsaydık, böyle yapardık.(S.Ateş)-Eğer Biz, bir eğlence edinmek isteseydik, elbette onu kendi katımızdan edinirdik; eğer Biz, yapanlar olsaydık.(H.Yılmaz)-[çünkü,] eğer bir oyun, bir eğlence edinmek dileseydik, bunu herhalde kendi katımızdan edinirdik; ama hiç böyle bir şeyi diler miyiz! (M.Esed)-Eğer biz, bir 'oyun ve oyalanma' edinmek isteseydik, bunu, kendi katımızdan edinirdik. Yapacak olsaydık, böyle yapardık..(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
18-) Hayır, biz hakkı batılın üstüne atarız da o onun beynini parçalar, derhal (batılın) canı çıkar. Allah\a yakıştırdığınız niteliklerden ötürü de vay siz(in haliniz)e!(S.Ateş)-Bilakis Biz hakkı batılın başına çarparız da onun beynini parçalar. Bir de bakarsın o [batıl], yok olup gitmiştir. Ve Allah'a yakıştırdığınız vasıflardan dolayı size yazıklar olsun! (H.Yılmaz)-Tersine, Biz [gerçek bir yaratma eylemiyle] hakkı bâtılın başına çarparız da bu onu paramparça eder ve böylece beriki yok olur gider. O halde, [Allah'a] yakıştırdığınız şeylerden ötürü yazıklar olsun size! (M.Esed)-Hayır, biz hakkı batılın üstüne fırlatırız, o da onun beynini darmadağın eder. Bir de bakarsın ki, o, yok olup gitmiştir. (Allah'a karşı) Nitelendiregeldiklerinizden dolayı eyvahlar size.(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
19-) Göklerde ve yerde kim varsa hep O\nundur. O'nun yanında bulunanlar, O'na kulluk etmekten büyüklenmez ve yorulmazlar.(S.Ateş)-Göklerde ve yeryüzünde olan kimseler de yalnızca O'nundur. O’nun katında olan kimseler de O'nun kulluğundan büyüklenmezler ve usanmazlar.(H.Yılmaz)-Çünkü, göklerde ve yerde var olan her şey O'nundur; O'nun yanında yer alanlar O'na kulluk etmekte asla ne kibre kapılırlar ne de usanç duyarlar:(M.Esed)-Göklerde ve yerde kim varsa O'nundur, O'nun yanında olanlar, O'na ibadet etmekte büyüklüğe kapılmazlar ve onlar yorgunluk da duymazlar.(Mevdudi) -- Açıklama ( Gizle / Göster)
20-) Gece gündüz tesbih ederler, hiç ara vermezler.(S.Ateş)-gece gündüz ara vermeyerek tesbih ederler.(H.Yılmaz)-Gece gündüz bıkmadan-yorulmadan O'nun sınırsız kudret ve yüceliğini anıp dururlar. (M.Esed)-Onlar gece ve gündüz, Rablerini anarlar. Bundan hiç bıkmazlar. (Ö.Dumlu-H.Elmalı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
21-) Yoksa (o müşrikler), yerden birtakım tanrılar edindiler de (ölüleri) onlar mı diriltecek? (S.Ateş)-Yoksa onlar yeryüzünden birtakım ilahlar edindiler de onlar mı canlandıracaklar [onları diriltecekler]? (H.Yılmaz)-Yine de bazı insanlar, birtakım dünyevî varlıkları, bunların [ölüleri] diriltebileceği yanılgısı içinde, tanrı ediniyorlar; (M.Esed)-Yoksa onlar, yerden birtakım ilahlar edindiler de, onlar mı (ölüleri) diriltecekler? (Mevdudi)-Yeryüzünde edindikleri ilahlar mı, ölüleri diriltecekler? (Ö.Dumlu-H.Elmalı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
22-) Eğer yerde, gökte Allah\tan başka tanrılar olsaydı, ikisi de (yer de, gök de) bozulup gitmişti. Arş'ın sahibi Allah, onların nitelendirmelerinden yüce(münezzeh)dir.(S.Ateş)-Eğer o ikisinde [yer ile gökte] Allah'tan başka ilâhlar olsaydı, bunların ikisi de kesinlikle kargaşa içinde olurdu [düzenleri bozulurdu]. O halde Arş'ın Rabbi olan Allah, onların nitelemekte oldukları şeylerden münezzehtir.(H.Yılmaz)-oysa, [anlamıyorlar ki,] göklerde ve yerde Allah'tan başka tanrılar olsaydı, bu iki âlem de kargaşalık içinde yıkılıp giderdi! Bunun içindir ki, O mutlak hükümranlık tahtının Efendisi, O sınırsız kudret ve yücelik sahibi Allah, insanların tanımlama ve tasvir yoluyla kendisine yakıştırdığı her şeyin ötesinde, her şeyin üstündedir! (M.Esed)-Eğer her ikisinde (gökte ve yerde) Allah'ın dışında ilahlar olsaydı, hiç tartışmasız, ikisi de bozulup gitmişti. Arşın Rabbi olan Allah onların nitelendiregeldikleri şeylerden yücedir. (Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
23-) O, yaptığından sorulmaz, ama onlar, sorulurlar.(S.Ateş)-O [Arş’ın Rabbi Allah], yaptığından sorumlu olmaz, onlar ise sorumlu olacaklardır. (H.Yılmaz)-O edip-eylediği şeylerden ötürü sorguya çekilemez; ama onlar (mutlaka) sorgulanacaklar: (M.Esed)-Allah yaptığından sorumlu tutulmaz; fakat ortak koşucular sorgulanacaklardır. (M.Sağ)
24-) Yoksa O\ndan başka tanrılar mı edindiler? De ki: "(Bu hususta kesin) delilinizi getirin. İşte benimle beraber olanların da öğütü ve benden öncekilerin de öğütü budur." Ama çokları hakkı bilmezler, bundan dolayı onlar, (haktan) yüz çevirirler.(S.Ateş)-Yoksa onlar, O'nun astlarından bir takım ilâhlar mı edindiler? De ki: “Kesin delilinizi getirin. İşte şu, benimle beraber olanların öğüdüdür ve benden öncekilerin öğüdüdür." Bilakis, onların çoğu gerçeği bilmezler. Artık onlar, yüz çevirenlerdirler.(H.Yılmaz)-(hal böyleyken), onlar yine de, kulluk etmek için O'nun yerine (düzmece) tanrılar ediniyorlar! [Ey Peygamber,] de ki: “Haydi, siz de dâvânızı destekleyecek bir delil getirin: İşte bu, benimle birlikte olanların ve benden önceki (peygamber)lerin dile getirip durdukları ilahî öğretidir”. Hayır, onların çoğu gerçeği bilmiyor ve bunun için de [ondan] inatla yüz çeviriyorlar. (M.Esed)-Yoksa O'ndan başka ilahlar mı edindiler? De ki: "Kesin-kanıt (burhan)ınızı getirin. İşte benimle birlikte olanların zikri (Kitabı) ve benden öncekilerin de zikri." Hayır, onların çoğu hakkı bilmiyorlar, bundan dolayı yüz çevirmektedirler.(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
25-) Senden önce hiçbir peygamber göndermedik ki ona: "Benden başka tanrı yoktur, bana kulluk edin!" diye vahyetmiş olmayalım.(S.Ateş)-Ve Biz senden önce hiçbir elçi göndermedik ki, ona: “Gerçek şu ki Benden başka ilâh diye bir şey yoktur. Onun için bana ibadet edin” diye vahyetmiş olmayalım. (H.Yılmaz)-Oysa, Biz senden önce de peygamberleri yalnızca: “Benden başka tanrı yok, öyleyse [yalnızca] Bana kulluk edin!” diye vahyederek gönderdik. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
26-) Rahman çocuk edindi. dediler. O, yücedir. Hayır (Rahman\ın çocukları sanılan melekler, O'nun) değerli kullar(ı)dır.(S.Ateş)-Ve onlar: “Rahman çocuk edindi” dediler. O [Rahman], bundan münezzehtir. Aksine onlar lütuflandırılmış kullardır. (H.Yılmaz)-Yine de, bazıları kalkıp: “Rahmân kendine bir oğul edinmiştir!” diyor. O yüceler yücesi (ölümlülere özgü bu tür eksiklerden) mutlak anlamda uzaktır! Hayır, [Allah'ın “soyundan” gelmiş gözüyle baktıkları o kimseler] yalnızca Allah'ın seçkin kullarıdır: (M.Esed)-"Rahman (olan Allah) çocuk edindi" dediler. O, (bu yakıştırmadan) yücedir. Hayır, onlar (melekler) ikrama layık görülmüş kullardır.(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
27-) O\ndan önce söz söylemezler ve onlar, O'nun buyruğunu yaparlar.(S.Ateş)-O melekler Allah bildirmeden bir şey söyleyemezler. Onlar yalnız O'nun emri ile hareket ederler.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-Onlar, O’nun sözünün önüne geçemezler; onlar, yalnız O’nun emriyle iş yaparlar. (H.Yılmaz)-Sözkonusu kimseler, O kendileriyle konuşmadan asla konuşmazlar; ve ancak O'nun buyruğuyla edip-eylerler. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
28-) (Allah) Onların önlerinde ve arkalarında olanı bilir. (Allah\ın) razı olduğundan başkasına şefa'at edemezler ve onlar, O'nun korkusundan titrerler.(S.Ateş)-O, onların [Rahman’ın çocukları saydıkları şeylerin] önlerinde olanı ve arkalarında olanı bilir. Ve onlar, O’nun hoşnut olduğu kimselerden başkasına şefaat edemezler. Bununla birlikte onlar O’nun haşyetinden [O’na duydukları derin saygı ve sevgiden dolayı ondan uzaklaşma korkusundan] tir tir titrerler.(H.Yılmaz)-O, onların gözünün önünde olanları da bilir, onlardan gizli tutulan şeyleri de bilir; bunun içindir ki, onlar, O'nun [zaten] hoşnut olduğu insanların dışında kimseye yan çıkıp kayıramazlar; çünkü (herkesten önce) onların kendileri O'nun korkusuyla titrerler. (M.Esed)-O, önlerindekini de, arkalarındakini de bilmektedir; onlar şefaat de etmezler; (kendisinden) hoşnut olunandan başka. Ve onlar, O'nun haşmetinden içleri titremekte olanlardır.(Mevdudi)-Allah, onların önceden yaptıklarını da sonradan yapacaklarını da bilir. Melekler O'nun razı olduklarından başkasına şefaat edemezler. Onlar, O'nun büyüklüğü karşısında titrerler.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
29-) Onlardan her kim: "Ben O\ndan başka bir tanrıyım!" derse onu cehennemle cezalandırırız. Biz zalimleri böyle cezalandırırız.(S.Ateş)-Ve onlardan her kim: "Ben, şüphesiz O'nun astlarından bir ilâhım" derse, artık Biz onu cehennemle cezalandırırız. İşte zalimleri Biz böyle cezalandırırız.(H.Yılmaz)-Ve eğer onlardan biri: “O'nun gibi ben de bir tanrıyım” diyecek olsaydı mutlaka onu cehennemle cezalandırırdık: (çünkü) zalimleri biz böyle cezalandırırız. (M.Esed)-Onlardan kim: "Allah'tan başka ben de İlahım" derse, işte onu cehennemle cezalandırırız. Zalimlerin cezasını böyle veriririz.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
30-) O nankörler görmediler mi ki göklerle yer bitişik idi, biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık? Hala inanmıyorlar mı?(S.Ateş)-Ve şu kâfir olan kimseler, gökler ve yer bitişik bir halde idi de Bizim onları [o ikisini] ayırdığımızı ve hayatı olan her şeyi sudan kıldığımızı görmediler mi? Buna rağmen hâlâ inanmıyorlar mı? (H.Yılmaz)-PEKİ, hakkı inkara şartlanmış olan bu insanlar, göklerin ve yerin [başlangıçta] bir tek bütün olduğunu ve Bizim sonradan onu ikiye ayırdığımızı ve yaşayan her şeyi sudan yarattığımızı görmüyorlar mı? Hâlâ inanmayacaklar mı? (M.Esed)-O küfre sapanlar görmüyorlar mı ki, (başlangıçta) göklerle yer, birbiriyle bitişik iken, biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık. Yine de onlar inanmayacaklar mı? (Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
31-) Yer, onları sarsar diye, onun üstünde yüksek dağlar yarattık. Ve istedikleri yere gidebilmeleri için orada geniş yollar açtık.(S.Ateş)-Ve Biz, yeryüzünün içinde, onlar sarsılmasın diye sağlam kazıklar kıldık. Ve orada yollarını bulsunlar diye bol bol yollar kıldık.(H.Yılmaz)-Yere insanları sarsmaması için sabit dağlar yerleştirdik. Dağlar arasında geçitler ve yollar açtık ki, rahat yürüyebilsinler.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-Ve [görmüyorlar mı ki,] onları sarsmasın diye arz üzerine sapasağlam dağlar yerleştirdik; ve kolayca yollarını bulabilsinler diye orada vadiler açtık; (M.Esed)-Yer onları sarsmasın diye onun üstünde dağlar yarattık. Ve orada iniş yolları açtık. Ta ki (maksatlarına) ulaşabilsinler. (Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
32-) Göğü, korunmuş bir tavan yaptık; onlarsa hala göğün, (Allah\ın) ayetlerinden yüz çevirmektedirler.(S.Ateş)-Ve Biz, gökyüzünü korunmuş bir tavan yaptık. Onlar ise, onun [gökyüzünün] ayetlerinden yüz çevirenlerdirler.(H.Yılmaz)-ve göğü güvenli bir kubbe, bir çatı olarak yükselttik? Ve yine de onlar [yaratılışın] bu açık işaretlerine inatla sırt çeviriyor, (M.Esed)-Gökyüzünü korunmuş bir tavan kıldık; onlar ise bunun ayetlerinden yüz çevirmektedirler. (Mevdudi)-Gökyüzünü de korunmuş bir tavan gibi yaptık. Oysa onlar bundaki delilleri görmezlikten geliyorlar.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
33-) Geceyi, gündüzü, güneşi, ayı yaratan O\dur. (Bunların) her biri bir yörüngede yüzmektedir.(S.Ateş)-Ve O, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratandır. Hepsi bir yörüngede yüzmektedir.(H.Yılmaz)-ve [görmüyorlar ki,] geceyi ve gündüzü, güneşi ve ayı -hepsi de uzayda dolaşan (o gök cisimlerini)- yaratan O'dur! (M.Esed)-Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratan O'dur; her biri bir yörüngede yüzüp gitmektedirler.(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
34-) Senden önce hiçbir insana ebedi yaşama vermedik. Şimdi sen ölürsen onlar ebedi mi kalacaklar? (S.Ateş)-Biz, senden önce de hiçbir beşer için sonsuzluk kılmadık. Peki, sen öldün de onlar sürekli kalanlar mıdırlar?(H.Yılmaz)-[EY PEYGAMBER, sana inanmayanlara hatırlat ki,] Biz senden önce de hiçbir insana ölümsüzlük vermedik; ve imdi, sen ölürsen bunlar kendilerinin sonsuza kadar yaşayacaklarını mı sanıyorlar? (M.Esed)-Senden önce hiç bir beşere ölümsüzlüğü vermedik; şimdi sen ölürsen onlar ölümsüz mü kalacaklar? (Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
35-) Her nefis, ölümü tadacaktır. Biz sizi sınamak için şerre de hayra da müptela kılıyoruz. Ve (sonunda) bize döndürüleceksiniz.(S.ASteş)-Her nefis [kimliği olan varlık] ölümü tadıcıdır. Ve fitne olmak üzere, sizi Biz, şer ve hayır ile belalandırırız. Ve siz yalnız Bize döndürüleceksiniz.(H.Yılmaz)-. Her can ölümü tadacaktır; ne var ki, [hayatın] iyi ve kötü [tezahürleriyle] karşı karşıya getirerek sınıyoruz sizi; ve sonunda hepiniz Bize döneceksiniz. (M.Esed)-Her nefis ölümü tadıcıdır. Biz sizi, şerle de, hayırla da deneyerek imtihan etmekteyiz ve siz bize döndürüleceksiniz. (Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
36-) Kafirler seni gördükleri zaman: "Sizin tanrılarınızı diline dolayan bu mu?" diye seninle alay ederler. Oysa kendileri Rahman\ın Zikri(uyarısı)nı kabul etmiyorlar. (S.Ateş)-Ve o inkâr etmiş kişiler seni gördükleri zaman, sadece, seni alaya alıyorlar; “İlâhlarınızı anıp duran bu mudur?” Hâlbuki onlar Rahman’ın zikrini inkâr edenlerin ta kendileridir.(H.Yılmaz)-Ama hakkı inkara şartlanmış olan bu insanlar ne zaman seni gözönüne alsalar, [birbirlerine:] “Bu mu sizin tanrılarınızı diline dolayan?” [diyerek] seni alaya almaktan başka bir şey yapmazlar. Ve Rahmân'dan her söz edişlerinde hakkı örtbas etmeye kalkışanlar da yine böyleleridir! (M.Esed)-Küfre sapanlar seni gördüklerinde, seni yalnızca alay-konusu edinmektedirler (ve:) "Sizin ilahlarınızı diline dolayan bu mu?" (derler.) Oysa Rahman (olan Allah)ın sözünü (Kitabını) inkâr edenler kendileridir.(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
37-) (İnsanın tabiatinde acelecilik vardır. Öye acelecidir ki, sanki) İnsan aceleden yaratılmıştır. (Durun,) Size ayetlerimi göstereceğim, benden acele istemeyin.(S.Ateş)-İnsan aceleden yaratılmıştır. Size yakında alametlerimi göstereceğim. Şimdi siz Benden acele istemeyin. (H.Yılmaz)-İnsan tezcanlı bir yaratıktır; [fakat yakında] mesajlarımı[n işaret ettiği gerçeği] size göstereceğim; şimdi [bunu] Benden acele istemeyin! (M.Esed)-İnsan aceleden (aceleci olarak) yaratıldı. Size ayetlerimi yakında göstereceğim. Şimdi hemen acele etmeyin.(Mevdudi)-İnsan çamurdan yaratılmıştır. Ayetlerimizi yakında size göstereceğim, artık onların çabuk gelmesini istemeyin. (Ö.Dumlu-H.Elmalı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
38-) Doğru söyleyenler iseniz bu (bizi) tehdid(ettiğiniz azab) ne zaman? diyorlar. (S.Ateş)-Ve onlar [inkâr eden kişiler], “Eğer doğrular iseniz, bu vaat ne zamandır?” diyorlar.(H.Yılmaz)-Ama [mesajlarımı ciddiye almayanlar:] “Eğer doğru sözlü kimselerseniz, [cevap verin, ey inananlar], [Allah'ın nihaî yargısı konusunda ileri sürdüğünüz] söz ne zaman gerçekleşecek?” diye sorup duruyorlar. (M.Esed)-İnkar edenler: "Doğru söylüyorsanız bizi tehdit ettiğiniz azap ne zaman?" derler.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)
39-) İnkar edenler, ne yüzlerinden, ne de sırtlarından ateşi savamayacakları ve yardım da olunmayacakları zamanı bir bilselerdi (onu böyle acele istemezlerdi)! (S.Ateş)-Bu küfretmiş kişiler, ateşi, yüzlerinden ve sırtlarından men edemeyecekleri ve kesinlikle yardım da olunmayacakları zamanı, bir bilseler! (H.Yılmaz)-Hakkı inkara şartlanmış olan bu insanlar, yüzlerinden ve sırtlarından ateşi savamayacakları, kimseden bir yardım bulamayacakları o günü keşke bilselerdi! (M.Esed)
40-) Doğrusu o, onlara ansızın gelecek, onları şaşırtacak, ne onu reddedebilecekler, ne de kendilerine süre verilecek. (S.Ateş)-Aslında o [bu azap], onlara ansızın gelecek de kendilerini şaşırtacaktır. Artık onu geri çevirmeye güçleri yetmeyecek ve onlara mühlet verilmeyecek.(H.Yılmaz)-Yoo, [o Son Saat] apansız gelip çatacak ve onları şaşkına çevirecek; öyle ki, ne onu geri çevirmeye güçleri yeter, ne de kendilerine soluk alacak zaman verilir. (M.Esed)-Doğrusu azap onlara ansızın gelecek ve onları şaşkına çevirecektir. Onlar ne onu geri çevirmeye güç yetirebilecekler ne de erteleyebilecekler.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)
41-) Andolsun, senden önceki peygamberlerle de alay edildi, ama onlarla alay edenleri, o alay ettikleri şey kuşatıverdi.(S.Ateş)-Ve hiç kuşkusuz senden önce birçok elçiyle alay edildi de içlerinden alay edenleri, o alay ettikleri şey kuşatıverdi. (H.Yılmaz)-[Ey Muhammed,] senden önceki elçilerle de alay edilmişti -ama ne var ki, onları küçümseyen kimseleri, sonunda, alay edip durdukları şeyin kendisi tepeleyiverdi. (M.Esed)-Kuşkusuz senden öncede nice peygamberlerle dalga geçildi de alaya alanları, alaya aldıkları azap çepeçevre kuşattı.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
42-) De ki: "Gece gündüz, sizi Rahman\dan kim koruyacak?" Hayır, onlar, Rablerinin Zikr'inden yüz çeviriyorlar.(S.Ateş)-De ki: "Geceleyin ve gündüzün sizi Rahman'dan kim koruyabilir?" Aslında onlar, Rablerinin zikrinden yüz çevirenlerdir. (H.Yılmaz)-De ki: “Gece ya da gündüz, sizi Rahmân'a karşı kim koruyabilir?” Hayır hayır, onlar Rablerini hatırlatan mesajdan bütün bütün yüz çevirmiş kimselerdir! (M.Esed)-De ki: "Gece ve gündüz sizi Rahman (olan Allah)tan kim koruyabilir?" Hayır, onlar Rablerini zikirden yüz çevirenlerdir.(Mevdudi)-De ki:"Rahmanın azabına karşı gece ve gündüz sizi kim koruyabilir? Doğrusu onlar Rablerinin uyarısını görmezlikten geliyorlar.(Ö.Dumlu-H.Elmalı) -- Açıklama ( Gizle / Göster)
43-) Yoksa onları, bize karşı koruyacak tanrıları mı var? Onlar, ne kendilerine yardım edebilirler, ne de bizim tarafımızdan onlara sahip çıkılır.(S.Ateş)-Yoksa onlar için, Bizim astlarımızdan, onlara engel olan bir takım tanrılar mı var? Onlar [O tanrılar] kendilerine yardıma güç yetiremezler. Onlar tarafımızdan desteklenmezler de. (H.Yılmaz)-Yoksa onlar, gerçekten, kendilerini Bizim elimizden kurtaracak tanrıları olduğunu mu [düşünüyorlar]? Onların bu [düzmece] tanrıları kendi kendilerini bile koruyacak durumda değiller; öyleyse, [onlara tapınanlara, onlara güvenenlere de] Bize karşı kimse arka çıkamayacaktır. (M.Esed)-Yoksa onların bize karşı kendilerini koruyacak ilahlarımı var? İlahları kendilerine bile yardım edemezler ve onlar Bize karşı da himaye edilmezler.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)
44-) Biz onları ve atalarını yaşattık, nihayet kendilerine ömür uzun geldi, (ebedi yaşayacaklarını sandılar). Bizim, yere gelip, onu uçlarından eksilttiğimizi görmüyorlar mı? Üstün gelen onlar mı (yoksa biz miyiz)? (S.Ateş)-Aslında Biz, onları [o kâfirleri] ve atalarını kendilerine ömür uzun gelinceye dek yararlandırdık. Peki, şimdi Bizim yeryüzüne gelip onu etrafından eksilttiğimizi görmüyorlar mı? O halde üstün gelen onlar mıdır? (H.Yılmaz)-Kaldı ki, Biz bunlara da, bunların atalarına da, ömürlerinin sonuna kadar, hayatın tadını çıkararak avunmalarına fırsat verdik; fakat bu insanlar, Bizim yeryüzüne -üzerindeki en iyi, en güzel şeyleri her gün biraz daha eksilterek- vaziyet ettiğimizi görmüyorlar mı? Buna rağmen, yine de baskın çıkacaklar[ını umuyorlar] mı? (M.Esed)-Evet, biz onları ve atalarını yararlandırdık; öyleki, ömür onlara (hiç bitmeyecekmiş gibi) uzun geldi. Fakat şimdi, bizim gerçekten yere gelip onu çevresinden eksiltmekte olduğumuzu görmüyorlar mı? Şu halde, üstün gelenler onlar mı?(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
45-) De ki: "Ben ancak sizi vahiyle uyarıyorum. Ama sağır(lar) uyarıldıkları zaman çağırıyı işitmez(ler)."(S.Ateş)-De ki: "Ben sizi ancak vahiyle uyarıyorum". Uyarıldıkları zaman sağırlar çağrıya kulak vermezler.(H.Yılmaz)-DE Kİ: “Ben yalnızca vahye dayanarak sizi uyarıyorum!” Ne var ki, [kalbi] sağır olan kimseler bu çağrıyı işitmeyecek(ler)dir, defalarca uyarılsalar da (M.Esed)-De ki: "Ben sadece vahiy ile uyarıyorum" Kulaklarını gerçeğe kapatanlar, uyarıldıkları zaman çağrıyı duymazlar.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)
46-) Andolsun, onlara Rabbinin azabından bir esinti dokunsa, "Eyvah bize, biz gerçekten zalimlermişiz," derler.(S.Ateş)-Ve şüphesiz, Rabbinin azabından bir esinti onlara dokunursa, kesinlikle ‘Eyvah bizlere! Şüphesiz biz zalimler imişiz’ diyeceklerdir.(H.Yılmaz)-Yine de, kendilerini Rabbinin azabından bir esinti yoklasa, hiç şüphe yok, hemen, “Vah bize!” derler, “Doğrusu, zalim kimselerdik biz!” (M.Esed)-Andolsun, onlara Rabbinin azabından 'bir ufak esinti' dokunacak olsa hiç tartışmasız; "Eyvahlar bize, gerçekten bizler zulme sapanlarmışız" diyecekler.(Mevdudi)
47-) Kıyamet günü için adalet terazileri kurarız. Hiç kimseye bir haksızlık edilmez (insanın yaptığı iş), bir hardal danesi ağırlığınca da olsa onu getiririz. Hesab gören olarak biz yeteriz. (S.Ateş)-Biz kıyamet günü için “kıst [hak edilen pay] terazileri” koyarız; hiçbir kimse, hiçbir şeyce haksızlığa uğratılmaz. [o şey] bir hardal tanesi ağırlığınca da olsa, onu getiririz. Ve hesap görenler olarak Biz yeteriz. (H.Yılmaz)-Ve Kıyamet Günü (öyle) doğru, (öyle hassas) teraziler kurarız ki, kimse en küçük bir haksızlığa uğratılmaz; bir hardal tanesi kadar bile olsa, [iyi ya da kötü] her şeyi tartıya sokarız; hesap görücü olarak kimse Bizden ileri geçemez! (M.Esed)-Biz ise, kıyamet gününe ait duyarlı teraziler koyarız da artık, hiç bir nefis hiç bir şeyle haksızlığa uğramaz. Bir hardal tanesi bile olsa ona (teraziye) getiririz. Hesap görücüler olarak biz yeteriz.(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
48-) Andolsun biz, Musa\ya ve Harun'a hak ve batılı ayırdeden ve korunanlar için bir ışık ve öğüt olan Kitabı verdik.(S.Ateş)-VE GERÇEK ŞU Kİ, Biz Musa ile Harun'a, Allah'a karşı sorumluluk bilinci taşıyan kimseler için doğruyu eğriden ayırmaya yarayan bir ölçü, ışık saçan bir kaynak ve bir uyarıcı, hatırlatıcı [olarak vahyimizi] bahşettik; (M.Esed)-Andolsun,49 biz Musa'ya ve Harun'a, takva sahipleri için bir aydınlık ve bir öğüt (zikir) olarak, hak ile batılı birbirinden ayıran (furkan)ı verdik.(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
49-) Korunanlar görmeden Rablerinden korkarlar ve (Duruşma) sa\at(in)den de titrerler.(S.Ateş)-O [bilinçli, duyarlı] kimseler ki, algı ve tasavvurlarının ötesinde olsa da, Rablerinden korkar ve Son Saat'in kaygısıyla titrerler. (M.Esed)-Onlar, Rablerine karşı gayb ile (O'nu görmedikleri halde) bir haşyet içindedirler ve onlar, kıyamet saatinden 'içleri titremekte olanlardır.(Mevdudi)
50-) Bu (Kur\an) da ona (yani Muhammed'e) indirdiğimiz mübarek (çok faydalı) bir öğüttür. Şimdi siz onu inkar mı ediyorsunuz? (Ne kadar gafilsiniz siz)!(S.Ateş)-İşte bu [Kur'an] da Bizim indirdiğimiz mübarek bir öğüttür. Şimdi siz bunu inkâr eden kimseler misiniz?(H.Yılmaz)-Ve indirdiğimiz bu [mesaj da, öncekiler gibi] uyarıcı hatırlatıcı kutlu bir mesajdır; hal böyleyken yine de onu inkar mı edeceksiniz? (M.Esed)-Bu kuran, indirdiğimiz saygın bir öğüttür. Siz onu inkar mı ediyorsunuz! (Ö.Dumlu-H.Elmalı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
51-) Andolsun biz, daha önceden İbrahim\e de doğru yolu bulma yeteneğini vermiştik. Zaten biz onu(n olgun insan olduğunu) biliyorduk.(S.Ateş)-Ve ant olsun ki Biz daha önce İbrahim’e rüşdünü vermiştik. Ve Biz onu bilenler idik. (H.Yılmaz)-And olsun bundan önce İbrahime rüşdünü vermiştik ve Biz onu (doğruyu seçme yeteneğini ) bilenlerdik.(A.Bulaç)-Yemin olsun! Biz daha önce İbrahime de gerçeği anlama ve kavrama yeteneğini vermiştik. İbrahim çok iyi biriydi.(M.Sağ)-VE GERÇEK ŞU Kİ, Biz [Musa'dan] çok önce İbrahim'e (de) sağduyu vermiştik; ve o'na [yön veren saiki] biliyorduk, (M.Esed)-Biz daha önce de İbrahime doğruyu bulma yeteneği vermiştik. Biz onun bu işe uygun olduğunu biliyorduk.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-Andolsun, bundan önce de İbrahim'e rüşdünü vermiştik ve biz onu (doğruyu seçme yeteneğinde olduğunu) bilenlerdik.(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
52-) Babasına ve kavmine demişti ki: "Sizin şu karşısında durup taptığınız heykeller nedir?"(S.Ateş)-Hani o [İbrahim], babasına ve kavmine: “Israrla kendisine tapınıp durduğunuz heykeller nedir?” demişti. (H.Yılmaz)-babasına ve halkına [şöyle]: “Kendinizi bu kadar yürekten adadığınız bu biçimsel nesneler nedir?” dediği zaman, (M.Esed)
53-) Babalarımızı onlara tapar bulduk (da onun için biz de onlara tapıyoruz.) dediler.(S.Ateş)- Onlar: “Biz atalarımızı bunlara tapanlar olarak bulduk” dediler. (H.Yılmaz)-“Biz atalarımızı bunlara tapar bulduk” diye cevap verdiler. (M.Esed)
54-) Doğrusu siz de, babalarınız da açık bir sapıklık içine düşmüşsünüz! dedi.(S.Ateş)-O [İbrahim]: “Ant olsun ki sizler ve atalarınız apaçık bir sapıklık içindesiniz” dedi. (H.Yılmaz)-[İbrahim:] “Doğrusu, siz de atalarınız da apaçık bir sapıklık içindeymişsiniz!” dedi. (M.Esed)-Dedi ki: "Andolsun, siz ve atalarınız apaçık bir sapıklık içindesiniz." (Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
55-) Dediler ki: "Sen bize gerçeği mi getirdin, yoksa şaka yapanlardan mısın?"(S.Ateş)-Onlar: “Sen bize hakkı mı getirdin, yoksa sen oyun oynayanlardan mısın?” dediler. (H.Yılmaz)-“Sen [bu sözle] karşımıza çıkarken tamamen ciddi misin -yoksa o şakacı insanlardan biri misin?” diye sordular. (M.Esed)-"Sen bize gerçeği mi getirdin, yoksa (bizimle) oyun oynayanlardan mısın?"(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
56-) Hayır, dedi, Rabbiniz, göklerin ve yerin Rabbidir ki, onları yaratmıştır. Ben de buna şahidlik edenlerdenim.(S.Ateş)-O [İbrahim] dedi ki: “Bilakis, Rabbiniz göklerin ve yerin Rabbidir ki onları O yaratmıştır. Ben de buna şahitlik edenlerdenim. (H.Yılmaz)-[İbrahim:] “Yoo!” dedi, “Ama sizin Rabbiniz göklerin ve yerin Rabbidir; yani, onları O yoktan var edip düzene sokmuştur: ve ben de bu gerçeğe tanıklık edenlerden biriyim!” (M.Esed)- İbrahim şöyle dedi: "Hayır, sizin Rabbiniz gökleri ve yeri yaratandır. Ben bunu size isbat ederim" (Ö.Dumlu-H.Elmalı)
57-) Allah\a and olsun ki siz dönüp gittikten sonra putlarınıza bir tuzak kuracağım!(S.Ateş)-Allah’a yemin ederim ki, siz arkanızı dönüp gittikten sonra, ben putlarınıza kesinlikle bir tuzak kuracağım.” (H.Yılmaz)-Ve [içinden:] “Allah'a yemin olsun, siz arkanızı dönüp uzaklaşır uzaklaşmaz putlarınızı yere sereceğim!” diye ekledi. (M.Esed)-"Andolsun Allah'a, sizler arkanızı dönüp gittikten sonra, ben sizin putlarınıza muhakkak bir tuzak kuracağım."(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
58-) Nihayet (İbrahim) onları parça parça etti, yalnız onların büyüğünü bıraktı; belki ona müracaat ederler diye(!)(S.Ateş)-Sonra da o [İbrahim], ona müracaat etsinler diye kendilerine ait büyükleri dışında bunları parça parça etti.(H.Yılmaz)-Ve en büyükleri dışında [putların] hepsini paramparça etti; belki dönüp (bu olup biten için) ona başvururlar diye. (M.Esed)-Bütün putları paramparça etti. Yalnız, kendisine başvursunlar en büyüklerine dokunmadı.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
59-) (Döndükleri zaman): "Bunu tanrılarımıza kim yaptı? Muhakkak o zalimlerden biridir." dediler.(S.Ateş)-Onlar [Kavmi], “Bizim tanrılarımıza bunu kim yaptı? Şüphesiz o, kesinlikle zalimlerdendir” dediler.(H.Yılmaz)-[Dönüp de olanları görünce:] “Kim yaptı bunu tanrılarımıza?” diye sordular, “Her kimse, o'nun çok zalim biri olduğundan kuşku yok!” (M.Esed)-"Bizim ilahlarımıza bunu kim yaptı? Şüphesiz o, zalimlerden biridir" dediler.(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
60-) Onları diline dolayan bir genç işittik, kendisine İbrahim deniliyormuş, dediler.(S.Ateş)-Bazıları:"İbrahim adlı bir gencin onları diline doladığını duyduk" dediler.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-Onlar [Bazıları] “Onları anıp duran bir genç duyduk. Onun için “İbrahim” deniliyor” dediler. (H.Yılmaz)-İçlerinden bazıları: “İbrahim denen bir gencin o [tanrı]ları diline doladığını işitmiştik” dediler. (M.Esed)
61-) Onu insanların gözü önüne getirin de (nasıl cezalandırılacağına) tanık olsunlar dediler.(S.Ateş)-Onlar, “O halde ona tanık olmaları için onu [İbrahim’i] insanların gözleri önüne getirin” dediler. (H.Yılmaz)-[Berikiler:] “Onu insanların karşısına çıkarın, [aleyhine] tanıklık etsinler!” dediler. (M.Esed)-Dediler ki: "Öyleyse, onu insanların gözü önüne getirin ki ona (nasıl bir ceza vereceğimize) şahid olsunlar."(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
62-) (İbrahim\i getirdiler), dediler ki: "İbrahim, tanrılarımıza sen mi bunu yaptın?"(S.Ateş)-Onlar, “Ey İbrahim! Bunu tanrılarımıza sen mi yaptın?” dediler (H.Yılmaz)-[İbrahim onların yanına getirilince, o'na] “Bunu tanrılarımıza sen mi yaptın, ey İbrahim?” diye sordular. (M.Esed)
63-) Hayır dedi, (büyük putu göstererek) işte şu büyükleri yapmış; onlara sorun, eğer konuşurlarsa (!)(S.Ateş)-O [İbrahim]: “Aksine, onu şu büyükleri yaptı. Konuşabiliyorlarsa haydiyin onlara sorun” dedi. (H.Yılmaz)-[İbrahim:] “Bu işi, belli ki, şu yapmıştır, putların en irisi yani: ama en iyisi, siz kendiniz onlara sorun; tabii, eğer konuşmasını biliyorlarsa!” (M.Esed)-"Hayır" dedi. "Bu yapmıştır, bu onların büyükleridir; eğer konuşabiliyorsa, siz onlara soruverin." (Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
64-) Kendi vicdanlarına başvurup (içlerinden): "Hakikaten sizler haksızsınız!" dediler.(S.Ateş)-Bunun üzerine kendi kafalarına [vicdanlarına] döndüler de: “Şüphesiz siz, zalimlerin ta kendisisiniz” dediler.(H.Yılmaz)-Bunun üzerine birbirlerine dönüp: “Doğrusu, asıl zalim olan sizlermişsiniz!” dediler. (Mevdudi)-Bunun üzerine düşünüp kendilerine geldiler de: "Kuşkusuz sizler haksızsınız dediler. (Ö.Dumlu-H.Elmalı)
65-) Sonra yine eski kafalarına döndürüldüler: "Sen de bilirsin ki bunlar konuşmazlar," dediler.(S.Ateş)-Sonra onlar yine kendi kafalarına döndüler: “Ant olsun ki bunların konuşmayacağını bilirdin” dediler. (H.Yılmaz)-Ama çok geçmeden yine eski düşünce tarzlarına döndüler ve [İbrahim'e:] “Bu [put]ların konuşamadıklarını kendin de pekala biliyorsun!” dediler. (M.Esed)-Sonra, yine tepeleri üstüne ters döndüler: "Andolsun, bunların konuşamayacaklarını sen de bilmektesin."(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
66-) Peki, dedi, siz Allah\ı bırakıp da size hiçbir fayda ve zarar vermeyen şeylere mi tapıyorsunuz? (S.Ateş)-O [İbrahim]: “O halde, Allah’ın astlarından size hiçbir şeyce fayda vermeyen ve size zarar vermeyen şeylere mi tapıyorsunuz? (H.Yılmaz)-[İbrahim:] “O halde” dedi, “Allah'ı bırakıp da, size hiçbir şekilde ne yararı ne de zararı dokunmayan şeylere mi tapınıyorsunuz? (M.Esed)-İbrahim: "Allahı bırakıp da size hiçbir fayda ve zarar veremeyen şeylere mi tapıyorsunuz?" (Ö.Dumlu-H.Elmalı)
67-) Yuh size ve Allah\tan başka taptıklarınıza. Aklınızı kullanmıyor musunuz siz? (S.Ateş)-Size de, Allah’ın astlarından taptıklarınıza da üff [yazıklar olsun]! Siz hâlâ akıllanmayacak mısınız?” dedi. (H.Yılmaz)-. Yazıklar olsun size de, Allah yerine tapınıp durduğunuz bütün bu nesnelere de! Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?” (M.Esed)-Size ve Allahı bırakıp da taptıklarınıza yuh olsun! Yaptığınızın yanlışlığını düşünmüyormusunuz ? dedi (Ö.Dumlu-H.Elmalı)
68-) Dediler: "Onu yakın, tanrılarınıza yardım edin, eğer bir iş yapacaksanız." (S.Ateş)-Onlar [kavmi]: “Eğer yapanlarsanız, şunu tahrik edin [yandırın] ve tanrılarınıza yardım edin” dediler.(H.Yılmaz)-“Eğer (bir şey) yapacaksanız” dediler, “bari o'nu yakın da, böylece tanrılarınıza arka çıkmış olun!” (M.Esed)-Onlar: "Putlarınıza yardım edecekseniz, onu yakın ve böylece putlarınıza yardım edin" dediler.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)
69-) Biz de: "Ey ateş, İbrahim\e serin ve esenlik ol!" dedik.(S.Ateş)-Biz: “Ey ateş! İbrahim'e karşı soğuk ve güvenli ol” dedik.(H.Yılmaz)-. [Ne var ki] Biz “Ey ateş, serin ol, İbrahim'e dokunma!” dedik.(M.Esed)- Biz de dedik ki: "Ey ateş, İbrahim'e karşı soğuk ve esenlik ol." (Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
70-) Ona bir tuzak kurmak istediler. Biz de, asıl kendilerini hüsrana uğrattık. (S.Ateş)-Ve ona bir düzen kurmak istediler de Biz kendilerini daha fazla hüsrana uğramışlar kıldık. (H.Yılmaz)-Bu arada onlar İbrahim'e tuzak kurmaya çalıştılar; ama Biz onların bütün yapıp-ettiklerini boşa çıkardık: (M.Esed)-Onlar ona zarar vermek istediler. Biz kendilerini daha fazla zarara uğrattık. (Ö.Dumlu-H.Elmalı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
71-) Onu ve Lut\u kurtarıp, alemlere bereketli kıldığımız bir yere getirdik. (S.Ateş)-Onu da, Lût'u da, âlemler için, içinde bolluklar bulunan topraklara kurtardık. (H.Yılmaz)-ve o'nu da, [kardeşinin oğlu] Lût'u da, gelecek bütün çağlar için kutlu kıldığımız bir beldeye ulaştırarak kurtardık. (M.Esed)-Onu ve Lut'u kurtarıp içinde, alemler (insanlık) için bereketler kıldığımız yere (ülkeye) çıkardık.(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
72-) Ona İshak\ı hediye ettik, üstelik (torunu) Ya'kub'u da (verdik). Hepsini de iyi insanlar yaptık. (S.Ateş)-Ve Biz ona İshak’ı, ilave olarak da Yakub’u bağışladık. Ve hepsini iyi kimseler yaptık. (H.Yılmaz)-Ve o'na ayrıca İshâk'ı ve [İshâk'ın oğlu] Yakub'u armağan ettik, ve o'nların hepsinin dürüst ve erdemli insanlar olmalarını sağladık; (M.Esed)-Ona İshak'ı armağan ettik, üstüne de Yakub'u; her birini salihler kıldık. Mevdudi) -- Açıklama ( Gizle / Göster)
73-) Onları, emrimizle doğru yolu gösteren önderler yaptık ve onlara hayırlı işler yapmayı, namaz kılmayı ve zekat vermeyi vahyettik. Onlar bize kulluk eden(insan)lardı.(S.Ateş)-Ve Biz onları, bizim emrimizle kılavuzluk yapan önderler kıldık. Ve Biz onlara hayırlar işlemeyi, salâtı ikame etmeyi, zekâtı vermeyi vahyettik. Ve onlar, sadece Bize kulluk yapanlar idiler. (H.Yılmaz)-ve o'nları buyruklarımız doğrultusunda (başkalarına) yol gösteren önderler yaptık; çünkü onlara iyi ve yararlı işler yapmayı, salât konusunda duyarlı ve devamlı olmayı, arınmak için verilmesi gereken şeyi vermeyi vahyettik; böylece onlar hep Bize kulluk ettiler. (M.Esed)-Ve onları, kendi emrimizle hidayete yönelten önderler kıldık ve onlara hayrı kapsayan-fiilleri, namaz kılmayı ve zekât vermeyi vahyettik. Onlar bize ibadet edenlerdi. (Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
74-) Lut\a da hüküm (hükümranlık, peygamberlik, hikmet) ve ilim verdik ve onu çirkin işler yapan bir kentten kurtardık. Gerçekten onlar yoldan çıkan kötü bir kavim idiler.(S.Ateş)-Ve Lut; Biz ona bir hüküm, bir ilim verdik. Onu çirkin işler işleyen kentten kurtardık. Şüphesiz onlar, kötü bir kavimdiler, fasıklar idiler. (H.Yılmaz)-VE LÛT'a da [doğru ile eğrinin seçiminde] sağlam bir muhakeme yetisi ve ilim verdik; ve o'nu çirkin davranışlar ortaya koyan bir toplumun elinden kurtardık. [Bu toplumu ise yok ettik, çünkü] gerçekten günaha gömülüp gitmiş yoz bir toplumdu. (M.Esed)-Lut'a da bir hüküm ve ilim verdik ve onu çirkin işler yapmakta olan şehirden kurtardık. Şüphesiz onlar, bozulmaya uğrayan kötü bir kavimdi.(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
75-) Ve onu rahmetimizin içine soktuk. Çünkü o, Salihlerden idi.(S.Ateş)-Ve Biz onu [Lut’u] rahmetimizin içine girdirdik. Şüphesiz o, salihlerdendir.(H.Yılmaz)-Ve (Lût'u) rahmetimizle kuşattık: çünkü o gerçekten dürüst ve erdemli kimselerdendi. (M.Esed)-Lutu rahmetimizin içine aldık. Çünkü o iyi kullardandı.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
76-) Nuh\u da (an), o da bunlardan önce bize yalvarmıştı. Biz de onun du'asını kabul edip kendisini ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtarmıştık.(S.Ateş)-Ve Nuh’u; hani o daha önce nida etmişti de Biz de ona cevap vermiştik. Sonra da Biz kendisini ve ehlini [ailesini, yakınlarını, inananlarını] büyük sıkıntıdan kurtardık.(H.Yılmaz)-VE NÛH[u da hatırla]; hani, o [İbrahim ve Lût'tan] çok önce [Bize] yakarmıştı ve Biz de o'nun (bu yakarışına) cevap vermiş, o'nu ve o'nunla beraber olanları büyük bir felaketten kurtarmıştık; (M.Esed)-Nuh da; daha önce çağrıda bulunduğu zaman, biz onun çağrısına cevap verdik, onu ve ailesini büyük bir üzüntüden kurtardık.(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
77-) Ve ayetlerimizi yalanlayan kavimden onun öcünü almıştık. Onlar, kötü bir kavim olmuşlardı, biz de onların hepsini boğmuştuk. (S.Ateş)-Ve ayetlerimizi yalanlayan kavmine karşı ona yardım ettik. Şüphesiz onlar, kötü bir kavimdiler de Biz onları topluca suda boğduk.(H.Yılmaz)-o'nu ayetlerimizi yalanlayan bir topluma karşı korumuştuk; gerçekten de günaha gömülüp gitmiş bir toplumdu onlar ve bu yüzden Biz de onların hepsini boğuverdik. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
78-) Davud ile Süleyman\ı da (an); hani onlar, toplumun davarının yayıldığı bir ekin hakkında hükmediyorlardı, biz de onların hükümlerine tanık idik.(S.Ateş)-Davud ve Süleyman'ı da; hani onlar, kavmin koyunlarının, içinde geceleyin yayıldığı ekin hakkında hüküm veriyorlardı. Biz de, onların hükmüne şahit idik [kavmin yasalarının ne olduğunu biliyorduk]. (H.Yılmaz)-VE DAVUD ile Süleyman[ı da an]: Hani bu ikisi, bir topluluğa ait koyun sürüsünün geceleyin girip otladığı bir ekin hakkında hüküm vereceklerdi ve Biz de o'nların bu hükümlerine tanık idik; (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
79-) O hükmü Süleyman\a bellettik. Onların hepsine de hükümdarlık ve bilgi verdik. Davud'a dağları ve kuşları boyun eğdirdik, onunla beraber tesbih ediyorlardı. Biz (bunları) yaparız.(S.Ateş)-Sonra da Biz, onu Süleyman’a hemen iyice kavrattık. Ve hepsine yasa ve ilim verdik. Davud ile beraber tespih etsinler diye, dağları ve kuşları buyruk altına aldık. Ve Biz yapanlarız. (H.Yılmaz)-ve bu olayda Süleyman'ın dâvâ konusunu [daha derinden] anlamasını sağladık; bununla birlikte, Biz her ikisine de sağlam bir muhakeme gücü ve ilim bahşetmiştik. Ve Bizim sınırsız kudret ve yüceliğimizi anarken, dağı taşı ve kuşları Davud'un çağrısına boyun eğdirdik; ve Biz [dilediğimiz her şeyi] yapabilme kudretine sahibiz. (M.Esed)-Biz bunu (hükmü) Süleymana kavrattık, her birine de hüküm ve ilim verdik. Davud ile birlikte tesbih etsinler diye, dağlara ve kuşlara boyun eğdirdik. (Bunları) Yapanlar biz idik. (Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
80-) Ona, sizi, savaşın şiddetinden korumak için zırh yapmayı öğretmiştik. Ama siz şükrediyor musunuz ki?(S.Ateş)-Ve Biz, sizin kötülüğünüzden sizi korumak için, sizin için zırh yapımını ona öğrettik. Artık siz şükredenler misiniz? (H.Yılmaz)-Ve sizin için o'na, sizi her türlü korkuya karşı [Allah'a karşı sorumluluk bilinci giysisiyle] zırhlandıracak (üstün) bir korunma sanatı öğrettik; peki, [bütün bunlar için] şükrediyor musunuz? (M.Esed)-Ve sizin için ona, zorlu-savaşınızda sizi korusun diye, '(madeni) giyim-sanatını' öğrettik. Buna rağmen siz şükredenler misiniz? (Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
81-) Süleyman\a da fırtınayı (boyun eğdirmiştik). Onun emriyle, içinde bereketler yarattığımız yere akıp giderdi. Biz her şeyi biliriz.(S.Ateş)-Ve Süleyman’a, içinde bolluklar oluşturduğumuz toprağa doğru onun emriyle akıp giden kasırga halindeki rüzgârı… (boyun eğdirdik). Ve Biz her şeyi bilenleriz.(H.Yılmaz)-Kutlu ülkeye doğru o'nun buyruğuyla esip gitsin diye o zorlu rüzgarı Süleyman'ın buyruğuna [Biz verdik]; çünkü her şeyin aslını bilen Biziz. (M.Esed)-Süleyman için de, fırtına biçiminde esen rüzgâra (boyun eğdirdik) ki, kendi emriyle, içinde bereketler kıldığımız yere akıp giderdi. Biz her şeyi bilenleriz.(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
82-) Kendisi için denize dalan ve bundan başka işler yapan bazı şeytanları da emrine vermiştik. Biz onları onun emrinde tutuyorduk.(S.Ateş)-Ve şeytanlardan, kendisi için dalgıçlık eden ve bundan daha düşük iş yapan şeytanları da… (boyun eğdirdik). Ve Biz onlar için koruyucular idik.”(H.Yılmaz)-Baş eğmeyen güçlerden [de o'nun buyruğuna verdiklerimiz vardı ki] bunlar o'nun için dalgıçlık ve (bu türden) başka işler yaparlardı. Bu güçleri de gözetim altında tutan yine Bizdik (M.Esed)-Onun için denizde dalgıçlık yapan ve bundan başka iş(ler) de gören şeytanlardan kimseleri de (emrine verdik). Biz onların koruyucuları idik.(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
83-) Eyyub\u da an. O, Rabbine: "Bu dert bana dokundu, sen merhametlilerin en merhametlisisin!" diye du'a etmişti. (S.Ateş)-Ve Eyyûb; hani o: “Şüphesiz bana zarar dokundu. Sen merhametlilerin en merhametlisisin” diye Rabbine nida etmişti de (H.Yılmaz)-VE EYYUB'u [da an ki] o: “Ey Rabbim, dert beni buldu; ama Sen merhametlilerin en merhametlisisin!” diye yakarmıştı.(M.Esed)-Eyupda; hani o Rabbine çağrıda bulunmuştu: "Şüphe yok, bu dert (ve hastalık) beni sarıverdi. Sen merhametlilerin en merhametli olanısın." (Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
84-) Biz de onun du\asını kabul etmiş, kendisine bulaşan derdi kaldırmıştık; ona tarafımızdan bir rahmet ve ibadet edenler için bir öğüt olarak ailesini ve onlarla beraber bir katını daha vermiştik.(S.Ateş)-Biz, Onun için icabet etmiştik. Sonra ondan zararlı olan şeyleri kaldırdık. Ve katımızdan bir rahmet ve kulluk edenlere bir öğüt olmak üzere, kendisine ehlini [ailesini, yakınlarını] ve kaybettikleriyle bir mislini daha verdik.(H.Yılmaz)-Bunun üzerine, o(nun bu yakarışı)na karşılık verdik ve o'nu çektiği dertten kurtardık; ayrıca, o'na katımızdan bir rahmet ve Bize kulluk edenlere bir ders olmak üzere, sayılarını bir kat artırarak yeni bir zürriyyet verdik. (M.Esed)-Böylece onun duasına icabet ettik. Kendisinden o derdi giderdik;78 ona katımızdan bir rahmet ve ibadet edenler için bir zikir olmak üzere ailesini ve onlarla birlikte bir katını daha verdik.(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
85-) İsma\il'i, İdris'i, Zu'l-Kifl'i de an; hepsi de sabredenlerdendi.(S.Ateş)-Ve İsmail, İdris ve Zülkifl; Hepsi sabreden kimselerdendi. (H.Yılmaz)-VE İSMAİL ile İdris[i] ve [o'nlar gibi] kendisini andla [Allah'a] bağlayan herkesi [an ki]: o'nların hepsi darlığa göğüs geren kimselerdi, (M.Esed)-İsmail, İdris ve Zü'l-Kifl, hepsi sabredenlerdendi.(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
86-) Onları rahmetimize soktuk, çünkü onlar Salihlerdendi.(S.Ateş)-Onları da rahmetimizin içine girdirdik. Şüphesiz onlar salih kişilerden idiler.(H.Yılmaz)-ve bu yüzden o'nları(n hepsini) rahmetimizle kuşatmıştık; gerçekten de o'nlar dürüst ve erdemli kimselerdi.(M.Esed)-Hepsini Biz rahmetimize daldırdık. Çünkü onlar iyi kullardandır.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
87-) Zünnun\u (balık karnına girmiş olan Yunus ibn Matta'yı) da an; zira (o, kavmine) kızarak gitmişti, bizim kendisine güç yetiremeyeceğimizi, (kavminin arasından çıkmakla kendisini kurtaracağını) sanmıştı. Nihayet karanlıklar içinde (kalıp): "Senden başka tanrı yoktur. Senin şanın yücedir, ben zalimlerden oldum!" diye yalvardı.(S.Ateş)-Ve Zünnûn’u [kılıç sahibini, Ninovalı’yı]; hani, öfkelenerek gitmişti de kendisini sıkıntıya sokmayacağımızı sanmıştı. Sonra da karanlıklar içinde, “Senden başka ilah diye bir şey yoktur! Seni tespih ederim. Şüphesiz ben zalimlerden oldum!” diye seslenmişti. (H.Yılmaz)-VE O BALIK olayının kahramanı[nı da an]; hani, o gücümüzün kendisine ulaşamayacağını sanarak öfkeyle çıkıp gitmişti! Ama sonra [düştüğü bunalımın] derin karanlığı içinde: “Senden başka tanrı yok! Sınırsız kudret ve yüceliğinle Sen her şeyin üstündesin: doğrusu ben gerçekten büyük bir haksızlık yaptım!” diye seslenmişti. (M.Esed)-Balık sahibi (Zünnun yani Yunus'u da); hani o, kızmış vaziyette gitmişti ki, kendisini sıkıntıya düşürmeyeceğimizi sanmıştı. (Balığın karnındaki) Karanlıklar için de: "Senden başka ilah yoktur, sen yücesin, gerçekten de ben zulmedenlerden oldum" diye çağrıda bulunmuştu. (Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
88-) Biz de onun du\asını kabul ettik ve onu tasadan kurtardık. İşte biz, inananları böyle kurtarırız.(S.Ateş)-Sonra da Biz, ona cevap verdik ve onu, gammdan/ üzüntüden kurtardık. Ve işte, inananları Biz böyle kurtarırız. (H.Yılmaz)-Bunun üzerine, Biz de o'nun bu yakarışına karşılık vermiş ve o'nu düştüğü bunalımdan, sıkıntıdan kurtarmıştık. İnananları Biz işte böyle kurtarırız. (M.Esed)-Biz de onun yakarışına cevap verip, kendisini kederden kurtarmıştık. Biz inananları böyle kurtarırız.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
89-) Zekeriyya\yı da (an). Rabbine: "Rabbim, beni tek bırakma! Sen, varislerin en iyisisin (her şeyim sana kalacaktır)" diye du'a etmişti.(S.Ateş)-Ve Zekeriya; hani o, Rabbine: “Rabbim! Beni tek başıma bırakma, sen varislerin en hayırlısısın.” diye seslenmişti de (H.Yılmaz)-VE ZEKERİYA[yı da an ki o'nu da böyle kurtarmıştık;] hani, o da Rabbine seslenerek: “Ey Rabbim!” demişti, “Beni çocuksuz bırakma; fakat, [beni varissiz bıraksan bile, biliyorum ki] herkes göçüp gittikten sonra kalıcı olan biricik varlık Sensin!” (M.Esed)-Zekeriya'yı da an. Hani o da Rabbine yalvarıp: "Ey Rabbim, beni yalnız başıma bırakma. Sen varislerin en hayırlısısın" diye dua etmişti.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
90-) Onun du\asını da kabul buyurduk ve ona Yahya'yı armağan ettik. Eşini de kendisi için ıslah ettik (çocuk doğurmağa elverişli bir hale getirdik). Gerçekten onlar hayır işlere koşarlar, umarak ve korkarak bize du'a ederlerdi ve bize derin saygı gösterirlerdi.(S.Ateş)-Biz, onun için icabet etmiştik. Ve kendisine Yahya’yı ihsan ettik. Ve onun için eşini düzelttik [doğum yapmaya elverişli hale getirdik]. Şüphesiz onlar hayırlarda yarışıyorlar, umarak ve korkarak Bize yalvarıyorlardı. Ve Bize karşı derin saygı duyuyorlardı.(H.Yılmaz)-Ve bunun üzerine o(nun bu yakarışı)na da karşılık verdik ve karısını o'nun için çocuk doğurabilecek hale getirerek o'na Yahyâ'yı armağan ettik; doğrusu bu üç kişi iyi ve yararlı işlerde birbiriyle yarışır ve Bize korku ve umutla yakarırlar; Bize karşı her zaman saygı ve duyarlık gösterirlerdi. (M.Esed)-Onun duasına icabet ettik, kendisine Yahya'yı armağan ettik, eşini de doğurmaya elverişli kıldık. Gerçekten onlar hayırlarda yarışırlardı, umarak ve korkarak bize dua ederlerdi. Bize derin saygı gösterirlerdi.(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
91-) O ırzını korumuş olan(Meryem)i de an; ona ruhumuzdan bir çocuk üflemiş, kendisini ve oğlunu alemlere bir ibret yapmıştık.(S.Ateş)-Ve o, ırzını titizle koruyan kadın; işte Biz, ona ruhumuzdan üfledik. Ve kendisini ve oğlunu âlemler için bir ayet [mucize] kıldık.(H.Yılmaz)-VE O iffetini koruyan (kadın)ı da (an) ki, Biz ona ruhumuzdan üflemiş, onu ve oğlunu bütün insanlar için [rahmetimizin] bir simgesi kılmıştık. (M.Esed)-Irzını koruyan (Meryem); biz ona kendi ruhumuzdan üfledik, onu ve çocuğunu insanlığa bir ayet kıldık.(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
92-) İşte bu sizin ümmetiniz (olan tevhid ve İslam milleti), bir tek ümmettir. Rabbiniz de benim. Yalnız bana kulluk edin.(S.Ateş)-Şüphesiz bu, bir tek ümmet olarak sizin ümmetinizdir. Ben de sizin Rabbinizim. O halde bana kulluk edin.(H.Yılmaz)-[SİZ EY inananlar,] gerçek şu ki, bu sizin ümmetiniz tek bir ümmettir: çünkü hepinizin Rabbi Benim; öyleyse [yalnızca] Bana kulluk edin! (M.Esed)-Kuşkusuz sizin dininiz tek bir dindir. Ben de sizin Rabbinizim. Artık Bana kulluk edin. (Ö.Dumlu-H.Elmalı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
93-) İşlerini aralarında parçaladılar (Tanrıdan gelen dini parça parça ettiler, ayrılığa düştüler); hepsi (sonunda) bize döneceklerdir.(S.Ateş)-Hâlbuki onlar [müşrikler], işlerini aralarında paramparça ettiler. Hepsi yalnızca Bize dönücülerdir.(H.Yılmaz)-Ama insanlar aralarındaki bu birliği paramparça ettiler; (hem de) sonunda topluca Bize dönecekler[ini unutarak]. (M.Esed)-Onlar, işlerini kendi aralarında parça parça dağıttılar (dinlerinde bölünmeler yaptılar); hepsi bize döneceklerdir. (Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
94-) İmdi kim inanmış olarak iyi işlerden yaparsa onun çalışmasına nankörlük edilmez, biz (onun çalışmasını) yazanlarız.(S.Ateş)-Öyleyse kim inanmış olarak salihatı işlerse onun emeği için nankörlük edilmeyecektir. Biz, hiç şüphesiz onu yazanlarız da.(H.Yılmaz)-Yine de her kim, hem inanmış, hem de dürüst ve erdemli davranışlardan (bir şeyler) ortaya koymuşsa, onun bu çabası asla ziyan edilmeyecektir; çünkü, hiç kuşkusuz Biz bunu onun lehine kaydetmekteyiz.(M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
95-) Helak ettiğimiz bir ülkeye artık (yaşamak) haramdır: Onlar bir daha geri dönemezler.(S.Ateş)-Helak ettiğimiz kent halkının kıyamet günü Bize dönmemeleri mümkün değildir.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-Ve helak ettiğimiz bir kent üzerine, “kendilerinin dönmemeleri” haramdır [dönmemeleri düşünülemez]. (H.Yılmaz)-Bu bakımdan, yok etmeye karar verdiğimiz herhangi bir toplumun, [tuttuğu günahkarca yoldan] bir daha geri dönmesi asla mümkün değildir! (M.Esed)-Yıkıma uğrattığımız bir ülkeye (tekrar dünya hayatı) imkânsız (haram)dır; hiç şüphesiz onlar, (dünyaya) bir daha geri dönmeyecekler.(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
96-) Nihayet Ye\cuc ve Me'cuc'un önü açıldığı ve onlar her tepeden akın etmeye başladıkları zaman,(S.Ateş)-Hatta Ye'cûc ve Me'cûc [akıncılar] açıldığı zaman, onlar, yüksek tepeden akın edip çıkarlar.(H.Yılmaz)-Tâ ki, Yecüc ve Mecüc'ün [dünyaya] salınıp, [yeryüzünün] her köşe[sin]den boşalacakları zamana kadar,(M.Esed)- Sonunda yecüc ve mecücün önü açılınca, onlar her taraftan koşup gelirler.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
97-) Gerçek va\d (yani kıyamet) yaklaşmış olur. İnkar edenlerin gözleri birden donup kalır. "Vah bize, biz bundan gaflet içinde idik (bunun doğru olacağını hiç düşünmüyorduk). Meğer biz zulmediyormuşuz!" (diye mırıldandılar).(S.Ateş)-Ve gerçek vaat yaklaştığı zaman o küfretmiş olan kişilerin gözleri dönüverir: “Eyvah bizlere! Kesinlikle biz bundan gaflet içindeydik. Aslında biz zalim kimseler idik." (H.Yılmaz)-[ki o zaman] başa gelmesi kaçınılmaz olan [kıyamet] söz[ün]ün gerçekleşmesi de yaklaşmış olacaktır. O zaman ki, hakkı inkara şartlanmış olan kimselerin gözleri yerinden oynayacak ve [birbirlerine:] “Vah bize!” [diye yakınacaklar], “Bu [kıyamet sözüne] karşı hep umursamazlık gösterdik! Çünkü, zulüm ve kötülük yap[maya eğilimli ol]an kimselerdik!” (M.Esed)-Gerçek olan va'd yaklaşmıştır, işte o zaman, küfre sapanların gözleri yuvalarından fırlayacak: "Eyvahlar bize, biz bundan tam bir gaflet içindeydik, hayır, bizler zulme sapmıştık" (diyecekler).(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
98-) Siz ve Allah\tan başka taptıklarınız cehennemin odunusunuz. Siz, oraya gireceksiniz.(S.Ateş)-Kesinlikle siz ve Allah’ın astlarından taptıklarınız, cehennemin odunusunuz [yakıtısınız]; siz oraya gireceksiniz.(H.Yılmaz)-[O gün onlara:] “Gerçek şu ki, siz ve Allah'ın yerine tapınıp durduğunuz bütün o (düzmece) şeyler cehennemin yakıtısınız: varacağınız yer orasıdır” denecek. (M.Esed)-Gerçekten siz de, Allah'ın dışında taptıklarınız da cehennemin odunusunuz, siz ona varacaksınız.(Mevdudi)-Kuşkusuz siz ve Allahtan başka taptıklarınız, cehennem yakıtısınız. Siz kesinlikle oraya gireceksiniz.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
99-) Eğer onlar tanrı olsalardı oraya girmezlerdi. Oysa hepsi orada sürekli kalacaklardır.(S.Ateş)-Şayet onlar ilahlar olsalardı cehenneme girmezlerdi. Hepsi orada sonsuza dek kalacaklardır.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-Eğer onlar [Allah’ın astlarından tapınılan şeyler] ilâh olsalardı, oraya girmezlerdi. (H.Yılmaz)-Eğer [o tapınıp durduğunuz düzmece nesneler] gerçekten tanrı olsalardı, kuşkusuz, oraya girmezlerdi; ama [işte gördüğünüz gibi,] hepiniz orada yerleşip temelli kalacaksınız!” (M.Esed)
100-) Onlar için bir inleme ve soluma vardır! Ve onlar orada (azabın dehşeti içinde hiçbir şey) işitmezler.(S.Ateş)-Ve hepsi orada temelli kalacaktır. Orada onların bir inlemeleri vardır. Bunlar orada bir şey işitemezler de.(H.Yılmaz)-Orada onların payına ah edip inlemek düşecek; ve orada [başka] bir şey işitmeyecekler. (M.Esed)-Orda kendileri için, 'kemikleri çatırdatan inlemeler' vardır. Onlar orda işitmezler de. (Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
101-) Ama bizden kendilerine (ezelde) güzellik geçmiş (mutluluk takdir edilmiş) olanlar, işte onlar, ondan (cehennemden) uzaklaştırılmışlardır.(S.Ateş)-[Ama,] bakın, kendileri için katımızdan nihaî iyilik ve güzellik [yazılmış] bulunanlara gelince; böyleleri [cehennemden] uzak tutulacaklar: (M.Esed)-Şüphesiz tarafımızdan kendilerine “En güzel” hazırlanan kimseler; işte onlar, ondan [cehennemden] uzaklaştırılmışlardır.(H.Yılmaz)-Katımızdan kendilerine önceden mutluluk yazılmış olanlar, işte onlar cehennemden uzaklaştırılacaklardır.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-Ama bizden kendilerine güzellik geçmiş bulunanlar; işte onlar, ondan uzaklaştırılmış olanlardır.(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
102-) Onun uğultusunu duymazlar. Ve canlarının çektiği (ni\metler) içinde ebedi kalırlar.(S.Ateş)-Onlar, onun [cehennemin] uğultusunu duymazlar. Onlar, nefislerinin istediği şeyler içinde sürekli kalıcıdırlar.(H.Yılmaz)-onlar (cehennemin) soluğunu (bile) işitmeyecekler ve canlarının arzu edegeldiği şeyler arasında sonsuza kadar yaşayıp gidecekler. (M.Esed)-Onlar, cehennem uğultusunu duymayacaklarıdr. Onlar, canlarının istediği nimetler içerisinde sonsuza dek kalacaklardır.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)
103-) O en büyük korku, onları asla tasalandırmaz. Melekler onları şöyle karşılar: "İşte bu, size va\dedilen gününüzdür!"(S.Ateş)-O en büyük korku onları üzmez ve kendilerine melekler: “İşte bu, size söz verilmiş olan gününüzdür” diye ilka eder dururlar [akıllarına getirirler].(H.Yılmaz)-[Kıyamet Günü'nün uyandıracağı] o benzeri olmayan büyük korku bile onları kaygılandırmayacak; çünkü melekler böylelerini “Size söz verilen [mutlu] Gün işte bu Gün'dür!” sözleriyle karşılayacaklar. (M.Esed)-Onları, o en büyük korku hüzne kaptırmaz ve: "İşte bu sizin gününüzdür, size va'dedilmişti" diye melekler onları karşılayacaklardır.(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
104-) O gün göğü yazı tomarlarını dürer gibi toplarız. İlk yaratmaya başladığımız gibi onu iade ederiz. Üzerimize sözdür; biz bunu mutlaka yapacağız.(S.Ateş)-Biz, göğü, kitapların dürüldüğü gibi dürdüğümüz zaman, yaratmaya ilk başladığımız gibi -katımızdan verilmiş bir söz olarak- onu iade edeceğiz [yeniden var edeceğiz]. Şüphesiz Biz yapanlarız.(H.Yılmaz)-O Gün gökleri sayfaları dürer gibi düreceğiz; [ve] âlemi ilk kez nasıl yarattıysak onu yeniden yine öyle yaratacağız; gerçekleştirilmesini kendi üzerimize aldığımız bir sözdür bu: şüphesiz, Biz [her şeyi] yapabilecek güçteyiz! (M.Esed)-Kıyamet günü, Biz, göğü yazılı sayfaların tomarı gibi düreriz. Onu ilk defa yarattığımız gibi yeniden yaratırız. Bu bizim vadimizdir. Biz vadimizi kesinlikle yerine getiririz.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
105-) Andolsun Tevrat\tan sonra Zebur'da da: "Arza mutlaka iyi kullarım varis olacak (bu yer onların eline geçecek)" diye yazmıştık.(S.Ateş)-Kuşkusuz Biz, Tevrattan sonra gönderdiğimiz Zeburda da, Yeryüzüne ancak iyi kullarım varis olacak diye yazmıştık.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-Ve ant olsun ki Biz, Zikir’den [Tevrat’tan] sonra, Zebûr'da da ‘Şüphesiz yeryüzüne ancak Benim salih kullarımın mirasçı olacak’ yazdık. (H.Yılmaz)-VE GERÇEK ŞU Kİ, [insanı] uyarıp öğüt verdikten sonra hikmetlerle dolu bütün ilahî kitaplarda yeryüzüne dürüst ve erdemli kullarımın varis olacağını kaydettik; (M.Esed)--- Açıklama ( Gizle / Göster)
106-) Şüphesiz bunda kulluk eden kimseler için yeterli bir öğüt vardır.(S.Ateş)-Kuran da da, kulluk eden bir toplum için kesin bir mesaj vardır.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-Şüphesiz bunda [Kur'ân'da] kulluk eden toplum için kesinlikle bir ulaşma [iletilen mesaj] vardır.(H.Yılmaz)-Şüphesiz, bunda [gerçekten] Allah'a kulluk eden kimseler için bir mesaj vardır.(M.Esed)-Gerçek şu ki kulluk eden bir topluluk için bunda (Kur'an'da) 'açık bir mesaj' (veya gerçek bir çıkış yolu) vardır.(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
107-) (Ey Muhammed) Biz seni ancak alemlere rahmet için gönderdik.(S.Ateş)-Biz seni de ancak, âlemler için bir rahmet olarak/ rahmet için gönderdik.(H.Yılmaz)-Ve [bunun içindir ki, ey Peygamber,] Biz seni yalnızca, bütün âlemlere rahmetimiz[in bir işareti] olarak gönderdik.(M.Esed)-Biz seni alemler için yalnızca bir rahmet olarak gönderdik.(Mevdudi) -- Açıklama ( Gizle / Göster)
108-) De ki: "Bana, Tanrınız, ancak bir tek Tanrıdır; diye vahyolunur. O\na teslim ol(up putperestliği bırak)cak mısınız?(S.Ateş)-De ki, “Bana ‘İlâhınız ancak tek bir ilâhtır’ diye vahyolunuyor. Şimdi siz müslümanlar mısınız?" (H.Yılmaz)-De ki: “Bana yalnızca, tanrınızın tek bir Tanrı olduğu vahyedildi; o halde artık O'na boyun eğecek misiniz?” (M.Esed)-De ki: Bana sizin ilahınızın sadece bir tek ilah olduğu vahyediliyor. Artık O'na teslim olmalısınız.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
109-) Eğer yüz çevirirlerse de ki: "Ben sizin hepinize eşit biçimde açıkladım. Artık tehdidedildiğiniz şeyin yakın mı, yoksa uzak mı olduğunu bilmem."(S.Ateş)-Buna rağmen eğer yüz çevirirlerse: “Size dosdoğru / eşit [tarafsız]olarak açıkladım ve tehdit olunduğunuz şey yakın mı, uzak mı bilmiyorum.(H.Yılmaz)-Ama eğer [bu gerçeğe] yüz çevirirlerse de ki: “Ben bu gerçeği hepinize aynı şekilde duyurdum; ama artık, size vaad edilen [Hesap Günü'nün] yakın mı, uzak mı olduğunu ben bilemem”. (M.Esed)-Buna rağmen yüz çevirecek olurlarsa, de ki: "Size eşitlik üzere açıklamada bulundum. Tehdit edildiğiniz (sorgu ve azab günü) yakın mı, uzak mı, bilemem." (Mevdudi) -- Açıklama ( Gizle / Göster)
110-) Şüphesiz O, sözün açığını da bilir, gizlediklerinizi de bilir.(S.Ateş)-Şüphesiz O [Allah], sözden açığa vurulanı bilir, gizlediğiniz şeyleri de bilir. (H.Yılmaz)-“Doğrusu O, sözün açığa vurulanını da bilir, örtüp gizlediklerinizi de bilir. (M.Esed)-"Şüphesiz O, sözün açıkta söylenenenini de bilmekte, saklamakta olduklarınızı da bilmektedir."(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
111-) Bilmem belki de o (azabın ertelenmesi) sizi denemek ve bir süreye kadar yaşatmak içindir.(S.Ateş)-Ve ‘belki bu gecikme sizi denemek ve bir süreye kadar faydalandırmak içindir’ ben bilmiyorum” de.(H.Yılmaz)-"Bilemem; belki bu (sürenin açıklanmaması), sizin için bir (fitne) denemedir, (belki de) belli bir vakte kadar yararlanma (meta)dır." (Mevdudi)-Ve [bana gelince, Hesap Günü'ndeki] bu [gecikmenin] sizin için bir sınama mı, yoksa bir süreye kadar [merhameten yapılmış] bir erteleme mi olduğunu ben bilemem.” (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
112-) (Allah\ın Resulü) Dedi: "Rabbim (aramızda) hak ile hükmet, Rabbimiz çok merhamet edendir. Sizin nitelendirdiğinize (iftiralarınıza) karşı O'nun yardımına sığınılır (O, bizi her tehlikeden korur)!"(S.Ateş)-De ki: “Rabbim! Aramızda gerçekle hükmet” ve “Bizim Rabbimiz, o Rahman’dır, sizin nitelemeleriniz üzerine yardımı istenendir.” (H.Yılmaz)-. De ki: “Ey Rabbim! (Aramızda) hakça hüküm ver!” Yine [de ki:] “Rabbimiz Rahmân, sizin [O'na ilişkin] tüm tanımlama gayretlerinize karşı yardımına başvurulabilecek yegane [Hakim]dir!” (M.Esed)- De ki: Ey rabbim, aramızda adaletle hüküm ver. Rabbimiz, merhametlidir, yakıştırmalarınıza karşı ancak O'ndan yardım istenir.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)