Sayfanın başına git
Önceki Sayfa
Ana Sayfa
Kur'an Ne Diyor
" 4. Şimdi bu [insanlar] aralarından bir uyarıcının çıkmasına şaşmaktadırlar; ve hakikati inkar edenler şöyle diyorlar: “O [sadece] bir büyücü, bir yalancıdır! " ( Sâd - 4.Ayet) ( Ayeti incele )
 
 
 
Neml
1-) Ta sin. Şunlar Kur\an'ın ve apaçık bir Kitabın ayetleridir.(S.Ateş)-Tâ-Sîn. BUNLAR Kur’an'ın, özünde açık olan ve gerçeği bütün açıklığıyla ortaya koyan ilahî kitabın mesajlarıdır: (M.Esed)-Ta. Sin. İşte bunlar, Kur'anın ve doğru ile yanlışı açıklayan kitabın ayetleridir.(M.Sağ)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
2-) İnananlara yol gösterici ve müjdedir.(S.Ateş)- Bu ayetler müminlere rehber ve müjdedir.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-O kitap ki, inananlar için bir yol gösterici ve bir müjdedir; (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
3-) Onlar ki namazı kılarlar, zekatı verirler ve ahirete de kesin olarak inanırlar.(S.Ateş)-Bunlar, salatı ikame eden, zekâtı veren ve ahirete de kesin olarak inanan kişilerin ta kendileri olan müminler (H.Yılmaz)-o inananlar ki, salâtta devamlı ve duyarlıdırlar, arınmak için verirler ve ahirete de yürekten inanırlar! (M.Esed)-O inananlar ki, salatı ikame ederler/ bu ayetleri okuyup uygularlar, şirkten arınırlar ve öte dünyaya hiç kuşku duymadan inanırlar.(M.sağ)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
4-) Ahirete inanmayanların işlerini kendilerine süslemişizdir, onlar körü körüne bocalarlar.(S.Ateş)-Şüphesiz Biz şu, ahirete inanmayanların işlerini kendilerine süslü gösterdik de onlar şaşırıp kalmışlardır.(H.Yılmaz)-Ahirete inanmayanlara gelince, onlara yapıp-ettiklerini güzel göstermişizdir; bu yüzden, körcesine bocalayıp durmaktadırlar.(M.Esed) -- Açıklama ( Gizle / Göster)
5-) Onlar, öyle kimselerdir ki, en kötü azab kendilerinindir. Ve onlar ahirette de en çok ziyana uğrayanlardır.(S.Ateş)-İşte bunlar, azabın kötüsü kendileri için olan kimselerdir ve bunlar, ahirette en çok ziyana uğrayacakların ta kendileridir.(H.Yılmaz)-Azabın en kötüsüne uğrayacak olanlar işte böyleleridir; ahirette en büyük kayba uğrayacak olanlar da böyleleri..! (M.Esed) -- Açıklama ( Gizle / Göster)
6-) (Ey Muhammed) Sana bu Kur\an, hüküm ve hikmet sahibi, (herşeyi) bilen (Allah) katından verilmektedir.(S.Ateş)-Şüphesiz bu Kur’an ise sana, yasalar koyan ve en iyi bilen Allah tarafından bırakılmaktadır [senin içine işletilmektedir]. (H.Yılmaz)-Fakat [sana gelince, ey inanan kişi,] sen bu Kur’an'ı her şeyin aslını bilen (ve dolayısıyla) her konuda doğru hüküm ve hikmetle edip-eyleyen (Allah) katından almaktasın. (M.Esed)--- Açıklama ( Gizle / Göster)
7-) Musa, ailesine: "Ben bir ateş gördüm (gidip) size ondan bir haber getireyim, yahut size bir ateş koru getireyim de ısınasınız." demişti.(S.Ateş)-. HANİ, [Çölde yolunu kaybeden] Musa ailesine: “[Uzakta] bir ateş görüyorum; size oradan [tutacağımız yol hakkında] belki bir haber getiririm, yahut ısınmanız için biraz közlenmiş odun getiririm” demişti. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
8-) Oraya gelince (kendisine) seslenildi: "Ateşin içinde bulunan da, çevresinde olan da mübarek kılındı. Alemlerin Rabbi Allah, eksikliklerden münezzehtir." (S.Ateş)-Sonra oraya geldiği zaman seslenilmişti: “Ateşin içindeki ve yanı başındaki kişi mübarek kılınmıştır! Ve âlemlerin Rabbi olan Allah, eksikliklerden münezzehtir! (H.Yılmaz)-Fakat oraya varınca, o'na şöyle seslenildi: “Bu ateşin [erişme alanı] içinde olan herkes ve çevresindeki herkes kutlu kılınmıştır! Sınırsız kudretiyle yüceler yücesidir Allah, âlemlerin Rabbi!” (M.Esed) -- Açıklama ( Gizle / Göster)
9-) Ey Musa, gerçek şu ki ben, güçlü, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah\ım! (S.Ateş)-Ey Musa! Hiç kuşkun olmasın ki, sana seslenen Benim. Ben, her türlü noksanlıklardan arınmış, üstün ve bilge olan Allah'ım. (M.Sağ)-“Ey Mûsâ! Şüphesiz Ben, azîz [mutlak galip] ve hakîm [hikmet sahibi] Allahım!. “ (H.Yılmaz)-[Ve Allah Musa'ya:] “Ey Musa!” [dedi,] “Her zaman doğru hüküm ve hikmetle edip-eyleyen O yüceler yücesi Allah Benim!” (M.Esed)
10-) Asanı at! (Musa attığı) asasının küçük bir yılan gibi titreştiğini görünce (korkudan) arkaya dön(üp kaç)dı, geri dön(üp bak)madı (bile). "Ey Musa korkma, çünkü ben (evet), benim huzurumda elçiler korkmaz(lar)." (S.Ateş)-“Şimdi asânı yere bırak!” Fakat [Musa] asâsının yılan gibi hızla hareket ettiğini görünce [korkuyla] arkasına bakmadan dönüp kaçtı. “Ey Musa, korkma!” [dedi, Allah,] “Çünkü, Benim Katımda mesaj taşıyıcılar için korku yok! (M.Esed)-“Ve birikimini ortaya koy!” –Onu sanki görünmeyen bir varlık gibi hareket ettirir görüverince dönüp, arkasına bakmadan kaçtı.– “Ey Mûsâ! Korkma! Şüphesiz ki Ben; Benim yanımda elçiler korkmaz.(H.Yılmaz) -- Açıklama ( Gizle / Göster)
11-) Ancak zulmeden, sonra yaptığı kötülüğün yerine iyilik yapan olursa ona karşı da ben bağışlayıcı, esirgeyiciyim. (S.Ateş)-Kim haksızlık yapar, sonra da, yaptığı haksızlıklardan vazgeçip iyilik yaparsa, ona karşı Ben bağışlayanım, esirgeyenim.(M.Sağ)-Bir haksızlık yapıp da sonra kötülüğü iyiliğe çeviren kimse için de (korku yok)! Çünkü, çok acıyıp-esirgeyen gerçek bağışlayıcı Benim, Ben!” (M.Esed)--- Açıklama ( Gizle / Göster)
12-) Elini koynuna sok, kusursuz olarak bembeyaz (parıl parıl) çıksın. (Bu da) Fir\avn'a ve onun kavmine (göstereceğin) dokuz mu'cize içindedir. Çünkü onlar yoldan çıkan bir kavimdir.(S.Ateş)-Ve koynundaki gücünü devreye sok; dokuz âyet içinde Firavun’a ve onun kavmine hiç kusursuz, mükemmel çıkacaksın. Şüphesiz onlar yoldan çıkmış bir kavim olmuşlardır. (H.Yılmaz)- “Şimdi elini koynuna sok; her türlü lekeden arınmış olarak bembeyaz, ışıl ışıl çıkacaktır!” “[Ve şimdi de] dokuz mesaj[ımız]la Firavun ve onun toplumuna [git]; çünkü onlar gerçekten yoldan çıkmış bir toplum haline geldiler!” (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
13-) Onlara açıkça görünen ayetlerimiz gelince: "Bu, apaçık bir büyüdür" dediler.(S.Ateş)-Sonra da âyetlerimiz onlara parlak bir şekilde gelince, “Bu apaçık bir sihirdir” dediler.(H.Yılmaz)-Fakat onlara gerçeği bütün açıklığıyla ortaya koyan mesajlarımız gelince: “Bu apaçık bir büyü!” dediler; (M.Esed) -- Açıklama ( Gizle / Göster)
14-) Vicdanları, onlar(ın doğruluğun)a kanaat getirdiği halde, sırf haksızlık ve böbürlenme yüzünden onları inkar ettiler. Bak işte o bozguncuların sonu nasıl oldu.(S.Ateş)-Ve onların kendileri bunlara tam bir kanaat getirdiği hâlde, zulüm ve kibirlerinden ötürü onları bile bile inkâr ettiler. –Şimdi bozguncuların sonunun nice olduğuna bir bak!–(H.Yılmaz)-ve zihnen onların doğruluğuna kanî oldukları halde, sırf zulmü kendilerine yol edinmiş olmalarından ve kendilerini büyüklük duygusuna kaptırmış olmalarından ötürü mesajlarımıza karşı çıktılar; bak işte bozguncuların sonu nasıl oldu! (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
15-) Andolsun biz, Davud\a ve Süleyman'a bir ilim verdik de onlar: "Bizi inanan kullarından birçoğuna üstün kılan Allah'a hamdolsun." dediler.(S.Ateş)-Ve ant olsun ki Biz, Davud’a ve Süleyman’a ilim verdik. O ikisi de; “Bizi mümin kullarının birçoğuna fazlalıklı kılan Allah’a hamd olsun” dediler. (H.Yılmaz)-VE GERÇEK ŞU Kİ, Biz Davud'a da, Süleyman'a da ilim verdik; bunun için, o'nların ikisi de “Bütün övgüler, bizi inanan kullarının birçoğundan üstün kılan Allah'a aittir!” derlerdi. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
16-) Süleyman, Davud\a mirasçı oldu ve dedi ki: "Ey insanlar, bize kuşların dili öğretildi. Ve bize her şeyden (bolca) bir pay verildi. İşte bu, açık bir lutuftur." (S.Ateş)-Ve Süleyman Davud’a vâris oldu. Ve o [Süleyman]:; “Ey insanlar! Bize kuşların mantığı öğretildi ve bize her şeyden verildi.” dedi. - Doğrusu bu apaçık bir lütuftur.- (H.Yılmaz)-Ve [bu bakımdan] Süleyman Davud'un [gerçek] varisi idi; öyle ki, o şöyle derdi: “Ey insanlar! Bize kuşların dili öğretildi; [güzel ve iyi] şeylerin hepsinden [cömertçe] bahşedildi; bu [bize Allah'ın] apaçık bir lütfudur!” (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
17-) Süleyman\a cinlerden insanlardan ve kuşlardan orduları toplandı, hepsi bir arada düzenli olarak sevk ediliyordu.(S.Ateş)-Ve cinn, ins [yerli ve yabancılardan] ve kuşlardan (oluşturulmuş) orduları Süleyman için bir araya getirildi. -Sonra onlar düzenli olarak sevk edilirler.- (H.Yılmaz)-İşte [bir gün] görünmeyen varlıklardan, insanlardan ve kuşlardan oluşan ordusu Süleyman'ın önünde bir araya getirilmiş ve sonra düzenli sıralar halinde yola çıkarılmıştı; (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
18-) Karınca vadisine geldikleri zaman bir karınca: "Ey karıncalar dedi, yuvalarınıza girin ki Süleyman ve orduları farkında olmayarak sizi ezmesinler." (S.Ateş)-Nihayet Karınca Vadisi’ne geldikleri zaman, bir karınca; “Ey karıncalar! Meskenlerinize [evlerinize] girin; Süleyman ve orduları bilinçsizce sizi kırıp geçirmesin!” dedi. (H.Yılmaz)-(Nitekim,) karınca[larla dolu bir] vadiye geldiklerinde, karıncalardan biri: “Ey karıncalar!” diye bağırdı, “Hemen yuvalarınıza girin ki Süleyman ve ordusu, farkında olmadan sizi e-zip geçmesin!” (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
19-) (Süleyman) Onun sözüne gülümseyerek dedi: "Rabbim, bana ve anama, babama lutfettiğin ni\mete şükretmemi, senin beğeneceğin faydalı bir iş yapmamı gönlüme ilham eyle ve rahmetinle beni iyi kullarının arasına sok."(S.Ateş)-Sonra da o [Süleyman], dişi karıncanın sözünden [kararından] dolayı gülerek tebessüm etti. Ve “Rabbim, bana, anne-babama lütfettiğin nimetine şükretmemi, hoşnut olacağın salihi işlememi gönlüme getir ve rahmetinle beni salih kullarının içine kat” dedi. (H.Yılmaz)-[Süleyman temsildeki karıncanın] bu sözüne neşeyle güldü ve “Ey Rabbim!” dedi, “İçimde öyle düşünceler uyandır ki, bana ve ana-babama bahşettiğin nimetler için sana hep şükreden biri olayım; ve hep Senin hoşnut olacağın dürüst ve erdemli işler yapıyor olayım; ve beni, rahmetinle, dürüst ve erdemli kulların arasına sok!” (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
20-) Kuşları teftiş etti, (içlerinde hüdhüdü bulamadı), dedi ki: "Neden hüdhüdü göremiyorum, yoksa kayıplardan mı oldu?"(S.Ateş)-Ve [bir gün] kuşlar arasında göz gezdirirken: “Hüthütü niçin göremiyorum?” dedi, “Yoksa kayıplara mı karıştı? (M.Esed)-Ve o [Süleyman] kuşları gözden geçirdi de sonra; “Hüdhüd`ü niçin göremiyorum? Yoksa kayıplardan mı oldu?(H.Yılmaz)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
21-) Ona çetin bir azabedeceğim, ya da onu keseceğim. Yahut da bana (mazeretini belirten) açık bir delil getirecek.(S.Ateş)-Onu mutlaka çetin bir azap ile azaplandıracağım yahut onu boğazlayacağım yahut da bana apaçık bir delil / güç getirecek” dedi.(H.Yılmaz)-[Eğer böyleyse,] karşıma inandırıcı bir mazeretle çıkmadığı takdirde, onu ya şiddetli bir cezayla cezalandıracağım ya da boynunu uçuracağım!” (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
22-) Çok geçmeden (hüdhüd) geldi: "Ben, dedi, senin görmediğin bir şey gördüm ve Seba\dan sana gerçek bir haber getirdim.(S.Ateş)-Derken, çok beklemeden o [Hüdhüd] geldi de: “Ben, senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sebe’den sana çok doğru ve önemli bir haber getirdim.(H.Yılmaz)-. Fakat hüthüt çok sürmeden çıkageldi ve: “Ben senin henüz bilmediğin bir şeyi öğrendim ve sana Sebe hakkında doğru bir haber getirdim” dedi. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
23-) Ben onlara hükümdarlık eden bir kadın buldum, kendisine her şey verilmiş ve büyük bir tahtı var.(S.Ateş)- Gördüm ki, onları bir kadın yönetiyor. Her şey onun elinde ve çok büyük bir de egemenlik koltuğu var. (M.Sağ)-Şüphesiz ki, onlara [Sebelilere] hükümdarlık eden, kendisine her şeyden verilmiş ve çok büyük bir tahta sahip olan bir kadın buldum.(H.Yılmaz)-“Oranın halkına bir kadının hükmettiğini gördüm; (öyle bir kadın ki,) kendisine [iyi ve güzel] şeylerin hepsinden [cömertçe] verilmiş; güçlü de bir yönetimi var. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
24-) Onun ve kavminin, Allah\ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Şeytan onlara işlerini süsleyip onları doğru yoldan çevirmiş, bu yüzden yola gelmiyorlar. (S.Ateş)-(Ne var ki,) onu da, halkını da, Allah'ı bırakıp güneşe tapındıklarını gördüm; Şeytan onlara bu yaptıklarını güzel ve iyi gösterip kendilerini Allah'ın yolundan çevirmiş ve onlar da bu yüzden doğru yolu bulamıyorlar:(M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
25-) Göklerde ve yerde gizleneni açığa çıkaran ve gizlediklerini ve açığa vurduklarını bilen Allah\a secde etmeleri gerekmez mi? (S.Ateş)-Allah'ın huzurunda yere kapanmaktan kaçınmaları gerek[tiğine inanıyorlar]; (oysa, fark etmiş olmaları gerekirdi ki) göklerde ve yerde saklı olan ne varsa ortaya çıkaran; gizli tuttuğunuzu da, açığa vurduğunuzu da bütün gerçeğiyle bilen O'dur; (M.Esed)-Niçin göklerde ve yerdeki gizlilikleri ortaya çıkaran, sizin gizlediğiniz ve açıkladığınız her şeyi bilen Allah'a kulluk etmiyorlar.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
26-) Allah ki, O\ndan başka Tanrı yoktur, büyük Arş'ın sahibidir.(S.Ateş)-Allah; kendisinden başka ilâh diye bir şey olmayandır, büyük arşın sahibidir.-” dedi.(H.Yılmaz)-Kendisinden başka hiçbir Tanrı olmayan Allah, büyük yönetimin Rabbidir, dedi. (M.Sağ)-(Ve) en yüce hükümranlığın, arşın Sahibi olan Allah'tan başka tanrı yoktur.(M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
27-) (Süleyman): "Bakalım, dedi, doğru mu söyledin, yoksa yalancılardan mısın?"(S.Ateş)-O [Süleyman] dedi ki: “Doğru mu söyledin, yoksa yalancılardan mısın, bakacağız.(H.Yılmaz)-[Süleyman]: “Doğru mu söylüyorsun, yoksa yalancılardan biri misin, bunu göreceğiz!” dedi, (M.Esed)
28-) Bu mektubumu götür, onlara at, sonra onlardan biraz öteye çekil de bak, neye başvuruyorlar (ne yapacaklar).(S.Ateş)-Şu mektubu götürüp onların bulunduğu yere bırak. Sonra da bir kenara çekilip tepkilerini izle, dedi.(M.Sağ)-Şu mektubumu götür, onu kendilerine bırak, sonra onlardan biraz geri çekil de bak, neye dönecekler.” (H.Yılmaz)-. “Al bu mektubumu onlara götür; sonra bir kenara çekilip onları kendi hallerine bırak ve bak bakalım, nasıl bir sonuca varacaklar”. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
29-) (Hüdhüd\ün mektubu götürüp kendisine attığı Seba melikesi Belkis) Danışmanlarına dedi ki: "Ey ileri gelenler, bana çok önemli bir mektup bırakıldı." (S.Ateş)-O [Süleyman’ın mektubunu alan Sebe’ melikesi]: “Ey ileri gelenler! Şüphesiz ki bana kesinlikle çok saygın / şerefli bir mektup bırakıldı.(H.Yılmaz)-[Sebe Melikesi Süleyman'ın mektubunu alınca,] “Siz ey soylular!” dedi, “Bana çok önemli bir mektup gönderildi.(M.Esed)
30-) O Süleyman\dandır ve Rahman ve Rahim Allah'ın adiyle (başlamakta)dır.(S.Ateş)-Mektup Süleyman'dan geliyor ve çok acıyıp esirgeyen sınırsız rahmet sahibi Allah adına yazılmış.(M.Esed)-Mektup Süleyman imzalı ve Esirgeyen, bağışlayan Allah'ın adıyladır diye başlıyor ve devam ediyor.(M.Sağ)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
31-) Bana karşı büyüklük taslamayın ve bana teslim olarak gelin (diye yazıyor).(S.Ateş)-[Mektupta Allah şöyle diyor:] “Sakın Bana karşı büyüklük taslamayın; kendi isteğinizle boyun eğerek Bana gelin!” (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
32-) Ey ileri gelenler, dedi, bu işimde bana bir fikir verin; ben, siz olmadıkça hiçbir işi kesip atmam.(S.Ateş)-Ey ileri gelenler, ne yapacağım hususunda bana fikrinizi söyleyin. Sizler fikirlerinizi açıklamadan bir şeye kesin karar vermem.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-O [Melike] dedi ki: “Ey ileri gelenler! Bu işimde bana fetva verin. Siz bana tanık olmadan hiçbir işi kestirip atmam.” (H.Yılmaz)-“Siz ey soylular!” diye ekledi, “Yüzyüze geldiğim bu meselede görüşünüz nedir, bana söyleyin; siz görüşlerinizi bana açıklamadan benim [kesin] bir karara varmam mümkün değil”.(M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
33-) Dediler ki: "Biz güçlüyüz, yaman savaşçılarız ama emir senindir. Bak, ne buyurursan öyle yaparız"(S.Ateş)-Onlar [ileri gelenler] dediler ki: “Biz, kuvvet sahibiyiz ve zorlu savaş erbabıyız, buyruk ise senindir; artık ne emredeceğini düşün!” (H.Yılmaz)-(Seçkinler:) “Güçlü olduğumuza ve savaşta yıldırıcı bir cesaret ve maharet sahibi olduğumuza (güven), emir senindir; öyleyse artık vereceğin emri sen düşün” diye cevap verdiler. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
34-) Dedi: "Hükümdarlar bir ülkeye girdiler mi, orayı bozarlar, halkının şereflilerini alçaltırlar, (evet) böyle yaparlar." (S.Ateş)-Kadın lider: Şu bir gerçek ki, krallar bir ülkeyi işgal ettiler mi, orayı perişan ederler, halkının yöneticlerini alçaltırlar. İşte Böyle davranırlar.(M.Sağ)- O [Melike]: “Hiç şüphesiz ki krallar bir memlekete girdikleri zaman hemen orayı bozarlar ve halkının ulularını hakir kılarlar.(H.Yılmaz)- (Melike:) “Gerçek şu ki, krallar bir ülkeye girdiklerinde orayı târümâr ederler; oranın soylu ve onurlu insanlarını aşağılarlar. İstilacıların davranış tarzı [her zaman] böyledir.(M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
35-) Ben onlara bir hediye göndereyim de bakayım elçiler ne ile dönecekler.(S.Ateş)-Ben onlara bir hediye göndereyim de, bakalım gönderilenler [elçiler] ne ile dönecekler?” dedi. (H.Yılmaz)-Bunun içindir ki, bu [mektup sahiplerine] bir hediye gönderecek ve elçilerin nasıl bir tepkiyle döneceklerini bekleyeceğim.” (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
36-) (Elçi, hediyelerle) Süleyman\a gelince (Süleyman) dedi ki: "Siz bana mal ile yardım mı etmek istiyorsunuz? Allah'ın bana verdiği, size verdiğinden daha iyidir. Hediyenizle ancak siz sevinirsiniz.(S.Ateş)-O [Elçi] Süleyman’a gelince, o [Süleyman]: “Siz bana mal ile yardım mı etmek istiyorsunuz? İşte, Allah’ın bana verdiği, size verdiğinden daha iyidir. Bilakis siz, hediyenizle böbürlenirsiniz.(H.Yılmaz)-[Sebe Melikesi'nin elçileri] Süleyman'a geldiklerinde [Süleyman:] “Benim servetime servet mi katmak istiyorsunuz? Oysa, Allah'ın bana bahşettiği şey size bahşettiği her şeyden çok daha hayırlıdır! Öyleyse, sizin bu hediyeniz [ancak] sizi[n gibi insanları] sevindirir. (M.Esed)--- Açıklama ( Gizle / Göster)
37-) Sen, onlara dön (söyle): onlara, kendilerinin asla karşı koyamayacakları ordularla gelirim ve onları hor ve hakir bir durumda oradan sürüp çıkarırım.(S.Ateş)-Onlara geri dön; iyi bilsinler ki, kendilerine asla karşı koyamayacakları ordularla gelir, onları kesinlikle hor ve hakir olarak çıkarırız!” dedi.(H.Yılmaz)- “[Şimdi seni gönderenlere] dön! Çünkü, [Allah diyor ki:] Şüphesiz, karşı duramayacakları güçlerle onların üzerine yürüyecek ve onları, küçük düşürülmüş olarak [o ülkeden] mutlaka çıkaracağız!” (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
38-) (Elçi gittikten sonra Süleyman, danışmanlarını topladı): "Ey ileri gelenler, dedi, onların bana teslim olarak gelmelerinden önce hanginiz onun tahtını bana getirebilir?"(S.Ateş)-O [Süleyman] dedi ki: “İleri gelenler! Onlar teslim olanlar olarak bana gelmeden önce, hanginiz onun tahtını bana getirir?” (H.Yılmaz)-[OLAYLARIN gidişi içinde Süleyman Sebe Melikesi'nin kendisine geleceğini öğrenince, çevresindekilere:] “Siz ey seçkin görevliler!” dedi, “Hanginiz bana [Sebe Melikesi'nin] tahtını, daha o ve ona bağlı olanlar Allah'a yürekten boyun eğmiş kimseler olarak bana çıkıp gelmeden önce buraya getirebilir?” (M.Esed)-Süleyman, insanlardan ve cinlerden bir danışma grubu topladı: “Ey danışmanlarım! Sebe’liler bana barış severler olarak gelmeden önce, hanginiz kadın liderin egemenlik koltuğunu bana getirebilir? Dedi. (M.Sağ)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
39-) Cinlerden bir ifrit (kötü bir cin): "Sen makamından kalkmadan önce ben onu sana getiririm, dedi, bunu yapmağa gücüm yeter ve bana güvenilir."(S.Ateş)-Cinlerden bir ifrit: “Sen makamından kalkmadan önce ben onu sana getiririm. Ve hiç şüphesiz ben onun üzerine güçlü ve güvenilirim” dedi. (H.Yılmaz)-[Süleyman'a bağlı] görünmeyen varlıklar içinden gözüpek biri: “Daha oturduğun yerden kalkmadan onu sana getirebilirim, çünkü ben bu konuda gerçekten güvenilir bir güce sahibim!” dedi. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
40-) Yanında Kitaptan bir ilim bulunan kimse de: "Sen gözünü açıp yummadan ben onu sana getirebilirim." dedi. (Süleyman) tahtı yanına yerleşmiş görünce dedi ki: "Bu, Rabbimin lutfundandır. (Kendisine) şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak istiyor. Şükreden kendisi için şükretmiş olur; nankörlük edene gelince, Rabbim zengindir (onun şükrüne muhtaç değildir), kerimdir (çok ikram sahibidir,yücedir)." (S.Ateş)-Kitap’tan yanında bilgi olan kimse: “Ben onu sana bakışın kendine dönmeden önce getiririm” dedi. Sonra o [Süleyman] onu [Melike’nin tahtını] yanında durur bir hâlde görünce: “Bu, şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni belâlandırmak için Rabbimin fazlındandır. Ve kim şükrederse hiç şüphesiz kendisi için şükreder. Kim de nankörlük ederse hiç şüphesiz ki Rabbim çok zengin ve Kerim’dir.” (H.Yılmaz)-(Buna karşılık) vahiyle bilgilendirilmiş olan kişi: “Bana kalırsa” dedi, “ben onu, göz açıp kapayıncaya kadar sana getireceğim!” Ve onu gerçekten önünde görünce, “Benim şükür mü edeceğim yoksa nankörlük mü göstereceğim konusunda beni denemek üzere Rabbimin bahşettiği lütf[un bir belirtisi,] bu! Bununla birlikte [Allah'a] şükreden kişi, yalnızca kendi iyiliği için şükretmiş olur; nankörlük yapan kişi ise, [bilsin ki,] Rabbim hem sınırsız cömert hem de mutlak manada kendine yeterlidir!” (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
41-) (Ve) dedi ki: "Onun tahtını tanınmaz hale getirin, bakalım tanıyabilecek mi, yoksa tanımayacak mı?"(S.Ateş)-O [Süleyman] dedi ki: “Onun için tahtını belirsizleştirin, bakalım o, doğru yolu bulanlardan mı yoksa doğru yolu bulmayanlardan mı olacak!” (H.Yılmaz)-[Ve] sözlerine şöyle devam etti: “(Şimdi) onun tahtını tanınmaz hale sokun; bakalım, kendi başına doğru yolu bulacak mı, yoksa doğru yolu bulamayan kimselerden mi olacak.” (M.Esed)--- Açıklama ( Gizle / Göster)
42-) (Kraliçe) Gelince (ona): "Senin tahtın da böyle mi?" dendi, "Tıpkı o, dedi, zaten bize daha önce bilgi verilmişti. (Allah\ın kudretini ve senin peygamber olduğunu anlamış) ve biz müslüman olmuştuk." (S.Ateş)-O [Melike] geldiği zaman, “Senin tahtın böyle mi?” dendi. O [Melike]: “Sanki bu, odur. Ve bize ondan önce bilgi verilmiş ve biz teslim olanlar / Müslümanlar olmuş idik.” (H.Yılmaz)-Ve böylece, [Süleyman'ın yanına gelince] ona: “Senin tahtın böyle miydi?” diye soruldu. [Sebe Melikesi:] “Sanki bunun gibiydi!” dedi. [Süleyman, bunun üzerine, yanındakilere:] “[İlahî] bilgi ondan önce bize verilmiş olduğu ve bizim de [başından beri] Allah'a yürekten boyun eğen kimseler olduğumuz halde, [Melike'nin, bizim kendisine bu yolda herhangi bir yardımımız olmadan, kendiliğinden hakka ulaştığını] (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
43-) Onu, Allah\tan başka taptığı şeyler, (bu zamana dek tevhid dinine girmekten) alıkoymuştu. Çünkü kendisi, inkar eden bir kavimden idi.(S.Ateş)-Kadın Lideri, Allah'tan başkasına tapan ortak koşucular saptırmıştı. Çünkü o, inkarcı bir topluluğun bir bireyi idi.(M.Sağ)-Ve onu, Allah’ın astlarından taptığı şeyler alıkoymuştu. Şüphesiz ki o inkârcılar kavmindendi.(H.Yılmaz)-[ve daha önce] Allah'ı bırakıp da tapınageldiği şeylerin kendisini [doğru yoldan] uzaklaştırmış olduğu, üstelik, hakkı inkar eden bir toplumun üyesi olduğu halde, [sonunda doğru yolu bulduğunu görüyoruz]” dedi. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
44-) Ona: "Köşke gir!" dendi. Köşkü görünce zemini su sandı ve bacaklarını sıvadı. (Süleyman) "O, cilalı, şeffaf sırçadandır" dedi. (Kraliçe): "Rabbim, ben kendime zulmetmişim. (Artık) Süleyman\la beraber alemlerin Rabbi Allah'a teslim oldum," dedi.(S.Ateş)-Ona “köşke gir!” denildi. Sonra o, onu görünce derin bir su sandı ve eteğini çekti. O [Süleyman] “Bu billurdan yapılmış, şeffaf bir zemindir” dedi. O [Melike] “Rabbim! Ben gerçekten kendime zulüm etmiştim. Süleyman ile beraber, âlemlerin Rabbi olan Allah’a teslim oldum” dedi.(H.Yılmaz)-[Az sonra] ona: “Girin bu saraya!” dendi. Fakat sarayı görünce, (önünde) engin-duru bir su (var) sandı ve eteğini yukarı çekti. [Süleyman:] “Bu, zemini camla döşenmiş bir saraydır!” dedi. [Sebe Melikesi:] “Rabbim!” dedi, “[Senden başkasına kulluk etmekle] ben kendime yazık etmişim; fakat [şimdi] Süleyman'la beraber âlemlerin Rabbi olan Allah'a yürekten boyun eğiyorum!” (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
45-) Andolsun biz, Semud(kavmin)e de kardeşleri Salih\i: "Allah'a kulluk edin!" demesi için gönderdik. Baktı ki onlar, birbiriyle çekişen iki bölük olmuşlar.(S.Ateş)-Ant olsun ki, Allah’a ibadet edin diye Semud’a da kardeşleri Salih’i elçi gönderdik. Hemen birbirleriyle çekişen iki zümre oluverdiler. (H.Yılmaz)-VE GERÇEK ŞU Kİ, Biz kavmine: “Yalnızca Allah'a kulluk edin” desin diye Semûd toplumuna [da] kardeşleri Salih'i göndermiştik; onlar, bunun üzerine, hemen birbirleriyle çekişen iki hizbe ayrıldılar. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
46-) Dedi: "Ey kavmim, iyilikten önce neden kötülüğe seviyorsunuz? Esirgenmeniz için Allah\tan mağfiret dilemeniz gerekmez mi?" (S.Ateş)-O [Salih] dedi ki: “Ey kavmim! İyilikten önce niçin kötülüğü çabuklaştırmak istiyorsunuz? Merhamet olunmanız için Allah’a istiğfar etseniz ne olur!” (H.Yılmaz)-. [Salih ilahî mesaja karşı çıkanlara:] “Ey kavmim!” dedi, “İyiliği ummak yerine, neden kötülüğün çarçabuk sizi bulmasını istiyorsunuz? Belki acınıp-esirgeniriz diye niçin Allah'tan günahlarınızı bağışlamasını istemiyorsunuz?” (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
47-) Dediler: "Senin ve seninle beraber bulunanların yüzünden uğursuzluğa uğradık." Dedi: "Uğursuzluğunuz(un sebebi), Allah\ın yanındadır (herşey O'nun takdiriyle olur). Doğrusu siz (bu olaylarla) sınanan bir toplumsunuz."(S.Ateş)-Onlar; “Senin sebebinle ve seninle beraber olan kişiler sebebiyle başımıza uğursuzluk geldi / seni ve beraberindekileri uğursuzluk belirtisi sayıyoruz” dediler. O [Salih]: “Uğursuzluğunuz Allah katındadır. Daha doğrusu siz, fitnelenen [kendini ateşe atan / imtihana çekilen] bir topluluksunuz” dedi.(H.Yılmaz)-“Biz sende ve seninle beraber olanlarda uğursuzluk görüyoruz!” diye karşılık verdiler. [Salih:] “Uğurumuz ya da uğursuzluğumuz Allah'ın elindedir!” dedi, “İşin gerçeği, sizler sınanan bir toplumsunuz!” (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
48-) Şehirde dokuz kişi vardı ki yeryüzünde bozgunculuk yaparlar, düzeltmezlerdi.(S.Ateş)-O şehirde, yeryüzünde bozgunculuk yapıp, düzeltmeye çalışmayan dokuz kişi vardı.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-Ve o şehirde yeryüzünde bozgunculuk yapan, iyileştirme yapmayan, Dokuzlu bir grup vardı.(H.Yılmaz)-İmdi, o şehirde bozgunculuk yapıp düzen ve uyumdan yana olmayan dokuz kişi vardı; (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
49-) Allah\a and içerek birbirlerini: "Biz, gece ona ve ailesine baskın yap(ıp onları öldür)elim sonra velisine: 'Ailesinin öldürülüşünde bulunmadığımızı, bizim doğru olduğumuzu' söyleyelim" dediler.(S.Ateş)-Allah’a yeminleşerek; “Gece ona ve ailesine baskın yapacağız; sonra da velisine [yakınlarına], ‘Biz, o ailenin yok edilişine şahit olmadık [olay sırasında orada değildik] ve biz kesinlikle doğru olanlarız’ diyeceğiz” dediler. (H.Yılmaz)-bunlar Allah adına yemin ederek aralarında andlaşıp “Ona ve ailesine geceleyin baskın yapalım [ve onların hepsini öldürelim]; sonra da o'na arka çıkacak olan kimseye, rahatlıkla, ‘Onun ailesinin uğradığı kıyıma biz katılmadık; çünkü biz haktan yana kimseleriz!’ diyelim” dediler. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
50-) Böyle bir tuzak kurdular, biz de onlar hiç farkında olmadan onlara bir tuzak kurduk.(S.Ateş)-Ve onlar böyle bir tuzak kurdular, şüphesiz Biz de onların farkında olmadığı bir tuzak kurduk [bir ceza ile cezalandırdık]. (H.Yılmaz)-Ve böylece bir tuzak kurdular; fakat, onların hiç fark edemeyecekleri biçimde, biz de bir tuzak kurduk. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
51-) Bak, işte tuzaklarının sonucu nasıl oldu, (nasıl) biz onları ve kavimlerini toptan yıktık, yok ettik.(S.Ateş)İşte bak! Onların tuzaklarının akıbeti nice oldu; şüphesiz Biz onları ve kavimlerini toptan yerle bir ettik.(H.Yılmaz)-Ve sonra, bak onların kurduğu bütün tuzakların sonu ne oldu: onları ve onların peşinden giden toplumu, hepsini yerle bir ettik; (M.Esed)
52-) İşte şunlar, zulümleri yüzünden çökmüş, ıssız kalmış evleridir. Şüphesiz bunda bilen bir kavim için ibret vardır.(S.Ateş)-İşte, onların, işledikleri zulümler yüzünden çatıları çöküp ıpıssız kalmış evleri. Hiç şüphesiz ki bunda, bilen bir kavim için bir ayet [gösterge] vardır.(H.Yılmaz)-ve işte onların yaşadığı yerler, işledikleri haksızlıklardan ötürü [şimdi] bomboş! Bu [olayda], bilmek, öğrenmek isteyen insanlar için mutlaka bir ders vardır; (M.Esed)
53-) İnananları ve korunanları kurtardık. (S.Ateş)-İman eden ve takvalı olan kişileri de kurtardık.(H.Yılmaz)- ve inanıp Bize karşı sorumluluk bilinci taşıyan kimseleri kurtarmış olmamızda da! (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
54-) Lut'u da (gönderdik), kavmine dedi ki: "Siz göre göre o aşırı kötülüğü yapıyorsunuz ha?!" (S.Ateş)-Lut’u da (elçi olarak kavmine gönderdik). Hani o, kavmine; “Göz göre göre hâlâ o aşırılığı [hayâsızlığı] yapacak mısınız?(H.Yılmaz)-VE LÛT'U da [böyle kurtarmıştık]; hani o kavmine “Bu çirkin eylemi, [insanın yapı ve yaratılışına aykırı olduğunu] göre göre, nasıl işliyorsunuz?” demişti, (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
55-) Siz, kadınları bırakıp şehvetle erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Siz gerçekten cahil bir toplumsunuz.(S.Ateş)-Şehvet yönünden kadınlardan aşağı olan erkeklere yaklaşacak mısınız? Aslında siz cahillikte devam edegelen bir kavimsiniz!” demişti.(H.Yılmaz)-“Gerçekten, kadınları bırakıp da, şehvetle erkeklere mi yöneliyorsunuz? Hayır, işin gerçeği, siz [hakka karşı körlüğü,] bilinçsizliği seçmiş bir toplumsunuz!” (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
56-) Kavminin cevabı sadece şöyle demek oldu: "Lut ailesini kentinizden çıkarın, çünkü onlar temiz kalmak isteyen kimselermiş(!)" (S.Ateş)-Sonra da kavminin cevabı sadece “Lut ailesini memleketinizden çıkarın; baksanıza onlar temiz kalmak isteyen insanlarmış!” demeleri oldu.(H.Yılmaz)- Fakat halkının o'na verdiği cevap: “[Lût'u] ve Lût'un yandaşlarını şehrinizden çıkarın! Çünkü bunlar kendilerini temize çıkarmaya çalışan insanlar!” demekten başka bir şey olmadı.(M.Esed)
57-) Biz de onu ve ailesini kurtardık, yalnız karısının (azabda) kalanlardan olmasını takdir ettik.(S.Ateş)-Bunun üzerine onu ve geride kalmasını takdir ettiğimiz karısı dışındaki yakınlarını kurtardık.(H.Yılmaz)-Ve bunun üzerine Biz de o'nu ve ailesini kurtardık -yalnızca karısının geride kalanlar arasında olmasını gerekli gördük.(M.Esed)
58-) Üzerlerine (pişmiş çamurdan bir taş) yağmur(u) indirdik. Uyarıl(ıp da aldırmay)anların yağmuru gerçekten ne kötü oldu! (S.Ateş)-Ve onların üzerlerine öyle bir yağmur yağdırdık ki! Ne kötü idi uyarılanların yağmuru! (H.Yılmaz)-Ve ötekilerin üzerine [yok edici] bir yağmur yağdırdık; uyarıl[dıkları halde aldırmay]anların uğradığı bu yağmur ne korkunç bir yağmurdur! (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
59-) De ki: "Hamd olsun Allah\a, selam O'nun seçtiği kullarına. Allah mı hayırlı yoksa ortak koştukları şeyler mi?"(S.Ateş)-De ki: “Hamd Allah’a mahsustur. Selâm [esenlik, güvenlik] da seçip arı duru hâle getirdiği kullarınadır. Allah mı hayırlıdır, yoksa onların ortak koştuğu şeyler mi?” (H.Yılmaz)-DE Kİ: “Bütün övgüler (gerçekte) Allah'a yaraşır. Selâm olsun, O'nun [rasûl olarak] seçtiği kullara!” Zaten Allah, insanların tanrısal nitelikler yakıştırdıkları her şeyden daha üstün, daha hayırlı değil mi? (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
60-) Yahut gökleri ve yeri kim yarattı? Size gökten su indirdi de onunla sizin bir ağacını dahi bitiremeyeceğiniz gönül açan bahçeler bitirdik. Allah ile beraber başka bir tanrı mı var? Hayır, onlar (haktan) sapan bir kavimdir.(S.Ateş)-(Onların ortak koştuğu şeyler mi hayırlıdır?) Ya da, gökleri ve yeryüzünü yaratan, gökten sizin için su indiren mi? Sonra da Biz onunla, bir ağacını bile bitirmenizin söz konusu olmadığı güzel güzel bahçeler bitirmişizdir. Allah’la beraber başka bir ilâh mı var! Aksine onlar zulümde devam eden bir kavimdir.(H.Yılmaz)-Peki kimdir, gökleri ve yeri yaratan ve sizin için gökten su indiren? Öyle bir su ki, onunla, sizin bir tek ağacını bile yetiştiremeyeceğiniz görkemli bağlar, bahçeler yeşertiyoruz! Allah'la beraber başka bir tanrı, öyle mi? Hayır, hayır, [böyle düşünenler] yoldan çıkmış kimselerdir! (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
61-) Yahut şu dünyayı durulacak yer yapan, arasından ırmaklar çıkaran, üstünde sağlam dağlar yaratan ve iki deniz arasına bir perde koyan kimdir? Allah ile beraber başka bir tanrı mı var? Hayır çokları bilmiyorlar.(S.Ateş)-(Onların ortak koştuğu şeyler mi hayırlıdır?) Ya da, yeryüzünü barınak kılan, aralarında nehirler kılan, onun için sabit dağlar kılan ve iki deniz arasına engel kılan mı? Allah ile beraber bir ilâh mı var? Bilakis onların çoğu bilmiyorlar.(H.Yılmaz)- Peki kimdir, yeryüzünü [yerleşmeye] uygun bir yer haline getiren ve vadilerden dereler, ırmaklar akıtan; ve onun üzerine sağlam dağlar yerleştiren; ve iki büyük su kütlesi arasına bir engel koyan? Allah'la beraber başka bir tanrı, öyle mi? Hayır hayır, [böyle düşünenlerin] çoğu [ne söylediklerini] bilmiyorlar! (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
62-) Yahut du\a ettiği zaman darda kalmışa kim yetişiyor da kötülüğü (onun üzerinden) kaldırıyor ve sizi (eskilerin yerine) yeryüzünün sahipleri yapıyor? Allah ile beraber başka bir tanrı mı var? Ne de az düşünüyorsunuz?(S.Ateş)-(Onların ortak koştuğu şeyler mi hayırlıdır?) Ya da, kendine yalvardığı zaman bunalmışa karşılık veren ve kötülüğü gideren, sizi yeryüzünün halifeleri yapan mı? Allah’ın yanında başka bir ilâh mı var? Çok az düşünüyorsunuz! (H.Yılmaz)-Peki kimdir, kendisine başvurduğunda darda kalmış olanın darına yetişen, kötülüğü gideren ve sizi yeryüzüne mirasçı kılan? Allah'la beraber başka bir tanrı, öyle mi? Aklınızda ne kadar az tutuyorsunuz [bütün bu gerçekleri]! (M.Esed)- Darda kalmışın çağrısına karşılık veren, sıkıntısını gideren ve sizi yeryüzünün varisleri kılan kimdir? Allah ile birlikte bir başka tanrı mı? Ne kadar az düşünüyorsunuz? (M.Sağ)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
63-) Yahut karanın ve denizin karanlıkları içinde size yol gösteren kim ve rahmetinin önünde rüzgarları müjdeci gönderen kim? Allah ile beraber başka bir tanrı mı var? Haşa, Allah ortak koştukları şeylerden yücedir, münezzehtir (O, eksikliklerden uzaktır).(S.Ateş)-(Onların ortak koştuğu şeyler mi hayırlıdır?) Ya da, karanın ve denizin karanlıkları içinde size kılavuz olan, rahmetinin önünde rüzgârları müjdeci olarak gönderen mi? Allah ile beraber bir ilâh mı var? Allah onların koştukları ortaklardan çok yücedir. (H.Yılmaz)-Peki kimdir karanın ve denizin karanlıklarında yolunuzu bulmanızı sağlayan ve rüzgarları rahmetinin önünden müjdeci olarak gönderen? Allah'la beraber başka bir tanrı, öyle mi? Allah, insanların tanrısal nitelikler yakıştırabileceği her şeyin ötesinde, her şeyden yücedir! (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
64-) Yahut yaratmağa kim başlıyor, sonra onu (kim) iade ediyor (ölüp ortadan kalkan şeyleri yeniden yaratıyor)? Sizi gökten ve yerden kim rızıklandırıyor? Allah ile beraber başka bir tanrı mı var? De ki: "Eğer doğru iseniz delilinizi getirin."(S.Ateş)-(Onların ortak koştuğu şeyler mi hayırlıdır?) Ya da, önce yaratan, sonra onu iade edecek olan ve sizi hem gökten, hem yerden rızklandıran mı? Allah ile beraber başka bir ilâh mı var? De ki: Eğer doğru kimseler iseniz, kesin delilinizi getiriniz! (H.Yılmaz)-Peki, yaratılışı ilk defa başlatan ve sonra da onu aralıksız devam ettirip, yenileyen kimdir? Ve kimdir, sizi gökten ve yerden rızıklandıran? Allah'la beraber başka bir tanrı, öyle mi? De ki: “Eğer ileri sürdüğünüz iddiaya gerçekten inanıyorsanız getirin o zaman delilinizi!” (M.Esed)-Yoksa, yaratıkları ilk defa yaratan, sonra da tekrar yeniden yaratacak olan ve size gökten ve yerden rızık veren mi daha iyidir? Allah'la beraber başka bir tanrı mı!? De ki: Eğer doğru söylüyorsanız delilinizi getirin (Ö.Dumlu-H.Elmalı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
65-) De ki: "Göklerde ve yerde Allah\tan başka kimse gaybı bilmez. Ne zaman dirileceklerini de bilmezler.(S.Ateş)-De ki, Göklerde ve yerde, Allah'tan başka kimse gaybı / geleceği bilemez. Ortak koşucular, ne zaman dirileceklerinin bile farkına varmazlar.(M.Sağ)-De ki: “Göklerde ve yerde gaybı Allah’tan başka kimse bilmez. Ve onlar, ne zaman diriltileceklerinin bilincine varmazlar. (H.Yılmaz)-De ki: “Göklerde ve yerde olan hiç kimse, [yani] Allah'tan başka [hiç kimse,] yaratılmışların duyu ve tasavvur alanı dışında kalan gerçekleri bilemez”. [Yaratılmış olanlar] öldükten sonra ne zaman diriltileceklerini de bilemezler; (M.esed)-De ki: Göklerde ve yerdeki bilinmeyenleri Allah'tan başka kimse bilmez. İnsanlar ne zaman diriltileceklerini de bilmezler.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
66-) Doğrusu onların ahiret hakkındaki bilgileri, ardarda gelip bir araya toplandı. Fakat onlar (hala) ondan bir kuşku içindedirler. Daha doğrusu, onlar ondan yana kördürler.(S.Ateş)-Doğrusu, onların öte dünya hakkındaki bilgileri derme-çatmadır. Aslında öte dünyaya kuşku içindedirler. daha doğrusu, ortak koşucular öte dünya bilinci konusunda tümüyle bilgisizdirler.(M.Sağ)-Aslında onların ahiret hakkında bilgileri art arda gelmektedir. Fakat onlar bundan bir şüphe içindedirler. Daha doğrusu onlar bundan kördürler. (H.Yılmaz)-Hayır, onların ahiret konusundaki bilgileri gerçeğin berisinde kalmaktadır; zaten [çoğu zaman] onun gerçekliğinden yana şüphe içindedirler; hayır, ondan yana kördürler.(M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
67-) İnkar edenler dediler ki: "Biz de babalarımız da toprak olduktan sonra mı, biz mi (diriltilip) çıkarılacağız?"(S.Ateş)-Şu inkâr edenler de “Biz ve atalarımız toprak olduktan sonra mı, gerçekten biz mi dirilip çıkartılacağız?(H.Yılmaz)-Bunun içindir ki, hakkı inkara şartlanmış olan kimseler: “Nasıl yani, biz ve atalarımız toz toprak olduktan sonra [topraktan yeniden] çıkarılacağız, öyle mi?” diyorlar. (M.Esed)
68-) Bu tehdid, bize de; önceden atalarımıza da yapıldı. Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir.(S.Ateş)-Ant olsun, bu [azap ve dirilme tehdidi], bize ve daha önce atalarımıza vaat olunmuştu. Bu, ancak geçmişlerin uydurma masallarından başka bir şey değildir” dediler.(H.Yılmaz)-“Gerçek şu ki, bu bize ve atalarımıza daha önce de vaad edilmişti; eskilerin masallarından, efsanelerinden başka bir şey değil bu!” (M.Esed)-Yemin olsun! Bize yapılan bu tehdidin aynısı, daha önce atalarımıza da yapılmıştı. Bu gibi tehditvari palavralar, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir, dediler. (M.sağ)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
69-) De ki: "Yeryüzünde yürüyün de suçluların sonunun nasıl olduğunu görün."(S.Ateş)-De ki: “Yeryüzünde gezip dolaşın da, günahkârların [suçluların] sonlarının nasıl olduğuna bir bakın!” (H.Yılmaz)-De ki: “Yeryüzünde dolaşın da [böyle diyerek] günaha gömülüp gitmiş olanların sonunu görün!” (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
70-) (Ey Muhammed) onlar(ın sözlerin)e üzülme, tuzak kurmalarından da sıkılma.(S.Ateş)-Sen, onlar inanmıyorlar diye üzülme, planladıkları şeylerden ötürü de canını sıkma.(M.sağ)-Sen onlara karşı hüzne de kapılma ve onların kurmakta oldukları tuzaklardan dolayı da sıkıntı içinde olma! (H.Yılmaz)-Fakat sen yine de onlar için kaygılanma; [Allah'ın mesajlarına karşı] ileri sürdükleri asılsız iddialardan ötürü de canını sıkma.(M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
71-) Doğru iseniz bu tehdid(ettiğiniz azab) ne zaman (gelecek)? diyorlar.(S.Ateş)-Ve onlar; “Eğer doğru kimseler iseniz, bu vaat olunan (azap) ne zaman?” diyorlar. (H.Yılmaz)-Ve “Eğer doğru sözlü kimselerseniz, [söyleyin siz ey inananlar,] bu [ölümden sonra diriliş] vaadi ne zaman gerçekleşecek?” diye sordukları [zaman], (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
72-) De ki: "Belki de acele ettiğiniz(azab)ın bir kısmı ardınıza takılmıştır, bile."(S.Ateş)-De ki, Meydan okuyarak istediğiniz şeylerin bir kısmı, belki size çatmıştır bile.(M.Sağ)-De ki: “Belki de çabuklaştırmakta olduğunuzun bir kısmı size yetişmiştir bile.” (H.Yılmaz)-de ki: “O çarçabuk gelmesini istediğiniz azabın bir kısmı belki de peşinize düşmüştür bile...” (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
73-) Şüphesiz Rabbin, insanlara karşı lutuf sahibidir, fakat çokları şükretmezler.(S.Ateş)-Ve hiç şüphesiz, senin Rabbin, insanlara karşı büyük lütuf sahibidir de, velâkin onların çoğu şükretmiyorlar. (H.Yılmaz)-İmdi, gerçek şu ki, senin Rabbin insanlara karşı sınırsız lütuf sahibidir; ne var ki onlardan çoğu şükretmez. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
74-) Ve Rabbin elbette onların göğüslerinin gizlediğini de, açığa vurduklarını da bilir.(S.Ateş)-Ve şüphesiz ki, senin Rabbin, onların göğüslerinin gizli tutmakta olduklarını ve açığa vurduklarını kesin olarak bilmektedir. (H.Yılmaz)-Ve yine senin Rabbin onların kalplerinin gizlediği şeyleri de, açığa vurduğu şeyleri de bütünüyle bilmektedir; (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
75-) Gökte ve yerde gizli hiçbir şey yoktur ki apaçık bir Kitapta olmasın.(S.Ateş)-Ve gökte ve yerde gizli olan hiçbir şey yoktur ki, apaçık bir kitapta olmasın. (H.Yılmaz)-göklerde ve yerde gizli hiçbir şey yoktur ki [O'nun yarattığı âlem için koyduğu] yasalar ve ilkeler örgüsünde yeri olmasın. (M.Esed)--- Açıklama ( Gizle / Göster)
76-) Bu Kur\an, İsrail oğullarına, kendilerinin ayrılığa düştükleri şeylerin birçoğunu anlatmaktadır.(S.Ateş)-Kuşkusuz bu Kur'an, İsrailoğullarının hala tartışmakta oldukları birçok konuyu anlatmaktadır. (M.sağ)-Hiç şüphesiz ki, bu Kur’an İsrailoğullarına, hakkında ayrılığa düştükleri şeylerin birçoğunu aktarıp anlatmaktadır. (H.Yılmaz)-BU KUR’AN'IN, İsrailoğulları'nın üzerinde anlaşmazlığa düştükleri pek çok meseleyi açıklığa kavuşturduğu ortadadır. (M.Esed)--- Açıklama ( Gizle / Göster)
77-) Ve elbette o, mü\minlere bir yol gösterici ve rahmettir.(S.Ateş)-Ve hiç şüphesiz gerçekten o [Kur’an], kesinlikle müminler için bir kılavuz ve bir rahmettir. (H.Yılmaz)-Çünkü o inanmak isteyenler için gerçek bir yol gösterici ve bir rahmettir.(M.Esed) -- Açıklama ( Gizle / Göster)
78-) Şüphesiz, Rabbin onlar arasında hükmünü verecektir. O, azizdir, hakkiyle bilendir.(S.Ateş)-Şüphesiz ki senin Rabbin onların arasında kendi hükmünü gerçekleştirir. Ve O [Allah], Aziz’dir [üstün olandır], Alîm’dir [en iyi bilendir]. (H.Yılmaz)-Gerçek şu ki, [ey inanan kişi], senin Rabbin onların arasında kendi yasalarıyla hükmedecektir; çünkü her şeyin aslını bilen en yüce iktidar sahibi O'dur. (M.Esed)-Rabbin elbette İsrailoğulları arasında hükmünü verecektir. O, mutlak galiptir; her şeyi bilendir. (B.Bayraklı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
79-) Allah\a tevekkül et, çünkü sen apaçık gerçek üzerindesin.(S.Ateş)-Ey Muhammed! Sen Allah'a güven. Çünkü sen, apaçık gerçeği izlemektesin.(M.Sağ)-Öyleyse sen, Allah’a tevekkül et; şüphesiz ki sen apaçık olan hakk üzerindesin. (H.Yılmaz)-Öyleyse, [yalnızca] Allah'a güven; çünkü inandığın şey, doğruluğu besbelli gerçeğin tâ kendisidir.( M.Esed)-Resulüm; işini sağlam tutarak Allah’a güven. Çünkü sen, apaçık hakikat üzeresin. (B.Bayraklı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
80-) Sen ölülere duyuramazsın, arkalarını dönmüş kaçmakta olan sağırlara da çağrıyı işittiremezsin.(S.Ateş)-Şüphesiz ki sen, ölülere dinletemezsin ve arkasını dönüp kaçtıkları zaman sağırlara da çağrıyı işittiremezsin.(H.Yılmaz)-Gerçek şu ki, sen ölülere de işittiremezsin, sırt çevirip uzaklaşan sağırlara da işittiremezsin bu çağrıyı; (M.Esed)--- Açıklama ( Gizle / Göster)
81-) Ve sen kör(ler)i içine düştükleri sapıklıklardan çıkarıp yola getiremezsin. Sen, ancak ayetlerimize inananlara duyurabilirsin ve onlar derhal müslüman olurlar.(S.Ateş)-Sen körleri düştükleri sapıklıktan çekip hidayete erdirici de değilsin; sen ancak, ayetlerimize iman edenlere -ki onlar teslim olanlardır- dinletebilirsin. (H.Yılmaz)-ve (yine) sen [kalben] kör olanları saptıkları yoldan çevirip doğru yola yöneltemezsin; sen (sesini) ancak mesajlarımıza inan[maya istekli ol]anlara işittirebilirsin, ki onlar da zaten bize yürekten boyun eğecek olan kimselerdir.(M.Esed)--- Açıklama ( Gizle / Göster)
82-) O söz, başlarına geldiği zaman, onlara yerden bir Dabbe (canlı) çıkarırız; o, onlara insanların, ayetlerimize inanmadıklarını söyler.(S.Ateş)-Sözün zamanı gelince, ortak koşucular için, topraktan mamul bir yaratık çıkaracağız; bu yaratık onlara, insanların bizim ayetlerimize gereği gibi inanmadıklarını hatırlatmış olacak.(M.sağ)-Ve Söz üzerlerine vaki olduğu / gerçekleştiği zaman, onlar için, insanların ayetlerimize gerektiği gibi inanmadıklarını onlara konuşan [anlatan], arzdan bir dabbeh çıkardık.(H.Yılmaz)-Ve [o kalben sağır ve kör olanlara gelince: Haktan yana kendilerine söylenen] söz bütün açıklığıyla gerçekleştiği zaman, onların karşısına yerden, kendilerine insanlığın mesajlarımıza gerçek bir imanla inanmadığını söyleyen bir yaratık çıkaracağız. (M.Esed)-O söz, kendi başlarına geldiği zaman, onlara yerden bir Dabbe çıkarırız; o da, insanların bizim ayetlerimize kesin bir bilgiyle inanmadıklarını onlara söyler. (Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
83-) O gün her ümmet içinde ayetlerimizi yalanlayanlardan bir cemaat toplarız. Onlar hep bir araya getirilip tutuklanarak (ilahi huzura) sevk edilirler.(S.Ateş)-O gün Biz her ümmetten ayetlerimizi yalanlayanları grup grup bir araya getirirz. Onlar tutuklu olarak hesabı beklerler.(Ö.Dumlu- H.Elmalı)-Ve her ümmetten [önderli topluluktan] ayetlerimizi yalan sayanlardan bir grup topladığımız gün, artık onlar tutuklanıp dağıtılırlar.(H.Yılmaz)-Ve o Gün her ümmetin içinden mesajlarımızı yalanlayanları ayrı bir bölük olarak toplayacağız; ve böylece, onlar [günahlarının derecesine göre] sınıflandırılacaklar; (M.Esed)
84-) (Divanına) Geldiklerinde (Allah onlara) der: "Ayetlerimi anlamadığınız halde yalanladınız mı? Yoksa ne yaptınız?"(S.Ateş)- Nihayet hesap yerine geldikleri zaman, Allah, "Ayetlerimi bilginiz yeterli olmadığı için mi yalanladınız, yoksa, yaptığınız neydi? diye soracak.(M.sağ)(Hesaba çekilmek üzere geldiklerinde) Allah: "Ayetlerimi düşünüp anlamadan yalanladınız. Ne ile meşguldünüz? der.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-Ve geldikleri zaman, O [Allah] der ki: “Siz benim ayetlerimi, bilgi bakımından onu kavramadığınız hâlde yalanladınız mı? Ya da ne yapıyordunuz?” (H.Yılmaz)-öyle ki, [yargı önüne] çıktıkları zaman, Allah, onlara: “(Doğru düşünce ve) bilgi yoluyla üstesinden gelemeyince tutup mesajlarımızı yalanlamaya kalktınız, öyle mi? Peki, bu yaptığınız neydi öyleyse?” diyecek.(M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
85-) Zulmetmeleri yüzünden o (azab) karar(ı) başlarına gelmiştir, artık konuşmazlar.(S.Ateş)-Yaptıkları haksızlıklardan dolayı, azap onlara hak olacaktır. Artık kendilerini savunmak için herhangi bir şey söylemeyeceklerdir.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-Ve zulmetmelerine karşılık, Söz kendi aleyhlerine gerçekleşmiş bulunmaktadır, artık onlar konuşmazlar. (H.Yılmaz) - Ve (böylece, onlara vaktiyle söylenen) söz, onların tüm karalamalarına rağmen, olanca gerçekliğiyle karşılarına çıkacak ve onlar da buna karşılık artık diyecek söz bulamayacaklar; (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
86-) Görmediler mi, biz geceyi, içinde istirahat etmeleri için yarattık, gündüzü de aydınlık yaptık. Şüphesiz bunda inanan bir kavim için ayetler vardır.(S.Ateş)-Onlar görmediler mi ki, dinlensinler diye geceyi kıldık, gündüzü de gördürücü. Şüphesiz ki bunda iman eden bir kavim için kesinlikle ayetler vardır. (H.Yılmaz)-. öyle ya: geceyi, içinde sükûn bulsunlar diye (derin ve kuşatıcı); gündüzü de, (olup biteni) görsünler diye (aydınlık) yaptığımızın farkında değiller miydi? Şüphesiz, bunda, inanmak isteyen insanlar için çıkarılacak dersler vardır! (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
87-) Sur\a üfleneceği gün, Allah'ın diledikleri dışında, göklerde ve yerde bulunan kimselerin hepsi, korku içinde kalır (bayılır). Hepsi boyun bükerek O'na gelirler.(S.Ateş)-Sura üfürüldüğü gün, Allah'ın istedikleri dışında göklerde ve yerde bulunan herkes korkuya kapılacaklardır. Hepsi Allah'a boyun bükerek gelirler.(M.sağ)-Ve Sur’a üflendiği gün; artık Allah’ın diledikleri hariç olmak üzere göklerde ve yerde kimler varsa hepsi dehşete kapılırlar. Ve hepsi hor-hakirler olarak O’na gelirler. (H.Yılmaz)-Ve o Gün sûra üflenecek ve böylece Allah'ın istediği kimseler dışında, göklerde ve yerde var olan herkes (tarifsiz bir) korkuya kapılacak; ve başları önlerine düşmüş olarak herkes O'nun huzuruna çıkacak. (M.Esed)
88-) Görüp de donuk sandığın dağlar, bulutun yürümesi gibi yürümektedir. (Bu,) Her şeyi gayet iyi yapan Allah\ın yapısıdır. Doğrusu O, yaptıklarınızı haber almaktadır.(S.Ateş)-Sen dağları durgun sanırsın, halbuki o dağlar, bulutların hareket ettiği gibi hareket etmektedir.Bu, herşeyi mükemmel yapan Allah'ın sanatıdır. Kuşkusuz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.(M.sağ)- Ve sen dağları görürsün; sen onları donuk, durgun sanırsın. Oysa onlar her şeyi sapasağlam yapan Allah’ın yapımı olarak bulutun yürümesi gibi yürümektedirler. Şüphesiz ki O, yaptıklarınıza tamamıyla haberdardır. (H.Yılmaz)-Ve o kadar yerinden oynatılmaz sandığın dağların, [o Gün] bulutlar gibi geçip gittiğini görürsün: her şeyi şaşmaz bir düzene bağlayan Allah'ın işidir bu! İşin doğrusu, O edip-eylediğiniz her şeyden haberdardır! (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
89-) Kim iyilik getirirse ona, ondan daha hayırlısı vardır. Ve onlar o gün korkudan uzak, güven içindedirler.(S.Ateş)-Kim iyilik, güzellik getirirse, onun için ondan [getirdiğinden] daha hayırlısı / getirdiğinden dolayı bir hayır vardır. Ve onlar o gün korkudan güvende olanlardır.(H.Yılmaz)-Her kim ki [O'nun huzuruna] iyi eylemlerle çıkarsa, buna karşılık [daha] hayırlısını elde edecektir; ve böyleleri o Gün'ün korkusundan emin olacaklardır.(M.Esed)--- Açıklama ( Gizle / Göster)
90-) Ve kim kötülük getirirse onların da yüzleri cehenneme yıkılır: "Yaptıklarınızdan başka bir şeyle mi cezalandırılıyorsunuz?" (denilir).(S.Ateş)-Ve kim kötülükle gelirse artık yüzleri ateşte sürtülür. -Siz yaptığınız amellerden başkasıyla mı karşılıklandırılacaksınız?- (H.Yılmaz)-Ama kimler ki kötü eylemlerle çıkıp gelirse, böyleleri yüzüstü ateşe atılacaklar; [ve kendilerine:] “Yapıp-ettiklerinize göre hak etmediğiniz bir ceza mı bu?” [diye sorulacaktır]. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
91-) (De ki): "Ben sadece bu kentin Rabbine kulluk etmekle emrolundum. O, burayı saygıdeğer kıldı ve her şey O\nundur. Ve bana müslümanlardan olmam emredildi."(S.Ateş)-[EY MUHAMMED, de ki:] “Ben, yalnızca, kutlu kıldığı bu şehrin ve var olan her şeyin Rabbine kulluk etmekle emrolundum; yani, O'na yürekten boyun eğen kimselerden olmakla emrolundum; (M.Esed)-De ki: "Ben yalnız bu beldenin, kutlu kılınmış şehrin Rabbine kulluk etmekle emrolundum. Her şey O'nundur. Ve yine ben müslümanlardan olmakla emrolundum.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
92-) Ve Kur\an okumam (emredildi). "İmdi kim yola gelirse kendi yararına yola gelmiş olur ve kim saparsa, de ki: "Ben ancak uyarıcılardanım."(S.Ateş)-Kur'an okumakla da emrolundum. Biliniz ki, kim doğru yolu tutarsa, ancak kendisi için tutmuş olur. Kim yanlış yola giderse, ona da de ki: "Ben sadece uyarıcılardan birisiyim" (Ö.Dumlu-H.Elmalı)-Kur’an’ı okumamla emrolundum. Artık kim doğru yolu bulursa, yalnız kendisi için bulmuş olur; kim de saparsa hemen; ‘Ben sadece uyarıcılardanım’” de. (H.Yılmaz)-bir de, bu Kur’an'ı [insanlara] okuyup ulaştırmakla.” Bundan sonra artık kim ki, doğru yolu tutarsa, o yolu kendi iyiliği için tutmuş olacaktır; ve kim de yoldan saparsa, [böylelerine] de ki: “Ben yalnızca bir uyarıcıyım!” (M.Esed)
93-) Ve de ki: "Allah\a hamdolsun, O size ayetlerini gösterecek, siz de onları tanıyacaksınız." Rabbin, yaptıklarınızdan gafil değildir.(S.Ateş)-Ve hamd, Allah’a mahsustur. O, ayetlerini size gösterecek de siz onları tanıyacaksınız. -Ve Rabbin, yaptıklarınızdan habersiz değildir.- (H.Yılmaz)-Ve yine, de ki: “Övgüler olsun Allah'a! Alametleri[nin gerçek olduğunu] size gösterdiğinde [ne iseler] onları tanıyacaksınız”. Ve Rabbin yaptıklarınızdan asla gâfil değildir. (M.Esed)-De ki bütün övgüler Allah’a aittir. Yakında O, ayetlerini size gösterecektir. Siz de onların gerçekliğini öğreneceksiniz. Senin Rabbin yaptıklarınızdan habersiz değildir.” (Ö.Dumlu-H.Elmalı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)