Sayfanın başına git
Önceki Sayfa
Ana Sayfa
Kur'an Ne Diyor
" 34. ve [kendi ruhunun temizliği için kendisinden] bu kadar az ve bu kadar gönülsüzce vereni? " ( Necm - 34.Ayet) ( Ayeti incele )
 
 
 
Âl-i İmrân
1-) Elif lam mim.(S.Ateş)- ا [elif/1], ل [lâm/30], م [mîm/40].(H.Yılmaz)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
2-) Allah ki, O'ndan başka tanrı yoktur, daima diri ve (yaratıklarını) koruyup yöneticidir. (S.Ateş)- Allah; O'ndan başka ilah yoktur. Diridir, kaimdir. (Mevdudi)- ALLAH, Kendisinden başka ilah olmayan, Sonsuza Kadar Diri, Hayatın ve Varlığın Kaynağı ve Dayanağı olan, Her şeyi Hükmüne, İradesine Bağlı Kılan Yaratıcı! (M.Esed)- Allah, kendisinden başka tanrı diye bir şey olmayandır, hayy'dır, kayyûm'dur. (H.Yılmaz)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
3-) Sana Kitabı gerçek ile ve kendinden öncekini doğrulayıcı olarak indirdi, Tevrat ve İncil'i de indirmişti. (S.Ateş)- [Geçmişte vahyedilenlerden] bugüne ulaşan doğru haberleri tasdik eden bu ilahî kelâmı sana safha safha indiren O'dur. Tevrat'ı ve İncil'i de O indirmişti; (M.Esed)- O [Allah], sana, kendisinin iki eli arasındakileri doğrulayıcı olarak bu kitabı hakk ile indirdi. O, daha önce insanlara hidâyet olarak Tevrât'ı ve İncîl'i de indirmişti.(H.Yılmaz)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
4-) Daha önce, insanlara yol gösterici olarak, Furkan(doğruyu ve eğriyi birbirinden ayırdeden Kitap)ı da indirdi, Muhakkak ki Allah'ın ayetlerini tanımayanlar için çetin bir azab vardır. Allah daima üstündür ve öc alandır. (S.Ateş)- (Ki onlar) Bundan önce insanlar için bir hidayetti. Doğruyu yanlıştan ayıran (furkan)ı da indirdi. Gerçek şu ki, Allah'ın ayetlerini inkâr edenler için şiddetli bir azab vardır. Allah güçlüdür, intikam alıcıdır.(Mevdudi)- geçmişte insanlığa yol gösterici olarak; yine O indirmişti, doğruyla eğriyi birbirinden ayırd etmeye yarayan gerçeklik bilgisini... Allah'ın mesajlarını inkara şartlanmış olanlara gelince; onları acı bir azap beklemektedir: Zira Allah kudret sahibidir, kötülüğü cezalandırandır.(M.Esed)- Furkân'ı da O indirdi. Şüphesiz Allah'ın âyetlerini inkâr eden şu kimseler, çetin bir azap kendileri için olanlardır. Allah, azîz'dir [üstün, kuvvetli, güçlü, şerefli, mağlûp edilmesi mümkün olmayandır], intikam sahibidir [suçluları yakalayıp cezalandırmak sûretiyle adaleti sağlayandır]. (H.Yılmaz)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
5-) Ne yerde, ne de gökte hiçbir şey Allah'a gizli kalmaz.(S.Ateş)- Şüphesiz, yerde ve gökte Allah'a hiç bir şey gizli kalmaz.(Mevdudi)- . Göklerde ve yerde hiçbir şey Allah'tan saklı değildir. (M.Esed)- Şüphesiz Allah; yeryüzünde ve gökte hiç bir şey Kendisine gizli kalmayandır.(H.Yılmaz)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
6-) Rahimlerde sizi dilediği gibi şekillendiren O'dur. O'ndan başka tanrı yoktur. O azizdir, hüküm ve hikmet sahibidir. (S.Ateş)- Döl yataklarında size dilediği gibi sûret veren O'dur. O'ndan başka ilah yoktur; üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.(Mevdudi)- O, sizi, rahimlerde dilediği gibi şekillendirendir. Kendisinden başka ilâh diye bir şey yoktur. O, azîz'dir hakîm'dir.(H.Yılmaz)- . Rahimlerde size istediği şekli veren O'dur. O'ndan başka ilah yoktur, O Kudret Sahibi, Hikmet Sahibidir. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
7-) Kitabı sana O indirdi. Onun bazı ayetleri muhkemdir (ki) onlar Kitabın anasıdır. Diğerleri de müteşabih(birbirine benzeyen, sonucu tam bilinmeyen)dir. Kalblerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak, uyardığı sonuca uğra(yıp belalarını bul)mak için onun müteşabih ayetlerinin ardına düşerler. Oysa onun te'vili(uyardığı sonucun ne zaman gerçekleşeceği)ni Allah'tan başka kimse bilmez. İlimde ileri gidenler: "Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır" derler. Sağduyu sahiplerinden başkası düşünüp öğüt almaz. (S.Ateş)- Sana Kitabı indiren O'dur. Ondan, kitabın anası (temeli) olan bir kısım ayetler muhkem'dir; diğerleri de benzeşen (müteşabih)lerdir. Kalplerinde bir kayma olanlar, fitne (ve karışıklık) çıkarmak ve onun olmadık yorumlarını yapmak için ondan müteşabih olanına uyarlar. Oysa onun yorumunu Allah'tan başkası bilmez. İlimde derinleşenler ise: "Biz ona inandık, onun tümü Rabbimizin katındandır." derler. Temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp-düşünmez. (Mevdudi)- . İlahî kelâmın özü olan açık ve kesin hükümlü mesajlar ile müteşabihleri kapsayan bu ilahî kelâmı sana bahşeden O'dur. Kalpleri hakikatten sapmaya meyilli olanlar, sırf kafaları karıştır[acak şeyler bul]mak için ve ona [keyfî] anlamlar yüklemek amacıyla ilahî kelâmın müteşabih olarak ifade edilen kısmına uyarlar; oysa Allah'tan başka kimse onun kesin anlamını bilemez. Bu yüzden bilgide derinleşenler şöyle derler: “Biz ona inanırız: [ilahî kelâmın] tümü Rabbimizdendir; derin kavrayış sahipleri dışında kimse bundan ders almasa da.” (M.Esed)-Ey peygamber! Allah sana bu Kuranı indirdi. Onun bazı ayetleri kesin anlamlıdır/açık seçik herkes tarafından kolaylıkla anlaşılır (muhkem)-ki bunlar kitabın anasıdır-. Diğer bazıları da çok anlamlıdır (müteşabih). Çok anlamlıları bilgi sahibi olmayanlar kavrayamazlar. Kalpleri düşünceleri kötü niyetli olanlar, insanları şaşırtmak ve kafaları karıştırmak için, çok anlamlı olan kelimeleri bile bile yanlış anlamlandırırlar. Halbuki onların uygun anlamlarını bir Allah, bir de “Ey Rabbimiz! O’na inandık, hepsi Rabbimiz katındandır” diyen, gönülden Allaha bağlanmış, derin bilgi ve bilince erişmiş bilim adamları bilir. Bu inceliği akıl, bilim ve düşünce sahiplerinden başkası kavrayamaz.(M.Sağ)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
8-) (Onlar derler ki): "Rabbimiz, bizi doğru yola ilettikten sonra kalblerimizi eğriltme, bize katından bir rahmet ver, kuşkusuz sen çok bağış yapansın." (S.Ateş)- “Ey Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi hakikatten (bir daha) saptırma ve bize rahmetini bağışla: Sensin (hakikî) Lütuf Sahibi.” (M.Esed)-Ey Rabbimiz, bize doğru yolu gösterdikten sonra, kalplerimizi saptırma. Bize katından rahmet bağışla. Kuşkusuz, yegane bağışlayıcı Sensin. (Ö.Dumlu-H.Elmalı)
9-) Rabbimiz, sen mutlaka insanları, asla şüphe olmayan bir günde toplayacaksın. Allah sözünden dönmez. (S.Ateş)- . “Ey Rabbimiz! [Geleceğine] hiç şüphe olmayan o Gün'ü görüp yaşamaları için mutlaka insanlığı bir araya toplayacaksın: Allah vaadini yerine getirmekten asla kaçınmaz.” (M.Esed)-Ey Rabbimiz olacağında hiç şüphe bulunmayan bir günde insanları toplayacak olan hiç kuşkusuz Sensin. Allah verdiği sözden asla dönmez.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
10-) İnkar edenler var ya, ne malları, ne de çocukları onlara, Allah'a karşı hiçbir yarar sağlamaz. Onlar ateşin yakıtıdırlar; (S.Ateş)- Şüphesiz küfredenler, onların malları da, çocukları da kendilerine Allah'tan (gelecek azaba karşı) hiçbir şey kazandırmaz. Ve onlar ateşin yakıtıdırlar. (Mevdudi)- . HAKİKATİ inkara şartlanmış olanlara gelince, ne dünya malları ne de çocukları Allah'a karşı onlara en ufak bir fayda sağlamaz: İşte onlardır ateşin yakıtı olanlar! (M.Esed)- Şüphesiz şu küfretmiş kimseler; onların malları ve evlâtları, aynı Firavun'un yakınlarının ve onlardan öncekilerinki gibi Allah'tan hiç bir şeyi savamaz. Ve onlar ateş'in yakıtıdırlar.(H.Yılmaz)
11-) Fir'avn ailesinin ve onlardan öncekilerin durumu gibi. Onlar da ayetlerimizi yalanladılar. Allah da onları günahlarıyla yakaladı. Allah'ın cezası çetindir. (S.Ateş)- Firavun halkının ve onlardan önce yaşayanların başına gelenlerin aynısı [onların başına da gelecek]: Onlar mesajlarımızı yalanladılar ve Allah günahlarından dolayı onları hesaba çekti: çünkü Allah karşılık vermede şedittir.(M.Esed)- [Firavun'un yakınları ve onlardan öncekiler], âyetlerimizi yalanladılar da Allah, onları günahları yüzünden yakalayıverdi. Ve Allah, cezası/yakalaması çok çetin olandır.(H.Yılmaz)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
12-) İnkar edenlere söyle: "Yenileceksiniz ve cehenneme sürüleceksiniz. Orası ne kötü bir döşektir!" (S.Ateş)- . Hakikati inkara şartlanmış olanlara de ki: “Siz (teslim olup) boyun eğecek ve cehenneme toplanacaksınız, ne kötü bir mesken(dir o)!” (M.Esed)- Küfretmiş şu kimselere, “Siz, yakında yenilgiye uğrayacak ve cehenneme toplanacaksınız” de. Ve o, ne kötü bir döşektir!(H.Yılmaz)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
13-) Karşılaşan şu iki toplulukta sizin için bir ibret vardır: Bir topluluk Allah yolunda çarpışıyordu, öteki de nankördü, onları, gözleriyle kendilerinin iki katı görüyorlardı. Allah dilediğini yardımıyle destekler. Elbette (bunda) gözleri olanlar için bir ibret vardı.(S.Ateş)- Karşı karşıya gelen iki toplulukta, sizin için andolsun bir ayet (ibret) vardır. Bir topluluk, Allah yolunda vuruşuyordu, diğeri ise kâfirdi ki göz görmesiyle karşılarındakini kendilerinin iki katı görüyorlardı. İşte Allah, dilediğini yardımıyla destekler. Şüphesiz bunda, basiret sahipleri için gerçekten bir ibret vardır. (Mevdudi)- Savaşta karşı karşıya gelen iki orduda sizin için bir işaret vardı: bir ordu Allah için savaşırken diğeri O'nu inkar ediyordu. [Öncekiler,] kendi gözleriyle diğer tarafı kendilerinin iki misli (kalabalık) gördüler: Ama Allah, dilediğini yardımıyla güçlendirir. Bakın, bunda görecek gözleri olan herkes için muhakkak bir ders vardır. (M.Esed)- Karşılaşan iki birlikte sizin için kesinlikle bir âyet vardır; birliğin biri, Allah yolunda savaşıyordu; diğeri de inkârcıydı. Onları, göz görüşüyle kendilerinin iki misli görüyorlardı. Ve Allah, dilediğini yardımıyla güçlendirir. Şüphesiz bunda basiret sahipleri için kesinlikle bir ibret vardır.(H.Yılmaz)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
14-) Kadınlardan, oğullardan, kantarlarca yığılmış altın ve gümüşten, salma atlardan, davarlardan ve ekinlerden gelen zevklere aşırı düşkünlük, insanlara süslü (cazip) gösterildi. Bunlar, sadece dünya hayatının geçimidir. Asıl varılacak güzel yer, Allah'ın yanındadır.(S.Ateş)- . KADINLARA, çocuklara, altın ve gümüş (cinsin)den birikmiş hazinelere, soylu atlara, sığırlara ve arazilere yönelik dünyevî zevkler insanoğlu için çekici kılınmıştır. Bütün bu zevkler bu dünya hayatında tadılabilir, ama hedeflerin en güzeli Allah katında olanıdır.(M.Esed)- Kadınlara, oğullara, kantar kantar yığılmış altın ve gümüşe, salma güzel atlara, en‘âma [etinden ve sütünden yararlanılan hayvanlara] ve ekinlere duyulan tutkulu şehvet, insanlara süslü-çekici kılındı. Bunlar, basit hayatın kazanımıdır. Ve Allah, varılacak güzel yer Kendi katında olandır.(H.Yılmaz)-Kadınları, çocukları, kasalar dolusu altın ve gümüşü, eğitilmiş atları/son model araçları, davarları ve ekinleri/malları ve serveti sevmek gibi zevkler, insanlara çekici görünür. Bunlar dünya hayatının nimetleridir. Fakat gidilecek en güzel yerin Allahın yanı olduğu unutulmamalıdır.(M.Sağ)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
15-) De ki: "Bunlardan daha iyisini size söyleyeyim mi? Korunanlar için Rableri katında altlarından ırmaklar akan, içinde sürekli kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve Allah'ın rızası vardır." Allah, kulları görür: (S.Ateş)- De ki: "Size bundan daha hayırlı olanı bildireyim mi? Korkup-sakınanlar için Rablerinin katında, içinde temelli kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler, tertemiz eşler ve Allah'ın rızası vardır. Allah, kulları hakkıyla görendir."(Mevdudi)- . De ki: “Size o [dünyevî zevkler]den daha hayırlı olan şeyleri haber vereyim mi? Allah'a karşı sorumluluk bilinci duyanlar için Rableri katında, mesken olarak içinden ırmaklar geçen hasbahçeler, temiz eşler ve Allah'ın güzel kabulü vardır.” Ve Allah, kulların[ın kalplerin]deki her şeyi görür. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
16-) Rabbimiz, biz inandık, bizim günahlarımızı bağışla, bizi ateş azabından koru! diyenleri, (S.Ateş)- . “Ey Rabbimiz! [Sana] inanıyoruz, bizi affet, günahlarımızı bağışla ve bizi ateşin azabından emin kıl” diyenlerin: (M.Esed)-Onlar: Ey Rabbimiz, kuşkusuz biz inandık, günahlarımızı bağışla ve bizi ateşin azabından koru diyenler. (Ö.Dumlu-H.Elmalı)
17-) Sabredenleri, doğru olanları, huzurunda gönülden boyun büküp divan duranları, Allah için (mal) harcayanları ve seherlerde istiğfar edenleri (Allah'tan bağışlanmalarını dileyenleri Allah) görmektedir. (S.Ateş)- Sabredenler, doğru olanlar, gönülden boyun eğenler, infak edenler ve 'seher vakitlerinde' bağışlanma dileyenlerdir.(Mevdudi)- . Zorluklara sabredenlerin ve sözlerini tutanların, (Rablerine) yürekten bağlı olanların, [servetlerini Allah yolunda] harcayanların ve bütün kalpleriyle af dileyenlerin. (M.Esed)-Sabredenler, doğru olanlar, gönülden boyun eğenler, gönülden harcayanlar (infak edenler) ve seherlerde bağışlanma dileyenerdir.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
18-) Allah, kendisinden başka tanrı olmadığına şahiddir. Melekler ve ilim sahipleri de adaletle şahiddir (ki O'ndan başka tanrı yoktur. O), azizdir, hakimdir. (S.Ateş)- Allah, gerçekten kendisinden başka ilah olmadığına şahitlik etti; melekler ve ilim sahipleri de O'ndan başka ilah olmadığına adaletle şahitlik ettiler. Aziz ve hakim olan O'ndan başka ilah yoktur. (Mevdudi)- . ALLAH, [bizâtihî Kendisi] ile melekler ve hak ve adaleti gözeten ilim sahipleri O'ndan başka tanrı olmadığına şahittir: O'ndan başka tanrı yoktur, Kudret ve Hikmet Sahibi(dir). (M.Esed)- Allah, melekler ve hakkaniyeti ayakta tutan bilgi sahipleri, şüphesiz Allah'tan başka ilâh diye bir şeyin olmadığına tanıklık etti. O, azîz, halîm'den başka ilâh diye bir şey yoktur.(H.Yılmaz)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
19-) Allah katında din, İslamdır. Kitap verilmiş olanlar, kendilerine ilim geldikten sonra sırf aralarındaki aşırılık yüzünden ayrılığa düştüler. Kim Allah'ın ayetlerini inkar ederse, bilsin ki Allah, hesabı çabuk görendir.(S.Ateş)- Hiç şüphesiz din, Allah katında İslâm'dır. Kendilerine kitap verilenler, ancak kendilerine ilim geldikten sonra, aralarındaki 'kıskançlık ve hakka başkaldırma' (buğuz) yüzünden ayrılığa düştüler. Kim Allah'ın ayetlerine küfrederse, gerçekten Allah, hesabı pek çabuk görendir.(Mevdudi)- . Allah nezdinde tek [hak] din, [insanın] O'na teslimiyetidir; daha önce vahiy verilenler, kıskançlıklarından dolayı, kendilerine [hakikat] bilgi[si] geldikten sonra [bu konuda] farklı görüşlere sarıldılar. Allah'ın mesajlarının doğruluğunu inkar edenlere gelince; unutma, Allah hesap görmede hızlıdır.(M.Esed)- Şüphesiz Allah nezdinde din, İslâm'dır. Kendisine kitap verilen kimseler de, ancak, kendilerine o bilgi geldikten sonra aralarındaki kıskançlıktan dolayı ayrılığa düştüler. Kim de Allah'ın âyetlerini inkâr ederse; artık şüphesiz Allah, hesabı çabuklaştırandır.(H.Yılmaz)-Şüphesiz ki Allahın şeriat olarak peygamberi vasıtasıyla gönderdiği ve ondan başkasını kabul etmediği hak din, islamdır. Kendilerine İncil verilen hırıstiyanlar, aralarındaki düşmanlıktan, başkanlık,saltanat ve hükümdarlık ihtirası yüzünden, ancak kendilerine ilim geldikten ve gerçeği tam olarak anladıktan sonra ihtilafa düştüler. Kim, Allahın, düşünüp ibret alacaklar için ortaya koyduğu ayet ve delillerini inkar ederse bilsin ki Allah, çok hızlı hesap görendir.Her insanın amelini kolaylıkla ve süratle tesbit edip karşılığını verendir. (Taberi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
20-) Seninle tartışmaya girişirlerse, de ki: "Ben de özümü Allah'a teslim ettim bana uyanlar da." Kendilerine Kitap verilenlere ve ümmilere de ki: "Siz de İslam oldunuz mu?" Eğer İslam olurlarsa doğru yolu bulmuşlardır. Yok eğer dönerlerse, sana düşen, sadece duyurmaktır. Allah kulları(nın yaptıklarını) görmektedir. (S.Ateş)- Eğer seninle çekişip-tartışırlarsa, de ki: "Ben, bana uyanlarla birlikte, kendimi Allah'a teslim ettim." Ve kendilerine kitap verilenlerle ümmilere, de ki: "Siz de teslim oldunuz mu?" Eğer teslim oldularsa, gerçekten hidayete ermişlerdir. Fakat yüz çevirdilerse, artık yalnızca sana düşen duyurup-bildirme (tebliğ)dir. Allah, kulları hakkıyla görendir. (Mevdudi)- . O halde [ey Peygamber,] seninle tartışanlara de ki: “Ben tüm benliğimi Allah'a teslim ettim ve bana tâbi olan herkes [de öyle yaptı]!” Daha önce vahiy verilmiş olanlara ve kitap ile ilgisi olmayanlara sor: “Siz [de] kendinizi O'na teslim ettiniz mi?” Ve eğer O'na teslim olurlarsa muhakkak doğru yol üzerindedirler; ama yüz çevirirlerse, unutma ki senin görevin sadece mesajı iletmektir: zira Allah, yarattıklarını[n kalplerindeki her şeyi] görür. (M.Esed)- Buna rağmen eğer seninle tartışırlarsa de ki: “Ben yüzümü [kendimi] Allah için sağlamlaştırdım [ben Müslüman oldum]. Bana uyanlar da (Müslüman oldular).” Kitap verilenlere ve Ümmilere [Anakentliler'e], “Siz de sağlamlaştırdınız mı [İslâm'ı kabul ettiniz mi]?” de. Eğer sağlamlaştırırlarsa [İslâm'a girerlerse] artık doğru yola ermişlerdir. Ve eğer sırt çevirirlerse, sana düşen sadece tebliğ etmektir [mesajı iletmektir]. Ve Allah, kullarını en iyi görendir.(H.Yılmaz)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
21-) Allah'ın ayetlerini inkar edenler, haksız yere peygamberleri öldürenler, insanlar arasında adaleti emredenleri öldürenler (var ya), onlara, acı bir azabı müjdele! (S.Ateş)- Allah'ın ayetlerine küfredenler, peygamberleri haksız yere öldürenler ve insanlardan adaleti emredenleri öldürenler; işte onlara acıklı bir azabı müjdele.(Mevdudi)- Allah'ın mesajlarını inkar edenlere, peygamberleri haksız yere öldürenlere ve adaleti emreden insanların canına kıyanlara gelince, onlara acıklı azabı bildir. (M.Esed)- Şüphesiz Allah'ın âyetlerini inkâr eden, hakksız yere peygamberleri öldüren ve insanlardan hakkaniyeti emreden kimseleri öldüren kişiler; sen hemen bunları acıklı bir azapla müjdele! (H.Yılmaz)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
22-) Onların yaptıkları, dünyada da, ahirette de boşa çıkmıştır ve onların hiçbir yardımcıları da yoktur.(S.Ateş)- Onlar, yaptıkları dünyada ve ahirette boşa gitmiş olanlardır. Ve onların yardımcıları yoktur.(Mevdudi)- İşte onlardır bu dünyada da, öteki dünyada da yaptıkları boşa çıkacak olanlar ve onlardır hiçbir yardımcı bulamayacak olanlar. (M.Esed)- İşte bunlar, dünyada ve âhirette amelleri boşa gitmiş kimselerdir. Onlar için yardımcılardan da bir şey yoktur.(H.Yılmaz)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
23-) Baksana Kitaptan kendilerine bir pay verilmiş olanlar, aralarında hüküm versin diye Allah'ın Kitabına çağırılıyorlar da sonra onlardan bir topluluk yüz çevirerek dönüyorlar. (S.Ateş)- Kendilerine Kitaptan bir pay verilenleri görmedin mi? Aralarında Allah'ın Kitabı hükmetsin diye çağrılıyorlar da, onlardan bir bölümü yüz çeviriyor. Onlar, işte böyle arka dönenlerdir. (Mevdudi) [Daha önce] vahiyden kendilerine pay verilenleri bilmez misin? Onlara aralarında hüküm verirken Allah'ın kelâmına başvurmaları yolunda çağrı yapılmıştır; ama bazısı, inatla [ondan] yüz çevirir; (M.Esed)- Kendilerine Kitap'tan bir nasip verilmiş olan şu kimseleri görmedin mi? Onlar, aralarında hüküm vermek için Allah'ın kitabına çağrılıyorlar, sonra onlardan bir kısmı, mesafeleşerek geri duruyorlar.(H.Yılmaz)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
24-) Bu hareketleri, onların: "Bize, ateş sayılı birkaç günden başka dokunmayacak." demelerinden ileri gelmektedir. Uydurdukları şeyler, onları dinlerinde yanıltmıştır... (S.Ateş)- Bu, onların: "Ateş bize sayılı günler dışında kesinlikle dokunmayacak" demelerindendir. Onların bu iftiraları, dinleri konusunda kendilerini yanılgıya düşürmüştür. (Mevdudi)- Çünkü onlar, “Ateş bize birkaç günden fazla dokunmayacak” diye iddia ederler: böylece, uydurdukları bâtıl inançlar, onların [zamanla] itikatlarına ihanet etmelerine yol açmıştır. (M.Esed)- Bu, onların, “Ateş bize sayılı birkaç gün dışında asla dokunmayacaktır” demeleri nedeniyledir. Onların uydurmuş oldukları şeyler de, dinlerinde kendilerini aldatmaktadır.(H.Yılmaz)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
25-) Peki, ya kendilerini, hiç şüphe olmayan bir gün için topladığımız ve herkesin kazandığı, kendisine tastamam verilip hiç kimseye haksızlık edilmediği zaman (durumları) nasıl (olacak)? (S.Ateş)- O halde, [geleceği] şüphesiz olan Gün'e tanıklık etmeleri için hepsini bir araya topladığımız, her insana yaptıklarının karşılığının tamamen ödeneceği ve kimseye haksızlık yapılmayacağı zaman ne olacak [onların hali]? (M.Esed)- Peki, kendisinde hiç şüphe olmayan o günde onları bir araya topladığımız ve hiç kimseye hakksızlık edilmeden herkese kazandıkları şeyler tamamen ödendiği zaman nasıl olacaktır? (H.Yılmaz)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
26-) De ki: "Allah'ım, (ey) mülkün sahibi, sen dilediğine mülkü verirsin, dilediğinden mülkü alırsın; dilediğini yükseltirsin, dilediğini alçaltırsın. Hayır (mal), senin elindedir. Sen her şeye kadirsin!" (S.Ateş)- Ey peygamber! De ki: “Yöneticilerin Yöneticisi olan Allah’ım, yönetimi/egemenliği dilediğine verir, dilediğinden alırsın. Dilediğini yükseltir, dilediğini de alçaltırsın. Tüm iyilikler senin elindedir. Senin her şeye gücün yeter” (M.Sağ)- DE Kİ: “Ey mutlak egemenlik sahibi Allahım! Sen egemenliği dilediğine verirsin, dilediğinden alırsın; dilediğini yüceltirsin, dilediğini alçaltırsın. Bütün iyilikler Senin elindedir. Doğrusu, Sen istediğini yapmaya kâdirsin”.(M.Esed)- De ki: “Ey mülkün mâliki Allahım! Sen mülkü dilediğin kimseye verirsin, dilediğin kimseden de mülkü çeker alırsın, dilediğin kimseyi güçlü kılarsın, dilediğin kimseyi de zelil edersin. Hayır, Senin elindedir. Şüphesiz Sen, her şeye güç yetirensin!(H.Yılmaz)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
27-) Geceyi gündüze sokarsın, gündüzü geceye sokarsın; ölüden diri çıkarırsın, diriden ölü çıkarırsın, dilediğini hesapsız rızıklandırırsın! (S.Ateş)- "Geceyi gündüzü bağlayıp-katarsın, gündüzü de geceye bağlayıp-katarsın; diriyi ölüden çıkarırsın, ölüyü de diriden çıkarırsın. Sen, dilediğine hesapsız rızık verirsin." (Mevdudi)- “Gündüzü kısaltarak geceyi uzatır ve geceyi kısaltarak gündüzü uzatırsın. Ölüden diri ve diriden ölü çıkarırsın. Ve dilediğine her türlü hesabın üstünde rızık bağışlarsın.” (M.Esed)- Sen geceyi gündüzün içine sokarsın, gündüzü gecenin içine sokarsın; Sen ölüden diri çıkarırsın, diriden ölü çıkarırsın. Sen dilediğine de hesapsız rızık verirsin.”(H.Yılmaz)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
28-) Mü'minler, inananları bırakıp, kafirleri dost edinmesin. Kim böyle yaparsa Allah ile bir dostluğu kalmaz. Ancak onlardan (gelebilecek tehlikeden) korunmanız başka. (Şerlerinden korunmak için dost gözükebilirsiniz). Allah sizi kendisin(in emirlerine karşı gelmek)den sakındırır. (Sakın hükümlerine aykırı davranarak, düşmanlarını dost tutarak O'nun gazabına uğramayın. Çünkü) dönüş Allah'adır. (S.Ateş)- Mü'minler, mü'minleri bırakıp da kâfirleri veliler edinmesinler. Kim böyle yaparsa, Allah'tan hiç bir şey (yardım) yoktur. Ancak onlardan korunma gayesiyle sakınma(nız) başka. Allah, sizi kendisiyle sakındırır. Varış Allah'adır. (Mevdudi)- MÜMİNLER, müminleri bırakıp hakikati inkara şartlanmış olanları dost edinmesinler -çünkü bunu yapan, Allah ile bütün bağını koparmış olur- kendinizi onlardan korumak için bu yola başvurmanız hariç. Ancak Allah, Kendisine karşı dikkatli olmanızı ihtar eder, çünkü bütün yollar Allah'a varır. (M.Esed)- Mü’minler, mü’minlerin astlarından kâfirleri velîler edinmesinler. Artık onu her kim yaparsa Allah'tan hiç bir şeyi yoktur. Ancak onlardan bir korunma yapmanız başkadır. Allah sizi Kendisinden çekindiriyor. Ve oluş/varış yalnızca Allah'adır. (H.Yılmaz)-İnananlar! İnananları bırakıp fanatikleri inkarcılarla senli benli olmayın. Eğer bilinçsizce böyle yaparsanız. Allah ile bağınızı koparabilirler. Anacak bunun bilincinde olarak insani ilişkiler içinde olmanız hariç. Allah sizi kendisi hakkında yapacağınız bir yanlış için sizi uyarıyor. Dönüş Allahadır. (M.sağ)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
29-) De ki: "Göğüslerinizde olanı gizleseniz de, açığa vursanız da Allah onu bilir; göklerde ve yerde olanları da bilir. Allah her şeye kadirdir. (S.Ateş)- De ki: “Kalplerinizdekini gizleseniz de, açığa vursanız da Allah onu bilir. Zira O, göklerdeki ve yeryüzündeki her şeyi bilir; ve Allah her şeye kâdirdir.” (M.Esed)- De ki: “Göğüslerinizdeki şeyleri gizleseniz de, açığa vursanız da Allah onu bilir. Ve O [Allah], göklerde olan şeyleri ve yerde olan şeyleri bilir. Ve Allah, her şeye gücü yetendir.”(H.Yılmaz)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
30-) O gün her nefis, yaptığı her hayrı hazır bulacaktır; işlediği her kötülüğü de. O kötülükle kendisi arasında uzak bir mesafe bulunmasını ister. Allah sizi kendisin(in emirlerine karşı gelmek)den sakındırıyor. Allah, kulllarına şefkatlidir. (S.Ateş)- Her bir nefsin hayırdan yaptıklarını hazır bulduğu ve her ne kötülük işlediyse onunla kendisi arasında uzak bir mesafe olmasını istediği o günü (düşünün). Allah, sizi kendisiyle sakındırır. Allah, kullarına karşı şefkatli olandır. (Mevdudi)- Her insanın yaptığı bütün iyilikleri de kötülükleri de karşısında bulacağı o Gün'ü düşünün; [pek çok insan,] o [Gün]ün kendisinden çok uzakta olmasını diler. O halde Allah, O'na karşı dikkatli olmanızı ihtar eder; ama Allah, yarattıklarına karşı çok şefkatlidir.(M.esed)- O gün her nefis, hayırdan işlediği şeyleri, kötülükten işlediği şeyleri hazırlanmış bulur. Kendisi ile onun [yaptığı kötülükler] arasında şüphesiz çok uzak bir mesafe bulunmasını ister. Allah, sizi Kendisinden çekindiriyor. Şüphesiz Allah, kullarına çok şefkatlidir.(H.Yılmaz)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
31-) De ki: "Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah bağışlayandır, esirgeyendir."(S.Ateş)- . De ki [ey Peygamber]: “Eğer Allah'ı seviyorsanız bana tâbi olun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı affetsin; zira Allah çok affedicidir, rahmet kaynağıdır.” (M.Esed)- De ki: “Eğer siz Allah'ı seviyorsanız o zaman bana uyun ki, Allah sizi sevsin ve günahlarınızı sizin için bağışlasın. Ve Allah gafûr'dur, rahîm'dir.” (H.Yılmaz)
32-) De ki: "Allah'a ve Elçiye ita'at edin!" Eğer dönerlerse muhakkak ki Allah, kafirleri sevmez. (S.Ateş)- De ki: "Allah'a ve Resulüne itaat edin." Eğer yüz çeviririlerse şüphesiz Allah, kâfirleri sevmez.(Mevdudi)- . De ki: “Allah'a ve Elçisi'ne itaat edin.” Eğer (bundan) yüz çevirirlerse, bilsinler ki Allah hakikati inkar edenleri sevmez. (M.Esed)- De ki: “Allah'a ve Elçi'ye itaat edin!” Artık yüz çevirirlerse, biliniz ki, şüphesiz Allah, kâfirleri sevmez.(H.Yılmaz)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
33-) Allah Adem'i, Nuh'u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini seçip alemlere üstün kıldı. (S.Ateş)-Allah Ademi, Nuhu, İbrahim ailesini ve İmran ailesini seçerek tüm insanlara örnek yaptı.(M.Sağ)- GERÇEK ŞU Kİ Allah, Âdem'i ve Nûh'u, İbrahim Soyunu ve İmrân Soyunu bütün insanlığın üzerinde bir konuma çıkardı,(M.Esed)-Kuşkusuz Allah, Ademi, Nuhu, İbrahim ailesini ve İmran ailesini diğer insanlara tercih etti.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)- Şüphesiz Allah, Âdem'i, Nûh'u, İbrâhîm ailesini ve İmrân ailesini –birbirinin soyundan olmak üzere– âlemler üzerine seçkin kıldı (H.Yılmaz)- Gerçek şu ki, Allah, Adem'i, Nuh'u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini alemler üzerine seçti;(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
34-) (Bunlar) Birbirinden türeyen nesil(ler)dir. Allah işitendir, bilendir.(S.Ateş)-Birbirinin soyundan gelen bir nesil olarak onları seçti. Allah her şeyi duyan ve bilendir.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)- Tek bir soy zinciri halinde. Allah, her şeyi işiten, her şeyi bilendir. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
35-) İmran'ın karısı demişti ki: "Rabbim, karnımda olanı tam hür olarak sana adadım, benden kabul buyur; şüphesiz sen işitensin, bilensin."(S.Ateş)- Hani İmran'ın karısı: "Rabbim, karnımda olanı, 'her türlü bağımlılıktan özgürlüğe kavuşturulmuş olarak' Sana adadım, benden kabul et. Şüphesiz işiten, bilen Sensin Sen." demişti.(Mevdudi)- Bir vakit İmran ailesinden bir kadın, “Ey Rabbim! Rahmimdeki [çocuğumu] Senin hizmetine adayacağıma söz veriyorum. Benden bunu kabul et: Doğrusu, yalnız Sen, her şeyi duyan, her şeyi bilensin!” diye (Rabbine) seslenmişti.(M.Esed)- Hani bir zaman İmrân'ın karısı, “Rabbim! Kesinlikle ben, karnımdakini tam hür olarak Senin için adadım. Sen de benden kabul et, şüphesiz Sen en iyi işitensin, en iyi bilensin” demişti.(H.Yılmaz)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
36-) Onu doğurunca Allah onun ne doğurduğunu bilirken yine şöyle söyledi: "Rabbim, onu kız doğurdum, erkek, kız gibi değildir. Ona Meryem adını verdim. Onu ve soyunu kovulmuş şeytanın şerrinden sana ısmarlıyorum." (S.Ateş)- Fakat onu doğurduğunda -Allah onun ne doğurduğunu daha iyi bilirken- dedi ki: "Rabbim, doğrusu bir kız (çocuğu) doğurdum. Erkek ise, kız gibi değildir. Ona Meryem adını koydum. Ben onu ve soyunu o taşa tutulmuş şeytandan Sana sığındırırım." (Mevdudi)- Fakat, çocuğu doğurunca, “Ey Rabbim!” dedi, “Bak, bir kız çocuk doğurdum.” Halbuki Allah, neyi doğuracağını ve [onun istediği] erkek çocuğun hiçbir zaman bu kız gibi olamayacağını bilmekteydi; “ve ona Meryem ismini verdim. Lânetlenmiş Şeytana karşı onu ve soyunu korumanı diliyorum.” (M.Esed)- Onu doğurunca da, “Rabbim! Şüphesiz ben, onu kız doğurdum; –halbuki Allah onun doğurduğu şeyi daha iyi bilir– erkek, kız gibi değildir. Ve şüphesiz ona Meryem adını verdim. Ve şüphesiz ben, onu ve soyunu şeytan-ı racimden sana sığındırırım” dedi.(H.Yılmaz)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
37-) Rabbi onu güzel bir şekilde kabul buyurdu; onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi ve Zekeriyya da onun bakımını üstlendi. Zekeriyya, onun yanına, mihraba her girdiğinde yanında bir rızık bulurdu. "Ey Meryem, bu sana nereden?" derdi. (O da) "Bu, Allah katından" derdi. "Allah, dilediğine hesapsız rızık verir."(S.Ateş)- Bunun üzerine Rabbi onu güzel bir kabulle kabul etti ve onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi. Zekeriya'yı da ona sorumlu kıldı. Zekeriya, ne zaman mihraba girdiyse, yanında bir yiyecek buldu: "Meryem, sana nerden bu?" deyince, "Bu, Allah katındandır. Şüphesiz Allah, dilediğine hesapsız rızık verendir" dedi.(Mevdudi)- Bunun üzerine Rabbi, kız çocuğunu hoşnutlukla kabul etti, onu güzelce büyüttü ve Zekeriya'nın himayesine verdi. Zekeriya, ne zaman onu mâbedde ziyaret ettiyse yanında yiyeceklerle görür ve sorardı: “Ey Meryem, bunlar sana nereden geliyor?” Meryem: “Bunlar Allah'tandır; Allah, dilediğine hesapsız rızık bağışlar!” diye cevap verirdi.(M.Esed)- Bunun üzerine Rabbi onu güzel bir kabul ile kabul etti. Ve onu güzel bir bitki olarak bitirdi. Ve ona Zekeriyyâ kefil oldu. Zekeriyyâ ne zaman onun üzerine; mihraba girse, onun yanında bir rızık bulurdu. O [Zekeriyyâ], “Ey Meryem! Bu sana nereden?” dedi. O [Meryem] da, “O, Allah katındandır” dedi. Şüphesiz Allah, dilediğini hesapsız rızıklandırır. (H.Yılmaz)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
38-) Orada Zekeriyya, Rabbine du'a etmiş: "Rabbim, demişti, bana katından temiz bir nesil ver. Sen du'ayı işitensin!" (S.Ateş)- Orada Zekeriya Rabbine dua etti: "Rabbim bana katından tertemiz bir soy armağan et. Doğrusu Sen, duaları işetensin" dedi. (Mevdudi)- . Aynı yerde Zekeriya Rabbine yalvardı: “Ey Rabbim! Rahmetinle bana güzel bir zürriyet bağışla; zira Sen, her yakarışı duyarsın.” (M.Esed)- Orada Zekeriyyâ, Rabbine yakardı: “Rabbim! Bana katından temiz bir nesil ver. Şüphesiz Sen, duayı en iyi işitensin” dedi.(H.Yılmaz)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
39-) Zekeriyya, mabedde durmuş namaz kılarken, melekler ona: "Allah sana, Allah'tan bir kelimeyi doğrulayıcı, efendi, nefsine hakim ve iyilerden bir peygamber olacak Yahya'yı müjdeler," diye ünlediler.(S.Ateş)- O mihrapta namaz kılmakta iken, melekler ona seslendi: "Allah, sana Yahya'yı müjdeler.38 O, Allah'tan olan kelimeyi (İsa'yı) doğrulayan, efendi, iffetli ve salihlerden bir peygamberdir."(Mevdudi)-Zekeriyya mabedde içtenlikle Allala yakarırken, melekler ona şöyle seslendiler: “Zekeriyya, Allah seni, Allahın bir keimesi olan İsayo doğrulayacak onurlu, kişilikli ve erdemli bir peygamber olacak olan Yahya ile müjdeliyor” dediler.(M-sağ)- . Bunun üzerine, mâbedde dua ederken, melekler ona: “Allah sana, Kendi katından bir sözün gerçekliğini doğrulayacak, insanlar arasında seçkin (bir yere sahip olacak), tam bir iffet sahibi, dürüst ve erdemli bir peygamber olacak olan Yahya[nın doğumun]u müjdeliyor” diye seslendiler. (M.Esed)- Sonra o [Zekeriyyâ], mihrabda dikilmiş destek verirken [eğitim, öğretim yaptırırken] melekler o'na, “Şüphesiz Allah sana, Allah'tan bir kelimeyi doğrulayıcı, efendi [bir önder], iffetli bir peygamber olarak, sâlihlerden Yahyâ'yı müjdeliyor” diye seslendiler. (H.Yılmaz)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
40-) Dedi ki: "Rabbim, bana ihtiyarlık gelip çatmış, karım da kısırken benim nasıl oğlum olur?" (Allah): "Öyle (ama) Allah, dilediğini yapar." dedi. (S.Ateş)- Dedi ki: "Rabbim, bana gerçekten ihtiyarlık ulaşmışken ve karım da kısır iken nasıl benim bir oğlum olabilir?" "Böyledir" dedi, "Allah dilediğini yapar." (Mevdudi)- . [Zekeriya] şaşkınlıkla: “Ey Rabbim!” dedi, “Yaşlılık beni yakalamışken ve karım da kısırken nasıl bir oğlum olabilir?” [Ona]: “Pekala olabilir!” denildi, “Allah dilediğini yapar.” (M.Esed)- O [Zekeriyyâ], “Rabbim! Bana ihtiyarlık gelip çatmışken, karım da kısır iken benim için bir delikanlı nasıl olabilir?” dedi. O [Allah], “Öyledir, Allah dilediğini yapar” dedi.(H.Yılmaz)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
41-) Rabbim, o halde bana (oğlum olacağına dair) bir alamet ver! dedi. (Allah) buyurdu ki: "Senin alametin üç gün insanlarla işaretten başka türlü konuşamamandır; Rabbini çok an, akşam sabah (O'nu) tesbih et!" (S.Ateş)- (Zekeriya) Dedi ki: "Rabbim, bana bir alamet ver." "Sana alamet, işaretleşme dışınıda, insanlarla üç gün konuşmamandır. Rabbini çokça zikret ve akşam sabah onu tesbih et." dedi.(Mevdudi)- . [Zekeriya] yalvardı: “Ey Rabbim! Bana bir işaret göster!” “İşaretin şudur ki,” denildi, “üç gün boyunca yüz işaretleri dışında insanlarla konuşma! Rabbini hiç durmadan an ve gece gündüz O'nun sınırsız şanını yücelt!” (M.Esed)- O [Zekeriyyâ], “Rabbim! Benim için bir âyet [alâmet] kıl” dedi. O [Allah], “Senin âyetin [alâmetin], işaretle hariç, insanlara üç gün, konuşmamandır. Ve Rabbini çok an, sabah-akşam [daima] tesbîh et” dedi (H.Yılmaz)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
42-) Melekler demişti ki: "Ey Meryem, Allah seni seçti, temizledi ve seni dünyaların kadınlarına üstün kıldı."(S.Ateş)- . VE O ZAMAN melekler “Ey Meryem!” dediler, “Allah seni seçti ve tertemiz kıldı; seni bütün dünya kadınlarının üstünde (bir konuma) çıkardı.(M.Esed)- Ve hani melekler, “Ey Meryem! Şüphesiz Allah seni seçti, seni tertemiz kıldı ve seni âlemlerin kadınlarına seçti.(H.Yılmaz)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
43-) Ey Meryem, Rabbine divan dur, secde et ve (O'nun huzurunda) eğilenlerle beraber eğil! (S.Ateş)- . Ey Meryem! Rabbine huşû ile bağlan, secdeye kapan ve [O'nun önünde] eğilenlerle birlikte eğil.” (M.Esed)- Ey Meryem! Rabbine saygılı ol, O'na boyun eğ ve rükû edenlerle [rükû eden erkeklerle] beraber rükû et!” demişlerdi.(H.Yılmaz)-Ey Meryem Rabbine bağlan ve saygılı ol. O’nun buyruklarını uygulayanlarla birlikte uygula (M.sağ)-Ey Meryem rabbine gönülden boyun eğ secde et ve rüku edenlerle birlikte rüku et.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)
44-) (Ey Muhammed) Bunlar sana vahyettiğimiz, görünmez alemin haberlerindendir. Meryem'e hangisi kefil olacak diye (kur'a) oklarını atarlarken sen onların yanında değildin; birbirleriyle çekiştikleri zaman da sen yanlarında değildin. (S.Ateş)- Bunlar, gayb haberlerindendir; bunları sana vahy ediyoruz. Onlardan hangisi Meryem'i sorumluluğuna alacak diye kalemleriyle kur'a atarlarken sen yanlarında değildin; çekişirlerken de yanlarında değildin. (Mevdudi)- . Sana [şimdi] vahyettiğimiz şey, senin idrakini aşan bir hususla ilgilidir: zira, hangisinin Meryem'in hâmisi olacağını kur’a ile belirlediklerinde sen onlarla birlikte değildin, ve [o konuda] birbirleriyle çekiştiklerinde yanlarında yoktun.(M.Esed)- İşte bu, ğaybın önemli haberlerinden sana vahyettiklerimizdir. Ve Meryem'e hangisi kefil olacağına kalemlerini atarlarken sen yanlarında değildin. Onlar tartışırlarken de sen yanlarında değildin. (H.Yılmaz)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
45-) Melekler demişti ki: "Ey Meryem, Allah seni, kendisinden bir kelime ile müjdeliyor: Adı Meryem oğlu Îsa Mesih'dir; dünyada da, ahirette de yüzde (şerefli) ve (Allah'a) yakın olanlardandır." (S.Ateş)- . O zaman melekler, “Ey Meryem!” demişlerdi, “Allah, Kendisinden bir söz ile sana, Meryem oğlu İsa Mesih adıyla bilinecek, bu dünyada ve öteki dünyada büyük şeref sahibi ve Allah'ın en yakınlarından olacak [bir oğul] müjdeliyor.(M.Esed)-Melekler şöyle demişlerdi. Ey Meryem, Allah, sana katından, ismi Meryem oğlu İsa Mesih olup, dünya ahrette itibarlı ve Allaha yakınlardan olacak bir çocuk müjdesi veriyor.(Ö.Dumlu-H.Elmalı) -- Açıklama ( Gizle / Göster)
46-) Beşikte ve yetişkinlikte insanlara konuşacak ve iyilerden olacaktır.(S.Ateş)- Ve o, (çocuk,) insanlarla hem beşikte iken, hem de yetişkin bir adam olarak konuşacak; dürüst ve erdemli kişilerden olacak.”(M.Esed)-O, beşikte, bebekken de yetişkin iken de insanlarla konuşacak ve iyilerden olacak.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
47-) Dedi ki: "Rabbim, bana bir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?" "Allah, böylece dilediğini yaratır, dedi, bir şey(in olmasını) istedi mi ona 'ol' der, o da oluverir." (S.Ateş)- "Rabbim, bana bir beşer dokunmamışken, nasıl bana bir çocuk olabilir?" dedi. Öyle (idi cevap). (Fakat) Allah neyi dilerse yaratır. Bir işin olmasına karar verirse, yalnızca ona "ol" der, o da hemen oluverir."(Mevdudi)- Meryem, “Ey Rabbim!” dedi, “Bana hiçbir erkek dokunmadığı halde nasıl oğul sahibi olabilirim?” [Melek] cevap verdi: “İşte öyle! Allah dilediğini yaratır; bir şeyin olmasını istediğinde sadece ‘Ol!’ der -ve o (şey hemen) oluverir. (M.Esed)- O [Meryem], “Rabbim! Bana bir beşer dokunmamışken benim için çocuk nasıl olur?” dedi. O [Allah], “Öyledir! Allah dilediği şeyi yaratır; O, bir işe karar verdiği zaman onun için “Ol!” der, o da hemen olur” dedi.(H.Yılmaz)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
48-) Ona Kitabı, Hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğretecek. (S.Ateş)- O, senin oğluna (hem) vahyi ve hikmeti öğretecek, (hem de) Tevrat'ı ve İncil'i;(M:Esed)-Allah ona yazı yazmayı, yararlı ilmi, Tevrat ve İncili öğretecek.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-Biz İsaya kitabı, bilgeliği, Tevratı ve İncili öğreteceğiz. (M.Sağ)- Ve O [Allah], o'na kitabı, hikmeti [zulüm ve fesadı engellemek için konulmuş kanun, düstur ve ilkeleri] ve Tevrât ile İncîl'i öğretecek.(H.Yılmaz)-Allah, senin oğluna vahyi, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğretecek.(B.Bayraklı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
49-) Onu İsrail oğullarına (şöyle diyen) bir elçi yapacak: Ben size Rabbinizden bir mu'cize getirdim: Ben çamurdan kuş şeklinde bir şey yaratır, ona üflerim, Allah'ın izniyle hemen kuş oluverir; körü ve alacalıyı iyileştiririm; Allah'ın izniyle ölüleri diriltirim; evlerinizde ne yeyip, ne biriktirdiğinizi size haber veririm. Eğer inanıcı iseniz elbette bunda sizin için bir ibret vardır." (S.Ateş)- İsrailoğularına peygamber kılacak. (O da onlara şöyle diyecek:) "Gerçek şu, ben size Rabbinizden bir ayetle geldim. Ben size çamurdan kuş biçiminde bir şey oluşturur, içine üfürürüm, o da hemencecik Allah'ın izniyle kuş oluverir. Ve Allah'ın izniyle doğuştan kör olanı, alaca hastalığına tutulanı iyileştirir ve ölüyü diriltirim. Yediklerinizi ve stok ettiklerinizi size haber veririm. Şüphesiz, eğer inanmışsanız bunda sizin için kesin bir ayet vardır." (Mevdudi)- ve o'nu İsrailoğulları'na elçi [yapacak]”. “BEN size Rabbinizden bir mesaj getirdim. Sizin için çamurdan, adeta kaderinizin suretini yapacağım ve sonra ona üfleyeceğim ki Allah'ın izniyle [sizin] kaderiniz olsun; körleri ve cüzamlıları iyileştireceğim ve Allah'ın izniyle ölüleri yeniden hayata döndüreceğim: neleri yiyebileceğinizi ve evlerinizde neleri saklayabileceğinizi size bildireceğim. Şüphesiz, eğer [gerçekten] inanıyorsanız, bütün bunlarda sizin için bir mesaj vardır.”(M.Esed)- Ve o'nu İsrâîloğulları'na, ‘Şu bir gerçek ki, ben size Rabbinizden bir mucize getirdim. Ben, çamurdan kuş görünümünde bir şey yapar, ona üflerim de Allah'ın izniyle o kuş oluverir. Ben, körü ve abraşı iyileştirir, ölüleri Allah'ın izniyle diriltirim. Evlerinizde yediklerinizi ve biriktirdiklerinizi size haber veririm. Eğer inananlarsanız bunda sizin için kesinlikle bir mucize vardır.(H.Yılmaz)- Ve onu İsrailoğulları'na elçi yapacak (ve onlara şöyle diyecek): "Size Rabbinizden bir mucize getirdim; size ça­murdan bir kuş sureti yapar, ona üflerim ve Allah'ın izniy­le o kuş oluverir. Yine Allah'ın izniyle körü ve alacalıyı iyi­leştirir, ölüleri diriltirim. Ayrıca evlerinizde ne yeyip ne bi­riktirdiğinizi size haber veririm. Eğer inanan kimselerse-niz bunda sizin için bir mesaj vardır".(B.Bayraklı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
50-) (Ben), Benden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı olarak ve size haram kılınan bazı şeyleri size helal yapayım diye gönderildim. Size Rabbinizden bir mu'cize getirdim, Allah'tan korkun, bana ita'at edin!(S.Ateş)- "(Ben,) Benden önceki Tevrat'ı doğrulamak ve size haram kılınan bazı şeyleri helal kılmak üzere size Rabbinizden bir ayetle geldim.. Artık Allah'tan korkup sakının ve bana itaat edin." (Mevdudi)- “[Ben], Tevrat'tan günümüze kalanın doğruluğunu tasdik etmek ve [önceden] size yasak edilen şeylerin bazısını helal kılmak için [geldim]. Ve size Rabbinizden bir mesaj getirdim; öyleyse Allah'a karşı sorumluluğunuzun bilincine varın ve bana tâbi olun.” (M.Esed)- Tevrât'tan iki elim arasındakini doğrulayıcıyım. Size yasaklanmış olanların bir kısmını serbest edeceğim. Rabbinizden bir mucize de getirdim size. Artık Allah'a takvâlı davranın ve bana itaat edin.(H.Yılmaz)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
51-) Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir; O'na kulluk edin, doğru yol budur. (S.Ateş)- "Gerçekten Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse O'na ibadet edin. Dosdoğru olan yol işte budur." (Mevdudi)- “Kuşkusuz Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir; öyleyse [yalnız] O'na kulluk edin: Bu, dosdoğru bir yoldur.”(M.Esed)- Şüphesiz Allah, benim Rabbimdir ve sizin Rabbinizdir. Onun için O'na kulluk edin! İşte bu, doğru yoldur’ diye bir elçi yapacak” demişlerdi.(H.Yılmaz)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
52-) Îsa onlardan inkarı sezince: "Allah yolunda kimler bana yardımcı olacak?" dedi. Havariler: "Biz, Allah(yolun)un yardımcılarıyız; Allah'a inandık, şahid ol, biz müslümanlarız." dediler.(S.Ateş)- Nitekim İsa, onlardan küfrü sezince, dedi ki:"Allah için bana yardım edecekler kimdir?" Havariler: "Allah'ın yardımcıları biziz; biz Allah'a inandık, bizim gerçekten müslümanlar olduğumuza şahid ol" dedi. (Mevdudi)- . İsa, onların hakikati reddettiklerinin farkına varınca sordu: “Kim Allah yolunda benim yardımcılarım olacak?” Beyazlara bürünmüş olanlar cevap verdi: “Biz, [Allah yolunda] senin yardımcıların olacağız! Biz Allah'a inanırız: Sen de şahit ol, biz O'na teslim olmuşuz! (M.Esed)- Sonra Îsâ, onlardan inkârcılıklarını sezince, “Allah yolunda benim yardımcılarım kimlerdir?” dedi. Havariler, “Allah'ın yardımcıları biziz; biz, Allah'a iman ettik, bizim şüphesiz müslimler olduğumuza tanık ol.(H.Yılmaz)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
53-) Rabbimiz, senin indirdiğine inandık, elçiye uyduk; bizi şahidlerle beraber yaz! (S.Ateş)- Ey Rabbimiz! Bize yücelerden indirdiğine inanıyor ve bu Elçi'ye tâbi oluyoruz; o halde bizi [hakikate] şahitlik yapanlarla bir tut!”(M.Esed)- Rabbimiz! Biz senin indirdiğine iman ettik, Elçi'ye de uyduk. Artık bizi şahitlerle beraber yaz” dediler.(H.Yılmaz)- "Rabbimiz! İndirdiğine inandık ve peygambere uyduk. Şimdi bizi şahitlerden yaz" dediler. (B.Bayraklı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
54-) Tuzak kurdular, Allah da onların tuzaklarına karşılık verdi; çünkü Allah, en iyi tuzak kurandır. (S.Ateş)- . İnanmayanlar İsa'ya tuzak kurdular; ama Allah onların tuzaklarını boşa çıkardı: çünkü Allah, tuzak kuranların tümünün üstündedir.(M.Esed)- Ve onlar [inanmayanlar] kötü plan yaptılar, Allah da kötü plan yaptı [onların kötü planlarını boşa çıkardı]. Ve Allah, plancıların [kötü planları boşa çıkaranların] en hayırlısıdır.(H.Yılmaz)- İnanmayanlar İsa'ya tuzak kurdular; ama Allah onla­rın tuzaklarını boşa çıkardı. Çünkü Allah, tuzak kuranların tümünün üstündedir. (B.Bayraklı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
55-) Allah demişti ki: "Ey Îsa, ben senin canını alacağım, seni bana yükselteceğim, seni inkar edenlerden temizleyeceğim ve sana uyanları kıyamet gününe kadar inkar edenlerin üstünde tutacağım. Sonra dönüşünüz bana olacaktır. Ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında aranızda ben hükmedeceğim." (S.Ateş)- Hani Allah, İsa'ya demişti ki: "Ey İsa, doğrusu senin hayatına Ben son vereceğim, seni kendime yükselteceğim, seni küfredenlerden temizleyeceğim ve sana uyanları kıyamete kadar küfre sapanların üstüne geçireceğim. Sonra dönüşünüz yalnızca Bana'dır, hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyde aranızda Ben hükmedeceğim."(Mevdudi)- O zaman Allah: “Ey İsa!” demişti, “Seni ölüme yollayacağım ve Katıma yücelteceğim ve seni hakikati inkara şartlanmış olanlar[ın arasın]dan çekip arındıracağım; sana tâbi olanları, Kıyamet Günü, hakikati inkara şartlanmış olanların (kat kat) üstüne çıkaracağım. Sonunda hepiniz Bana döneceksiniz ve aranızda anlaşmazlığa düştüğünüz her konuda Ben hüküm vereceğim.” (M.Esed)- Allah buyurmuştu ki: "Ey Isa! Seni vefat ettireceğim, seni nezdime yükselteceğim, seni inkar edenlerden arındı­racağım ve sana uyanları kıyamete kadar kafirlerden üs­tün kılacağım. Sonra dönüşünüz bana olacak. İşte o za­man ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında aranızda ben hükmedeceğim". (B.Bayraklı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
56-) İnkar edenlere gelince, onlara dünyada da, ahirette de şiddetle azabedeceğim, onların yardımcıları da olmayacaktır. (S.Ateş)- “Hakikati inkara şartlanmış olanlara gelince, onlara bu dünyada ve ahirette şiddetli bir azap çektireceğim ve onlar kendilerine yardım edecek kimse bulamayacaklar; (M.Esed)-İnkar edenleri de, dünyada ve ahrette şiddetli bir şekilde cezalandıracağım ve onların yardımcıları da olmayacak.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)- Kafirlere gelince, onlara bu dünyada da, ahirette de şiddetli bir azap çektireceğim ve onlar kendilerine yardım edecek kimse bulamayacaklar. (B.Bayraklı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
57-) İnanıp iyi şeyler yapanlara da (Allah) mükafatlarını tam olarak verecektir. Allah zalimleri sevmez. (S.Ateş)- Ama iman edip doğru ve yararlı işler yapanlara Allah mükafatlarını tam olarak verecektir: Zira O, zalimleri sevmez.” (M.Esed)- İman eden ve sâlihâtı işleyen kimselere gelince de, O [Allah], onların ödüllerini tastamam ödeyecektir. Ve Allah, zâlimleri sevmez” demişti. (H.Yılmaz)
58-) İşte bu sana okuduğumuz, o ayetlerden ve o hikmetli Zikir(Kitap)dandır. (S.Ateş)- BU BİLDİRDİKLERİMİZ, sana ilettiğimiz mesajlardan ve hikmet yüklü haberlerdendir.(M.Esed)- İşte bu, Biz bunu sana, âyetlerden ve yasalar içeren hatırlatmalardan/öğütlerden [Kur’ân'dan] okuyoruz.(H.Yılmaz)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
59-) Allah'a göre Îsa'nın durumu, Adem'in durumu gibidir: Onu, topraktan yarattı, sonra ona "Ol!" dedi, artık olur... (S.Ateş)- Şüphesiz, Allah katında İsa'nın durumu, Adem'in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona "ol" demesiyle o da hemen oluverdi.(Mevdudi)- Allah katında İsa'nın durumu Âdem'in durumu gibidir, ki Allah onu topraktan yarattı ve sonra “Ol!” dedi; işte (insanoğlu böylece) oluverir. (M.Esed)- Şüphesiz Allah katında Îsâ'nın durumu, Âdem'in durumu gibidir; O, onu topraktan yarattı, sonra ona “Ol!” dedi, o da hemen oldu.(H.Yılmaz)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
60-) (Bu,) Rabbinden gelen gerçektir. Öyle ise kuşkulananlardan olma.(S.Ateş)- Gerçek, Rabbindendir. Öyleyse kuşkuya kapılanlardan olma.(Mevdudi)- . [Bu], Rabbinden bir hakikat[tir]; öyleyse, şüphecilerden olma! (M.Esed)-Doğru olan Rabbin tarafından açıklanandır. Bunda asla şüphe edenlerden olmayınız. (Ö.Dumlu-H.Elmalı)- Bu gerçek, senin Rabbindendir, öyleyse şüphecilerden olma.(H.Yılmaz)- İşte Rabbinin bildirdiği İsa olayının gerçek boyutu budur. Sakın, İsa hakkındaki asılsız söylentilere bakıp, kuşkulananlardan olma.(M.Sağ)- Bu, Rabbinden bir hakikattir; öyleyse sakın şüphecilerden olma.(B.Bayraklı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
61-) Kim sana gelen ilimden sonra seninle tartışmaya kalkarsa, de ki: "Gelin oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım, sonra gönülden la'netle du'a edelim de, Allah'ın la'netini yalancıların üstüne atalım!" (S.Ateş)- Artık sana gelen bunca ilimden sonra, onun hakkında seninle 'çekişip-tartışmalara girişirlerse' de ki: "Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım; sonra karşılıklı lanetleşelim de Allah'ın lanetini yalan söyleyenlerin üstüne kılalım." (Mevdudi)- . Sana gelen asıl bilgiden sonra, kim seninle bu [hakikat] hakkında tartışırsa de ki: “Gelin! Oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, bizim yandaşlarımızı ve sizin yandaşlarınızı çağıralım; sonra [birlikte] tevazu içinde ve gönülden yalvaralım ve Allah'ın lânetinin [aramızdan] yalan söyleyenlerin üzerine olmasını dileyelim.” (M.Esed)- Sana bilgiden geldikten sonra artık kim bu konuda seninle tartışırsa hemen, “Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım, sonra da lânetleşelim de Allah'ın lânetini yalancılar üzerine kılalım” de.(H.Yılmaz)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
62-) İşte (Îsa hakkındaki) gerçek kıssa (öykü) budur. Allah'tan başka tanrı yoktur. Allah, elbette aziz (kesin galib), hüküm ve hikmet sahibidir. (S.Ateş)- . İşte işin hakikati budur ve Allah'tan başka bir ilah yoktur; şüphe yok ki Allah -yalnızca O- kudret ve gerçek hikmet sahibidir. (M.Esed)- Şüphesiz bu, kesinlikle gerçek kıssanın ta kendisidir. Allah'tan başka hiç bir tanrı da yoktur. Ve şüphesiz Allah, azîz'in, hakîm'in ta kendisidir.(H.Yılmaz)- işte işin hakikati budur ve Allah'tan başka bir tan­rı yoktur. Muhakkak ki, Allah çok güçlüdür ve hikmet sa­hibidir.(B.Bayraklı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
63-) Eğer dönerlerse, muhakkak ki Allah, bozguncuları bilir.(S.Ateş)- Ve eğer [bu hakikatten] yüz çevirirlerse bilsinler ki Allah ifsad edicilerden tamamiyle haberdardır. (M.Esed)- Artık yüz çevirirlerse, bilinsin ki, Allah, bozguncuları en iyi bilendir.(H.Yılmaz)- Eğer yüz çevirirlerse, elbette Allah bozguncuları çok iyi bilendir. (B.Bayraklı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
64-) De ki: "Ey Kitap ehli, bizim ve sizin aranızda eşit olan bir kelimeye gelin: "Yalnız Allah'a tapalım. O'na hiçbirşeyi ortak koşmayalım; birbirimizi Allah'tan başka tanrılar edinmeyelim." Eğer yüz çevirirlerse; "Şahid olun, biz müslümanlarız!" deyin. (S.Ateş)- De ki: "Ey Kitap ehli, bizimle aranızda müşterek (olacak) bir kelimeye gelin. (Ki o da şudur:) Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim, O'na hiç bir şeyi ortak koşmayalım ve Allah'ı bırakıp kimimiz kimimizi Rabler edinmeyelim." Eğer yine yüz çevirirlerse, deyin ki: "Şahid olun, biz gerçekten müslümanlarız." (Mevdudi)- . De ki: “Ey geçmiş vahyin izleyicileri! Sizinle bizim aramızdaki şu ortak ilkeye gelin: Allah'tan başka kimseye kulluk etmeyeceğiz, O'ndan başka hiçbir şeye ilahlık yakıştırmayacağız ve Allah ile birlikte insanları rab edinmeyeceğiz.” Ve eğer yüz çevirirlerse de ki: “Şahit olun ki biz kendimizi O'na teslim etmişiz!” (M.Esed)- De ki: “Ey Kitap Ehli! Sizinle bizim aramızda ortak olan bir söze; “Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim, O'na hiç bir şeyi eş tutmayalım ve Allah'ın astlarından bazımız bazımızı rabbler edinmeyelim”e geliniz. Buna rağmen eğer onlar, yüz çevirirlerse, artık “Şüphesiz bizim müslimler olduğumuza şâhit olun” deyin.(H.Yılmaz)-Ey Muhammed! Yine de onlara şöyle bir öneride bulun: Ey kitap sahipleri! Gelin, sizin de bizimde kabul edebileceğimiz şu ortak noktada birleşelim. Allahtan başkasına kulluk etmeyelim ve Allah hiçbir şeyi ortak koşmayalım, birbirimizi Allah adına Rabler edinmeyelim. Şayet bu öneriyi kabul etmezlerse, o zaman, “Tanık olun, biz, Allaha ortak koşmadan teslim olanlarız! Deyin.(M.Sağ)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
65-) Ey Kitap ehli, neden İbrahim hakkında tartışıyorsunuz? Oysa Tevrat da, İncil de ondan sonra indirilmiştir. Düşünmüyor musunuz? (S.Ateş)- "Ey Kitap ehli, İbrahim konusunda ne diye çekişip-tartışıyorsunuz? Tevrat da, İncil de ancak ondan sonra indirilmiştir. Yine de akıl erdirmeyecek misiniz."(Mevdudi)- . EY GEÇMİŞ vahyin izleyicileri! Tevrat ve İncil'in kendisinden [uzun zaman] sonra vahyedildiğini gördüğünüz halde İbrahim hakkında neden tartışıyorsunuz? Aklınızı kullanmıyor musunuz? (M.Esed)- Ey Kitap Ehli! Tevrât ve İncîl kendisinden sonra indirildiği hâlde İbrâhîm hakkında niçin tartışıyorsunuz? Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız? (H.Yılmaz)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
66-) Haydi siz, biraz bilginiz olan şey hakkında tartıştınız; ama hiç bilginiz olmayan şey hakkında neden tartışıyorsunuz? Allah bilir, siz bilmezsiniz. (S.Ateş)- Siz, bilginiz olan şeyler hakkında tartışırdınız, ama hiç bilmediğiniz şey hakkında neden tartışıyorsunuz? Halbuki Allah [onu] bilir, ama siz bilmezsiniz: (M.Esed)- İşte siz bunlarsınız. Biraz bilginiz olan şey hakkında tartıştınız, peki, hiç bilginiz olmayan şey hakkında niçin tartışıyorsunuz? Ve Allah bilir, siz bilmezsiniz.(H.Yılmaz)- İşte siz böyle kimselersiniz! Bilginiz olan şeyler hakkında tartıştınız; fakat bilgi sahibi olmadığınız konuda niçin tartışıyorsunuz? Halbuki Allah her şeyi bilir, ama siz bilmezsiniz.(B.Bayraklı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
67-) İbrahim ne yahudi, ne de hıristiyandı; dosdoğru bir müslümandı. Müşriklerden de değildi.(S.Ateş)- İbrahim, ne Yahudi idi, ne de Hıristiyandı: ancak o, hanif (muvahhid) bir müslümandı, müşriklerden de değildi. (Mevdudi)- İbrahim, ne bir “Yahudi”, ne de “Hristiyan” idi, ama kendini Allah'a teslim ederek her türlü bâtıldan yüz çevirmiş biriydi; ve O'ndan başka bir şeye ilahlık yakıştıranlardan değildi. (M.Esed)- İbrâhîm Yahûdi ve Hristiyan değildi. Ama o, müslim bir hanîfti. O, müşriklerden de değildi.(H.Yılmaz)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
68-) Doğrusu, insanların İbrahim'e en yakın olanı, ona uyanlar, bu peygamber ve mü'minlerdir. Allah da mü'minlerin dostudur.(S.Ateş)- Gerçekte İbrahim'e en yakın olanlar, muhakkak ki -bu Peygamber'in ve [o'na] inanan herkesin yaptığı gibi- o'na tâbi olanlardır; Allah da inananlara yakındır. (M.Esed)- Şüphesiz, insanların İbrâhîm'e en yakın olanları, elbette o'na uyanlar, bu Peygamber, ve şu iman eden kimselerdir. Allah mü’minlerin velîsidir [yakın olanı-yardım edeni-yol göstereni-koruyanıdır]. (H.Yılmaz)- Muhakkak ki, İbrahim'e en yakın olanlar ona uyanlarla şu Peygamber ve müminlerdir. Allah ise, iman edenlerin velisi ve koruyucusudur.(B.Bayraklı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
69-) Kitap ehlinden bir grup istedi ki sizi saptırsınlar. Oysa sadece kendilerini saptırıyorlar; fakat farkında değiller. (S.Ateş)- Geçmiş vahyin izleyicilerinden bazıları sizi saptırmak isterler: Ama onlar kendilerinden başkasını saptıramazlar; üstelik bunu fark etmezler de.(M.Esed)- Kitap Ehlinden bir tâife sizi saptırmak istedi. Hâlbuki onlar, sadece kendilerini saptırıyorlar, farkına da varmıyorlar.(H.Yılmaz)- Kitap ehlinin bir kısmı sizi saptırmak istediler; oysa on­lar ancak kendilerini saptırırlar da bunun farkına varmazlar.(B.Bayraklı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
70-) Ey Kitap ehli, (gerçeği) gördüğünüz halde, niçin Allah'ın ayetlerini inkar ediyorsunuz? (S.Ateş)- Ey Kitap Ehli, siz şahid olup dururken, ne diye Allah'ın ayetlerini inkâr ediyorsunuz? (Mevdudi)- . Ey geçmiş vahyin izleyicileri! Bizzat kendinizin şahit olduğu Allah'ın mesajlarını neden inkar edersiniz? (M.Esed)- Ey Kitap Ehli! Sizler tanık olup dururken, niçin Allah'ın âyetlerini inkâr ediyorsunuz? (H.Yılmaz)- Ey kitap ehli! Bizzat kendinizin şahit olduğu Allah'ın mesajlarını neden inkar edersiniz?(B.Bayraklı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
71-) Ey Kitap ehli, niçin hakkı batıla karıştırıyor ve bile bile gerçeği gizliyorsunuz?(S.Ateş)- Ey geçmiş vahyin izleyicileri! Neden hakkı bâtıl ile saklayıp örter ve [pekala] farkında olduğunuz hakikati gizlersiniz? (M.Esed)- Ey Kitap Ehli! Sizler bilip dururken, niçin hakkı bâtıla karıştırıyor ve gerçeği gizliyorsunuz? (H.Yılmaz)- Ey kitap ehli! Neden hak ile batılı karıştırıyor ve bile bile hakkı gizliyorsunuz?(B.Bayraklı)- Ey kitap ehli, niçin hakkı batıl ile karıştırıyor ve bile bile hakkı gizliyorsunuz? (Taberi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
72-) Kitap ehlinden bir grup dedi ki: "İnananlara indirilmiş olana, günün önünde inanın, sonunda inkar edin; belki (size bakarak onlar da) dönerler;"(S.Ateş)- Kitap Ehlinden bir bölümü, dedi ki: "İman edenlerin üzerine inene, gündüzün başlangıcında inanın, bitiminde ise inkâr edin. Belki onlar da dönerler." (Mevdudi)- Geçmiş vahyin izleyicilerinden bazısı [birbirlerine] şöyle der: “[Muhammed'e] inananlara günün başında vahyedilene inandığınızı söyleyin, daha sonra geleni ise inkar edin ki [inançlarından] belki geri dönerler; (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
73-) Sizin dininize uyandan başkasına güvenmeyin! (dediler.) De ki: "Hidayet Allah'ın hidayetidir. Birine, size verilenin benzerinin verilmesinden veya Rabbinizin huzurunda aleyhinize deliller getireceklerinden ötürü mü (böyle söylüyorsunuz)?, De ki: "Lutuf Allah'ın elindedir, onu dilediğine verir, Allah(ın lutfu) geniştir, (O her şeyi) bilendir.(S.Ateş)- "Ve sizin dininize uyanlardan başkalarına inanıp güvenmeyin." De ki: "Hiç tartışmasız doğru olan yol Allah'ın dosdoğru yoludur. Size verilenin bir benzeri birine (İslâm peygamberine) veriliyor ya da Rabbinizin katında onlar (müslümanlar) size karşı deliller getiriyorlar, diye mi (bu telaşınız?) De ki: "Şüphesiz 'lutuf ve ihsan (fazl)' Allah'ın elindedir, onu dilediğine verir. Allah (rahmetiyle) geniş olandır, bilendir. (Mevdudi)- Ama sizin inancınıza uymayan hiç kimseye [gerçekten] inanmayın.” De ki: “Tek [gerçek] rehberlik, Allah'ın rehberliğidir; size verilen [vahy]in benzerinin başka birine de verilmesi şeklinde ifa edilen [bir rehberlik]”. Yoksa onlar, Rabbiniz'in huzurunda size muhalefet mi edeceklerdi? De ki: “Lütuf ve ihsan, Allah'ın elindedir; onu dilediğine bağışlar: çünkü Allah (rahmet ve cömertliğinde) sınırsızdır, her şeyi bilendir,(M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
74-) Rahmetini dilediğine has kılar. Allah, büyük lutuf ve ikram sahibidir. (S.Ateş) - Dilediğine rahmetini bağışlar; ve Allah, lütfunda sınırsızdır.” (M.Esed) Allah rahmetini dilediğine özgü kılar. Allah büyük lutüf sahibidir.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)- Rahmetini dilediğine tahsis eder. Ve Allah, büyük lütuf sahibidir.” (H.Yılmaz)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
75-) Kitap ehlinden öylesi vardır ki, ona yüklerle emanet bıraksan, onu sana öder. Onlardan öylesi de vardır ki, ona bir dinar versen, devamlı olarak başına dikilmeden onu sana ödemez. Onlar "Ümmilere karşı bize bir sorumluluk yoktur." dedikleri için böyle yapıyorlar ve Allah'a karşı bile bile yalan söylüyorlar. (S.Ateş)- Kitah Ehlinden öylesi vardır ki, ona bir kantar emanet bıraksan onu sana öder; onlardan öylesi de vardır ki, ona bir dinar emanet bıraksan, sen, onun tepesine dikilip-durmadıkça onu sana ödemez. Bu onların "ümmiler (zayıf ve bilgisizler veya Ehl-i Kitap olmayanlar) konusunda üzerinizde bir yol (sorumluluk) yoktur" demiş olmalarındandır. Oysa onlar kendileri de bildikleri halde Allah'a karşı yalan söylemektedirler. (Mevdudi)- GEÇMİŞ vahyin izleyicileri arasında öylesi var ki, kendisine bir hazine emanet etsen sana [sadakatle] iade eder; ve öylesi de var ki ona ufak bir altın sikke emanet etsen, başında dikilmedikçe sana geri vermez; bu, onların, “Kitap ile ilgisi olmayan bu halk[a yaptığımız hiçbir şey]den dolayı bize bir suç yüklenemez” şeklindeki iddialarının bir sonucudur: [Böylece] onlar, [bile bile] Allah hakkında yalan söylerler. (M.Esed)- Ve Ehl-i Kitaptan öylesi vardır ki, eğer onlara yüklerle emânet teslim etsen onu sana geri öder. Onlardan öyleleri de vardır ki, ona bir tek dinar [para] emânet etsen, üzerine dikilmeden onu sana geri vermez. Bu, onların, “Ümmilerin/Anakentlilerin bizim aleyhimize yol bulmaları mümkün değildir” demelerinden dolayıdır. Onlar, bilip durdukları hâlde, Allah hakkında yalan da söylerler.(H.Yılmaz)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
76-) Hayır, kim sözünü yerine getirir ve (günahtan) korunursa, şüphesiz Allah da korunanları sever. (S.Ateş)- Ama [Allah,] Kendisine karşı taahhütlerine sadık kalanlar[ın] ve Kendisine karşı sorumluluk bilinci duyanlar[ın farkındadır]: ve Allah, Kendisine karşı sorumluluk bilinci taşıyanları sever. (M.Esed)- Hayır, kim O'nun ahdine vefalı olursa ve takvâlı davranırsa, bilsin ki şüphesiz Allah takvâlı davrananları sever.(H.Yılmaz)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
77-) Fakat Allah'a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir paraya satanlar var ya, işte onların ahirette bir payı yoktur; Allah kıyamet günü onlara konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları yüceltmeyecektir. Onlar için acı bir azab vardır. (S.Ateş)- Allah'ın ahdini ve yeminlerini az bir değere karşılık satanlar, işte onlar; ahirette onlar için hiç bir pay yoktur, kıyamet gününde Allah, onlarla konuşmaz, onları gözetlemez ve onları arındırmaz. Ve onlar için acıklı bir azab vardır. (Mevdudi)- Allah'a karşı taahhütlerini ve yeminlerini ufak bir kazanç karşılığında değiştirenler var ya; onlar, öteki dünyanın nimetlerinden asla nasiplenemeyeceklerdir; Allah, Kıyamet Günü, onlarla ne konuşacak, ne yüzlerine bakacak, ne de onları günahlarından arındıracaktır; ve onları acıklı bir azap beklemektedir. (M.Esed)- Şüphesiz şu, Allah'ın ahdini ve yeminlerini az bir paraya satanlar; işte onlar, âhirette kendilerine hiç bir pay olmayanlardır. Ve Allah kıyâmet günü onlarla konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temize çıkarmayacaktır. Çok acıklı azap da onlar içindir.(H.Yılmaz)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
78-) Onlardan bir grup var ki, Kitapta olmayan bir şeyi, siz Kitaptan sanasınız diye dillerini Kitapla eğip büker(sözlerini, Kitabın sözü imiş gibi göstermek için kelimeleri dillerinde bükerek okur, onları, Kitabın sözlerine benzetmeğe çalışır)lar ve: "O, Allah katındandır." derler. Oysa o, Allah katından değildir. Bile bile Allah'a karşı yalan söylerler. (S.Ateş)- Onlardan öyleleri vardır ki, dillerini kitaba doğru eğip bükerler, siz onu (bu okur göründüklerini) kitaptan sanırsınız diye. Oysa o kitaptan değildir. "Bu Allah katındandır" derler. Oysa o, Allah katından değildir. Ve onlar, kendileri de bildikleri halde Allah'a karşı (böyle) yalan söylerler. (Mevdudi)- Onlardan öylesi de var ki, [söyledikleri] Kitâb-ı Mukaddes'den olmadığı halde ondan olduğunu düşünesiniz diye dilleriyle Kitâb-ı Mukaddes'i çarpıtırlar ve Allah'tan olmadığı halde, “Bu, Allah'tandır!” derler; böylece bile bile Allah hakkında yalanlar uydururlar. (M.Esed)- Ve onlardan [Kitap Ehlinden], o, kitaptan olmamasına rağmen, siz onu kitaptan sanasınız diye, dillerini kitaba doğru eğip büken bir güruh vardır. O, Allah katından olmadığı hâlde, “Bu, Allah katındandır” derler. Kendileri bilip dururken, Allah'a karşı, yalan da söylerler.(H.Yılmaz)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
79-) Hiçbir insana yakışmaz ki, Allah ona Kitap, hüküm (hikmet) ve peygamberlik versin de, sonra (o kalksın) insanlara: "Allah'ı bırakıp bana kullar olun", desin; fakat: "Öğrettiğiniz Kitap ve okuduğunuz şeyler gereğince Rabba halis kullar olun!" der. (S.Ateş)- Beşerden hiç kimsenin, Allah kendisine Kitabı, hükmü ve peygamberliği versin de, sonra o, insanlara: "Allah'ı bırakıp bana kulluk edin" deme (hakkı ve yetki)si yoktur. Fakat o, "Öğretmekte olduğunuz ve ders alıp vermekte bulunduğunuz Kitaba göre Rabbânî'ler olunuz (deme görevindedir.)" (Mevdudi)- . Allah'ın vahiy, sağlam muhakeme ve peygamberlik bağışladığı hiç kimsenin bundan sonra halkına, “Allah'ın yanısıra bana da kulluk edin!” demesi düşünülemez; aksine, [onlara şöyle öğüt verir]: “ilahî kelâmın bilgisini yayarak ve kendiniz [onu] derinlemesine inceleyerek Allah adamları olun!”(M.Esed)- Allah'ın kendisine kitap, hüküm [yasama-yürütme] ve peygamberlik verdiği hiç bir beşer için [insanlardan hiç bir kimse için], insanlara, “Allah'ın astlarından olan bana, kul/köle olun” demek yakışmaz. Fakat, “Öğrettiğiniz ve ders aldığınız [okuduğunuz] kitap gereğince Rabbe içtenlikli kullar olunuz” (demesi yaraşır).(H.Yılmaz)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
80-) Ve size: "Melekleri ve peygamberleri tanrılar edinin!" diye de emretmez. Siz müslüman olduktan sonra, size inkarı emreder mi? (S.Ateş)- O, melekleri ve peygamberleri sizin Rabler edinmenizi emretmez. Siz, müslümanlar olduktan sonra, size küfrü mü emredecek? (Mevdudi)- . O, melekleri ve peygamberleri tanrı edinmenizi emretmez: [zaten] kendinizi Allah'a tam teslim ettikten sonra hiç O sizi hakikati inkara davet eder mi? (M.Esed)- Ve O [Allah] size, “Melekleri ve peygamberleri rabbler edinmenizi emretmez. Siz müslim olduktan sonra, size küfrü emreder mi?! (H.Yılmaz)- O, melekleri ve peygamberleri tanrı edinmenizi emretmez. Zaten, kendinizi Allah'a teslim ettikten sonra hiç sizi hakikati inkara davet eder mi? (B.Bayraklı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
81-) Allah, peygamberlerden şöyle söz almıştı: "Bakın, size Kitap ve hikmet verdim; imdi yanınızda bulunan(Kitap)ı doğrulayıcı bir peygamber geldiğinde, ona mutlaka inanacak ve ona mutlaka yardım edeceksiniz! Bunu kabul ettiniz mi? Ve bu hususta ağır ahdimi üzerinize aldınız mı?" demişti. "Kabul ettik!" dediler. "O halde tanık olun, ben de sizinle beraber tanık olanlardanım." dedi. (S.Ateş)- Hani Allah peygamberlerden 'kesin bir söz (misak)' almıştı: "Andolsun size Kitap ve hikmetten verip sonra size beraberinizdekini doğrulayan bir peygamber geldiğinde, ona kesin olarak iman edecek ve ona yardımda bulunacaksanız." Demişti ki: "Bunu ikrar ettiniz ve bu ağır yükümü aldınız mı?" Onlar: "İkrar ettik" demişlerdi de "Öyleyse şahid olun, ben de sizinle birlikte şahid olanlardanım" demişti.(Mevdudi)- Ve hani Allah peygamberlerin, “Andolsun ki size kitaptan ve hikmetten [zulüm ve fesadı engellemek için konulmuş kanun, düstur ve ilkelerden] verdim, sonra yanınızda bulunanı doğrulayıcı bir elçi geldiğinde ona muhakkak inanacak ve ona yardım edeceksiniz!” mîsâkını almıştı. O [Allah], bunu ikrar edip de kabul ettiniz mi? Ve bu hususta ağır ahdimi üzerinize aldınız mı?” dedi. Onlar, “İkrar ettik” dediler. O [Allah], “Öyleyse şâhit olun, Ben de sizinle beraber şâhit olanlardanım” dedi.(H.Yılmaz)- ALLAH, [geçmiş vahiylerin izleyicilerinden] peygamberler vasıtasıyla şu taahhüdü talep etti: “Eğer, vahyi ve hikmeti size bahşettikten sonra, halen sahip olduğunuz hakikati tasdik eden bir elçi size gelirse o'na inanmalı ve yardım etmelisiniz. Bu şarta dayalı ahdimi kabul ve tasdik eder misiniz?” Onlar: “Kabul ederiz!” dediler.Allah: “Öyleyse [buna] şahit olun, Ben de sizin şahidiniz olacağım.(M.Esed)- Ey ehl-i kitap, hatırlayın bir zaman Allah, Peygamberlerden kuvvetli bir ahit almış ve "Ey Peygamberler, sizlere ne zaman kitap ve hikmet verirsem sonra da tarafımdan, sizin yanınızda bulunanı tasdik eden bir Peygamber gelirse ona mutlaka iman edip yardım edeceksiniz. İkrar edip buna dair ahdimi üzerini¬ze aldınız mı " demiş onlar da "İkrar ettik." demişler Allah da "Ey Peygamber¬ler, siz bu ahde şahit olun Ben de sizinle beraber şahitlik edenlerdenim." demiş¬ti.(Taberi)- Allah peygamberlerden şöyle söz almış, "Bakın size kitap ve hikmet verdim, imdi yanınızda bulunanı doğrula­yıcı bir peygamber geldiğinde ona mutlaka inanacak ve mutlaka yardım edeceksiniz. Bunu kabul ettiniz mi? Ve bu hususta ağır ahdimi üzerinize aldınız mı?" demişti. "Ka­bul ettik" dediler. (B.Bayraklı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
82-) Artık kim bundan sonra dönerse, işte onlar fasıklardır.(S.Ateş)- Artık kim bundan sonra sırt çevirirse, onlar fasık olanlardır.(Mevdudi)- O halde, kimler [bu taahhütten] dönerse; işte onlar, gerçek fasıklardır!”(M.Esed)- Artık bundan sonra her kim dönerse, artık, işte onlar fâsıkların ta kendileridir.(H.Yılmaz)- Bu Bundan sonra kim yüzçevirirse, işte onlar, fasıkların ta kendileri¬dir.ndan sonra kim yüzçevirirse, işte onlar, fasıkların ta kendileri¬dir.(Taberi)-Bütün bu açıklamalardan sonra kimler yüz çevirirse işte onlar yoldan çıkan kimselerdir.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
83-) Allah'ın dininden başkasını mı arıyorlar? Oysa göklerde ve yerde olanların hepsi, ister istemez, O'na teslim olmuştur ve O'na döndürüleceklerdir.(S.Ateş)- Peki onlar, Allah'ın dininden başka bir din mi arıyorlar? Oysa göklerde ve yerde her ne varsa -istese de, istemese de- O'na teslim olmuştur ve O'na döndürülmektedirler.(Mevdudi)- Onlar Allah'a imandan başka bir itikat mı arıyorlar? Halbuki göklerde ve yeryüzünde olan her şey isteyerek veya istemeyerek O'na boyun eğer, çünkü her şey (sonunda) O'na dönecektir. (M.Esed)- Peki, onlar, göklerde ve yerde olan herkes, ister istemez O'nun için islâmlaşmışken ve kendileri de sadece O'na döndürüleceklerken Allah'ın dininden başkasını mı arıyorlar? (H.Yılmaz)- Allahın dininden başkasını mı arıyorlar Oysa göklerde ve yerde ne varsa hepsi ister istemez ona teslim olmuştur. Ve yine ona döndürüle¬cektir.(Taberi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
84-) De ki: "Allah'a, bize indirilene, İbrahim'e, İsma'il'e, İshak'a, Ya'kub'a ve sıbtlara (Ya'kub oğullarından türeyen kabilelere) indirilene; Musa'ya, Îsa'ya ve peygamberlere Rableri tarafından verilene inandık; onlar arasında bir ayırım yapmayız, biz O'na teslim olanlarız." (S.Ateş)- De ki: "Biz Allah'a, bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunlarına indirilene, Musa'ya, İsa'ya ve peygamberlere Rablerinden verilenlere iman ettik. Onlardan hiç biri arasında ayrılık gözetmeyiz. Ve biz O'na teslim olmuşlarız."(Mevdudi)- De ki: “Biz, Allah'a; bize indirilene; İbrahim'e, İsmail'e, İshâk'a, Yakub'a ve o'nun neslinden gelenlere indirilene; Rableri tarafından Musa'ya, İsa'ya ve [diğer] tüm peygamberlere bahşedilene inanırız; onlar arasında hiçbir ayrım yapmayız. Ve kendimizi O'na teslim ederiz.” (M.Esed)- De ki: “Biz Allah'a, bize indirilene [Kur’ân'a], İbrâhîm'e, İsmâîl'e, İshâk'a, Ya‘kûb'a ve torunlara indirilene, Mûsâ'ya, Îsâ'ya ve peygamberlere Rabb'lerinden verilenlere inandık. Onlardan hiç biri arasında ayırım yapmayız. Ve biz, yalnız O'nun için islâmlaşanlarız.” (H.Yılmaz)- Ey Muhammed, de ki: Allaha, bize indirilene, İbrahime, İsmai-le, İshaka, Yakuba ve torunlara indirilene, rableri tarafından Musaya, İsa-ya ve bütün Peygamberlere verilenlere iman ettik. Onlar arasında bir ayı¬rım yapmayı ,. Biz, Allaha teslim olanlarız."(Taberi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
85-) Kim İslam'dan başka bir din ararsa, bilsin ki, (o din) ondan kabul edilmeyecek ve o, ahirette kaybedenlerden olacaktır. (S.Ateş)- Kim Allah'a teslimiyetten başka bir din ararsa, bu kendisinden asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette kaybedenlerden olacaktır.(M.Esed)- Ve kim İslâm'dan başka bir din ararsa, o takdirde hiç bir zaman ondan kabul edilmeyecektir. Ve o [İslâm'dan başka din arayan kimse], âhirette zarar edenlerden olacaktır.(H.Yılmaz)-Kim islamdan başka bir din arzularsa, onun bu arzusu asla kabul edilmeyecek ve o ahrette kaybedenlerden olacaktır.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)- Kim İslamdan başka bir din ararsa Allah onun aradığı o dini asla kabul etmeyecektir. Ayrıca o kişi âhirette Allahın rahmetini kaybedip hüsrana düşen¬lerden olacaktır.(Taberi)- Kim, İslâm'dan başka bir din ararsa, bu kendisinden asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette kaybedenlerden olacaktır. (B.Bayraklı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
86-) İman ettikten, Resul'ün hak olduğunu gördükten ve kendilerine açık deliller geldikten sonra, inkar eden bir topluma Allah nasıl yol gösterir? Allah, zalim toplumu doğru yola iletmez.(S.Ateş)- Kendilerine apaçık belgeler geldiği ve peygamberin hak olduğuna şahid oldukları halde, imanlarından sonra küfre sapan bir kavmi Allah nasıl hidayete erdirir? Allah, zulmeden bir kavmi hidayete erdirmez.(Mevdudi)- İman edip bu Elçi'nin hak olduğuna şahit olduktan ve hakikatin bütün kanıtları kendilerine geldikten sonra hakikati inkar etmeyi seçen bir halkı Allah nasıl doğru yola ulaştırır? Allah, böyle bir zalimler topluluğunu doğru yola iletmez. (M.Esed)- İmanlarından ve şüphesiz Elçi'nin hakk olduğuna tanık olduktan ve kendilerine açık deliller geldikten sonra, küfreden bir topluma Allah nasıl kılavuzluk eder? Ve Allah, zâlimler toplumuna kılavuzluk etmez.(H.Yılmaz)- İman edip Peygamberlerin hak olduğuna şahitlik ettikten ve ken¬dilerine apaçık deliller geldikten sonra inkâr eden bir kavmi, Allah nasıl hidayete erdirir Allah, zalim kavmi hidayete erdirmez.(Taberi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
87-) İşte onların cezası: Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların la'neti onların üzerinedir!(S.Ateş)-Böyle bir toplumun cezası, Allahın, meleklerin ve tüm insanlığın lanetine uğramalarıdır.(M.Sağ)-Onlar, yaptıklarının karşılığı olarak Allahın, meleklerin ve bütün insanların lanetini kazanmışlardır.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)- Onların karşılığı, Allah'ın, meleklerin ve bütün [dürüst ve erdemli] insanların lânetine uğramak olacaktır.(M.Esed)- Bunların cezası, Allanın, meleklerin ve bütün insanların laneti¬nin, üzerlerine olmasıdır. (Taberi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
88-) O(la'net)in içinde ebedi kalacaklardır. Onlardan azab hafifletilmeyecek ve onlara asla fırsat verilmeyecektir.(S.Ateş)- Onlar bu halde kalacaklar; [ve] ne azapları hafifletilecek, ne de onlara bir mühlet tanınacak.(M.Esed)- O lanet içinde ebedi olarak kalacaklardır. Onlardan azap hafifletilmeyecektir. Onlara mühlet de verilmeyecektir.(Taberi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
89-) Ancak ondan sonra, tevbe edip uslananlar başka. Çünkü Allah, çok bağışlayan, çok esirgeyendir. (S.Ateş)- Ama daha sonra tevbe edip kendilerini düzeltenler hariç tutulacaktır: Zira Allah, çok affedicidir, rahmet kaynağıdır. (M.Esed)- Ancak, bundan sonra tevbe edip kendilerini düzeltenler müstes¬nadır. Çünkü Allah, çok affeden ve çok merhamet edendir.(Taberi)- Ama daha sonra tevbe edip kendilerini düzeltenler hariç tutulacaktır; zira Allah, çok affedici, merhamet sahibidir. (B.Bayraklı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
90-) Onlar ki, inandıktan sonra inkar ettiler, sonra inkarları arttı; onların tevbeleri kabul edilmeyecektir. Onlar sapıkların ta kendileridir. (S.Ateş)- Doğrusu, imanlarından sonra küfredenler, sonra küfürlerini arttıranlar; bunların tevbeleri kesinlikle kabul edilmez. İşte bunlar, sapıkların ta kendileridir. (Mevdudi)- İmana erdikten sonra hakikati inkara kalkışanlara ve sonra hakikati reddetmede [daha büyük bir inatla] ısrar edenlere gelince, şüphesiz, onların [diğer günahlardan dolayı] tevbeleri kabul edilmeyecektir; işte onlar gerçek sapkınlardır. (M.Esed)- Şüphesiz ki iman ettikten sonra inkâr eden sonra da inkârda ileri gidenlerin tevbeleri asla kabul edilmeyecektir. İşte sapıklar onlardır. (Taberi)- Şüphesiz imanlarının arkasından küfreden, sonra da küfrünü artırmış olan şu kimseler; onların tevbeleri asla kabul olunmayacaktır. Ve işte onlar sapıkların ta kendileridir.(H.Yılmaz)- İmana erdikten sonra hakikati inkara sapıp inkarcılıkta daha da ileri gidenlerin tevbeleri asla kabul edilmeyecektir. Ve işte onlar, sapıkların ta kendileridirler. (B.Bayraklı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
91-) İnkar edip kafir olarak ölenler, dünya dolusu altın fidye vermiş olsa dahi hiçbirinden kabul edilmeyecektir. Onlar için acı bir azab vardır ve onların hiçbir yardımcıları yoktur!(S.Ateş)- Hakikati inkara şartlanmış olanlara ve hakikat inkarcısı olarak ölenlere gelince, yeryüzünün bütün altınları [bile] onların fidyelerini karşılayamaz. İşte onlar için acıklı bir azap vardır ve kendilerine yardım edecek hiç kimse bulamayacaklardır.(M.Esed)- Şüphesiz ki şu inkâr etmiş ve inkârcı oldukları hâlde de ölen kişilerin hiç birinden, yeryüzü dolusu altın, onu fidye verseler bile asla kabul edilmeyecektir. İşte onlar, dayanılmaz azap kendileri için olanlardır. Onlar için yardımcılardan da yoktur.(H.Yılmaz)- Şüphesiz inkar edip kâfir olarak ölenlerin hiçbirinden, yeryüzü¬nü dolduracak kadar altın fidye verseler bile kabul olunmayacaktır. Onlar için can yakıcı bir azap vardır. Onların hiçbir yardımcıları da yoktur.(Taberi)- Gerçekten inkar edip kafir olarak ölenler var ya, onların hiç birinden, dünya dolusu altın verecek olsa dahi, fidye kabul edilmeyecektir. Onlar için acı bir azap vardır, hiç yardımcıları da yoktur. (B.Bayraklı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
92-) Sevdiğiniz şeylerden (Allah için) harcamadıkça asla iyiliğe eremezsiniz. Ne harcarsanız Allah onu bilir. (S.Ateş)- Sevdiğiniz şeylerden infak edinceye kadar asla iyiliğe erişemezsiniz. Her ne infak ederseniz, şüphesiz Allah onu bilir. (Mevdudi)- [Size gelince ey müminler,] kendiniz için özenle ayırdığınız şeylerden başkaları için harcamadıkça gerçek erdeme ulaşmış olamazsınız; ve her ne harcarsanız kuşkusuz, Allah ondan tamamiyle haberdardır. (M.Esed)- Sevdiğiniz şeylerden Allah için harcamadikça asla iyiliğe erişe¬mezsiniz. Ne harcarsanız, Allah onu mutlaka bilir.(Taberi)- Sevdiğiniz şeylerden bağışlamadıkça asla birr'e/iyi kimseliğe eremezsiniz. Siz her neyi bağışlarsanız da kesinlikle Allah onu en iyi bilendir.(H.Yılmaz)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
93-) Tevrat indirilmeden önce, İsrail'in kendisine haram kıldığı şeyler dışında, İsrail oğullarına bütün yiyecekler helaldi. De ki: "Doğru iseniz, Tevrat'ı getirip okuyun."(S.Ateş)- Tevrat indirilmeden evvel, İsrail'in kendine haram kıldıklarından başka, İsrailoğullarına bütün yiyecekler helal idi. De ki: "Şu halde eğer doğruysanız, Tevrat'ı getirin de onu okuyun."(Mevdudi)- TEVRAT indirilmeden önce, İsrailoğulları'nın [günah diyerek] kendine yasakladığı şeyler dışında bütün yiyecekler onlara helal idi. De ki: “Eğer söylediklerinizde samimi iseniz Tevrat'ı getirin de onu okuyun!”(M.Esed)- Tevrat inmezden evvel Yakubun kendi nefsine haram kıldığın¬dan başka bütün yiyicekler, İsrailoğullarına helal idi. Ey Muhammed de ki: Eğer iddianızda doğru iseniz Tevratı getirip okuyun," (Taberi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
94-) Artık bundan sonra da kim Allah'a yalan uydurursa, işte onlar zalimlerdir. (S.Ateş)- Ve artık bundan sonra kim Allah hakkında yalan uydurursa işte onlar zalimlerdir! (M.Esed)-Bundan sonra kim Allahın yasaklamadığını, Allah adına yasaklarsa, işte, Allah’ın ayetini karartan onlardır.(M.Sağ)-Bundan sonra kimler Allah adına yalan uydurursa, işte onlar apaçık haksızlık yapanlardır.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)- Bundan sonra AHaha karşı kim yalan uydurursa işte onlar, za¬limlerin ta kendileridir.(Taberi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
95-) De ki: "Allah doğru söyledi, öyle ise dosdoğru, Allah'ı birleyici olarak İbrahim dinine uyun. O, ortak koşanlardan değildi." (S.Ateş)- De ki: "Allah doğru söyledi. Öyleyse Allah'ı bir tanıyan (Hanif)ler olarak İbrahim'in dinine uyun. O, müşriklerden değildi."(Mevdudi)- De ki: “Allah doğru söylemiştir. Öyle ise hanîf olarak İbrâhîm'in dinine uyun. Ve o, müşriklerden değildi.”(H.Yılmaz)- De ki: Allah doğru söyledi. Öyleyse hakka yönelen İbrahimin di¬nine tabi olun. O, müşriklerden değildi.(Taberi)- De ki: “Allah doğruyu söylemektedir: O halde, bâtıl olan her şeyden yüz çeviren ve Allah'ın yanısıra hiçbir şeye ilahlık yakıştırmayan İbrahim'in inanç sistemine uyun.” (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
96-) Doğrusu insanlara (ma'bed olarak) ilk kurulan ev, Mekke'de olandır. Alemlere uğur, bereket ve hidayet kaynağı olarak kurulmuştur. (S.Ateş)- Şüphesiz, insanlar için mübârek ve âlemlere yol gösterme olarak konulan ilk ev, Bekke'dekidir [Mekke'dekidir].(H.Yılmaz)- Gerçek şu ki, insanlar için ilk kurulan Ev, Bekke (Mekke) de, o, kutlu ve bütün insanlar (alemler) için hidayet olan (Kâbe)dir.(Mevdudi)- Unutmayın, insanlık için inşa edilen ilk mâbed, Bekke'dekiydi: bereketli ve bütün âlemler için bir rehber[lik kaynağı],(M.Esed)-İnsanların ibadetleri için yeryüzünde yapılan ilk ev, Mekkedeki kutsal ve insanlığa rehber olan Kabedir.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)- Şüphesiz ki İnsanlar için yeryüzünde kurulan ilk ev Mekkede bulunan mübarek ve âlemler için bir hidayet kaynağı olandır.(Kâbedir.)(Taberi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
97-) Onda açık açık deliller, İbrahim'in Makamı vardır. Ona giren, güvene erer. Yoluna gücü yeten herkesin, o Ev'e gi(dip haccet)mesi, insanlar üzerinde Allah'ın bir hakkıdır. Kim nankörlük ederse şüphesiz Allah, bütün alemlerden zengindir. (S.Ateş)- Orda apaçık ayetler (ve) İbrahim'in makamı vardır. Kim oraya girerse o güvenliktedir. Ona bir yol bulup güç yetirenlerin Ev'i haccetmesi Allah'ın insanlar üzerindeki hakkıdır. Kim de küfre saparsa, kuşku yok, Allah alemlere karşı muhtaç olmayandır.(Mevdudi)-Orada apaçık kanıtlar var: Örneğin, Allah’ın buyruğu ile evi inşa eden İbrahimin makamı oradadır. Kim oraya girerse huzur ve güven içinde olur. Oraya yol bulabilenin o evi ziyaret etmesi, tüm insanlar üzerine Allah’ın bir hakkıdır. Kim Allah’ın buyruklarını örterek saptırırsa, bilsin ki, Allah hiç kimseye muhtaç olmayacak zenginliktedir. (M.Sağ)- Apaçık işaretlerle dopdolu. [Orası] bir zamanlar İbrahim'in durduğu yer[dir]; kim içine girerse huzur bulur. Bundan dolayı, mâbedi haccetmek, gücü yeten bütün insanların Allah'a karşı yerine getirmek zorunda oldukları bir görevdir. Hakikati inkar edenlere gelince, bilsinler ki, Allah, yarattığı âlemlerden bağımsızdır, her bakımdan Kendine yeterlidir.(M.Esed)- Onda apaçık deliller; İbrâhîm'in ayaklanma yeri [eğitilip, yetiştirilip şirke karşı ayaklandığı yer] vardır. Ve oraya kim girerse güvende olmuştur. Ve yoluna gücü yeten herkesin Beyt'i haccetmesi Allah'ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim de inkâr ederse, bilsin ki, şüphesiz Allah bütün âlemlerden zengindir.(H.Yılmaz)- Orada apaçık deliller vardır. İbrahimin makamı vardır. Kim oraya girerse emniyette olur. Oraya gitmeye gücü yeten herkese, Allah için Kâbeyi haccetmek farzdır. Kim inkâr ederse şüphesiz ki Allah, âlemlere muhtaç değildir.(Taberi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
98-) De ki: "Ey Kitap ehli, Allah yaptıklarınıza tanık iken neden Allah'ın ayetlerini inkar ediyorsunuz?" (S.Ateş)- . DE Kİ: “Ey geçmiş vahyin izleyicileri! Allah, yaptığınız her şeye şahit iken neden O'nun mesajını kabul etmekten kaçınıyorsunuz?” (M.Esed)- De ki: “Ey Kitap Ehli! Allah, yaptıklarınıza tanık iken, niçin Allah'ın âyetlerini inkâr ediyorsunuz?”(H.Yılmaz)- Ey Muhammet!, de ki: "Ey kitap ehli, Allahın âyetlerini niçin İnkâr ediyorsunuz Halbuki Allah, sizin yaptıklarınıza şahittir. (Taberi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
99-) De ki: "Ey Kitap ehli, gerçeğe tanık olduğunuz halde, niçin Allah'ın yolunu eğri göstermeğe yeltenerek, inanmak isteyenleri Allah yolundan çevirmeğe çalışıyorsunuz? Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir."(S.Ateş)- De ki: “Ey geçmiş vahyin izleyicileri! [Doğru olduğuna] bizzat kendiniz şahit olduğunuz halde onu eğri göstermeye çalışarak, [bu ilahî kelâma] iman edenleri neden Allah yolundan alıko[ymaya çabalı]yorsunuz? Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir.” (M.Esed)- De ki: “Ey Kitap Ehli! Siz tanık olduğunuz hâlde niçin Allah'ın yolunu eğri göstermeye yeltenerek inanan kimseleri Allah'ın yolundan çeviriyorsunuz? Allah yaptıklarınıza duyarsız değildir.”(H.Yılmaz)- De ki: "Ey kitap ehli, niçin iman edeni Allahın yolundan men ediyorsunuz Hak olduğuna şahitken o yolu eğri göstermeye çalışıyorsu¬nuz Allah, Yaptıklarınızdan habersiz değildir. (Taberi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
100-) Ey inananlar, Kitap verilenlerden herhangi bir gruba uyarsanız imanınızdan sonra, (onlar) sizi döndürüp kafir yaparlar. (S.Ateş)- Siz ey imana ermiş olanlar! Önceki çağlarda kendilerine vahiy verilenlerden bir fırkaya uyarsanız, iman ettikten sonra yeniden hakikati reddetmenize sebep olabilirler. (M.Esed)- Ey iman etmiş kimseler! Kendilerine kitap verilenlerden herhangi bir zümreye itaat ederseniz, imanınızdan sonra sizi kâfirler olarak döndürürler.(H.Yılmaz)- Ey iman edenler, kendilerine kitap verilenlerin, bir kısmına uyarsanız İman etmenizden sonra sizi kâfirliğe çevirirler. (Taberi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
101-) Size Allah'ın ayetleri okunmakta ve O'nun Elçisi de aranızda iken nasıl inkar edersiniz? Kim Allah'a sarılırsa muhakkak ki o, doğru yola iletilmiştir. (S.Ateş)- Allah'ın mesajları size iletildiği halde ve Elçisi aranızda yaşarken hakikati nasıl inkar edebilirsiniz? Ama Allah'a sımsıkı tutunan, dosdoğru yola ulaştırılmıştır.(M.Esed)- Size Allah'ın âyetleri okunup dururken ve O'nun Elçisi aranızda iken de nasıl kâfir olursunuz? Kim de Allah'a sımsıkı bağlanırsa, kesinlikle o, dosdoğru kılavuzlanmıştır.(H.Yılmaz)- Allanın âyetleri size okunup dururken ve aranızda da onun Pey¬gamberi bulunurken, nasıl olur da inkâr edersiniz? Kim, Allahın dinine sımsıkı sarılırsa şüphesiz ki o, doğru yola iletilmiştir.(Taberi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
102-) Ey inananlar, Allah'tan, O'na yaraşır biçimde korkun ve ancak müslümanlar olarak ölün(S.Ateş)- Ey iman edenler, Allah'tan nasıl korkup-sakınmak gerekiyorsa öylece korkup-sakının ve siz, ancak müslüman olmaktan başka (bir din ve tutum üzerinde) ölmeyin (Mevdudi)- Ey iman etmiş kimseler! Allah'a nasıl takvâlı davranmanız gerekiyorsa öyle takvâlı davranın ve ancak müslimler olarak can verin.(H.Yılmaz)- Siz ey imana ermiş olanlar! Derin bir duyarlıkla Allah'a karşı sorumluluğunuzun hakkıyla bilincinde olun ve O'na kendinizi yürekten teslim etmeden önce ölümün sizi alt etmesine izin vermeyin.(M.Esed)- Ey iman edenler, Allahtan hakkıyla korkun ve ancak müslüman olarak ölün. (Taberi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
103-) Ve topluca Allah'ın ipine yapışın, ayrılmayın; Allah'ın size olan ni'metini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman idiniz, (Allah) kalblerinizi uzlaştırdı. O'un ni'metiyle kardeşler haline geldiniz. Siz ateşten bir çukurun kenarında bulunuyordunuz, (Allah) sizi ondan kurtardı. Allah size ayetlerini böyle açıklıyor ki, yola gelesiniz.(S.Ateş)- Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı yapışın. Dağılıp ayrılmayın. Ve Allah'ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp-ısındırdı ve siz O'nun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız. Yine siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı. Umulur ki hidayete erersiniz diye, Allah, size ayetlerini işte böyle açıklar. (Mevdudi)- . Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı tutunun ve birbirinizden kopmayın. Ve Allah'ın size verdiği nimetleri hatırlayın: Siz birbirinize düşman iken kalplerinizi nasıl uzlaştırdı da O'nun lütfu ile kardeş oldunuz; ve ateşli bir uçurumun kenarında [iken] sizi ondan [nasıl] korudu. Bu şekilde Allah mesajlarını size açıklar ki hidayet bulasınız,(M.Esed)- Ve hep birlikte Allah'ın ipine sıkıca sarılın/Allah'ın ipi ile korunun, ayrılmayın ve Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşmanlar idiniz de, O [Allah], kalpleriniz arasında ülfet oluşturdu. Sonra da siz O'nun nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de oradan sizi O kurtarmıştı. İşte, Allah, doğru yolu bulasınız diye âyetlerini sizin için böyle ortaya koyar. (H.Yılmaz)- Hep birlikte Allahın ipine sımsıkı sarılın ve sakın ayrılığa düş¬meyin. Allanın, üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz, birbirinize düş¬man idiniz, Allah, kalblerinizi birbirine ısındırıp kaynaştırdı da onun nimetiyle kardeşler oldunuz. Siz, bir ateş çukurunun kenarında idiniz, Allah sizi oradan kurtardı. İşte Allah, âyetlerini size böyle açıklıyor ki hidayete eresiniz. (Taberi) -- Açıklama ( Gizle / Göster)