Sayfanın başına git
Önceki Sayfa
Ana Sayfa
Kur'an Ne Diyor
" 93. DE Kİ: “Ey Rabbim! [Sana baş kaldıranların] vaad edildikleri azabın gerçekleşmesine tanık olmamı diliyorsan, " ( Mü’minûn - 93.Ayet) ( Ayeti incele )
 
 
 
Sebe’
1-) Hamd, göklerde ve yerde bulunanların hepsi kendisinin olan Allah\a mahsustur. Ahirette de hamd O'na mahsustur. O, hüküm ve hikmet sahibidir; (her şeyi) haber alandır.(S.Ateş)-Hamd, göklerde olan şeyler, yerde olan şeyler kendisi için olan Allah içindir. Ahirette de hamd yalnızca O'nun içindir. Ve O, Hakîm ve Habîr’dir.(H.Yılmaz)-HAMD, göklerde ve yerde ne varsa tümünün gerçek maliki olan Allah'a mahsustur; ahirette de hamd O'na mahsus olacaktır. Yalnız O'dur hikmet Sahibi, her şeyden haberdar olan: (M.Esed)-Hamd, göklerde ve yerde olanların tümü kendisine ait olan Allah'ındır; ahirette de hamd O'nundur. O, hüküm ve hikmet sahibidir, haber alandır.(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
2-) Yerin içine gireni ve ondan çıkanı, gökten ineni ve oraya çıkanı bilir. O, çok esirgeyen, çok bağışlayandır.(S.Ateş)-O [Allah], yere gireni ve ondan çıkanı; gökten ineni ve onda yükseleni bilir. Ve O, Rahîm’dir, Gafûr’dur. (H.Yılmaz)-O, toprağa giren ve ondan çıkan her şeyi, gökten inen ve ona yükselen her şeyi bilir. O, tek başına, rahmet kaynağıdır, mağfiret sahibidir. (M.Esed)-Yerin içine gireni, ondan çıkanı; gökten ineni ve oraya çıkanı bilir. O, esirgeyendir, bağışlayandır.(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
3-) İnkar edenler: "O Sa\at bize gelmez," dediler. De ki: "Hayır, gaybı bilen Rabbim hakkı için o, mutlaka size gelecektir. Göklerde ve yerde zerre ağırlığınca bir şey, O'ndan gizli kalmaz. Ne bundan küçük, ne de bundan büyük hiçbir şey yoktur ki apaçık bir Kitapta bulunmasın.(S.Ateş)-Ama hakikati inkara şartlanmış olanlar, “Kıyamet Saati bizi asla bulmaz!” diye düşünürler. De ki: “Hayır, insan kavrayışının ötesindeki her şeyi bilen Rabbimin hakkı için o mutlaka sizi bulacaktır!” Göklerde ve yerde zerre kadar bir şey bile O'nun bilgisinden kaçamaz; ve bundan daha küçük veya daha büyük bir şey yoktur ki [O'nun] apaçık fermanında yer almasın; (M.Esed)-Küfre sapanlar, dediler ki: "Kıyamet-saati bize gelmez." De ki: "Hayır, gaybı bilen Rabbime andolsun, o muhakkak size gelecektir. Göklerde ve yerde zerre ağırlığınca hiç bir şey O'ndan uzak (saklı) kalmaz. Bundan daha küçük olanı da, daha büyük olanı da, istisnasız, mutlaka apaçık bir kitapta (yazılı)dır."(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
4-) (Her şeyi apaçık bir Kitapta tesbit etmiştir) Ki, inanıp iyi işler yapanları mükafatlandırsın. Onlar için mağfiret ve güzel rızık vardır.(S.Ateş)-O, böylece, inanan ve iyi işler yapanları ödüllendirir: onlar için mağfiret ve muhteşem bir rızık vardır; (S.Ateş)-Allah her şeyi ayrıntısına kadar kaydediyor ki, böylece inanıp, iyi ve güzel işler üretenleri ödüllendirsin. İnananları için bir bağışlanma ve bol rızık vardır.(M.Sağ)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
5-) Ayetlerimiz hakkında (bizi) aciz bırakmağa çalışanlara gelince: onlar içinde pislikten acı bir azab vardır.(S.Ateş)-Ve şu, ayetlerimi de aciz bırakanlar olarak çalışanlar [mucizelerden uzak tutanlar]; işte onlar, elem verici kötü azaptan bir azap kendileri için olanlardır.(H.Yılmaz)-mesajlarımıza karşı mücadele ederek onların amacını geçersiz kılmaya çalışanlara gelince, [yaptıkları] çirkinliklerin bir sonucu olarak onlar için acıklı bir azap vardır. (M.Esed)-(Sözde) Aciz bırakmak için ayetlerimiz hakkında çaba harcamış olanlar, işte onlar; onlar için de (en) iğrenç olanından acıklı bir azab vardır.(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
6-) Kendilerine bilgi verilenler, Rabbinden sana indirilenin, gerçek olduğunu, mutlak galib ve hamde layık olan(Allah)ın yoluna ilettiğini görürler.(S.Ateş)-Kendilerine ilim verilmiş olan kimseler de görüyorlar ki, Rabbinden sana indirilen şey, hakkın ta kendisidir. Ve o [indirilen şey; Kur’an], Azîz’in, Hamîd’in yoluna kılavuz oluyor. (H.Yılmaz)-BİLGİ ve kavrayış yeteneği ile donatılmış olanlar, Rabbinden sana indirilen her şeyin hak olduğunu ve kudret Sahibi'nin, her türlü övgüye layık Olan'ın yoluna ilettiğini bilirler. (M.Esed)-Kendilerine ilim verilenler ise, Rabbinden sana indirilenin hakkın ta kendisi olduğunu ve üstün, güçlü, övülmeye layık olan (Allah)ın yolunda yöneltip,ilettiğini görmektedirler.(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
7-) İnkar edenler, dediler ki: "Siz tamamen dağılıp parçalandıktan sonra, mutlaka yeni bir yaratılış içinde olacağınızı size haber veren bir adam gösterelim mi size?"(S.Ateş)-Ve inkâr eden kimseler şöyle dediler: “Siz çürüyüp, didik didik parçalandığınız vakit, kesinlikle yeni bir yaratılış içinde bulunacaksınız diye, size haber veren bir kişiyi size kişiyi gösterelim mi?(H.Yılmaz)-Buna karşılık, hakikati inkara şartlanmış olanlar, [kendileri ile aynı zihniyette olanlara] şöyle derler: “[Ölüp] sayısız parçalara dağıldıktan sonra yeni bir yaratılışla -evet, dikkat edin, (yeni bir yaratılışla)- [hayata dönmüş] olacağınızı iddia eden bir adam gösterelim mi size? (M.Esed)
8-) Allah\a yalan mı uydurdu, yoksa kendisinde delilik mi var? Hayır, ahirete inanmayanlar, azab ve uzak bir sapıklık içindedirler.(S.Ateş)-O, bir yalanı Allah'a uydurdu mu, yoksa kendisinde bir delilik mi var?” dediler. Bilakis, âhirete inanmayan kimseler, azap ve uzak bir sapıklık içindedirler.(H.Yılmaz)- O, [bile bile] kendi uydurmalarını mı Allah'a isnad ediyor; yoksa bir deli mi?” Asla! [Peygamber'de hiçbir delilik yoktur;] ama ahirete inanmayanlar azaba gark olacak ve büyük bir sapkınlık içinde bulunacaklardır.(M.Esed)-"Allah'a karşı yalan mı düzüp uyduruyor, yoksa kendisinde bir delilik mi var?" Hayır, ahirete inanmayanlar, azabta ve uzak bir sapıklık içindedirler.(Mevdudi) -- Açıklama ( Gizle / Göster)
9-) Onlar gökten ve yerden önlerinde ve arkalarında bulunanı, (kendilerini her yandan kuşatan göğü ve yeri) görmüyorlar mı? Dilesek onları yere batırırız, ya da üzerlerine gökten parçalar düşürürüz. Şüphesiz bunda (Rabbine) yönelen her kul için bir ibret vardır.(S.Ateş)-Peki onlar, gökten ve yerden önlerinde ve arkalarında olan şeylere bir bakmazlar mı? Biz dilesek kendilerini yere geçiririz. Yahut gökten üzerlerine parçalar düşürürüz. Şüphesiz bunda yönelen [hakka gönül veren] her kul için bir ayet vardır. (H.Yılmaz)-Göğün ve yerin ne kadar az kısmının önlerine serildiğini, ne kadarının da gizlendiğini anlamazlar mı? [Yine anlamazlar mı ki] Biz dileseydik onları yerin dibine batırır, yahut göğü başlarına geçirirdik? Bütün bunlarda, [pişmanlık duyarak] O'na yönelen her [Allah'ın] kul[u] için bir ders vardır. (M.Esed)-Onlar, gökten ve yerden önlerinde ve arkalarında olanı görmüyorlar mı? Eğer biz dilersek, onları yerin-dibine geçirir ya da gökten üzerlerine parçalar düşürürüz. Hiç şüphe yok, bunda 'gönülden (Allah'a) yönelen' her kul için bir ayet vardır.(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
10-) Andolsun, Davud\a tarafımızdan bir üstünlük verdik: "Ey dağlar, onunla beraber tesbih edin. Ve ey kuşlar (siz de onun tesbihine katılın)!" (dedik) ve ona demiri yumuşattık:(S.Ateş)-Ve Ant olsun ki, Biz Davud’a tarafımızdan bir fazlalık ve kuşları verdik; “Ey dağlar! Onunla beraber dönün!” Ve onun için demiri yumuşattık: (H.Yılmaz)-VE [böylece] Biz Davud'u lütfumuzla onurlandırdık: “Siz ey dağlar! Onunla birlik olup Allah'ın yüceliğini terennüm edin! Ve [siz de] ey kuşlar!” Biz o'ndaki bütün sertliği ve katılığı yumuşattık (M.Esed)-Andolsun, biz Davud'a tarafımızdan bir fazl (üstünlük) verdik. "Ey dağlar, onunla birlikte (Beni tesbih edip) yankıyla ses verin" (dedik) ve kuşlarla da (aynısını emrettik). Ve ona demiri yumuşattık. (Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
11-) Geniş zırhlar yap, dokumasını ölçülü yap ve (hepiniz) iyi işler yapın. Çünkü ben yaptıklarınızı görmekteyim. diye (vahyettik).(S.Ateş)-Bol bol zırhlar yap ve biçimlemede ölçülendir.- Siz de sâlihi işleyin. Kesinlikle Ben yaptıklarınızı en iyi görenim.-(H.Yılmaz)-[ve o'na şu telkinde bulunduk:] “Güzel işleri çokça, hiçbir sınır gözetmeden yap ve onların düzenli akışına derin bir anlam kazandır”. Ve [böylece ey müminler, hepiniz] doğru ve yararlı işler yapınız: çünkü Ben bütün yaptıklarınızı görürüm! (M.Esed)-"Geniş zırhlar yap, (onları) düzenli bir biçime sok; ve hepiniz salih ameller yapın. Gerçekten ben, sizin yapmakta olduklarınızı görenim" (diye vahyettik). (Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
12-) Süleyman\a da, sabah gidişi bir ay(lık mesafe), akşam dönüşü bir ay(lık mesafe) olan rüzgarı boyun eğdirdik ve onun için katran (petrol) kaynağını da akıttık. Rabbinin izniyle cinlerin bir kısmı, onun önünde çalışırdı. Onlardan kim buyruğumuzdan sapsa, ona alevli azabı taddırırdık.(S.Ateş)-Süleyman için de, sabah gidişi bir ay, akşam dönüşü bir ay olan rüzgârı [boyun eğdirdik]; ve Biz erimiş bakır madenini ona sel gibi akıttık. Ve cinlerden eli altında Rabbinin izniyle iş görmekte olan kişileri [boyun eğdirdik]. Ve onlardan kim Bizim emrimizden çıkıp-sapacak olsa, ona çılgın ateşin azabından tattırdık.(H.Yılmaz)-BİZ rüzgarı Süleyman[ın emrin]e verdik: sabahki hareketi bir aylık yolculuk [mesafesinde], akşamki hareketi de bir aylık [mesafede tamamlanan] rüzgarı. Ve erimiş bakır menbaını o'nun buyruğu altında akıttık; görünmeyen varlıklardan bir kısmı [da] Rablerinin izniyle o'nun için çalış[maya mecbur kılın]dılar; ve hangisi emrimizden çıktıysa ona yakıcı ateşin azabını tattırırdık: (M.Esed)-Süleyman için de, sabah gidişi bir ay, akşam dönüşü bir ay (mesafe) olan rüzgâra (boyun eğdirdik); erimiş bakır madenini ona sel gibi akıttık. Onun eli altında Rabbinin izniyle iş görmekte olan bir kısım cinler de vardı. Onlardan kim bizim emrimizden çıkıp-sapacak olsa, ona çılgın ateşin azabından taddırırdık.(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
13-) Ona dilediği gibi kaleler, heykeller, havuzlar kadar (geniş) leğenler, sabit kazanlar yaparlardı.(S.Ateş)- Onlar, ona [Süleyman’a] mihraplar, timsaller [heykeller/resimler] ve havuzlar gibi çanaklar ve sabit kazanlardan her ne isterse yaparlar. -Ey Davud ailesi! Şükür için çalışın! Ama kullarım içinde şükreden de çok azdır! -(H.Yılmaz)-o'nun için isteğine göre mâbedler, heykeller, büyük tekneler kadar [geniş] havuzlar ve sağlamca tesbit edilmiş kazanlar yaptılar. [Ve dedik ki:] “Ey Davud kavmi, [Bana karşı] şükür (duygusu) içinde çalışın; ve [unutmayın ki] kullarım arasında [bile] hakkıyla şükredenler çok azdır!” (M.Esed)-Ona dilediği şekilde kaleler, heykeller, havuz büyüklüğünde çanaklar ve yerinden sökülmeyen kazanlar yaparlardı. "Ey Davud ailesi, şükrederek çalışın." Kullarımdan şükretmekte olanlar azdır. (Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
14-) (Süleyman\ın) Ölümüne hükmettiğimiz zaman, onun öldüğünü, ancak değneğini yiyen bir ağaç kurdu gösterdi. (Kurdun yemesiyle değnek çürüyüp de ona dayalı duran Süleyman) Yıkılınca (onun öldüğü anlaşıldı ve) anlaşıldı ki eğer cinler gaybı bilselerdi, o küçük düşürücü azab içinde kalmazlardı.(S.Ateş)-Ne zaman ki Biz onun ölümünü gerçekleştirdik, onun ölümüne onlara değneğini yiyen dabbetülarzdan [arz canlısından] başka hiçbir şey delâlet etmedi. [Onun öldüğünü onlara sadece değneğini yiyen dâbbetülarz [yer canlısı/ kurt] bildirdi/gösterdi yani anlamalarına sebep oldu]. Ne zaman ki yüz üstü yere düştü, ortaya çıktı ki: “Cinler o gaybı [Süleyman’ın bilmedikleri ölümünü] bilmiş olsalardı, o alçaltıcı azap [hasret, gurbet esaret, ağır işler, zincire vurulmuşluk] içinde kalmazlardı.”(H.Yılmaz)-[Süleyman da ölümü elbet tadacaktı; fakat] Biz o'nun ölümüne hükmettiğimiz zaman, asâsını kemiren kurttan başka öldüğünü gösteren bir işaret yoktu. Ve Süleyman devrilince açıkça ortaya çıktı ki, [o'nun emrindeki] görünmeyen varlıklar, kavrayışlarının ötesindeki gerçekliği bilmiş olsalardı o aşağılayıcı [hizmetçilik] azabı içinde [sıkıntıyla] yaşamaya devam etmezlerdi. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
15-) Andolsun (Kahtan oğlu, Ya\rub oğlu...) Sebe (oğulların)ın oturdukları yerlerde de bir ibret vardır: (O meskenler) Sağdan, soldan iki bahçe (ile çevrili idi. Onlara): "Rabbinizin rızkından yeyin de O'na şükredin! Hoş (bir) ülke, çok bağışlayan Rab!" (denilmişti).(S.Ateş)-Ant olsun ki, Sebe' kavmi için iskân ettikleri yerde bir ayet vardı: Sağdan ve soldan iki bahçe! -“Rabbinizin rızkından yiyin ve O'nun için şükredin [karşılığını ödeyin]! Ne güzel bir belde ve çok bağışlayıcı bir Rab!”-(H.Yılmaz)-SEBE’ halkı, [çekici güzellikler içindeki] yurtlarında [Allah'ın rahmetinin] bir işaretine sahiptiler; sağa ve sola doğru uzanan iki [geniş] bahçe, [onlara sanki şu çağrıyı yapıyordu:] “Rabbinizin size bahşettiği rızıktan yiyin ve O'na şükredin: ne güzel topraklar ve ne bağışlayıcı bir Rab!” (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
16-) Ama (şükürden) yüz çevirdiler; bu yüzden üzerlerine Arim selini gönderdik; onların iki bahçesini buruk yemişli, acı meyvalı ve içinde biraz da sedir ağacı bulunan iki bahçeye çevirdik.(S.Ateş)-Fakat onlar yüz çevirdiler [karşılığını vermediler]. Biz de üzerlerine Arim [barajların] selini salıverdik ve iki bahçelerini onlara buruk yemişli, ılgınlık ve içinde biraz da sidir ağacı bulunan iki bahçeye çevirdik. (H.Yılmaz)-Ama onlar [Bizden] yüz çevirip uzaklaştılar ve bu yüzden barajlarını yıkıp geçen, sahip oldukları [son derece verimli] iki bahçeyi sadece böğürtlen, ılgın ve birkaç tane [yabani] sedir ağacından ibaret (virane) bir bahçeye çeviren bir sel gönderdik:(M.Esed)-Ancak onlar yüz çevirdiler, böylece biz de onlara Arim selini gönderdik. Ve onların iki bahçesini, buruk yemişli, acı ılgınlı ve içinde az bir şey de sedir ağacı olan iki bahçeye dönüştürdük.(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
17-) Nankörlük ettiklerinden ötürü onları böyle cezalandırdık; biz nankörden başkasını cezalandırır mıyız? (S.Ateş)-Bu, onların küfretmeleri nedeniyle Bizim onları cezalandırmamızdır. Ve Biz sadece çok nankör olanları cezalandırırız. (H.Yılmaz)-hakikati inkar etmelerinden dolayı onları işte böyle cezalandırdık. Biz, nankörlük yapanlardan başkasını hiç cezalandırır mıyız? (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
18-) Onlarla, içinde bereketler yarattığımız kentler arasında, açıkça görünen kentler var ettik ve bunlar arasında yürümeyi takdir ettik: "Oralarda geceleri ve gündüzleri güven içinde yürüyün" (dedik).(S.Ateş)-Ve Biz onlarla o bereket verdiğimiz memleketler arasında, sırt sırta şehirler meydana getirmiştik. Ve onlara da muntazam gidiş geliş düzenledik: -Buralarda gecelerce ve gündüzlerce [sürekli] emniyet içinde gidin gelin!- (H.Yılmaz)-Biz, [o toplumun çöküşünden önce,] kutsadığımız şehirler ile onlar arasına birbirlerinin görüş mesafesinde bulunan [birçok] kasaba yerleştirdik; ve böylece [onlar için] seyahati kolaylaştırdık, [ve adeta] “Bu [topraklarda] hem geceleri hem de gündüzleri güven içinde seyahat edin!” [dedik]. (M.Esed)-Onlarla, mübarek kıldığımız kentler arasında, birbirinden görünen kentler yerleştirdik. Aralarında gidip gelmeyi kolaylaştırdık. Güven içerisinde oralarda gece ve gündüz gidip gelin dedik.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
19-) Rabbimiz, seferlerimizin arasını uzaklaştır (şehirlerimiz birbirine çok yakın, bunlarını arasını uzat da daha uzun mesafelere gidelim) dediler ve kendilerine zulmettiler. Biz de onları efsanelere çevirdik, onları darmadağın ettik. Şüphesiz bunda, sabreden, şükreden herkes için ibretler vardır.(S.Ateş)-Sonra da onlar: “Rabbimiz! Seferlerimizin arasını uzaklaştır” dediler ve nefislerine zulmettiler. Şimdi de Biz onları ehadis [efsaneler] kıldık ve tamamen didik didik dağıttık. Şüphesiz ki bunda tüm çok şükreden sabırlı için elbette ayetler vardır. (H.Yılmaz)-Buna rağmen onlar, “Rabbimiz seyahat menzillerimiz arasındaki mesafeyi uzattı!” dediler. Ve böylece kendi kendilerine zulmetmiş oldular. Biz de bunun üzerine onları [geçmişin] efsane[lerinden biri]si haline döndürdük ve darmadağın ettik. Kuşkusuz bunda, sıkıntılara göğüs geren ve [Allah'a] gönülden şükredenler için alınacak dersler vardır. (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
20-) Andolsun İblis, onlar hakkındaki zannını doğru çıkardı, inanan bir bölükten başka (hepsi) ona uydular.(S.Ateş)-İnananlardan bir gurup hariç, şeytan onlar hakkındaki amacını gerçekleştirdi.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-Ve ant olsun ki, İblis onlar hakkındaki zannını tasdik etti de müminlerden ibaret bir kesimden başkası ona [İblise] uydular.(H.Yılmaz)-Doğrusu İblis, onlar hakkında doğru söylemişti: çünkü [içlerindeki] bazı müminler hariç, tümü o[nun çağrısı]na uydular. (M.Esed)-Andolsun, İblis, kendileri hakkında zannını doğrulamış oldu, böylelikle, iman etmekte olan bir grup dışında onlar, ona uymuş oldular.(Mevdudi) -- Açıklama ( Gizle / Göster)
21-) Onun onlar üzerinde zorlayıcı bir gücü yoktu. Ancak ahirete inananı, ondan kuşkulanandan (ayırd edip) bilelim diye (ona bu fırsatı verdik). Rabbin her şeyi korumaktadır.(S.Ateş)-Hâlbuki onun [İblis] için, onlar üzerinde hiçbir sultan [kudret] yoktu. Fakat Biz ahirete imanı olanı, ondan şek içinde bulunandan [yeterli bilgisi olmayandan] ayırt edecektik. Ve senin Rabbin her şeyi iyice koruyandır. (H.Yılmaz)-Halbuki (İblis'in) onlar üzerinde hiçbir zorlayıcı gücü yoktu: [zaten İblis'e insanları baştan çıkarma izni vermişsek,] ahiretin varlığına [gerçekten] inananları ona şüphe ile bakanlardan kesin bir şekilde ayırd etmek için [vermişizdir]: çünkü Rabbin her şeyi görüp gözetendir. (M.Esed)-Oysa onun, kendilerine karşı hiç bir zorlayıcı-gücü yoktu; ancak biz ahirete iman edeni, ondan kuşku içinde olandan ayırdetmek için (ona bu imkânı verdik).36 Senin Rabbin, her şeyin üzerinde gözetici-koruyucu olandır.(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
22-) De ki: "Allah\tan başka (tanrı) sandığınız şeyleri çağırın, onlar ne göklerde ve ne de yerde zerre ağırlığınca bir şeye sahip değillerdir. Bu ikisi(nin yaratılmasında ve mülkü)nde bir ortaklıkları yoktur. Ve Allah'ın onlardan bir yardımcısı da yoktur."(S.Ateş)-De ki: “Allah'ın astlarından yanlış inandığınız kimselere yakarın. Onlar, göklerde ve yeryüzünde zerre ağırlığına malik olmazlar. Onlar için bu ikisinde [gökler ve yeryüzünde] herhangi bir ortaklık yoktur. O’nun için onlardan bir yardımcı da yoktur”. (H.Yılmaz)-DE Kİ: “Allah'tan başka [ilahî güçlere sahip olduğunu] zannettiğiniz [varlıkları] çağırın: (aslında) onların ne yerde ne gökte zerre kadar güçleri yoktur, ne buralar[ın yönetimin]de bir pay sahibidirler, ne de Allah kendisine onlar arasından bir yardımcı [seçmiştir]”. (M.Esed)-De ki: "Allah'ın dışında (tanrı diye) öne sürdüklerinizi çağırın: Onların göklerde ve yerde bir zerre ağırlığınca bile (hiç bir şeye) güçleri yetmez; onların bu ikisinde hiç bir ortaklığı olmadığı gibi, O'nun bunlardan hiç bir destekçi olanı da yoktur. (Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
23-) O\nun huzurunda, O'nun izin verdiği kimselerden başkasının şefa'ati fayda vermez. Nihayet onların yüreklerinden korku giderilince (birbirlerine): "Rabbiniz ne buyurdu?" derler. "Hakkı (buyurdu)" derler. O, yücedir, büyüktür.(S.Ateş)-O’nun nezdinde şefaat, sadece O’nun izin verdiği kimseye fayda verir. Nihayet kalplerinden dehşet giderildiği zaman: "Rabbiniz ne dedi?" derler. Onlar: "Hakkı” derler. Ve O, çok yücedir, çok büyüktür. (H.Yılmaz)-Allah katında, kendisinin izin verdikleri dışında hiç kimsenin şefaati fayda vermez: kalplerinden [Son Saat'in] korkusu atılınca onlar, [o yeniden dirilenler, birbirlerine dönüp] soracaklar: “Rabbiniz [sizin için] neye karar verdi?” Ötekiler, “Doğru ve hak edilmiş olana; O, yücedir ve büyüktür!” diye cevap verecekler. (M.Esed)-O'nun katında, kendisine izin verdiği kimsenin dışında şefaati yarar sağlamaz. En sonunda kalplerinden korku giderilince (birbirlerine:) "Rabbiniz ne buyurdu?" derler, "Hak olanı" derler. O, çok yüce olandır, çok büyük olandır.(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
24-) De ki: "Size göklerden ve yerden kim rızık veriyor?" De ki: "Allah, O halde ya biz veya siz, (ikimizden biri), doğru yol üzerinde veya açık bir sapıklık içindeyiz."(S.Ateş)-De ki: “Sizi göklerden ve yerden kim rızıklandırır?” De ki: “Allah! Ve şüphesiz ya biz, ya da siz kesinlikle bir hidayet üzerindeyiz veya açık bir sapıklık içindeyiz.” (H.Yılmaz)-De ki: “Göklerden ve yerden geçiminizi sağlayan kimdir?” De ki: “Allah'tır! O halde, ya biz [Allah'a inananlar]dan yahut siz [O'nun birliğini inkar edenler]den biri doğru yolda, (diğeri ise) açık bir sapıklık içindedir!” (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
25-) De ki: "Bizim işlediğimiz suçtan siz sorulacak değilsiniz; biz de sizin işlediğinizden sorumlu değiliz."(S.Ateş)-De ki: “Siz bizim yaptığımız günahlardan sorumlu tutulmazsınız. Biz de sizin yapıp durduklarınızdan sorumlu olmayız.” (H.Yılmaz)-De ki: “Ne siz bizim işlediğimiz suçtan dolayı hesaba çekileceksiniz, ne de biz sizin işlediklerinizden dolayı”. (M.Esed)-De ki: "Siz, bizim işlemiş bulunduğumuz suçtan sorulacak değilsiniz ve biz de sizin yapmakta olduklarınızdan sorulacak değiliz."(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
26-) De ki: "Rabbimiz (kıyamet günü), hepimizi bir araya toplayacak, sonra aramızdaki sorunu çözecektir. O sorunları en güzel çözümleyendir, bilendir."(S.Ateş)-De ki: “Rabbimiz aramızı bir araya getirecek, sonra da hak hükmü ile aramızı ayıracaktır. Ve O, Fettah’tır, Alîm’dir.(H.Yılmaz)-De ki: “Rabbimiz [Hesap Günü] hepimizi bir araya toplayacak ve sonra aramızda adaletle hüküm verecektir; O, hakikati apaçık ortaya koyan, her şeyi hakkıyla bilendir!” (M.Esed)-De ki: "Rabbimiz (kıyamet günü) bizi bir arada toplayacak, sonra da hak ile aramızı ayıracaktır. O, (gerçek hükmünü vererek hak ile batılın arasın) açandır, (her şeyi hakkıyla) bilendir."(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
27-) De ki: "O\na kattığınız ortakları bana gösterin (bakayım, onlar tanrı olabilirler mi?). Hayır (böyle şey olamaz.) Doğrusu O, galib, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah'tır." (S.Ateş)-De ki: “O'na ortaklar diye takıştırdıklarınızı bana gösterin bakayım! Hayır, hayır... Bilakis O, Azîz’dir, Hakîm’dir.”(H.Yılmaz)-De ki: “[Zihninizde] O'na ortak koştuğunuz [varlıklar]ı bana gösterin! Hayır hayır, [yalnız] O'dur kudret ve hikmet Sahibi!” (M.Esed)-De ki: "O'na (kulluk etmede) eklemekte olduğunuz ortakları bana gösterin. Asla (onlar ona gerçek ortak olamazlar); hayır, O, güçlü ve üstün olan, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah'tır." (Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
28-) Biz seni ancak bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik; fakat insanların çoğu bilmezler.(S.Ateş)-Ve Biz seni ancak bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik; velâkin insanların çoğu bilmiyorlar.(H.Yılmaz)-[EY MUHAMMED, sana gelince,] Biz seni insanlığa ancak bir müjdeci ve uyarıcı olman için gönderdik; fakat insanların çoğu [bunu] anlamazlar, (M.Esed)-Biz seni ancak bütün insanlara bir müjde verici ve uyarıcı-korkutucu olarak gönderdik. Ancak insanların çoğu bilmiyorlar.(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
29-) Diyorlar ki: "Doğru iseniz bu tehdid(ettiğiniz azap) ne zaman (olacak)?"(S.Ateş)-Ve onlar “Eğer siz doğrulardan iseniz bu vaat ettiğiniz ne zaman?” derler.(H.Yılmaz)-ve bu sebeple sorarlar: “Bu [yeniden dirilme ve yargılanma] vaadi ne zaman gerçekleşecek? Eğer doğruyu söylüyorsanız [ey müminler, buna cevap verin!]” (M.Esed)-Onlar: "Eğer doğru söyleyenler iseniz, bu va'd (ettiğiniz azab) ne zamanmış?" derler. (Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
30-) De ki: "Sizin için belirtilmiş bir gün vardır. Ondan ne bir sa\at geri kalırsınız, ne de ileri geçebilirsiniz." (S.Ateş)-De ki: “Size günün miadı [belirlenmiş zamanı] vardır ki, ondan ne bir saat geri kalabilirsiniz, ne de ileri geçebilirsiniz.” (H.Yılmaz)-De ki: “Sizin için belli bir gün tayin edilmiştir, ondan tek bir an ne geri kalabilirsiniz, ne de onu geçebilirsiniz”. (M.Esed)-De ki: "Sizin için belirlenmiş bir gün vardır ki, siz ondan ne bir an ertelenebilirsiniz, ne de (bir an) öne alınabilirsiniz." (Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
31-) İnkar edenler dediler ki: "Biz ne bu Kur\an'a, ne de bundan öncekilere inanırız." Sen o zalimleri, Rablerinin huzurunda tutuklanmış, birbirlerine söz atarlarken bir görsen: Zayıf düşürülenler, büyüklük taslayanlara: "Siz olmasaydınız, elbette biz inanan insanlar olurduk." diyorlar.(S.Ateş)-Ve şu, inkâr eden kimseler, “Biz kesin olarak bu Kur’an’a inanmayız, ondan öncekine de...” dediler. Sen o zulmedenleri, Rableri huzurunda tutuklanmış, sözü bazısının bazısına geri çevirdiğini bir görsen! Za’fa uğratılan kimseler, büyüklük taslayan kimselere, “Eğer sizler olmasaydınız, kesinlikle bizler mü'minler olurduk” diyecekler.(H.Yılmaz)-[Ama] hakikati inkara şartlanmış olanlar, “Biz ne bu Kur’an'a inanırız, ne de önceki vahiylerden bugüne kalanlara!” dediler. Sen [Hesap Günü] Rablerinin huzurunda suçu birbirlerinin üzerine atıp durdukları zaman bu zalimleri[n halini] bir görseydin! [Yeryüzünde] güçsüz olanlar küstahça böbürlenenlere: “Siz olmasaydınız kesinlikle inanmışlardan olurduk!” diyeceklerdir. (M.Esed)-Küfretmekte olanlar dedi ki: "Biz kesin olarak, ne bu Kur'an'a inanırız, ne de ondan önceki (indirile)ne." Sen o zulmetmekte olanları, Rableri huzurunda tutuklamış olarak bir görsen; sözü (suçlamaları) birbirlerine karşı evirip-çevirir (birbirlerine yöneltirler). Za'fa uğratılan (müstaz'af)lar, büyüklük taslayanlara derler ki: "Eğer sizler olmasaydınız, gerçekten bizler mü'min (kimse)ler olurduk."(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
32-) Büyüklük taslayanlar da zayıf düşürülenlere dediler ki: "Size hidayet geldiği zaman sizi ondan biz mi engelledik? Hayır, zaten siz kendiniz suç işliyordunuz."(S.Ateş)-Büyüklük taslayan kimseler, zayıf düşürülen kimselere: “Size kılavuz geldikten sonra, sizi ondan biz mi çevirdik? Bilakis, siz kendiniz suçlular oldunuz” derler. (H.Yılmaz)-Küstahça böbürlenenler ise güçsüzlere: “Nasıl olur? Doğru yol size açıkça gösterildikten sonra biz mi sizi [zorla] ondan alıkoyduk? Hayır, suçlu olan sizdiniz!” diyeceklerdir. (M.Esed)-Büyüklük taslayanlar, za'fa uğratılan (müstaz'af)lara dediler ki: "Size hidayet geldikten sonra, sizi biz mi ondan alıkoyduk? Hayır, siz (zaten) suçlu günahkarlardınız."(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
33-) Zayıf düşürülenler büyüklük taslayanlara: "Hayır, gece gündüz dolap (kurar, kötülük aşılardınız) Allah\a nankörlük etmemizi, O'na eşler koşmamızı bize emrederdiniz." dediler. Ve azabı gördüklerinde, içlerinde pişmanlıklarını gizlediler. Biz de o nankörlerin boyunlarına demir halkalar geçirdik. Yalnız yaptıklarıyle cezalanmıyorlar mı?(S.Ateş)-O zayıf düşürülen kimseler de o büyüklük taslayan kimselere: “Bilakis gecenin ve gündüzün tuzağı! Siz bize Allah’ı inkâr etmemizi ve O’na bir takım eşler kılmamızı emrediyordunuz” derler. Bunlar azabı gördükleri zaman pişmanlıklarını gizleyeceklerdir. Biz de o küfretmiş olan kimselerin boyunlarına demir halkalar geçirmişizdir. Onlar sadece yapmış olduklarının karşılığını görüyorlar.(H.Yılmaz)-Ama güçsüzler, küstahça büyüklük taslayanlara: “Hayır!” diyecekler. “[Bizi ondan alıkoyan, sizin] gece gündüz [Allah'ın mesajlarına karşı] yanlış ve yanıltıcı itirazlar geliştirmenizdi; [tıpkı] Allah'ı tanımamaya ve O'na rakip güçler bulunduğuna bizi ikna ettiğiniz (gibi)!” diyeceklerdir. Ve onlar [kendilerini bekleyen] azabı görünce [derin] pişmanlıklarını ifade etmeye imkan bulamayacaklar: çün-kü biz hakikati inkara şartlanmış olanların boyunlarına halkalar geçireceğiz. Bu, yaptıklarının [adil] bir karşılığı değil midir? (M.Esed)-Za'fa uğratılanlar da büyüklük taslayanlara: "Hayır, siz gece ve gündüz hileli düzenler (kurup) bizim Allah'ı inkâr etmemizi ve O'na eşler koşmamızı bize emrediyordunuz"53 dediler. Azabı gördüklerinde de pişmanlıklarını saklarlar; biz de küfredenlerin boyunlarına halkalar geçirdik. Onlar, yapmakta olduklarından başkasıyla mı cezalandırılacaklardı?(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
34-) Biz hangi ülkeye bir uyarıcı gönderdiysek mutlaka oranın varlıkla şımarmış kimseleri: "Biz, sizin gönderildiğiniz şeyi inkar ediyoruz" dediler.(S.Ateş)-Ve Biz herhangi bir memlekete uyarıcı gönderdikse, mutlaka oranın varlık ve güç sahibi şımarık önde gelenleri: “Biz sizin kendisiyle gönderildiğiniz şeyleri [mesajları] inkâr edicileriz” dediler.(H.Yılmaz)-Nitekim, ne zaman bir topluma uyarıcı gönderdiysek, toplumun sefahata dalmış olan kesimi, “[Sahip olduğunuzu iddia ettiğiniz] mesajınızın hak olduğunu inkar ediyoruz!” derler; (M.Esed)-Biz hangi ülkeye bir uyarıcı-korkutucu gönderdikse, mutlaka oranın 'refah içinde şımaran önde gelenleri': "Gerçekten biz, sizin kendisiyle gönderildiğiniz şeyi tanımıyoruz" demişlerdir.(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
35-) Ve dediler ki: "Biz malca ve evladça daha çoğuz, biz azaba uğratılacak değiliz."(S.Ateş)-Ve yine dediler ki: “Biz malca ve evlatça daha çoğuz ve biz azaba uğrayacaklardan değiliz.” (H.Yılmaz)-ve sonra eklerler, “Servet ve soy olarak biz [sizden daha] güçlüyüz, ve [bu gücümüz sayesinde] azaba uğratılmayacağız!” (M.Esed)-Ve: "Biz mallar ve evlatlar bakımından daha çoğunluktayız ve biz azaba uğratılacak da değiliz" de demişlerdir.(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
36-) De ki: "Rabbim dilediğine rızkı yayar ve (dilediğine) kısar; fakat insanların çoğu bilmezler, (sanırlar ki mal ve evlad çokluğu şeref ve büyüklük sebebidir.)" (S.Ateş)-De ki: “Şüphesiz benim Rabbim dilediği kimseye rızkını genişletir ve ölçülendirir. Fakat insanların çoğu bilmezler." (H.Yılmaz)-De ki: “Rabbim dilediğine bol rızık verir, [dilediğine] az: fakat insanların çoğu [Allah'ın yol ve yöntemlerini] anlamazlar”. (M.Esed)-De ki: "Şüphesiz benim Rabbim, rızkı dilediğine genişletir-yayar ve kısar da. Ancak insanların çoğu bilmiyorlar." (Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
37-) Ne mallarınız, ne de evladlarınız size katımızda bir yakınlık sağlar. Ancak inanıp faydalı iş yapanlar başka. Onlara yaptıklarının kat kat fazlası mükafat vardır ve onlar saraylarda güven (ve huzur) içindedirler.(S.Ateş)-Ve sizi huzurumuza yaklaştıracak olan, mallarınız ve evlatlarınız değildir. Ancak kim iman eder ve salihatı işlerse, işte onlar; kendileri için yaptıklarına karşı kat kat karşılık olanlardır. Ve onlar yüksek köşklerinde güven içindedirler. (H.Yılmaz)-Sizi Bize yaklaştıracak olan, ne zenginliğiniz, ne de çocuklarınızdır: yalnızca iman edip doğru ve yararlı işler yapanlar [Bize yakın olabilirler]; bu [gibi]leri, yaptıklarından dolayı çeşit çeşit ödüller beklemektedir ve onlar [cennet] köşkler[in]de (huzur ve) güven içinde yaşayacaklardır; (M.Esed)-Bizim katımızda sizi (bize) yaklaştıracak olan, ne mallarınız, ne de evlatlarınızdır; ancak iman edip salih amellerde bulunanlar başka. İşte onlar; onlar için yaptıklarına karşılık olmak üzere kat kat mükâfat vardır ve onlar yüksek köşklerinde güven içindedirler.(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
38-) Ayetlerimizi etkisiz kılmağa çalışanlara gelince, onlar da azabın içine getirileceklerdir.(S.Ateş)-Ve şu, ayetlerimiz hakkında aciz bırakmak için yarışanlar; azap içinde hazır edilenlerdir.(H.Yılmaz)- mesajlarımızı etkisiz kılmak için çaba gösterenler ise azapla yüzyüze geleceklerdir.(M.Esed) -- Açıklama ( Gizle / Göster)
39-) De ki: "Rabbim kullarından dilediğine rızkı yayar ve ona (tekrar rızkı) kısar. Siz Allah için ne verseniz, Allah onun yerine başkasını verir. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır."(S.Ateş)-De ki: “Şüphesiz benim Rabbim kullarından dilediği kimse için rızkını hem genişletir ve onun için ölçülendirir. Ve siz her ne şeyden infak ederseniz hemen O, arkasını getirir. Ve O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.” (H.Yılmaz)-De ki: “Rabbim, kullarından dilediğine bol rızık verir, dilediğine az; ve başkaları için ne harcarsanız yerini [daima] doldurur: çünkü O, rızık verenlerin en hayırlısıdır”. (M.Esed)-De ki: "Şüphesiz benim Rabbim, kullarından rızkı dilediğine genişletir-yayar ve ona kısar da. Her neyi infak ederseniz, O (Allah), onun yerine bir başkasını verir; O, rızık verenlerin en hayırlısıdır."(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
40-) O gün, onların hepsini bir araya toplar, sonra meleklere: "Bunlar size mi tapıyorlardı?" der.(S.Ateş)-Ve o gün O [Allah], onları hep birlikte toplayacak, sonra meleklere: “Şunlar mı size tapıyorlardı?” diyecektir.(H.Yılmaz)-[Hakikati inkara şartlanmış olanlara gelince,] Allah bir gün onların hepsini toplayacak ve meleklere soracaktır: “Bunların ibadet ettikleri siz miydiniz?” (M.Esed)-O gün, onların hepsini bir arada toplayacak (haşredecek), sonra meleklere diyecek ki: "Size tapmakta olanlar bunlar mıydı?"(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
41-) (Melekler) derler ki: "Sen yücesin, bizim velimiz (koruyucumuz) onlar değil, sensin. Hayır, onlar cinMelekler) Derler ki: "Sen yücesin, bizim velimiz sensin,62 onlar değil. Hayır, onlar cinlere tapmaktaydı ve çoğu onlara iman etmişlerdi."(Mevdudi)lere tapıyorlardı. Çokları onlara inanıyorlardı."(S.Ateş)-Onlar: “Seni tenzih ederiz. Onlara karşı bizim velimiz Sensin. Bilakis onlar cinlere tapıyorlardı. Çoğu onlara inananlardı” dediler.(H.Yılmaz)-Melekler: “Sen, kudret ve egemenliğinde eksiksiz ve kusursuzsun!” derler, “Bize yakın olan [yalnız] Sensin, onlar değil! Hayır, onlar [bize ibadet ettiklerini zannettikleri zaman, aslında] duyuları ile kavrayamadıkları güçlere [körcesine] tapıyorlardı; çoğu onlara inanmıştı”.(M.Esed)--- Açıklama ( Gizle / Göster)
42-) O gün birinizin, diğerine ne bir fayda, ne de zarar vermeğe gücü yeter. Biz zulmedenlere: "Yalanlamakta olduğunuz ateş azabını tadın!" deriz.(S.Ateş)-Artık bu gün bazınız bazınıza yarar ve zarara malik olmaz. Ve Biz o zulmetmiş [şirke batmış] kişilere: “Tadın bakalım o kendisini yalanlayıp durduğunuz ateşin azabını!” deriz. (H.Yılmaz)-Ve [o Gün Allah şöyle seslenecektir]: “Siz [yaratılmışlar]dan hiç biri bugün bir başkasına fayda veya zarar verecek güce sahip değildir!” Ve [o Gün] haksızlık yapanlara: “Yalanladığınız ateşin azabını [şimdi] tadın bakalım!” diyeceğiz.(M.Esed) -- Açıklama ( Gizle / Göster)
43-) Onlara açık açık ayetlerimiz okunduğu zaman dediler ki: "Bu, sadece sizi babalarınızın taptığı(tanrılar)dan çevirmek isteyen bir adamdan başka bir şey değildir." Ve o nankörler dediler ki: "Bu, uydurulmuş bir yalandan başka bir şey değildir." Ve kendilerine gelen hakkı inkar edenler: "Bu, apaçak bir büyüdür, başka bir şey değildir" dediler.(S.Ateş)-Ve kendilerine açık deliller halinde ayetlerimiz okunduğu zaman onlar: “Bu, başka değil, sadece sizi atalarınızın taptığı tanrılardan men etmek isteyen bir adamdır” dediler. Ve: “Bu [Kur'ân] uydurulmuş bir iftiradan başka bir şey değildir” dediler. O küfretmiş olan kimseler kendilerine hak geldiği zaman: “Şüphesiz bu apaçık bir sihirden başka bir şey değildir” dediler.(H.Yılmaz)-Mesajlarımız onlara bütün açıklığıyla aktarıldığında, [hakikati inkara şartlanmış olanlar birbirlerine,] “Bu [Muhammed] sizi atalarınızın taptıklarından vazgeçirmeye çalışan biridir sadece!” derler. Ve “Bu [Kur’an, insan tarafından] uydurulmuş bir safsatadan başka bir şey değildir!” d(iye ekl)erler. Ve [son olarak,] hakikati inkara kalkışanlar, hakikat kendilerine ulaştığında, onun için, “Bu, büyüleyici güzel bir sözden başka bir şey değil!” derler.(M.Esed)
44-) Halbuki biz onlara okuyacakları bir Kitap vermemiştik ve senden önce onlara bir uyarıcı göndermemiştik.(S.Ateş)-Ve Biz onlara öyle ders görecekleri kitaplardan vermedik. Kendilerine senden önce bir uyarıcı göndermedik de.(H.Yılmaz)-Oysa [ey Muhammed,] Biz onlara ne başvuracakları vahiyler göndermişizdir, ne de senden önce bir uyarıcı. (M.Esed)-Oysa biz onlara ders alacakları kitaplar vermemiştik ve kendilerine senden önce bir uyarıcı-korkutucu da göndermemiştik.(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
45-) Bunlardan önceki(millet)ler de yalanlanmışlardı. Bunlar, onlara verdiklerimizin onda birine bile erişmemişlerdir. (Onlara o kadar ni\met verdiğim halde yine) elçilerimi yalanladılar. Ama benim de (onları) inkarım nasıl oldu, (onları nasıl mahvettim)!?(S.Ateş)-Onlardan önceki kimseler de yalanlamışlardı. Hem bunlar, onlara verdiklerimizin onda birine/binde birine bile erememişlerdi. Buna rağmen elçilerimi yalanladılar. Peki, Beni inkâr ediş nasıl oldu? (H.Yılmaz)-. Onlardan önce yaşamış olanlar[ın çoğu] da, böylece hakikati yalanlamışlardı; bu [eski toplumlar], [kendilerinden sonraki kuşaklara] tevdî ettiğimiz [hakikatin kanıtlarının] onda birine bile sahip olmadıkları halde yine de elçilerimizi yalanladıklarında, Benim onları yok saymam ne korkunç oldu! (M.Esed)-Kendilerinden öncekiler de yalanladı. Oysa bunlar, öbürlerine verdiklerimizin onda birine bile ulaşamamışlardı. Buna rağmen peygamberlerimi yalanladılar; ancak benim de (onları) inkârım (yıkıma uğratmam) nasıl oldu? (Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
46-) De ki: "Size bir şeyi öğütleyeyim: \Allah için, ikişer ikişer ve teker teker durup düşününüz! Arkadaşınızda delilikten eser yoktur. O, çetin bir azabın arefesinde sizin için bir uyarıcıdır." (S.Ateş)-De ki: “ Ben size sadece bir tek; Allah için ikişer ikişer, üçer üçer ve teker teker kalkmanızı, sonra da arkadaşınızda [Muhammed’de] delilikten bir şey olmadığını, onun, sadece şiddetli bir azabın önünde, sizi sakındıracak bir uyarıcı olduğunu düşünmenizi öğütlüyorum.” (H.Yılmaz)-De ki: “Size bir tek öğüdüm var: ister başkalarıyla birlikte iken ister yalnız, Allah'ın huzurunda [bulunduğunuzun bilincinde] olun ve sonra kendi kendinize, [bu elçi olarak görevlendirilen] arkadaşınızda bir delilik olmadığını düşünün: O, yaşayacağınız şiddetli azaba karşı sizi uyarmaktan başka bir şey yapmıyor.” (M.Esed)-De ki: "Size bir tek öğüt veriyorum: -Allah için ikişer ikişer ve teker teker kıyam etmeniz, sonra düşünmeniz; sizin sahibiniz (veya arkadaşınız olan peygamber)de hiç bir delilik yoktur. O, sizi şiddetli bir azabın öncesinde yalnızca uyarıp-korkutandır." (Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
47-) De ki: "Ben sizden bir ücret istemişsem, o sizin olsun. Benim ücretim yalnız Allah\a aittir. O her şeye şahiddir'." (S.Ateş)-De ki: “Benim sizden istediğim ücret; işte o sizin içindir [sizin Allah’a yaklaşmanızdır]. Benim ecrim ancak Allah'a aittir. Ve O, her şeye şahittir.” (H.Yılmaz)-De ki: “Sizden herhangi bir kar-şılık istemiş değilim: Benim [hak ettiğim] karşılığı ancak Allah verir ve O her şeye şahittir!” (M.Esed)-De ki: "Ben sizden bir ücret istemişsem, artık o sizin olsun.68 Benim ecrim (ücretim), yalnızca Allah'a aittir. O, her şeye şahid olandır." (Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
48-) De ki: "Rabbim gerçeği, (dilediği kulunun kalbine) atar. (O) gaybleri bilendir."(S.Ateş)-De ki: “Şüphesiz benim Rabbim, hakkı yerli yerine koyar. O, gaybları en iyi bilendir.” (H.Yılmaz)-De ki: "Şüphesiz Rabbim hakkı (batılın yerine veya dilediği kimsenin kalbine) koyar. O, gaybleri bilendir.(Mevdudi)-De ki: “Rabbim, kuşkusuz, [yalan ve sahte olana karşı] değişmez gerçeği ortaya koyacaktır; O, yaratılmışların kavramaktan aciz oldukları her şeyi hakkıyla bilir!” (M.Esed)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
49-) De ki: "Hak geldi, artık batıl ne bir şey ortaya çıkarabilir, ne de geri getirebilir. (O tamamen yok olup gitmiştir)." (S.Ateş)-De ki: “Hak [Kur’an/ Kur’an’ın içerdiği gerçekler] geldi. Ve batıl başlatamaz ve geri getiremez.” (H.Yılmaz)-De ki: “Değişmez gerçek, şimdi [bütün açıklığıyla] ortaya çıkmıştır, [yalan ve sahte olan ise sönüp gitmeye mahkumdur ], çünkü sahte ve yalan, ne yeni bir şey getirebilir, ne de [geçip gitmiş olanı] geri döndürebilir”. (M.Esed)
50-) De ki: "Eğer saparsam, kendi zararıma sapmış olurum. Eğer yolu bulursam, bu da Rabbimin bana vahyettiği (Kur\an) sayesindedir. Şüphesiz O, işitendir, yakındır." (S.Ateş)-De ki: “Eğer ben sapmışsam, artık yalnızca kendi zararıma saparım. Ve eğer hidayeti bulmuşsam, bilinmeli ki Rabbimin bana vahiy vermesiyledir. Şüphesiz O, Semi’’dir, Karîb’dir.” (H.Yılmaz)-De ki: “Eğer sapkınlığa düşmüş olsaydım [kendi yüzümden ve] kendi aleyhime sapmış olurdum; ama eğer doğru yoldaysam, yalnızca Rabbimin bana vahyi sayesindedir: kuşkusuz O, en yakın olan, her şeyi işitendir!” (M.Esed)-De ki: "Eğer ben sapacak olsam, artık kendi nefsim aleyhine sapmış olurum; eğer hidayeti bulacak olsam, bu da Rabbimin bana vahyetmekte olduğu (Kur'an) sayesindedir. Hiç şüphe yok O, işitendir, yakın olandır.(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
51-) Telaşa düştükleri zaman (onları) bir görsen: Hiçbiri kurtulamaz, yakın yerden yakalanmışlardır.(S.Ateş)-Ve sen onları korkuya kapıldıkları zaman bir görsen; artık kaçamak yoktur. Ve yakın bir yerden yakalanmışlardır. (H.Yılmaz)-SEN, [Kıyamet Günü, hakikati inkar edenlerin,] -can damarlarından yakalandıkları için- kaçacak bir yer bulamayıp korkuyla büzüldükleri [anki halleri]ni bir görsen; (M.Esed)-Sen onları korkuya kapıldıklarında bir görsen. Artık hiç bir kaçış yoktur ve yakın bir yerden yakalanıvermişlerdir.(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
52-) Ona inandık demektedirler, ama uzak yerden (ta dünyadan imanı) nasıl alabilsinler?(S.Ateş)-Ve onlar: “O’na iman ettik” dediler. Fakat onlar için uzak bir yerden el sunmak [ulaşabilmek] nerede? (H.Yılmaz)-ve [görsen, nasıl] “Biz [şimdi] ona inandık!” diye yalvarırlar!” Fakat nasıl bu kadar uzaktan [kurtuluşa] ere[ceklerini ümit ede]bilirler? (M.Esed)-"Biz O'na iman ettik" derler; ancak onlara uzak bir yerden (ahiretten imana) el uzatmak nerede?(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
53-) Oysa daha önce onu inkar etmişlerdi. Uzak yerden görülmeyene taş atıyorlardı.(S.Ateş)-Hâlbuki daha önce [dünyada] O’nu kesin inkâr etmişlerdi. Uzak bir yerden gayba atıp tutuyorlardı.(H.Yılmaz)-Halbuki önceleri hakikati inkara kalkışmışlar ve insan kavrayışının ötesindeki bazı şeylere uzaktan dil uzatmışlardı. (M.Esed)-Oysa daha önce onu inkâr etmişlerdi; onlar uzak bir yerden gayba atıp tutuyorlardı (dil uzatıyorlardı).(Mevdudi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
54-) Tıpkı bundan önce benzerlerine yapıldığı gibi, kendileriyle arzu ettikleri şey arasına perde çekildi. Doğrusu, onlar katmerli bir kuşku içindedirler.(S.Ateş)-Artık tıpkı bundan önce benzerlerine yapıldığı gibi, kendileriyle arzularının arasına set çekilmiştir. Şüphesiz onlar endişe veren bir şüphe içinde idiler.(H.Yılmaz)-Böylece, kendileri ile istek ve özlemleri arasına bir set çekilecektir, tıpkı onlardan önce yaşayıp gitmiş olanlara yapıldığı gibi: çünkü ötekiler [de] şüpheye varan bir tereddüt içinde boğulup gitmişlerdi. (M.Esed)-Bundan önce de benzerlerine yapıldığı gibi, kendileri ile arzuladıkları iman arasına engel konulacak, Çünkü onlar, derin şüphe içindeydiler. (B.Bayraklı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)