Sayfanın başına git
Önceki Sayfa
Ana Sayfa
Kur'an Ne Diyor
" 52. De ki: “Bize [olması mümkün] iyiler iyisi iki şeyden birisi değil de, ille de [kötü] bir şey olmasını mı umup gözlüyorsunuz? Fakat, bilin ki, sizin kadar biz de gözlüyoruz, Allah'ın [ya] kendi katından ya da bizim elimizle sizi bir azaba uğratmasını! O halde, umutla gözleyin; bilin ki, biz de sizinle birlikte gözleyeceğiz!” " ( Tevbe - 52.Ayet) ( Ayeti incele )
 
 
 
Fetih
1-) Biz sana apaçık bir fetih verdik.(S.Ateş)- Şüphesiz, biz sana apaçık bir fetih verdik.(Mevdudi)- GERÇEK ŞU Kİ [ey Muhammed,] Biz senin için apaçık bir zaferin önünü açtık,(M.Esed)-Ey Muhammed! Hiç kuşkusuz, Biz sana, tüm insanlığı cehaletten kurtarmak için, apaçık bir medeniyet ufku açtık. (M.Sağ)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
2-) Ki Allah, senin geçmiş ve gelecek günahını bağışlasın (bütün tasalarını gidersin) ve sana olan ni'metini tamamlasın ve seni doğru bir yola iletsin. (S.Ateş)- Öyle ki Allah, senin geçmiş ve gelecek (her) günahını bağışlasın, üzerindeki nimetini tamamlasın ve seni dosdoğru bir yola yöneltip-iletsin. (Mevdudi)- böylece Allah, senin hem geçmişte hem de gelecekteki bütün hatalarına karşı bağışlayıcılığını gösterecek; ve [böylece] bütün nimetlerini sana verecek ve seni dosdoğru bir yola sevk edecektir; (M.Esed)-Allahın senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlaması, sana olan nimetini tamamlaması ve seni dosdoğru yola ulaştırması için.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
3-) Ve Allah sana şanlı bir zafer versin.(S.Ateş)- Ve Allah, sana 'üstün ve onurlu' bir zaferle yardım etsin.(Mevdudi)- Ve Allah sana güçlü yardım elini uzatacaktır. (M.Esed)-Ve yine sana, benzerine az rastlanan bir yardımda bulunulması için.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
4-) O, imanlarına iman katsınlar diye mü'minlerin kalblerine huzur indirdi. Göklerin ve yerin askerleri Allah'ındır. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (S.Ateş)- Mü'minlerin kalplerine sükünet indirdi6 ki imanlarına iman katsınlar.7 Göklerin ve yerin orduları O'nundur. O Allah her şeyi bilendir. Ve hikmet sahibidir.(Mevdudi)- Müminlerin kalplerine sükûnet bağışlayan O'dur, ki göklerin ve yerin bütün güçlerinin Allah'a ait bulunduğunu ve Allah'ın her şeyi bilen ve gerçek hikmet Sahibi olduğunu görerek, imanlarını daha da sağlamlaştırabilsinler; (M.Esed)- O, kendi imanları ile birlikte, imanca fazlalaşsınlar diye mü’minlerin kalplerine kalbi teskin eden güven ve yatışma duygusu; moral indirendir. Göklerin ve yerin orduları da yalnızca Allah'ındır. Ve Allah en iyi bilendir, en iyi yasa koyandır.(H.Yılmaz)-İnananların imanlarını kat kat artırmaları için, Allah onların kalplerine huzur ve güven indirdi. Göklerin ve yerin orduları Allahındır. Allah her şeyi bilendir, bilgedir.(M.Sağ)- İmanlarına iman katmak için, müminlerin kalblerine huzur ve sükunet indiren O'dur. Göklerin ve yerin askerleri Allahındır. Allah, herşeyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.(Taberi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
5-) (Allah işini böyle hikmetle çevirir, mü'minlerin gönüllerine huzur verir, onlara görünmez askerleriyle yardım eder) Ki inanan erkekleri ve inanan kadınları, altlarından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere soksun, onların kötülüklerini de örtsün. Gerçekten bu, Allah katında büyük bir başarıdır. (S.Ateş)- (Bütün bunlar,) Mü'min erkekleri ve mü'min kadınları, içinde ebedi kalıcılar olmak üzere, altından ırmaklar akan cennetlere sokması ve onların kötülüklerini örtüp-bağışlaması içindir. İşte bu, Allah katında 'büyük kurtuluş ve mutluluktur.(Mevdudi)- Ve Allah, mümin erkek ve kadınları, mesken olarak, içinden ırmakların geçtiği bahçelere kabul etsin ve [geçmişte işledikleri kötü] fiilleri silsin: bu, Allah katında gerçekten büyük bir kurtuluştur.(M.Esed)-Ve Allah, inanan erkekleri ve inanan kadınları, içinden ırmaklar akan cennetlere, sonsuza dek kalmak üzeri orduları Allahındır. Allah her şeyi bilendir, bilgedir. (M.Sağ)- Allah, bu fethi sana, îman eden erkeklerle kadınları, içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan cennetlere koymak ve yaptıkları kötülükleri silmek için ihsan etti. İşte bu, Allah nezdinde büyük bir kurtuluştur.(Taberi)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
6-) Allah hakkında kötü zanda bulunan münafık erkeklere ve münafık kadınlara; (Allah'a) ortak koşan erkeklere ve ortak koşan kadınlara da azabetsin. (Onların, müslümanlar için istedikleri) Kötü olaylar, kendi başlarına gelsin. Allah, onlara gazabetmiş, onları la'netlemiş ve onlara cehennemi hazırlamıştır. Orası da ne kötü bir yerdir! (S.Ateş)- Bir de; kötü bir zan ile zanda bulunmakta olan münafık erkeklerle münafık kadınları ve müşrik erkeklerle müşrik kadınları azablandırması için. O kötülük çemberi, tepelerine insin. Allah, onlara karşı gazablanmış, onları lanetlemiş ve onlara cehennemi hazırlamıştır. Varacakları yer ne kötüdür.(Mevdudi)- Ve [Allah] ikiyüzlü erkek ve kadınları ve Allah'tan başkasına ilahlık yakıştıran erkek ve kadınları [öteki dünyada] azaba uğrat[mayı dile]miştir: bunların tümü Allah hakkında kötü, uygunsuz düşünceler taşırlar. Kötülük onları her taraftan kuşatır ve Allah'ın gazabına uğrarlar: O, [rahmetinden] onları dışlamış ve onlar için cehennemi hazırlamıştır: ne kötü bir varış yeridir orası! (M.Esed)-Ve yine Allah hakkında yanlış düşünceler besleyen iki yüzlü erkek ve kadınları, ortak koşan erkek ve kadınları cezalandırması için, kötülük onların başlarına gelsin! Allah onlara kızmış, onları lanetlemiş ve onlar için cehennemi hazırlamıştır. Orası ne kötü bir dönüş yeridir!. (Ö.Dumlu-H.Elmalı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
7-) Göklerin ve yerin askerleri Allah'ındır. Allah azizdir, hakimdir.(S.Ateş)- Göklerin ve yerin orduları, Allah'ındır. Allah, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.(Mevdudi)- Göklerin ve yerin bütün güçleri Allah'a aittir: ve Allah kudret Sahibidir, hikmet Sahibidir! (M.Esed)- Göklerin ve yeryüzünün orduları da Allah'ındır. Allah azîz'dir, hakîm'dir.(H.Yılmaz)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
8-) Biz seni, şahid, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.(S.Ateş)- Şüphesiz, biz seni bir şahid, bir müjde verici ve bir uyarıcı-korkutucu olarak gönderdik. (Mevdudi)- GERÇEK ŞU Kİ [ey Muhammed,] Biz seni [hakikatin] bir şahidi, bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik(M.Esed)-Kuşkusuz Biz seni bir tanık, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. (Ö.Dumlu-H.Elmalı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
9-) Ki Allah'a ve Resulüne inanasınız, O'nu(n dinini) destekleyesiniz. Ona saygı gösteresiniz ve sabah akşam O'nu tesbih ed(ip şanını yücelt)esiniz... (S.Ateş)- Ki Allah'a ve Resulüne iman etmeniz, onu savunup-desteklemeniz, onu en içten bir saygıyla-yüceltmeniz ve sabah-akşam O'nu (Allah'ı) tesbih etmeniz için. (Mevdudi)- ki siz [ey insanlar,] Allah'a ve Elçisi'ne inanasınız, O'nun izzetini takdir edesiniz, O'na saygı gösteresiniz ve sabahtan akşama O'nun şanını yüceltesiniz.(M.Esed)-Allaha ve Peygambere inanmanız, ona saygı göstermeniz ve onu desteklemeniz ve Allaha sabah akşam övgüyle anmanız için.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
10-) Sana bi'at edenler (İslam uğrunda ölünceye kadar savaşmak üzere sana söz verenler), gerçekte Allah'a bi'at etmektedirler. Allah'ın eli, onların ellerinin üzerindedir. Kim ahdini bozarsa, kendi aleyhine bozmuş olur. Ve kim Allah'a verdiği sözü tutarsa Allah ona büyük bir mükafat verecektir.(S.Ateş)- Şüphesiz, sana biat edenler, ancak Allah'a biat etmişlerdir. Allah'ın eli, onların ellerinin üzerindedir. Şu halde, kim ahdini bozarsa, artık o, ancak kendi aleyhine ahdini bozmuş olur. Kim de Allah'a karşı verdiği ahdine vefa gösterirse, artık O da, ona büyük bir ecir verecektir.(Mevdudi)- Sana bağlılıklarını bildirenler, Allah'a bağlılıklarını göstermiş olurlar: Allah'ın eli onların elleri üzerindedir. O halde, kim ahdini bozarsa yalnızca kendi aleyhine bozmuş olur: ve kim Allah'a karşı taahhüdüne uyarsa [Allah] ona büyük bir ödül ihsan edecektir. (M.Esed)- Şüphesiz, şu, sana bağlılık yemini eden kimseler, ancak Allah'a biat etmektedirler. Allah'ın eli [gücü; nimetleri, yardımları] onların ellerinin [güçlerinin; yardımlarının, hizmetlerinin] üzerindedir. O nedenle, kim sözünden dönerse, artık sadece kendisi aleyhine olmak üzere dönmüştür. Kim de Allah'a verdiği ahde vefa gösterirse, Allah ona hemen büyük bir ödül verecektir. (H.Yılmaz)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
11-) Göçebe Araplardan geri bırakılanlar, sana diyecekler ki: "Mallarımız ve çocuklarımız bizi, (seninle beraber gelmekten) alıkoydu. Bizim için mağfiret dile." Onlar, dilleriyle kalblerinde olmayan bir şeyi söylüyorlar. De ki: "Allah size bir zarar vermek istemiş, yahut size bir yarar vermek istemiş olsa Allah'ın, sizin için dilediğine kim engel olabilir? Hayır, Allah yaptıklarınızı haber almaktadır." (S.Ateş)- Bedevilerden geride bırakılanlar, sana diyecekler ki: "Bizi mallarımız ve ailelerimiz meşgul etti. Bundan dolayı bizim için mağfiret dile." Onlar, kalplerinde olmayan şeyi dilleriyle söylüyorlar. De ki: "Şimdi Allah, size bir zarar isteyecek ya da bir yarar dileyecek olsa, sizin için Allah'a karşı kim herhangi bir şeyle güç yetirebilir? Hayır, Allah, yapmakta olduklarınızı haber alandır." (Mevdudi)- Geride kalan bedevîler sana: “Mallarımız ve ailelerimiz[e bakma mecburiyeti] bizi (gelmekten) alıkoydu: öyleyse [ey Muhammed,] Allah'tan bizim için mağfiret dile!” diyecekler. [Böylece] onlar kalplerinde olmayan bir şeyi dile getiriyorlar. De ki: “Allah size bir zarar vermek veya yarar sağlamak isterse, kim Allah'ın istediği bir şeyi geri çevirebilir? Hayır, (kimse çeviremez,) ama Allah yaptıklarınızdan tamamiyle haberdardır! (M.Esed)- Bedevî Araplardan geri bırakılmış olanlar, sana yakında, “Mallarımız ve ailelerimiz bizi meşgul etti [alıkoydu]. Hadi Allah'tan bizim bağışlanmamızı dile” diyeceklerdir. Onlar, kalplerinde olmayanı dilleriyle söylerler. De ki: “Allah size bir zarar dilediyse veya bir fayda dilediyse O'na karşı kimin bir şeye gücü yetebilir? Bilakis Allah, yaptıklarınıza haberdardır.” (H.Yılmaz)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
12-) Herhalde siz sandınız ki Elçi ve mü'minler, bir daha ailelerine dönmeyecekler. Bu (düşünce) gönüllerinizde süslendirildi, (size güzel gösterildi,) kötü zanda bulundunuz ve helaki hak etmiş bir topluluk oldunuz. (S.Ateş)- Hayır, siz peygamberin ve mü'minlerin, ailelerine ebedi olarak bir daha dönmeyeceklerini zannettiniz; bu, sizin kalplerinizde çekici kılındı ve kötü bir zan ile zanda bulundunuz da, yıkıma uğramış bir kavim oldunuz. (Mevdudi)- Siz zannettiniz ki Elçi ve müminler bir daha ailelerine ve akrabalarına dönemeyecekler: ve bu, kalplerinize güzel göründü. Siz [bu tür] haince düşüncelere kapıldınız, çünkü her zaman güzelliklerden yoksun bir topluluk oldunuz!” (M.Esed)- Aslında siz Elçi ve mü’minlerin, ehllerine [ailelerine, yakınlarına] ebediyyen geri dönmeyeceklerini sanmıştınız. Bu sizin gönüllerinize de güzel göründü. Ve siz kötü zannda bulundunuz ve helâk olmuş bir toplum oldunuz.(H.Yılmaz)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
13-) Kim Allah'a ve Elçisine inanmazsa bilsin ki, biz, kafirler için alevli bir ateş hazırlamışızdır. (S.Ateş)- Kim Allah'a ve Rasulüne iman etmezse, (bilsin ki) gerçekten biz, kâfirler için çılgınca yanan bir ateş hazırlamışızdır. (Mevdudi)- Allah'a ve Elçisi'ne inanmayanlara gelince, Biz bu tür bütün hakikat inkarcıları için yakıcı bir ateş hazırlamışızdır! (M.Esed)- Ve kim Allah'a ve Elçisi'ne iman etmezse, bilsin ki şüphesiz Biz, kâfirler için saîr'i [çılgın bir ateşi] hazırlamışızdır. (H.Yılmaz)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
14-) Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. O, dilediğini bağışlar, dilediğine azab eder. Allah bağışlayandır, esirgeyendir. (S.Ateş)- Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır; dilediğine mağfiret eder, dilediğini azablandırır. Allah, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.(Mevdudi)- Göklerin ve yerin hakimiyeti Allah'ındır: O, dilediğini bağışlar, dilediğini azaba uğratır; ve O, gerçekten çok bağışlayıcıdır, bir rahmet kaynağıdır.(M.Esed)- Ve göklerin ve yeryüzünün hükümranlığı Allah'ındır. O, dilediğini bağışlar dilediğini azaplandırır. Ve Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.(H.Yılmaz)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
15-) O geri bırakılanlar, ganimetleri almak için gittiğiniz zaman: "Bizi bırakın, sizinle beraber gelelim," diyecekler. Onlar, Allah'ın sözünü değiştirmek istiyorlar. De ki: "Siz, bizimle gelemezsiniz. Allah, önceden böyle buyurdu." Onlar: "Bizi çekemiyorsunuz" diyecekler. Hayır, onlar, pek az anlarlar. (S.Ateş)- Geride bırakılanlar, siz ganimetleri almaya gittiğiniz zaman diyeceklerdir ki: "Bizi bırakın da sizi izleyelim." Onlar, Allah'ın kelâmını değiştirmek istiyorlar. De ki: "Siz, kesin olarak bizim izimizden gelmezsiniz. Allah, daha evvel böyle buyurdu." Bunun üzerine: "Hayır, bizi kıskanıyorsunuz" diyecekler. Hayır, onlar pek az anlayanlardır.(Mevdudi)- Siz [ey müminler,] ganimet vaad eden bir savaşa katılmak için yola çıktığınız zaman [daha önce] geride kalmış olanlar: “Bırakın sizinle gelelim!” diyecekler; Allah'ın Sözünü değiştirmek iste[diklerini böylece gösterecek]ler. De ki: “Bizimle hiçbir zaman gelemeyeceksiniz: Allah daha önce [ganimetleri kimin kazanacağını] bildirmiştir”. Bunun üzerine onlar: “Hayır, aslında bizi[m ganimetten alacağımız payı] kıskanıyorsunuz!” diye [kendilerinden emin bir şekilde] cevap verecekler. Hayır, (tersine) onlar hakikati çok az kavrayabilirler! (M.Esed)- Siz ganimetleri almak için gittiğinizde o geri kalanlar, “Bırakın bizi de sizi izleyelim” diyeceklerdir. Onlar, Allah'ın sözünü değiştirmek isterler. De ki: “Siz, asla bizimle gelemeyeceksiniz. Allah daha önce böyle buyurmuştur.” Sonra onlar, “Bilakis, siz bizi kıskanıyorsunuz” diyeceklerdir. Bilakis onlar, pek az bir şey dışında anlamazlar.(H.Yılmaz)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
16-) O geride kalan göçebe Araplara de ki: "Siz yakında çok kuvvetli bir kavme karşı savaşmağa da'vet edileceksiniz, onlarla (ya) dövüşürsünüz, yahut (onlar) müslüman olurlar. Eğer ita'at ederseniz, Allah size güzel bir mükafat verir; (yok) eğer önceden döndüğünüz gibi yine dönerseniz, size acı bir şeklide azabeder.(S.Ateş)- Bedevilerden geride bırakılanlara de ki: "Siz yakında zorlu savaşçı olan bir kavme çağrılacaksınız; onlarla (ya) savaşırsınız ya da (onlar) müslüman olurlar. Bu durumda eğer itaat ederseniz, Allah, size güzel bir ecir verir; eğer bundan önce sırt çevirdiğiniz gibi (yine) sırt çevirirseniz, sizi acı bir azab ile azablandırır." (Mevdudi)- Arkada kalan bu bedevîlere de ki: “Yakında çok güçlü bir topluma karşı [savaşmaya] çağrılacaksınız: onlarla [siz ölünceye], yahut onlar teslim oluncaya kadar savaşacaksınız. Ve sonra, [bu çağrıya] uyarsanız Allah size güzel bir mükafat ihsan edecek: ama şimdi olduğu gibi (yine) vazgeçerseniz sizi şiddetli bir cezaya çarptıracaktır”. (M.Esed)- Bedevî Arapların geri bırakılmış olanlarına de ki: “Siz yakında çok kuvvetli bir kavme karşı çağırılacaksınız; onlarla savaşırsınız veya onlar, Müslüman olurlar. Artık, eğer itaat ederseniz, Allah size güzel bir mükâfât verir. Ama önceden yan çizdiğiniz gibi yine yan çizecek olursanız sizi acıklı bir azap ile azaplandırır. (H.Yılmaz)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
17-) Köre güçlük yoktur, topala güçlük yoktur, hastaya güçlük yoktur. (Bunlar savaşa katılmak zorunda değillerdir.) Kim Allah'a ve Elçisine ita'at ederse (Allah) onu, altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Kim de yüz çevirirse onu da acı bir azaba uğratır. (S.Ateş)- Kör olana güçlük (sorumluluk) yoktur, topal olana güçlük yoktur, hasta olana da güçlük yoktur. Kim Allah'a ve Resulüne itaat ederse, (Allah) onu, altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Kim de sırt çevirirse, onu acıklı bir azab ile azablandırır. (Mevdudi)- Körün, topalın ve hastanın [Allah yolunda savaşmaktan uzak kalmalarından dolayı] bir sorumlulukları yoktur; ama her kim [fiilen veya kalben ] Allah'ın ve Elçisi[nin çağrısı]na uyarsa Allah onu içinden ırmakların geçtiği cennetlere sokacaktır; kim de yüz çevirirse onu büyük bir azaba çarptıracaktır. (M.Esed)- Kör için bir vebal yoktur, topal için de bir vebal yoktur, hasta için de bir vebal yoktur. Bununla beraber kim Allah'a ve Elçisi'ne itaat ederse, O [Allah] onu, altından ırmaklar akan cennetlere girdirir. Kim de yan çizerse, onu acıklı bir azap ile azaplandırır.(H.Yılmaz)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
18-) Allah şu mü'minlerden razı olmuştur ki onlar, ağacın altında sana bi'at ediyorlardı, Allah onların gönüllerinden geçeni bildiği için onların üzerine huzur ve güven indirdi ve onlara yakın bir fetih verdi. (S.Ateş)- Andolsun, Allah, sana o ağacın altında biat ederlerken mü'minlerden razı olmuştur, kalplerinde olanı bilmiş ve böylece üzerlerine 'güven duygusu ve huzur' indirmiştir ve onlara yakın bir fethi sevap (karşılığı) olarak vermiştir; (Mevdudi)- [EY MUHAMMED,] o ağacın altında sana bağlılıklarını bildiren müminlerden Allah razı olmuştu, çünkü onların kalplerinden geçeni biliyordu; böylece Allah, onlara bir iç huzuru bağışladı ve yakında gerçekleşecek bir zafer[in müjdesi] ile onları ödüllendirdi (M.Esed)-Kuşkusuz Allah o ağaç altında sana bağlılık sözü verirlerken onlardan razı olmuş ve kalplerindeki duyguları bilip, onlara güven ve huzur vermiştir. Onları yakın bir fetihle de ödüllendirmiştir.(Ö.Dumlu-H.Elmalı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
19-) Yine onlara alacakları birçok ganimetler bahşeyledi. Allah üstündür, hüküm ve hikmet sahibidir. (S.Ateş)- Ve alacakları birçok ganimetleri de. Allah, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.(Mevdudi)- ve elde edecekleri birçok savaş ganimeti [ile]: çünkü Allah gerçekten kudret ve hikmet Sahibidir. (M.Esed)-Alacakları birçok ganimetler nasip etmiştir. Allah her şeyin üstesinden gelir ve her işinde hikmet vardır. (Ö.Dumlu-H.Elmalı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
20-) Allah size elde edeceğiniz birçok ganimetler va'detti. Şimdilik size bu(Hudeybiye Barışı)nı verdi. İnsanların ellerini sizden çekti ki bu, inananlara bir ibret olsun ve (Allah) sizi dosdoğru yola iletsin.(S.Ateş)- Allah, alacağınız daha birçok ganimetleri de size va'detti, bunu size hemencecik verdi ve insanların ellerini sizden çekti ki, (bu,) mü'minler için bir ayet olsun ve sizi dosdoğru bir yola yöneltip-iletsin. (Mevdudi)- [Ey müminler!] Allah size daha birçok savaş ganimeti vaad etti: O, bu [dünyevî kazanç]ları önceden size ihsan etmiş ve [düşman] toplumun ellerini üzerinizden çektirmiştir ki [sizden sonra gelenlere ] bu [iç huzurunuz] bir örnek olsun ve Allah hepinizi dosdoğru yola iletsin.(M.Esed)-Allah size, alacağınız bir çok ganimet sözü verip, bunu sizin için çabuklaştırmıştır. İnsanların ellerini sizden geri çekti. İnananlara ibret olması ve sizi dosdoğru yola iletmesi için (bunu yapmıştır) (Ö.Dumlu-H.Elmalı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
21-) (Size) Başka (ganimetler) de söz vermiştir ki henüz onları ele geçiremediniz, fakat Allah onları kuşatmış(sizin için ayırmış)tır. Allah her şeye yapabilir.(S.Ateş)- Ve (daha) başka (nice nimetler de, ki,) siz henüz onlara güç yetirmiş değilsiniz; (ama) gerçekten Allah, onları sarıp-kuşatmıştır. Allah, her şeye karşı güç yetirendir.(Mevdudi)- Hâlâ kavrayışınız dışında bulunan [ama] Allah'ın şimdiden [sizin için] hazırladığı daha başka [kazançlar da] var: çünkü Allah dilediğini yapma gücüne sahiptir.(M.Esed)-Allah size henüz elde edemediğiniz ama size hazırladığı başka ganimetler için de söz verdi.Allahın her şeye gücü yeter. (Ö.Dumlu-H.Elmalı)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
22-) Eğer kafirler sizinle savaşsalardı, arkalarına dön(üp kaç)arlardı, sonra ne bir koruyucu, ne de bir yardımcı bulabilirlerdi. (S.Ateş)- Kâfir olanlar, sizinle savaşmış olsalardı, arkalarını dönüp kaçarlardı; sonra, ne bir veli (koruyucu dost), ne de bir yardımcı bulamazlardı.(Mevdudi)- Ve [şimdi,] eğer hakikati inkara şartlanmış olanlar, size karşı savaşa girerlerse muhakkak arkalarını döner[ek kaçar]lar ve ne kendilerini koruyacak ne de yardım edecek kimse bulamazlar.(M.Esed)- Ve eğer küfretmiş kimseler, sizinle savaşsalardı, kesinlikle Allah'ın öteden beri gelen kanunu olarak arkalarına dönüp kaçarlardı.(H.Yılmaz)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
23-) Bu, Allah'ın ötedenberi süregelen yasasadır: Allah'ın yasasında bir değişme bulamazsın.(S.Ateş)- (Bu,) Allah'ın öteden beri sürüp gitmekte olan sünnetidir. Sen Allah'ın sünnetinde kesinlikle hiç bir değişiklik bulamazsın. (Mevdudi)- Allah'ın yöntemi öteden beri hep böyledir ve siz Allah'ın yönteminde hiçbir değişme bulamazsınız! (M.Esed)- –Allah'ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın.– Sonra bir dost ve yardımcı da bulamazlardı.(H.Yılmaz)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
24-) Mekke'nin göbeğinde, sizi onlara galip getirdikten sonra onların ellerini sizden, sizin ellerinizi onlardan çeken O'dur. Allah, yaptıklarınızı görmektedir. (S.Ateş)- Sizi onlara muzaffer kıldıktan sonra Mekke vadisinde onların ellerini sizin üzerinizden, sizin ellerinizi de onların üzerinden çeken O'dur; ve Allah yapmış olduğunuz her şeyi görmektedir.(M.Esed)- Ve O [Allah], sizi onlara karşı muzaffer kıldıktan sonra Batn-ı Mekke'de [Mekke'nin vâdisinde; Hudeybiye'de], Allah'ın dilediği kimseyi rahmetine girdirmesi için, onların ellerini sizden, sizin ellerinizi de onlardan çekendir. Ve Allah, yaptıklarınızı en iyi görendir.(H.Yılmaz)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
25-) Onlar öyle kimselerdir ki inkar ettiler, sizin Mescid-i Haram'ı ziyaret etmenize ve bekletilen kurbanların yerlerine varmasına engel oldular. Eğer orada, kendilerini bilmediğiniz için tepeleyeceğiniz ve bilmeyerek tepelemenizden ötürü, kınanacağınızinanmış erkekler ve inanmış kadınlar olmasaydı (Allah sizin savaşmanıza engel olmazdı. Böyle yaptı) ki Allah, dilediğini rahmetine soksun. Şayet (inananlar ve inanmayanlar) birbirinden ayrılmış olsalardı elbette onlardan inkar edenleri, acı bir azaba çarptırırdık. (S.Ateş)- Ki onlar, küfrettiler, sizi Mescid-i Haram'dan ve durdurulmakta (bekletilmekte) olan hediyeleri (kurbanları), yerlerine varmaktan alıkoydular. Eğer kendilerini bilmediğiniz mü'min erkekler ve mü'min kadınları, bilgisizlik dolayısıyla onları darmadağın edip de bu yüzden size 'dayanılmaz bir sıkıntı' dokunmayacak olsaydı (o zaman durum farklı olurdu.) (Durumun böyle olması,) Allah'ın dilediğini rahmetine sokması içindir. Eğer (karışık yaşayan mü'minler), seçilip ayrılmış olsalardı, muhakkak içlerinden küfretmekte olanları acıklı bir azab ile azablandırırdık.(Mevdudi)- [Düşmanlarınızı sizin elinizden almam, onların hatırı için değildir: çünkü] onlar, hakikati inkara şartlanmış olan, sizi Mescid-i Harâm'dan alıkoyan ve kurbanlarınızın yerine ulaşmasına engel olanlardır. İstemeden çiğneyip geçebileceğiniz ve bilmeden, kendileri yüzünden büyük bir hata işleyebileceğiniz [Mekke'deki] mümin erkekler ve kadınlar olmasaydı [evet, eğer bunlar olmasaydı şehre savaşarak girmenize izin verilirdi: ama savaşmanız yasaklandı ] ki Allah [zamanı geldiğinde] dilediğine rahmetini ihsan edebilsin. Eğer onlar, [Bizim rahmetimizi hak edenler ile gazabımıza uğrayanlar, sizin tarafınızdan] ayırd edilebilselerdi içlerinden hakikati inkar edenleri [sizin elinizle] acıklı bir azaba çarptırırdık. (M.Esed)- Onlar, inkâr eden ve sizi Mescid-i Harâm'dan ve ayarlanmış hedylerin yerlerine ulaşmasını engelleyen kimselerdir. Eğer kendilerini henüz tanımadığınız, bilmeyerek ezmek sûretiyle kendilerinden sorumluluğunuz olacak mü’min erkekler, mü’min kadınlar olmasaydı, eğer onlar, birbirinden ayrılmış olsalardı, kesinlikle onlardan inkâr eden kimseleri acıklı bir azapla azaplandırırdık. (H.Yılmaz)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
26-) O zaman inkar edenler, kalblerine öfke ve gayreti, o cahiliyye (çağının) öfke ve gayretini koymuşlardı, Allah da Elçisine ve mü'minlere huzur ve güvenini indirdi; onları takva kelimesine (sebata ve ahde vefaya) bağladı. Zeten onlar, buna layık ve ehil idiler. Allah, her şeyi bilendir.(S.Ateş)- Hani o küfretmekte olanlar, kendi kalpleri içinde, 'öfkeli soy-koruyuculuğunu, (hamiyet), cahiliyenin 'öfkeli soy koruyuculuğunu' kılıp-kışkırttıkları zaman, hemen Allah Rasulünün ve mü'minlerin üzerine '(kalbi teskin eden) güven ve yatışma duygusunu' indirdi ve onları "takva sözü" üzerinde 'kararlılıkla ayakta tuttu.'Zaten onlar da, buna layık ve ehil idiler. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.(Mevdudi)- . Hakikati inkara şartlanmış olanlar kalplerinde küstahça bir büyüklük duygusu -cahiliyye ürünü bir duygu- taşırken Allah [da] Elçisi'ne ve müminlere iç huzuru [nimetini] ihsan etmiş ve onlara Allah'a karşı sorumluluk duygusu aşılamıştır: çünkü onlar bu [ilahî armağana] en çok layık olanlardı ve onu pekala hak etmişlerdi. Ve Allah her şeyi tam bilendir.(M.Esed)- Hani o inkâr eden kimseler, hamiyeti; câhiliyenin hamiyetini [gurur ve soy asabiyetini, tutuculuğu] kendi kalplerinde alevlendirip kışkırttıkları zaman, hemen Allah; Elçisi'nin ve mü’minlerin üzerine kalbi teskin eden güven ve yatışma duygusunu; morali indirmiş ve onları “takvâ” sözüne ilzam etmişti [sâdık kalmalarını sağlamıştı]. Zaten onlar, buna lâyık ve ehil idiler. Allah, her şeyi en iyi bilendir. (H.Yılmaz)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
27-) Andolsun, Allah, Elçisinin rüyasını doğru çıkardı. Allah dilerse, başlarınızı (kökten) traş ederek ve(ya) saçlarınızı kısaltarak, korkmadan, güven içinde Mescid-i Haram'a gireceksiniz. Allah sizin bilmediğinizi bildi, bundan önce size yakın bir fetih verdi. (S.Ateş)- Andolsun ki Allah Peygamberine o rüyayı doğru ve hak olarak gösterdi. İnşallah Kabe'ye emniyet ve güven içinde, korkmadan (mutlaka) gireceksiniz, başlarınızı da traş etmiş ve kısaltmış olarak. Allah sizin bilmediğiniz şeyleri bildiği için (Mekke'nin fethinden) önce daha yakın bir fetih (Hayber'in fethini) nasip etti.(Mevdudi)- Allah, Elçisi'nin sadık rüyasını gerçekleştirmiştir: Allah dilerse, Mescid-i Harâm'a güven içinde, başlarınız traşlı yahut saçlarınız kısa kesilmiş olarak ve hiçbir korkuya kapılmadan mutlaka girersiniz: çünkü O, sizin bilmediğinizi [her zaman] bilmektedir ve [sizin için,] bunun yanısıra, yakında gerçekleşecek bir zafer takdir etmiştir. (M.Esed)- Andolsun ki Allah, Elçisi'ne o görüntüyü; “Siz, Allah dilerse kesinlikle, güven içinde başlarınızı tıraş etmiş ve kısaltmış kişiler olarak, korkmadan Mescid-i Harâm'a gireceksiniz”i hakk ile doğru çıkardı. Öyleyse O [Allah], sizin bilmediğinizi bilir. Sonra da size bundan ast yakın bir fetih kıldı.(H.Yılmaz)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
28-) O, Elçisini hidayet ve hak dinle gönderdi ki, o(hak di)ni, bütün dinlere üstün kılsın. Şahid olarak Alah yeter.(S.Ateş)- Ki O, kendi peygamberlerini hidayetle ve hak olan din ile, diğer bütün dinlere karşı üstün kılmak için gönderdi. Şahid olarak Allah yeter.(Mevdudi)-Ortak koşucuların atalarının uydurdukları tüm uyduruk dinlere üsatün kılması için, Allah, elçisini hidayetle ve gerçek din ile gönderdi. Tanık olarak Allah yeterlidir.(M.Sağ)- O, Elçisini rehberliği ve hak dini [yayma görevi] ile göndermişti ki, bu (dini) öteki bütün [bâtıl] dinlere üstün kılsın; ve hiç kimse Allah kadar [hakikate] şahitlik yapamaz.(M.Esed)- O [Allah] hakk dini bütün dinlere üstün kılmak için, Elçisi'ni hidâyet ve onunla [hakk din ile] gönderendir. Şâhit olarak da Allah yeter.(H.Yılmaz)-- Açıklama ( Gizle / Göster)
29-) Muhammed Allah'ın elçisidir. Onun yanında bulunanlar, kafirlere karşı katı, birbirlerine karşı merhametlidirler. Onların, rüku' ve secde ederek Allah'ın lutuf ve rızasını aradıklarını görürsün. Yüzlerinde secde izinden nişanları vardır. Onların Tevrat'taki vasıfları ve İncildeki vasıfları da şöyle bir ekin gibidir ki, filizini çıkardı, onu güçlendirdi, kalınlaştı, derken gövdesinin üstüne dikildi, ekincilerin hoşuna gider, onlara karşı kafirleri de öfkelendirir bir duruma geldi. Allah onlardan inanıp iyi işler yapanlara mağfiret ve büyük mükafat va'detmiştir. (S.Ateş)- Muhammed, Allah'ın Rasulü'dür. Ve onunla birlikte olanlar da kâfirlere karşı zorlu, kendi aralarında ise merhametlidirler. Onları, rükû edenler, secde edenler olarak görürsün; onlar, Allah'tan bir fazl (lütuf ve ihsan) ve hoşnutluk arayıp-isterler. Belirtileri, secde izinden yüzlerindedir. İşte onların Tevrat'taki vasıfları budur; İncil'deki vasıfları ise: Sanki bir ekin; filizini çıkarmış, derken onu kuvvetlendirmiş, derken semizleyip-kalınlaşmış, sonra sapları üzerinde doğrulup-boy atmış (ki bu,) ekicilerin de hoşuna gider. (Bu örnek,) Onunla kâfirleri öfkelendirmek içindir. Allah, içlerinden iman edip salih amellerde bulunanlara bir mağfiret ve büyük bir ecir va'detmiştir.(Mevdudi)- MUHAMMED Allah'ın Elçisi'dir; ve [sadakatle] o'nun yanında olanlar, bütün hakikat inkarcılarına karşı kararlı ve tavizsiz, [ama] birbirlerine karşı merhamet doludurlar. Onların [namazda] eğilerek (ve) yere kapanarak Allah'ın lütuf ve rızasını aradıklarını görürsün: onların işaretleri, yüzlerindeki secde izleridir. Şu, onların hem Tevrat'taki ve hem de İncil'deki temsîlleridir: [onlar] filiz veren bir tohum gibi[dirler], sonra Allah o (filizi) güçlendirir ki sağlam şekilde büyüsün ve [sonunda] kökü üzerinde dimdik dursun ve üreticileri sevindirsin… [Allah böylece müminleri sağlam ve dayanıklı/dirençli kılar] ki onlar aracılığıyla hakikat inkarcılarını şaşırtsın. [Ama] onlardan inanıp doğru ve yararlı işler yapanlara Allah mağfiret ve büyük bir mükafat vaad etmiştir. (M.Esed)- Muhammed, Allah'ın Elçisi'dir. Onunla beraber olan kimseler, O'nun [Allah'ın], kendileriyle, düşmanları öfkelendirmesi için kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler. Sen onları, Allah'ın fazlından ve bir hoşnutluk isteyerek rükû edenler, secde edenler olarak görürsün. Onların secde izinden [Allah'a teslimiyetlerinden] nişanları, yüzlerindedir [tüm varlıklarındadır]. Bu, onların Tevrât'taki örnekleridir. Onların İncîl'deki örnekleri de, filizini yarıp çıkarmış, sonra onu kuvvetlendirerek kalınlaşmış, sonra da gövdesi üzerine dikilmiş bir ekin gibidir. Bu, ziraatçıların da hoşuna gider. Allah, onlardan iman eden ve sâlihâtı işleyen kimselere mağfiret ve büyük bir mükâfât vaat etmiştir.Mü’minler ve insanlık için bir beyânname niteliğinde olan bu âyetlerde, başta Hudeybiye seferi hususunda gevşek davranan mü’minler uyarılmakta; ayrıca Rasûlullah ve mü’minlerin geçmişteki örnekliği konu edilmektedir: (H.Yılmaz)-- Açıklama ( Gizle / Göster)