(Ahkâf - 20.Ayet)

<< Geniş Meal

Kureyş

Kureyş ‘in emniyeti sağlanabilsin diye,

Kureyş’i korumak için, yani onları, kabenin koruyucuları ve son Peygamber Muhammed sa. Aralarından çıkacağı bir kabile yaparak. Böylece, "Kureyşin güvenliği", kabenin güvenliğinin bir simgesidir. Uğruna Ebrehe ordusunun imha edildiği, Allah'ın birliği kavramına dayanan İtikadın odak noktası olan Kâbe’dir.

M.Esed

İlâf
Ayette geçen " إيلاف İlâf" sözcüğü, "bin sayısının adı" olan "elf" kökünden türemiş bir sözcüktür. "İlâf" sözcüğünün esas anlamı; "sevmek, bir şeyleri birleştirmek, üst üste koymak" demektir. Zaten o dönemde kullanılan en büyük sayı olan "bin" sayısı da bir takım sayıların toplanmasından başka bir şey değildir. Yine bu sözcükten türetilmiş ve ince iplerin birbirine sarılması suretiyle yapılmış urgan ve halata verilen isim olan dürülü, bükülü ip manasındaki "habl-i müellef" sözcüğü ile kitap hazırlamak manasındaki "telif" sözcüğü de, esas olarak özlerinde birleştirmeyi, toplamayı ifade etmektedir.
"İlâf" sözcüğünün farklı kıraatleri (okunuşları) söz konusu olmakla birlikte, kıraat farklılıkları anlam farklılığı yaratmaz. Dil bilimciler "İlâf" sözcüğü için, aslında birbirinden çok farklı olmayan üç anlam kabul etmişlerdir:
- Sevmek, peşinden ayrılmamak, ünsiyet etmek.
- Alışmak, ayrılmamak.
- Hazırlanmak, teçhizatlanmak.
Sözcüğe bu anlamlar verilmek suretiyle 1. ayet aşağıdaki şekillerde meallendirilebilir:
- Kureyş ‘in sevmesi, peşinden ayrılmaması (bırakmaması) ve ünsiyeti nedeniyle...
- Kureyş ‘in alışmışlığı, bırakmaması nedeniyle...
- Kureyş ‘in hazırlanması, teçhizatlanması nedeniyle...

H.Yılmaz

Kureyş'e daha önceden nasip edip bu surede beyan buyurmuş olduğu ayrıca bir nimeti olan bir İlâf ve ülfet olarak düşünmek lazımdır. Bu ise deki lâm”ın ta ‘lil için olmakla beraber, yukarı ki sure mefhumuna değil, ancak ilerdeki "ibadet etsinler" emrine müteallik olmasıyla mümkündür. "fe" nin sonrası evvelinde amil olamayacağına dair meşhur bir nahiv kaidesi varsa da "Benden sakının." (Bakara, 2/41); "İnananlar Allah'a dayansınlar." (İbrahim, 14/11) misalleri veçhile buradaki "fe" nin de ona engel olacak kabilden olmadığı beyan olunmuş ve özellikle Nahiv imamlarından İmam-ı Halil ve Sibeveyh bu 'nin lamının 'ye müteallik olduğunu beyan ve tasrih etmişler. "Keşşaf" sahibi Zemahşerî gibi dil kritikçileri de bunu tercih etmişlerdir. Bu taalluk (ilgi) doğrudan doğru olmasa bile ızmar (gizleme) ve tefsir suretiyle sahih olacağında hiç tereddüde yer yoktur. Bu sebeplerden dolayı, biz de mealde bu veçhi açık olarak tercih edip seçtik. Hitap de Rasulullah’a olup Kureyş'e emir, emr-i gâib olduğu için mananın özeti şu olmuş olur: Ey Muhammed! Rab’ının fil sahiplerine o yaptığından başka Kureyş kabilesine daha birçok özel ihsanları olmuş ve olacaktır. Bunlardan başlıca birisi onlarda veya onların lehine olan İlâf, yani meydana getirilen ve daha çok getirilmesi istenen ülfet ve anlaşmadır ki, fil olayından sonra bilhassa hatırlatmaya değer.

H.Yazır

Kureyş’i alıştırdığı için

Ayette geçen İlâf kelimesi, “hazırlatmak, devam etmek, yönelmek, kaynamak ve alışkanlık” manasına gelmektedir. Bu kelimenin başındaki lam cer harfinin nereye bağlı olarak iş gördüğü konusunda otoriteler çeşitli açılımlar getirmişlerdir. Razi’nin naklettiğine göre Zeccac ve Ebu Ubeyde, bu cer harfi bir önceki surenin sonunda yer alan “Sonunda onları kurtçuk tarafından yenilmiş ekin yaprağı gibi yaptı” ayetine bağlıdır. Yüce Allah, Fil ordusunu, Kureyş ‘in güvenliği için bu hale getirdi, demişlerdir.

Yüce Allah Hac suresinin 40. Ayetinde iyilerle kötülerin saldırısını önleyerek mabetleri korumaktadır. B.Bayraklı

Kışın Yemen'e, yazın Şam'a gitmeğe Yaz ve kış seferlerinden kasıt, yaz mevsiminde Kureyş ‘in ticarî kafilelerinin, serin bölgeler olan Şam ve Filistin'e gitmesi; kış mevsiminde ise sıcak olan güney Arabistan'a gitmesidir. 

Mevdudi

Yani, Mekke'nin refahının başlıca güvencesi olan yılda iki ticaret kervanının -kışın Yemen'e yazın Suriye'ye giden kervanın- emniyeti için. 

M.Esed

2. Kış ve yaz seferlerinde güvenlik-esenlikleri

Yaşadıkları arazilerin çorak ve verimsiz olmasına karşılık Kâbe`nin dokunulmazlığı, Kureyşliler için paha biçilmez (değeri ölçülmez) bir nimet teşkil etmiştir. "Fil olayı" da, Arap Yarımadası`nın her tarafında hem Kâbe`nin hem de onun Kureyş `ten olan bekçilerinin ve koruyucularının saygınlığını pekiştirmiş, onların güven içinde gezebilmelerine, gittikleri her yerde itibar görmelerine ve korunmalarına sebep olmuştur. Dolayısıyla Kureyşliler, güneyde Yemen`den başlayıp kuzeyde Şam`a kadar uzanan iki büyük ticaret yolu açmışlar, kışın Yemen`e yazın Şam`a giden iki büyük ticaret kervanı oluşturmak suretiyle emniyet içinde bol kazançlar sağlamışlardır. İşte bu ayet, Kureyşlilerin yazın ve kışın yapılan bu ticarî seyahatleri bir alışkanlık, hatta bir gelenek hâline getirdiklerini vurgulamaktadır. H.Yılmaz

Onları kış ve yaz yolculuklarına alıştırdığı için.

Rıhle “yolculuk” demektir. Halk dilinde “ahirete irtihal etti” ifadesindeki “irtihal” kelimesi ölmek, ahirete göçmek anlamına gelmektedir. Şimdi bu iki ayetten şu neticeyi çıkartabiliriz: Yüce Allah Kâbe üzerine yürüyen Ebrehe nin Fil ordusunu helak etmekle hem Kâbe’yi kurtardı, hem de oranın halkından Kureyş kabilesinin seyahat özgürlüğünü korumuş oldu.

B.Bayraklı

Kureyş ‘in güvenliği (sağlandığı) için, yani kış ve yaz seyahatleri onlara kolaylaştırıldığı için.

Surenin bu ilk ayetlerinde Ebrehe ordusunun imha edilmesinin ikinci gerekçesi zikredilmektedir. “Güvenliği için” anlamına gelen li ilaf’ı kelimesi değişik kelimelerle ilişkilendirilip farklı anlamlar verilebilir

a. Bu kelime, fil suresinin ilk ayetiyle ilişkili olabilir. Bu durumda anlam, “Rabbinin, Kureyş ‘in güvenliği, yani yaz ve kış seferlerinin güvenliği için Fil ordusuna neler yaptığını bir düşünsene” şeklinde olur.

b. Bu kelime Fil suresinin son ayetiyle ilişkili olabilir. Buna göre anlam, “Rabbin, onları (fil ordusunu), Kureyş în güvenliği için, yani yaz ve kış seferlerinin güvenliği için yenmiş ekin yaprağına çevirdi” şeklini alır.

c. Li ilaf’ı kelimesinin başındaki lam edatı, üçüncü ayetteki felya’budu “ibadet etsinler” emriyle de ilişkili olabilir. Bu durumda anlam, “Kureyş în güvenliği sağlandığı –veya güvenliği için- şu Evin Rabbine ibadet etsinler” şeklini alır. Zımmen şu anlam kast edilmiş olur: “Başka nimetleri nedeniyle yapmıyorlarsa da, bari sadece bu nimeti için, Kâbe’nin sahibine, Rabbine ibadet etsinler.” Bu tercihe göre konu, fil ordusuyla değil de, sağlanan diğer imkânlar, güvenlik veya huzurla ilişkilendirilmiş olur.

Ayetin başındaki lam edatının bu ihtimallerin dışında bir de “taaccüp” anlamından söz edilmektedir. Ki, bu durumda da anlam şöyle olur: “ Kureyş ‘in güvenliğine, yani yaz ve kış seyahatlerindeki güven ve huzuruna şaşın.” Surenin ilk ayetleriyle ilgili farklı ihtimallerden ilkini tercih ettiğimizi ve yorumlarımızı bu temel üzerine inşa ettiğimizi belirtmek isteriz. M.Okuyan

Öyleyse bu Ev`in Rabbine kulluk etsinler.

Yani; "Eğer Allah`ın başka nimetlerinden dolayı kulluk etmiyorlarsa, hiç değilse alışmış oldukları, uzun yıllardır yapmış oldukları güvenli ve bol kazançlı ticarî seferlerinin kendilerine sağladığı mutluluk ve esenlik için bu Ev`in Rabbine kulluk etsinler."
Bize göre bu ayetteki mesajın doğru anlaşılabilmesi için, öncelikle "bu Ev" ve "bu Ev`in Rabbi" ifadeleri üzerinde önemle durulması gerekmektedir.
"هذا البيت bu Ev"
"Bu Ev" ile kastedilen; Beytullah (Allah`ın evi), yani Kâbe`dir. Aşağıda sunduğumuz ayetlerde görüleceği gibi, Allah orası için "بيتى evim" ifadesini kullanmıştır. "بيت اللّه Allah`ın evi" ifadesi; "Allah`tan başkasına ait olmayan" demek olup, oranın kamu mülkü olduğu anlamına gelmektedir. Bu da demektir ki, orada sosyal meseleler görüşülür, sosyal problemler çözülür, topluma ait kararlar (eğitim, yasama, yürütme vs.) alınır.
"bu Ev`in Rabbi"
Rabb; "terbiye edip eğiten, yarattıklarını belirli bir programa uygun olarak bir takım hedeflere götüren, programlayıp yöneten" demektir. Rabbin "ev"e izafe edilmesi, yani "ربّ هذا البيت bu Ev`in Rabbi" denilmesi ise, Kâbe`nin yapılışının ve işlevlerinin tümünün Allah tarafından programlanıp uygulandığını göstermektedir.
Gerçekten de o ev, Allah adına yeryüzünde yapılmış ilk evdir, orası bereketlidir, orada bolluk vardır:
Al-i İmran; 96, 97: Şüphesiz, insanlar için mübarek ve âlemlere yol gösterme olarak konulan ilk ev, Bekke `dekidir (Mekke`dekidir).
Onda apaçık deliller; İbrahim`in makamı vardır. Oraya kim girerse güvende olmuştur. Ve yoluna gücü yeten herkesin Beyt`i (Ev`i) haccetmesi Allah`ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkâr ederse, şüphesiz Allah bütün âlemlerden zengindir.
Bakara; 125: Ve Biz bir zaman bu Beyt`i, insanlar için bir sevap kazanma ve bir güven yeri kılmıştık. Siz de İbrahim`in makamından kendinize bir musalla edinin. Ve Biz İbrahim ile İsmail`e: "Beytimi, hem tavaf edenler için, hem itikâfçılar için, hem de rükû ve secde edenler için tertemiz tutunuz" diye ahit almıştık
Maide; 97: Allah, Kâbe`yi; o "Beyt-i Haram’ı, haram ayı, heydi (hacda oraya hediye olarak kesilen hayvanı) ve gerdanlıkları insanlar için bir ayağa kalkış kıldı. Bu, Allah`ın göklerde ve yerde olan her şeyi bildiğini ve Allah`ın her şeyi hakkıyla bilici olduğunu sizin de bilmeniz içindir.
Hacc; 25-30: Şüphesiz inkâr edenlere, Allah`ın yolundan, yerli ve yolcu bütün insanlar için eşit kılınan Mescid-i Haram`dan (dokunulmazlığı olan mescitten) alıkoyanlara ve orada zulümle yanlış yola saptırmak isteyenlere can yakıcı bir azaptan tattırırız.
Bir zamanlar Kâbe`nin yerini İbrahim`e, "Sakın bana hiçbir şeyi ortak
koşma; tavaf edenler, orada kıyam edenler, rükû edenler ve secdeye
varanlar için evimi tertemiz et!" diye hazırlamıştık.
Ve insanlar arasında haccı duyur; yürüyerek veya incelmiş (yorgun düşmüş) binekler üstünde her derin vadiyi aşarak sana gelsinler.
Ta ki kendilerine ait bir takım menfaatlere tanık olsunlar ve Allah`ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerinde belli günlerde O`nun adını ansınlar. Siz de onlardan yiyin ve zorluk çeken fakiri doyurun.
Sonra kirlerini giderip temizlensinler. Adaklarını yerine getirsinler. Eski evi / özgür evi (Kâbe`yi) tavaf etsinler.
İşte böyle! Ve kim Allah`ın yasaklarına saygı gösterirse, bu, kendisi için Rabbinin katında şüphesiz hayırdır. Size bildirile gelenden başka bütün hayvanlar size helal kılınmıştır. O halde o pis putlardan kaçının ve yalan sözden sakının.
İbrahim; 37: "Rabbimiz! Ben çocuklarımdan bir bölümünü namazı ikame etmeleri (kılmaları ve kıldırtmaları) için, senin dokunulmazlaşmış Ev`inin yanında, ekinsiz bir vadiye yerleştirdim. Rabbimiz! Artık sen de insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meylettir. Ve onları bazı meyvelerden rızıklandır. Umulur ki şükrederler (karşılığını öderler)."
Neml; 91: "Ben ancak her şeyin sahibi olan ve burayı haram (dokunulmaz) kılan bu şehrin (Mekke`nin) Rabbine kulluk etmekle emrolundum. Ve bana Müslümanlardan olmam emredildi."
Kureyşliler, Kâbe`ye Hacc ve umre için gelen binlerce insana verilen hizmetleri parsellemişlerdi. Her sülâlenin belirli bir görevi vardı ve Kâbe`nin bekçiliği, bakıcılığı, hacılara su dağıtımı, hacılara yardım, hacılara para toplama, yemek yedirme, hacıların mahkemeleşmesi, gibi birçok iş Kureyş tarafından yapılmaktaydı. Bu kutsal turizm, Kureyşlilere tarifi zor bir üstünlük ve saygınlık yanında bol kazanç da sağlıyordu. Ama Kureyşlilerin Mekke`de sürdükleri bu sefa, onların kendi gayretleri ile değil, Allah`ın Kâbe ile ilgili plânlarının sonucu oluşmuştu. Nitekim Allah`ın Kâbe ile ilgili bu plânı günümüzde de yürümekte ve kutsal turizm bugün Suudi Arabistan devletini ihya etmektedir!

H.Yılmaz

Şu halde "Keşşaf" sahibinin beyan ettiği veçhile mana şu olur: Allah Teâlâ'nın saymaya gelmez diğer nimetlerini hesap edemeseler, düşünmeseler bile Kureyş hiç olmazsa sırf bu İlâf nimeti için Bundan böyle bu Beyt (Kâbe)nin Rabb ‘ine ibadet ve kulluk etsinler. Yani Muhammed Aleyhisselâm ’ın daveti üzerine serkeşlik etmeyip hakkı tanısınlar, şirk ve isyandan vazgeçsinler de fil sahiplerinin saldırısından muhafaza buyurulmuş Beyt-i Atik (eski Beyt) olan şu Kâbe'nin ortak ve benzerden uzak Rabb ‘ine ibadet etsinler, yalnız onu Mabut tanıyıp onun emri gereğince ibadet ve kulluk yapsınlar, o Beyti’n ehli olacak Rabbanî ahlâk ile ahlaklanarak ona hizmet için gereken görevi yapmak üzere kış yaz her türlü mücahede ile yüksek ilafa hazırlansınlar.

H.Yazır

(O halde), şu Ev’in Rabbine kulluk etsinler.

Ayetteki li ya ’budu emri “ibadet etsinler”, el-beyt kelimesi ise “ev, mabet” demektir.

İlk ayette Mekkelilere hatırlatılan nimetler, daha öncesine ait Fil olayıyla ilişkilendirilmişti. Şimdi ise Yüce Allah, kendilerini bu sayede hem açlıktan koruduğunu, hem de korkudan emin kıldığını belirterek, bunun karşılığında O’na kulluk yapmalarını kendilerinden istemektedir. Mekke, güvenli kılınmış bir şehirdir. (Ankebut 29/67; Tin 95/3) Ayrıca Kâbe, bu güvenin asıl merkezi ve nedenidir. (Bakara 2/125,126; Al-i İmran 3/96-97) Bu özel güven nedeniyle ayette ilk muhataplar dönemin Mekkelileri, yani Kureyşliler dir.

Kâbe’nin sahibi olan Yüce Allah, mukaddes değerlerin de risaletin de dinin de vahyin de sahibidir. O halde bu dünyada O’nun değer verdiği şeyler uğrunda fedakârlık yapanların Allah’ın desteğinden mahrum bırakılmayacakları bir kez daha ortaya konulmaktadır. O halde O’nun değer verdiği her şey değerlidir.

M.Okuyan

Bu evin Rabbine kulluk etsinler

Evin Rabbi, evin sahibi demektir. Yüce Allah onları Ebrehe ’nin saldırısından kurtarmakla, onları tevhit inancına ve kendisine kulluğa davet etmektedir. Demek ki Yüce Allah, insanlara verdiği nimetler gereği onlardan şükür beklemekte ve bu şükrün iman ve ibadetlerle olmasını istemektedir. B.Bayraklı

Hz. İbrahim’in duası "Ey Rabbim Burayı güvenli bir bölge kıl ve halkına bereketli bir rızık bağışla" (Bakara 126)

M.Esed

O ki, kendilerini açlıktan kurtararak beslemiştir ve her korkudan onları güvene kavuşturmuştur.

Bu ayette, o Ev`in sahibi ve Rabbinin, onları (Kureyşlileri) açlıktan kurtarıp doyurduğu ve korkudan da emin kıldığı bildirilmektedir. Yani Kureyşlilerin sırf emniyet içinde nimetlenmeleri sebebiyle bile yalnızca Allah`a kulluk etmeleri gerektiği anlatılmaktadır.
Kureyş`e verilen bu nimetlere, başka ayetlerde de dikkat çekilmiştir:
Ankebut; 67: Yoksa çevrelerinde insanların zorla kapılıp götürülmesine rağmen orayı güvenli haram (dokunulmaz) yaptığımızı görmediler mi? Hâlâ batıla inanıp Allah`ın nimetine nankörlük mü ederler?
Kasas; 57: Ve "Biz seninle beraber doğru yola uyarsak, yurdumuzdan atılırız" dediler. Biz onları, kendi katımızdan bir rızık olarak her şeyin ürünlerinin toplanıp getirildiği, güvenli, haram (dokunulmaz) bir yere (Mekke`ye) yerleştirmedik mi? Fakat onların çoğu bilmezler.
Kureyşliler bu Ev`e sığınmadan önce dağınık durumdaydılar ve hiçbir saygınlıkları yoktu. Ama Mekke`de bir araya gelip Kâbe hizmetini üstlenince bütün Arabistan`da saygın bir duruma geldiler. O dönemde, Arabistan`ın hiçbir yerinde insanlar kendi kabile sınırları dışına çıkamazlar, her an bir saldırıya uğrama tehlikesi ile rahat uyuyamazlardı. Çünkü saldırıların sonucu ya ölüm ya da kölelikti. Kervanlar da ancak yolları üzerindeki kabilelerin ileri gelenlerine rüşvet vererek sağ salim ilerleyebilirlerdi.
İşte, cahiliye döneminde hiçbir kabilenin güvende olmadığı bir ortamda, Mekke`deki Kureyşliler bütün bu tehlikelerden tamamen emindiler. Çünkü Mekke`ye bir düşman saldırısı olması söz konusu değildi. Kureyşliler de taşıdıkları "Kâbe`nin hizmetçileri" sıfatı ile büyük ve küçük kafilelerle ülkenin her tarafında serbestçe dolaşırlardı ve kimse de onlara dokunmazdı. Hatta tek başına seyahat eden bir Kureyşlinin, "Ben Haremliyim" ya da "Ben Allah`ın haremindenim" demesi bile, onun saldırılardan kurtulması için yeterli olurdu.
Yukarıda çizilen bütün bu kompozisyondan, Kureyş ‘in sadece maddî çıkarlarla nimetlendirildiği anlaşılmamalıdır. Bize göre bu sureden, onlara (hatta tüm insanlığa) maddî değerler yanında manevî değerlerin de sağlandığı anlaşılmaktadır. Çünkü Allah onları vahyin manevî yiyeceği ile cehalet açlığından doyurmuş, hidayetin açıklanması ile de sapıklıktan, küfürden (dolayısıyla da cehennemden) uzak tutmuştur.
Sonuç olarak, onların ve tüm insanlığın eline geçen bütün bu nimetler, bu Ev`in Rabbi olan Allah sayesindedir.
Surenin genel mesajı:
Allah`ın lütuf ve fazlına mahzar olanlar, kendilerine bu nimetleri bol bol veren Rablerine kulluk etmelidirler. Nankör olmamalıdırlar. Bu tarzdaki bir nankörlükle ilgili olarak Rabbimiz şu açıklamayı yapmıştır:
Nahl; 112,113: Allah bir şehri misal olarak verdi: (Bu şehir) güvenli, huzurlu idi, oraya her bir yerden rızkı bol bol gelirdi. Ne var ki onlar Allah`ın nimetlerine karşı nankörlük ettiler. Allah da onlara, yaptıkları işler yüzünden açlık ve korku elbisesini (felâketini) tattırıverdi.
Ant olsun ki, onlara içlerinden bir peygamber de gelmişti. Onu da yalanladılar. Bunun üzerine, onlar zulüm yaparlarken azap da onları yakalayıverdi.

H.Yılmaz

(Allah) onları açlıktan doyuran ve her çeşit korkudan emin kılandır.

Ayetteki at’ame fiili “yedirmek, doyurmak”, kelimesi “açlık”, âmene fiili “güvende kılmak, güven vermek”, havf sözcüğü ise “korku” demektir.

Açlık ve korku, insanın bedenine ait duygulardır. Burada zikr-i cüz irade-i kül “parça anılarak bütünün kast edilmesi” kuralından yararlanmak durumundayız. Buna göre, kast edilen anlamın bütün nimetler olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. İnsanları maddi sıkıntılardan kurtaran Yüce Allah, Hz. Peygamber’i elçi olarak göndererek bu defa ahirete yatırım yapmalarını insanlardan istemekte ve bunu kazanmaları imkânını kendilerine sağlamaktadır.

M.Okuyan

O ki onları yedirip açlıktan kurtardı ve onları korkudan güvene kavuşturdu.

Yüce Allah burada insanın iki temel ihtiyacını gündeme getirmektedir. Birinci temel ihtiyaç “beslenme” dir; ikinci de “güvenlik” tir. Aslında bu güvenlik meselesi, barınmayı ve seyahat özgürlüğünü kapsamına almaktadır. Yaz kış seyahat etme özgürlükleri olmasaydı aç kalacaklardır. Korkudan emin kalmasalardı, Ebrehe nin işgaline uğrayacak, özgürlükleri ellerinden alınmış olacaktı.  B.Bayraklı