(Yûnus - 44.Ayet)

<< Geniş Meal

Tebbet

"Tebbet “in manası için, "ölsün, helâk olsun veya helâk olmuş" anlamları verilmiştir. Aslında bu kelime bir lanetleme değil, onun akıbetini önceden haber vermektir. Yani gelecekte olacak olay, mazi sığasıyla şimdi beyan edilmiştir. Bu olayın vuku bulması o kadar kesindir ki vuku bulmuş gibi anlatılmaktadır. Mevdudi

Hz. Peygamberin amcasının gerçek adı, Abdül‘uzzâ idi. Ama halk arasında, daha çok parlak yüzünde ifadesini bulan güzelliğinden dolayı Ebu Leheb (lafzen, “Alev sahibi”) lakabı ile tanınıyordu (Beğavî, Mukâtil ‘den rivayeten. Zemahşerî ve Razi, yukarıdaki ayet ile ilgili yorumlarında aynı rivayete dayanırlar: Fethu'l-Bârî VIII, 599). Bu lakap yahut künye, İslam'ın doğuşundan önce de kullanıldığından ona olumsuz bir anlam yüklemenin geçerli bir dayanağı yoktur. Yukarıdaki cümledeki “iki el” ifadesi, klasik Arabça’daki kullanıma göre, Ebu Leheb ‘in sahip olduğu büyük etkiyi yansıtan “güc ”ün bir simgesidir.  M.Esed

Tebbet” kelimesinin kalıp anlamı “kurudu, yok oldu, helâk oldu” demektir. “Yeda” kelimesi “eller” demektir. Aslında bu kelime Fetih suresinin 10. Ayetinde olduğu gibi “güç, kudret” anlamını ifade etmektedir. İki eli derken, iki gücü kast edilmektedir. Hem ekonomik gücü, hem de içinde bulunduğu sosyal gücüdür.  

Helak ve hüsran anlamında (Tebbet)

اَسْبَابَ السَّمٰوَاتِ فَاَطَّلِعَ اِلٰى اِلٰهِ مُوسٰى وَاِنّٖى لَاَظُنُّهُ كَاذِبًا وَكَذٰلِكَ زُيِّنَ لِفِرْعَوْنَ سُوءُ عَمَلِهٖ وَصُدَّ عَنِ السَّبٖيلِ وَمَا كَيْدُ فِرْعَوْنَ اِلَّا فٖى تَبَابٍ

Göklerin sebeplerine ulaşırsam, Musa’nın tanrısına, da ulaşırım. Ben onun yalancı biri olduğunu düşünüyorum. Firavun'a, yaptığı işin kötülüğü bu şekilde süslü gösterildi de yoldan saptırıldı. Firavun ‘un tuzağı hep kayıptadır. (Mümin 40/37)

وَمَا ظَلَمْنَاهُمْ وَلٰكِنْ ظَلَمُوا اَنْفُسَهُمْ فَمَا اَغْنَتْ عَنْهُمْ اٰلِهَتُهُمُ الَّتٖى يَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مِنْ شَیْءٍ لَمَّا جَاءَ اَمْرُ رَبِّكَ وَمَا زَادُوهُمْ غَيْرَ تَتْبٖيبٍ

Biz onlara zulmetmedik, ancak onlar kendi nefislerine zulmettiler. Böylece Rabbinin emri geldiği zaman, Allah'ı bırakıp da taptıkları ilahları, onlara hiç bir şey sağlayamadı, 'helak ve kayıplarını' arttırmaktan başka bir işe yaramadı. (Hud 11/101)

Yed, yeda, eyd kelimeleri asıl olarak vücudun bir organı, yani “el” için kullanılır.

اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّا خَلَقْنَا لَهُمْ مِمَّا عَمِلَتْ اَيْدٖينَا اَنْعَامًا فَهُمْ لَهَا مَالِكُونَ

Ellerimizin yaptıklarından kendileri için nice hayvanları yarattığımızı görmüyorlar mı? Böylece bunlara malik oluyorlar. (Yasin 36/71)

Kendisi anlamına gelmektedir. Yed
وَقَالَتِ الْيَهُودُ يَدُ اللّٰهِ مَغْلُولَةٌ غُلَّتْ اَيْدٖيهِمْ وَلُعِنُوا بِمَا قَالُوا بَلْ يَدَاهُ مَبْسُوطَتَانِ يُنْفِقُ كَيْفَ يَشَاءُ وَلَيَزٖيدَنَّ كَثٖيرًا مِنْهُمْ مَا اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ طُغْيَانًا وَكُفْرًا وَاَلْقَيْنَا بَيْنَهُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَاءَ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ كُلَّمَا اَوْقَدُوا نَارًا لِلْحَرْبِ اَطْفَاَهَا اللّٰهُ وَيَسْعَوْنَ فِى الْاَرْضِ فَسَادًا وَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ الْمُفْسِدٖينَ

Yahudiler “Allah’ın eli bağlıdır (Allah cimridir)”. Dediler. Kendi elleri bağlandı ve söyledikleri sözden ötürü lanetlendiler. Hayır, Allah’ın iki eli de açıktır, dilediği gibi verir. Andolsun, Rabbinden sana indirilen, onların çoğunun azgınlığını ve küfrünü artıracaktır. Biz onların aralarına tâ kıyamet gününe kadar düşmanlık ve kin atmışızdır. Ne zaman savaş için bir ateş yakmışlarsa Allah onu söndürmüştür. (Onlar) yeryüzünde bozgunculuğa koşarlar. Allah da bozguncuları sevmez.

(Maide 5/64)

Allah’ın onaylaması. Yed

اِنَّ الَّذٖينَ يُبَايِعُونَكَ اِنَّمَا يُبَايِعُونَ اللّٰهَ يَدُ اللّٰهِ فَوْقَ اَيْدٖيهِمْ فَمَنْ نَكَثَ فَاِنَّمَا يَنْكُثُ عَلٰى نَفْسِهٖ وَمَنْ اَوْفٰى بِمَا عَاهَدَ عَلَيْهُ اللّٰهَ فَسَيُؤْتٖيهِ اَجْرًا عَظٖيمًا
Sana bağlılıklarını bildirenler, Allah'a bağlılıklarını göstermiş olurlar. Allah'ın eli onların elleri üzerindedir. O halde, kim ahdini bozarsa yalnızca kendi aleyhine bozmuş olur ve kim Allah'a karşı taahhüdüne uyarsa (Allah) ona büyük bir ödül ihsan edecektir. (Fetih 48/10)

“güç, takat” anlamın da Yed

وَالسَّمَاءَ بَنَيْنَاهَا بِاَيْدٍ وَاِنَّا لَمُوسِعُونَ

Göğe gelince, onu biz ellerimizle kurduk. Hiç kuşkusuz, biz, genişleticileriz. (Zariyat 51/47)

Ahirette bu dünyada elde ettiği her türlü değer onlara fayda vermez.

وَمَا يُغْنٖى عَنْهُ مَالُهُ اِذَا تَرَدّٰى

Ona malı fayda vermez, yuvarlandığı zaman (Leyl 92/11)

يَا اَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمْ وَاخْشَوْا يَوْمًا لَا يَجْزٖى وَالِدٌ عَنْ وَلَدِهٖ وَلَا مَوْلُودٌ هُوَ جَازٍ عَنْ وَالِدِهٖ شَيْپًا اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا وَلَا يَغُرَّنَّكُمْ بِاللّٰهِ الْغَرُورُ
Ey insanlar! Rabbinizden korkun! Herhangi bir şeyde babanın, evladı; evladın da babası yerine karşılık ödemeyeceği günden ürperin! Allah'ın vaadi haktır; dünya hayatı sizi sakın aldatmasın. O yaman aldatıcı, sakın sizi Allah ile aldatmasın!

(Lokman 31/33)
وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرٰى وَاِنْ تَدْعُ مُثْقَلَةٌ اِلٰى حِمْلِهَا لَا يُحْمَلْ مِنْهُ شَیْءٌ وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبٰى اِنَّمَا تُنْذِرُ الَّذٖينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ بِالْغَيْبِ وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَ وَمَنْ تَزَكّٰى فَاِنَّمَا يَتَزَكّٰى لِنَفْسِهٖ وَاِلَى اللّٰهِ الْمَصٖيرُ
Hiçbir günahkâr, bir başkasının günahını yüklenmez. Yükü ağır gelen, onu taşımaya çağırsa bile, kendisinden hiçbir şey yüklenilmez. Akraba bile olsa... Sen ancak Rablerinden için için korkanları ve namaz kılanları uyarırsın. Arınıp temizlenen, kendi benliği için arınıp temizlenir. Dönüş Allah'adır. (Fatır 35/18)

وَلَا يَسْپَلُ حَمٖيمٌ حَمٖيمًا
En yakın dostlar birbirlerinin halini sormaz/bir dost bir dostundan bir şey isteyemez. (Mearic 70/10)
يُبَصَّرُونَهُمْ يَوَدُّ الْمُجْرِمُ لَوْ يَفْتَدٖى مِنْ عَذَابِ يَوْمِئِذٍ بِبَنٖيهِ

Birbirlerine gösterilirler. Suçlu, o günün azabından kurtulmak için oğullarını fidye vermeyi bile ister.(Mearic 70/11)

وَصَاحِبَتِهٖ وَاَخٖيهِ
Eşini, kardeşini, (Mearic 70/12)

وَفَصٖيلَتِهِ الَّتٖى تُپْوٖيهِ

~ ~ ~

Kendisini kucaklayıp barındıran ailesini. (Mearic 70/13)
وَمَنْ فِى الْاَرْضِ جَمٖيعًا ثُمَّ يُنْجٖيهِ

Ve yeryüzündeki insanların tümünü fidye verip kendisini kurtarmayı ister. (Mearic 70/14)

يَوْمَ يَفِرُّ الْمَرْءُ مِنْ اَخٖيهِ
Bir gün ki o, kişi öz kardeşinden kaçar, (Abese 80/34)

وَاُمِّهٖ وَاَبٖيهِ
Öz annesinden, öz babasından, (Abese 80/35)

وَصَاحِبَتِهٖ وَبَنٖيهِ
Eşinden, oğullarından, (Abese 80/36)

 

Gün gelir o biriktirdikleri altınlar ve paralar cehennem ateşinde ısıtılarak onlarla alınları, yanları ve sırtları dağlanır: "Kendiniz için biriktirdiğiniz işte budur. Biriktirdiğinizi tadın." (Tevbe 9/35)

 

Kitabı solundan verilenlere gelince, onlar, "Keşke kitabım bana verilmeseydi," der, (Hakka 69/25)

"Hesabımın ne olduğunu öğrenmeyeydim." (Hakka 69/26)

"Keşke ölümüm sonsuz olsaydı." (Hakka 69/27)

"Param bana yaramadı." (Hakka 69/28)

"Tüm gücümü yitirdim." (Hakka 69/29)

 

Yazıklar olsun her dedikoducuya ve iftiracıya. (Hümeze 104/1)

Ki o para/mal biriktirir ve onu sayar durur.(Hümeze 104/2)

Sanki parası/malı onu ölümsüz yapacakmış gibi.(Hümeze 104/3)

Asla; onu Hutama'ya atacağım. (Hümeze 104/4)

Hutama'nın ne olduğunu bilir misin? (Hümeze 104/5)

Allah'ın tutuşturulmuş ateşidir. (Hümeze 104/6)

 

Durum böyle olunca, insanın sahip olduğu şeyler eğer hakkın ve hakikatin yolunda değilse, bunlar ister mal, miras, makam, ister otorite, şöhret, güzellik, isterse fazla çocuk veya fazla nüfus olsun, sonuç değişmemektedir. Bütün bunlar insanın başına dert olmakta, imtihanı kaybedip hem dünyada hem de ahirette azaba çarpılmasına yol açmaktadır.

Ekonomik, siyasi ve sosyal güç dinin ve onu tebliğ edenlerin önünde bir engeldir:

 

“Musa dedi ki: Ey Rabbimiz! Gerçekten sen Firavun ve etrafındaki seçkinlere dünya hayatında ziynet ve nice mallar verdin. Ey Rabbimiz! Onlara bu nimetleri, insanları, senin yolundan saptırsınlar ve elem verici azabı görünceye kadar iman etmesinler diye mi verdin? Ey rabbimiz! Onların mallarını yok et, kalplerine sıkıntı ver.” (Yunus 10/88)

 

De ki: "Ana babalarınız, çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aileniz, kazandığınız paralar, bozuk gitmesinden korktuğunuz iş ve hoşlandığınız evler Allah ve elçisinden ve O'nun yolunda çaba göstermekten daha sevgili ise, Allah emrini getirinceye kadar bekleyiniz." Allah yoldan çıkmış toplumları doğruya iletmez. (Tevbe 9/24)

 

Onların paraları ve çocukları seni etkilemesin. Allah bunlarla, onları dünya hayatında cezalandırmayı ve canlarının inkârcı olarak çıkmasını istiyor. (Tevbe 9/55)

 

Para ve çocuklar bu dünya hayatının çekici materyalleridir. Ama sürekli kalacak salih amellerdir, Rabbinin katında bir ödül ve umut olarak çok daha iyidir. (Kehf 18/46)

 

Sanıyorlar mı ki, kendilerine bağışladığımız paralar ve çocuklar ile (Müminun 23/55)

Onların iyiliğine koşuyoruz? Hayır, farkında değiller. (Müminun 23/56)

 

Hatta "Bizim paramız ve çocuklarımız daha çoktur; biz cezalandırılmayacağız," dediler. (Sebe 34/35)

De ki, "Rabbim nimetleri dilediğine bol verir veya kısar. Ama halkın çoğu bilmez." (Sebe 34/36)

Sizi bize yaklaştıran şey ne paralarınızdır, ne de çocuklarınızdır. Ancak iman eden ve salih amel işleyenler hariç. Onlara, yaptıklarının iki kat karşılığı verilecektir ve odalarında güvenlik içindedirler.(Sebe 34/37)

 

Araplardan geride kalanlar, "Paralarımız ve çoluk çocuğumuz bizi alıkoydu, bizim için bağışlanma dile," diyeceklerdir. Onlar gönüllerindekini değil, dilleriyle söylerler. De ki, "Sizin için bir zarar veya yarar dilerse Allah'ın bu dileğine kim engel olabilir?" Oysa Allah tüm yaptıklarınızdan haberdardır. (Fetih 48/11)

 

Bilesiniz ki dünya hayatı bir oyun, eğlence, süs, aranızda övünme, para ve çocuk çoğaltma yarışından ibarettir. Bu, inkârcıların hoşuna giden bir bitkiyi yetiştiren bir yağmura benzer. Ne var ki daha sonra o bitki kurur, sararır ve sonunda çerçöp olur. Ahirette ise Allah'tan çetin bir azap, bir bağışlanma ve hoşnutluk vardır. Dünya hayatı, kandıran, geçici bir zevkten ibarettir. (Hadid 57/20)

 

Ey inananlar, paralarınız ve çocuklarınız sizi Allah'ı anmaktan alıkoymasın. Böyle davrananlar kaybedenlerdir.

(Münafıkun 63/9)

 

Paralarınız ve çocuklarınız bir sınavdır. Büyük ödül Allah'ın yanındadır.(Teğabün 64/15)

 

Yakmak için isteklidir... (Mearic 70/16)

Çağırır, sırtını dönüp gideni, (Mearic 70/17)

Toplayıp kasaya saklayanı.(Mearic 70/18)

Bu ayetteki yusla kelimesi, Ala 87/12 de genişçe izah ettiğimiz üzere “girmek, yaslanmak” anlamına gelmektedir.

Mesed suresindeki nar kelimesi, tek başına değilde, zate Leheb sıfatı ile tanıtmaktadır. Buna göre bu tamlama, “dünyada eşi, benzeri görülmemiş, son derece şiddetli bir alev ve ateş, yani sadece cisimleri yakan bir ateş değil, ruhları sarıp gönüllere nüfus eden cehennem ateşidir.(Hümeze 1-9) (Karia 9) da olduğu gibi, böylesi kişilerin sığınağı ateş olacaktır.

 

Cehennem azabının tanımı:

"Onun yedi kapısı vardır ve her bir kapı için onlardan belli bir pay vardır." (Hıcr 44)

Ve büyük ateşe girecektir. (Ala 12)

Nitekim orada ne ölecek, ne de yaşayacaktır. (Ala 13)

Orada bir serinlik ve bir içecek bulamazlar; (Nebe 24)

Ancak kaynar su ve acı bir yiyecek hariç. (Nebe 25)

Bu böyledir; azgınlar ise kötü bir yeri hak ederler. (Sad 55)

Cehennemde yanarlar; ne kötü bir duraktır. (Sad 56)

İşte onu tatsınlar: Kaynar su ve irin.(Sad 57)

Bunlara benzer daha başkaları da vardır. (Sad 58)

"Sonra da siz, ey sapıtmışlar, ey yalanlayıcılar," (Vakıa 51)

"Zakkum ağacından yiyeceksiniz." (Vakıa 52)

"Onunla karnınızı dolduracaksınız." (Vakıa 53)

"Ve üzerine kaynar su içeceksiniz." (Vakıa 54)

"Susamış devenin içişi gibi içeceksiniz." (Vakıa 55)

Yargı gününde işte böyle ağırlanacaklardır. (Vakıa 56)

Talihsizler ateştedir. Onlar orada sızlayıp inlerler. (Hud 106)

Zincirlenmiş olarak onun dar bir yerinden atıldıkları zaman ölümü çağırırlar. (Furkan 13)

Bu gün bir ölüm değil, birçok ölüm çağırın. (Furkan 14)

Cehennem ateşi vardır. Ne ölmelerine izin verilir, ne de onlardan cehennem cezası hafifletilir. Nankörleri böyle cezalandırırız.

(Fâtır 36)

Orada, "Rabbimiz, bizi çıkar da yapmış olduğumuzdan farklı işler yapalım," diye feryat ederler. Öğüt alabilecek bir kişinin öğüt alabileceği kadar uzun bir süre sizi yaşatmadık mı? Size uyarıcı da gelmişti. Öyleyse tadın. Zalimlerin yardımcısı yoktur. (Fâtır 37)

"Ey Malik, artık Rabbin bizim işimizi bitirsin," diye seslenirler. O da, "Siz böyle kalacaksınız," der. (Zuhruf 77)

Hepinizin dönüşü O'nadır. Bu, Allah'ın verdiği gerçek sözdür. O, yaratılışı başlatır ve sonra tekrarlar; böylece inanıp erdemli işler yapanları adaletle ödüllendirir. Kâfirlere ise, inkârlarından ötürü sıcak bir içecek ve acı bir azap vardır. (Yunus 4)

O gün suçluları, zincirlere vurulmuş olarak görürsün. (İbrahim 49)

Giysileri katrandandır ve yüzlerini ateş kaplar. (İbrahim 50)

Boyunlarında prangalar ve zincirlerle sürüklenecekler. (Mümin 71)

Kaynar suda, sonra ateşte yakılacaklardır. (Mümin 72)

Yakalayın, bağlayın onu. (Hakka 30)

Ve sonra cehennemde yakın. (Hakka 31)

Sonra, onu yetmiş arşın boyunda bir zincire vurun. (Hakka 32)

Çünkü o, Yüce Allah'a inanmıyordu. (Hakka 33)

Yanımızda zincirler ve cehennem vardır. (Müzzemmil 12)

Yutulması güç bir yiyecek ve acı bir azap... (Müzzemmil 13)

İnkârcılar için zincirler, prangalar ve alevli bir ateş hazırlamışızdır. (İnsan 4)

Rabbine and olsun, onları ve şeytanları toplayacağız. Sonra onları cehennemin çevresine getireceğiz. Diz çökmüş halde... (Meryem 68)

Sonra her gruptan, Rahman'a karşı azgınlıkta ileri gidenleri ayıklayacağız. (Meryem 69)

Orada yanmayı en çok kimin hak ettiğini elbette biz gayet iyi biliriz. (Meryem 70)

Ateşte tartışırlarken, güçsüzler, büyüklük taslamış olanlara, "Biz sizin izleyicileriniz idik, öyleyse bu ateşin bir parçasını olsun bizden savabilir misiniz?" derler. (Mümin 47)

Büyüklük taslamış olanlar, "Hepimiz onun içindeyiz. Allah kulları arasında artık hüküm vermiştir," derler. (Mümin 48)

Ateştekiler, cehennemin gardiyanlarına, "Rabbinize yalvarın da bizden azabı hiç değilse bir gün hafifletsin," derler. (Mümin 49)

Onlar da derler ki, "Elçileriniz size apaçık delillerle gelmemiş miydi?" "Evet" derler. Bunun üzerine onlar, "Öyleyse kendiniz yalvarın. Ne var ki inkârcıların yalvarması sonuç vermez." (Mümin 50)

Rablerini inkâr edenler cehennem cezasını hak etmişlerdir. Ne kötü bir duraktır. (Mülk 6)

Oraya atıldıkları zaman, onun kaynayıp tüterken uğultusunu işittiler. (Mülk 7)

Neredeyse öfkeden patlayacak! İçine her ne zaman bir grup atılsa, oranın gardiyanları, "Size bir uyarıcı gelmedi mi?" diye sordular. (Mülk 8)

Onlar da dediler ki, "Evet, bize bir uyarıcı gelmişti, ama biz yalanladık ve 'Allah hiçbir şey indirmemiştir. Siz tümüyle sapıtmışsınız,' dedik." (Mülk 9)

Ey inananlar, yakıtı halk ve taşlar olan ateşten kendinizi ve ailenizi koruyun. Ateşin üzerinde sert ve güçlü melekler olup, Allah'ın buyruğuna karşı gelmezler ve kendilerine ne emredilmişse onu uygularlar. (Tahrim 6)

Sonunda ölüm sarhoşluğu gerçekten gelmiştir; işte senin kendisinden kaçıp durduğun şey budur. (Kaf 19)

Boruya üflenmiştir. Bu, söz verilen gündür. (Kaf 20)

Her can yanında bir sürücü ve bir tanık ile gelir. (Kaf 21)

Sen tümüyle bundan gafildin. Şimdi biz örtünü kaldırdık; bugün gözün çelik gibi keskindir. (Kaf 22)

Yanındaki arkadaşı, "İşte yanımdaki hazır" der. (Kaf 23)

Haydi, ikiniz atın cehenneme her inatçı kâfiri, (Kaf 24)

İyiliği engelleyen, azgın, kuşkucuyu... (Kaf 25)

O ki Allah ile birlikte başka tanrı edindi. Onu o çetin cezanın içine atın. (Kaf 26)

Arkadaşı, "Rabbim, ben onu azdırmadım; fakat o kendisi derin bir sapıklık içindeydi," der. (Kaf 27)

O da der ki, "Huzurumda çekişmeyin. Size daha önceden uyarı göndermiştim." (Kaf 28)

"Benim katımda söz değiştirilmez ve ben kullara asla haksızlık etmem." (Kaf 29)

O gün cehenneme, "Doldun mu?" deriz. O, "Daha yok mu?" der. (Kaf 30)

O, bir tek dokunmadır. O zaman (kalkıp) bakınırlar. (Saffat 19)

"Vay halimize!" derler, "Bu Yargı Günüdür." (Saffat 20)

Bu, sizin yalanlamış olduğunuz karar günüdür. (Saffat 21)

Zalimleri toplayın. Eşlerini ve   (Saffat 22)

Allah'tan başka taptıklarını... Onlara cehennemin yolunu gösterin. (Saffat 23)

Ve durdurun onları; sorguya çekileceklerdir. (Saffat 24)

"Neden bir birinize yardım etmiyorsunuz?" (Saffat 25)

Hayır, o gün tümüyle teslim olmuşlardır. (Saffat 26)

Dönüp birbirlerini sorgularlar. (Saffat 27)

"Siz bize sağ yanımızdan yaklaşıyordunuz," derler. (Saffat 28)

Derler ki, "Aslında siz inanmış kimseler değildiniz." (Saffat 29)

"Bizim sizin üzerinizde her hangi bir gücümüz yoktu. Aksine siz azmış bir topluluktunuz." (Saffat 30)

"Rabbimizin hakkımızdaki sözü gerçekleşti, artık tadacağız." (Saffat 31)

"Biz azmıştık. Sizi de azdırdık." (Saffat 32)

Böylece, o gün onlar azapta ortaktırlar. (Saffat 33)

Biz suçlulara böyle yaparız. (Saffat 34)

İkiyüzlüler ateşin en aşağı katındadır. Onlara yardım edecek kimse bulamazsın. (Nisa 145)

Ayet ve mucizelerimizi inkâr edenleri bir ateşe atacağız. Derileri yandıkça, azabı tatmaları için başka derilerle yenileyeceğiz. Allah Üstündür, Bilgedir. (Nisa 56)

İnkârcılar, yeryüzündekilerin hepsine ve bir o kadarına da sahip olsalardı ve onları diriliş gününün azabından kurtulmak için fidye verselerdi kendilerinden kabul edilmezdi. Onlara acıklı bir azap var. (Maide 36)

Ateşten çıkmak isterler; ama çıkamazlar. Onlar sürekli bir cezaya mahkûm olmuşlardır. (Maide 37)

"Sizden önce geçen cin ve insan topluluklarıyla birlikte ateşe girin," dedi. Her ne zaman bir topluluk girdiyse bir öncekine lanet etti. Hepsi oraya vardığında sonrakiler öncekiler için: "Rabbimiz, bizi bunlar saptırdı. Bunlara ateşten bir kat daha fazla azap ver," dediler. "Hepsi için iki kat vardır. Ancak bilmezsiniz," dedi. (Araf 38)

Öncekiler sonrakilere, "Sizin bize bir üstünlüğünüz yoktur. Kazandıklarınızdan ötürü azabı tadın," dediler. (Araf 39)

Ayetlerimizi inkâr edenlere ve onlara karşı büyüklük taslayanlara göğün kapısı açılmaz ve deve iğne deliğinden geçmedikçe de cennete girmezler. Suçluları böyle cezalandırırız. (Araf 40)

Ateşin başında durduruldukları vakit onların "Keşke geri döndürülseydik de Rabbimizin ayetlerini (vahiy ve mucizelerini) inkâr etmeseydik ve inananlardan olsaydık," dediklerini bir görsen! (Enam 27)

Cennet halkı cehennem halkına seslenir: "Rabbimizin bize söz verdiğini gerçek olarak bulduk. Rabbinizin size söz verdiğini siz de gerçek olarak buldunuz mu?" "Evet!" derler. Biri aralarında şunu ilan eder: "Allah'ın laneti zalimlerin üzerine olsun."

( Araf 44)

Aralarını bir perde böler. Orta yerde de bazı kimseler var ki herkesi görünüşlerinden tanırlar. Cennet halkına, "Selam size," diye seslenirler. Bunlar oraya (cennete), canları istedikleri halde giremediler. (Araf 46)

Gözleri ateş halkına çevrildiğinde, "Rabbimiz, bizi zalim toplulukla birlikte bulundurma," derler. (Araf 47)

Orta yerde bulunanlar, görünüşlerinden tanıdıkları kimselere seslenirler: "Sizin cemaatiniz ve büyüklük taslamış olmanız size hiçbir yarar sağlamadı." (Araf 48)

"Allah onlara bir rahmet dokundurmayacak diye yemin ettiğiniz kimseler bunlar mıydı?" (Orta Yerdekilere şunlar denecektir:) "Cennete girin; size bir korku yoktur ve üzülmeyeceksiniz de." (Araf 49) 

Ateş halkı, cennet halkına seslendi: "Suyunuzdan yahut Allah'ın size verdiği bazı nimetlerden üstümüze akıtın." Onlar da dediler ki: "Allah bu ikisini kâfirlere haram kılmıştır."  (Araf 50.)

Gün gelir o biriktirdikleri altınlar ve paralar cehennem ateşinde ısıtılarak onlarla alınları, yanları ve sırtları dağlanır: "Kendiniz için biriktirdiğiniz işte budur. Biriktirdiğinizi tadın." (Tevbe 35)

Haydi, yalanlamakta olduğunuz şeye doğru yürüyün. (Mürselet 29)

Yürüyün, (cehennem alevinin) üç kollu gölgesine doğru... (Mürselat 30)

O ne gölgelendirir ne de alevden korur. (Mürselat 31)

Kıvılcımlar saçar, saraylar gibi... (Mürselat 32.)

 (Rengi de) Sarı deve gibi. ( Mürselat 33)

 

Bu, onların konuşamayacağı bir gündür. (Mürselat 35)

Ve özür dilemeleri için onlara izin de verilmez. (Mürselat 36)

Yalanlayanların vay haline o gün! (Mürselat 37 )

Bu, Karar Günüdür. Sizi ve öncekileri toplamışızdır. (Mürselat 38)

Bir planınız varsa bana karşı onu uygulayın! (Mürselat 39)

Kendilerine zulmedenlerin canlarını alırken melekler: "Ne halde idiniz," derler. "Bizler yeryüzünde ezilmiş kimselerdik," diye cevap verirler. "Allah'ın yeri geniş değil miydi ki oralara göç edeydiniz," derler. Onların yeri cehennem. O ne kötü bir dönüş noktası. (Nisa 97)

Ateşin başında durduruldukları vakit onların "Keşke geri döndürülseydik de Rabbimizin ayetlerini (vahiy ve mucizelerini) inkâr etmeseydik ve inananlardan olsaydık," dediklerini bir görsen!  (Enam27)

"O zafer ne zaman gerçekleşecek, doğru sözlüyseniz?" diye meydan okuyorlar. (Secde 28 )

De ki, "Zafer günü, inkârcılara inanmaları bir yarar sağlamayacaktır; kendilerine bir başka şans da tanınmayacaktır."

(Secde 29)

"Kim zikrimden (Kuran) yüz çevirirse sıkıntılarla dolu bir hayata mahkûm olur. Diriliş günü de onu kör olarak meydana çıkarırız." (Taha 124.)

Der ki: "Çünkü sana ayetlerimiz ve mucizelerimiz geldiğinde sen onları unuttun. Bugün de sen unutuluyorsun." ( Taha 126)

Onlardan birine ölüm gelip çattığı zaman söyle der, "Rabbim, beni geri döndürünüz." (Müminun 99)

"Ki terk etmiş bulunduğum şeylerde erdemli isler yapayım." Hayır. Bu onun söylediği bir laftan ibarettir. Diriliş gününe kadar onların ardında bir engel vardır. (Müminun 100)

Boruya üfürüldüğünde o gün artık aralarında akrabalık yoktur ve birbirleriyle de ilgilenemezler. (Müminun 101)

Tartıları ağır gelenler, iste onlar kazanacaklardır. (Müminun 102)

Tartıları hafif gelenler ise, kendilerini zarara soktukları için cehennemde ebedi kalacak olanlardır. (Müminun 103)

Onlar orada perişan durumda iken, ateş de yüzlerini yalayacaktır. (Müminun 104)

Ayetlerim size okunmuyor muydu ve siz de onları yalanlamıyor muydunuz? (Müminun 105)

"Rabbimiz," diyecekler, "Bizi talihsizliğimiz yendi; biz sapıtan bir toplum olduk." (Müminun 106)

"Rabbimiz, bizi buradan çıkar. Eğer (eski durumumuza) dönersek artık biz gerçekten zalimleriz." (Müminun 107)

Diyecek ki, "Sinin orada, benimle konuşmayın." (Müminun 108)

Kullarımdan bir grup, 'Rabbimiz, inandık, bizi bağışla, bize merhamet et, sen merhamet edenlerin en merhametlisisin.' derdi."  (Müminun 109)

"Sizse onları alaya aldınız ve onlar yüzünden beni anmayi unuttunuz. Onlara gülüp duruyordunuz." (Müminun 110)

"Bugün ben, onlara sabretmelerinin karşılığını verdim. Kazananlar iste bunlardır." (Müminun 111)

"Rabbimiz, sen kimi ateşe sokarsan elbette onu rezil etmişsindir. Zalimlere yardım eden olmaz. (Al-i İmran 192)

Suçlular ateşi gördüler ve içine düşeceklerini anladılar; ondan kaçacak bir yer de bulamadılar. (Kehf 53)

Sana o bunaltanın haberi ulaştı mı?  (Ğaşiye 1)

O gün yüzler saygı gösterir. (Ğaşiye 2)

Çalışmıştır, yorgun düşmüştür. (Ğaşiye 3)

Kızgın ateşe girerler. (Ğaşiye 4)

Kaynar bir pınardan içirilirler. (Ğaşiye 5)

Değersiz bir yiyeceğin dışında bir şeyleri yoktur; (Ğaşiye 6)

Ne besler, ne de açlığı giderir. (Ğaşiye 7)

Yazıklar olsun her dedikoducuya ve iftiracıya. (Hümeze 1)

Ki o para/mal biriktirir ve onu sayar durur. (Hümeze 2)

Sanki parası/malı onu ölümsüz yapacakmış gibi. (Hümeze 3)

Asla; onu Hutama'ya atacağım. (Hümeze 4)

Hutama'nın ne olduğunu bilir misin? (Hümeze 5)

Allah'ın tutuşturulmuş ateşidir. (Hümeze 6)

Ki beyinlere işler.  (Hümeze 7)

Onların üzerine kapanmıştır. (Hümeze 8)

Uzatılmış sütunlar içinde olarak. (Hümeze 9)

Her biri için, yaptıklarına göre dereceler vardır. Yaptıklarının karşılığı, haksızlık edilmeden tam verilir. (Ahkaf 19)

İnkârcılar cehenneme sunulduğu gün, "Dünya hayatında tüm güzel şeylerinizi boşa harcayıp onların zevkini sürdünüz. Yeryüzünde haksız yere büyüklenmenizin ve yoldan çıkmanızın karşılığında bugün alçaltıcı azabı göreceksiniz." (Ahkaf 20)

O gün ne insana ne de cine günahından sorulmaz. (Rahman 39)

Suçlular yüzlerinden tanınır ve yaka paça götürülürler. (Rahman 41)

İşte bu, suçluların yalanlayıp durduğu cehennemdir. (Rahman 43)

Onunla kaynar su arasında dönüp dolaşırlar. (Rahman 44)

Kim kötülük getirirse, ateşe yüzüstü kapaklanır." Yaptıklarının karşılığından başkasını mı bekliyordun? " (Neml 90)

Saat onları beklemektedir, daha korkunç ve acıdır. (Kamer 46)

Suçlular bir sapıklık ve cehennem içindedir. (Kamer 47)

Yüzükoyun ateşe sürüklenecekleri gün: "Cehennemin dokunuşunu tadın." (Kamer 48)

Hepsi Karar Günü topluca buluşacaklardır. Duhan 40)

O gün dost, dostunu hiç bir şeyden koruyamaz ve yardım da görmezler. (Duhan 41)

Yalnız Allah'ın merhamet ettikleri hariç. O Üstündür, Rahimdir. (Duhan 42)

Elbette, zakkum ağacı (Duhan 43)

Günahkârın yiyeceğidir. (Duhan 44)

Derişik asit gibi ve midelerde kaynayacaktır. (Duhan 45)

Sıcak suyun kaynaması gibi. (Duhan 46)

Onu yakalayın ve cehennemin ortasına sürükleyin. (Duhan 47)

Sonra başına kaynar su azabından dökün. (Duhan 48)

"Tad bakalım; sen çok üstün ve şerefliydin!" (Duhan 49)

"Bu, işte kuşkulanıp durduğunuz şeydir." (Duhan 50)

Şaşacaksan, onların şu sözlerine şaşmalısın: "Biz toprak olduktan sonra yeniden mi yaratılacağız?" İşte onlar, Rablerini inkâr edenlerdir. Onlar, boyunlarına prangalar hak edenlerdir. Onlar ateşin halkıdır; nitekim orada ebedi kalıcıdırlar. (Rad 5)

İşte şunlar, Rableri hakkında tartışan iki karşıt gruptur. İnkârcı olanlar için ateşten elbiseler biçilir ve başlarından aşağı kaynar su dökülür. (Hac 19)

Onunla karınlarında ne varsa, derileriyle birlikte eritilir. (Hac 20)

Onlar için demirden topuzlar vardır. (Hac 21)

Her ne vakit oradaki sıkıntıdan çıkmak isteseler oraya geri çevrilirler: "Yakıcı azabı tadın." (Hac 22)

Boruya üflenir üflenmez göklerde ve yerde kim varsa, Allah'ın diledikleri hariç kendinden geçip bayılırlar. Sonra ona tekrar üflenir de onlar ayağa kalkıp bakışırlar. (Zümer 68)

Yer, Rabbinin ışığıyla parlar. Kitap konur. Peygamberler ve tanıklar getirilir. Aralarında gerçeğe göre hüküm verilir ve onlara zulmedilmez. (Zümer 69)

Her kişiye yaptığının karşılığı tam olarak verilir. O, onların yapmış olduğu her şeyi en iyi bilendir. (Zümer 70)

İnkâr edenler yığınlar halinde cehenneme götürülürler. Oraya vardıklarında onun kapıları açılır ve bekçileri onlara, "Size, Rabbinizin ayetlerini okuyan ve bu gününüzle karşılaşacağınız konusunda sizi uyaran sizden elçiler gelmemiş miydi?" derler.

"Evet. Ancak 'ceza' sözü inkârcılar hakkında gerçekleşmiştir," diye karşılık verirler. (Zümer 71)

"Temelli kalacağınız cehennemin kapılarından girin. Büyüklük taslayanların sonu ne de kötüymüş!" denir. (Zümer (72)

Yüzleri ateşte çevrildiği gün, "Keşke Allah'a itaat etseydik, keşke elçisine itaat etseydik," derler. (Ahzab 66)

Derler ki, "Rabbimiz, sadatlarımıza/şeyhlerimize ve büyüklerimize uyduk; onlar da bizi yoldan saptırdılar." (Ahzab 67)

Orada çekişerek şöyle konuşacaklar: (Şuara 96)

"Allah'a andolsun, biz gerçekten çok açık bir sapıklık içinde imişiz." (Şuara 97)

"Çünkü sizi evrenlerin Rabbine denk tutuyorduk." (Şuara 98)

"Bizi saptıranlar suçlulardı."  (Şuara 99)

"şimdi bizim ne şefaatçimiz var."  (Şuara 100)

"Ne de yakın bir dostumuz."  (Şuara 101)

"Bir şansımız daha olsaydı da, inananlar olsaydık."  (Şuara 102)

Bunda bir ders var; ancak çoğunluk inanmaz.  (Şuara 103)

İnkâr edenlere şiddetli bir azabı tattıracağız ve yaptıklarının en kötüsüyle onlara karşılık vereceğiz. (Fussilet 27)

Allah düşmanlarının cezası işte bu ateştir. Ayetlerimizi bile bile inkar etmelerinin bir karşılığı olarak orası onların ebedi yurdu olacaktır.  (Fussilet 28)

İnkâr edenler, "Rabbimiz, cinlerden ve insanlardan bizi saptıranları bize göster, onları ayaklarımızın altına alalım da en alçak olanlardan olsunlar," derler.  (Fussilet 29)

O gün, ikiyüzlü erkekler ve kadınlar inananlara, "Bize bakın da sizin ışığınızdan alalım," diyecekler. Onlara, "Geriye dönün de ışık arayın," denir. Aralarına, iç taraftaki merhametle, dış taraftaki azabı ayıran kapılı bir engel konacaktır. (Hadid 13)

"Biz sizinle birlikte değil miydik?" diye onlara seslenirler. "Evet," derler, "Ancak siz kendinizi kandırdınız, beklediniz, kuşkular beslediniz ve Allah'ın kararı gelinceye kadar kuruntularla oyalandınız. Kandırıcı, sizi Allah hakkında yanılttı. (Hadid 14)

Bugün ne sizden ne de inkâr edenlerden bir fidye kabul edilmez. Yeriniz cehennemdir; mevlanız odur. Ne kötü bir duraktır. (Hadid 15)

Ayet ve mucizelerimizi inkâr edenlerse talihsizlerdir. (Beled 19)

Onlar ateşe kapatılacaklardır. (Beled 20)

De ki, "Bu gerçek senin Rabbindendir." Dileyen inansın, dileyen inkâr etsin. Biz zalimler için onları çepeçevre saracak bir ateş hazırladık. Onlar her ne zaman feryad ederek yardım isteseler, derişik asit gibi yüzleri haşlayan bir su sunulur. Ne kötü bir içecek, ne kötü bir son! (Kehf 29)

Varacakları nokta cehennemdir; ondan kaçamazlar. (Nisa 121)

Siz ve Allah'ın yanında taptıklarınız cehennemin yakıtısınız; sizler oraya girmeye layıksınız. (Enbiya 98)

Onlar tanrılar olsaydı oraya girmeyeceklerdi. Oysa hepsi orada ebedi kalıcıdırlar. (Enbiya 99)

Bu bir büyü müdür, yoksa siz mi görmüyorsunuz?  (Tur 15)

Orda yanın. İster sabredin, ister sabretmeyin sizin için değişmeyecektir. Yaptığınızın karşılığını görmektesiniz. (Tur 16)

Kötülük kazananlara ise kötülüğünün aynısıyla karşılık verilir. Yüzlerini bir aşağılanma duygusu kaplar. Allah'tan başka bir koruyucuları yoktur. Yüzleri sanki karanlık geceden bir parçayla bürünmüştür. Onlar ateş halkıdır; onlar orada ebedi kalacaklardır. (Yunus 27)

Lafzen, “odun hamalı”, insanlar arasında “nefret ateşini tutuşturmak için” gizliden gizliye gerçek dışı söylentiler yayan ve iftiralar atan kişiyi anlatan meşhur bir deyim (Zemahşerî; bkz. ayrıca Taberi’nin nakliyle ‘İkrime, Mücahit ve Katade). Kadının adı Ervâ Ummu Cemil binti Harb b. Umeyye idi: Ebû Süfyân'ın kardeşi ve dolayısıyla Umeyye saltanatının kurucusu Muaviye’nin halası idi. Onun Muhammed (s)'e ve o'na tâbi olanlara karşı nefreti o kadar şiddetliydi ki, sık sık, karanlıkta Hz. Peygamber'in evinin önüne o'nu yaralamak için dikenli çalılar serperdi ve bu büyük öfkesini sürekli olarak Hz. Peygamber'i ve o'nun mesajını zedeleyici iftiralar atmak suretiyle gösterirdi. M.Esed

“حمّالةالحطب - odun taşıyıcısı” tabiri ayrıca Koğucu, ona buna lâf taşıyan bozguncuların özelliklerini dile getirirken mecazen de kullanılır. Bunun nedeni, bozguncuların “insanlar arasında ateş yakmak, şerre sebep olmak” gibi fiillerle nitelendirilmiş olmasıdır. Nitekim Zemahşerî, Keşşaf adlı eserinde bu özellikteki insanlar için “Aralarında odun taşıyor” deyimini kullanmıştır.

Ancak âyet, Ümmü Cemil’in cehennemde odun taşıyacağını söylemektedir. Cehennemin odunu ve çırası kâfirler olduğu için, küfre ve kâfirin arzusuna hizmet etmek de bir anlamda cehenneme odun taşımak demektir. Buna göre Ümmü Cemil’in cehennemde odun taşıyıcısı olması, gerek dünyadaki küfrü nedeniyle cehennem odunu olan kocasını sırtında cehenneme taşıyacağı, gerekse kocasının cehennemdeki azabına hem hizmet hem de iştirak edeceği anlamlarına gelmektedir.

Ebû Leheb ve karısı için verilen örnekler Kur’ân’da Firavun ve avenesi için de dile getirilmektedir: Mümin 41, 45, 46. âyetler.

H.Yılmaz

 

ALLAH BİZİ ŞÖYLE UYARMAKTADIR

Ey iman sahipleri! Kendilerinizi ve ailelerinizi öyle bir ateşten koruyun ki, yakıtı insanlarla taşlardır. O ateşin başında çok katı, çok sert melekler vardır. Onlar, kendilerine emir verdiği konuda Allah'a isyan etmezler ve emredildikleri şeyi yaparlar. (Tahrim 66/6)
وَيَا قَوْمِ مَا لٖى اَدْعُوكُمْ اِلَى النَّجٰوةِ وَتَدْعُونَنٖى اِلَى النَّارِ

Ey toplumum! Sebep ne ki; ben sizi kurtuluşa çağırıyorum, siz beni ateşe çağırıyorsunuz. (Mümin 40/41)

Mesed terimi, maddesi ne olursa olsun, bükülmüş iplerden yapılan her türlü şeyi gösterir (Kâmus, Muğnî, Lisânu'l-‘Arab). Burada soyut anlamdaki kullanılışı ise ikili bir muhteva taşımaktadır: hem bu kadının kötülüğe meyilli, bozuk ve eğri tabiatını, hem de “her insanın kaderi boynuna bağlanmıştır” (bkz. 17:13 ve özellikle ilgili not 17) manevî gerçeğini anlatır -ki 2. ayetle birlikte bu surenin genel, zamanlar üstü muhtevasını ortaya koyar. M.Esed

Bazı âlimlere göre de sağlam ve kuvvetli bükülüp örülmüş olan ipe "Mesed" adı verilir. Besâir'de açıklandığına göre, "Mesd" mastar, "Mesed" ise isimdir, ancak "Memsûd" anlamındadır, yani pek sağlam örülmüş ip demektir. Yani âyet, "gerdanında şiddetli bir şekilde bükülüp demir bir ip yapılmış olarak" mânâsınadır. Demek ki Mesed, esasen "Memsûd" mânâsına alınarak bununla, hurma veya mukl ağacının lifleri gibi kuvvetli liflerden bildiğimiz kendir, urganlar tarzında fitil fitil, kat kat bükülmüş veya örülmüş sağlam urganlar kast edilmektedir. Bu anlamda kıl, deri ve demir gibi hangi maddeden yapılırsa yapılsın, ip şeklinde bükülmüş yahut örülmüş olan sağlam telli, fitilli urgan, halat ve zincirlerin hepsine Mesed denilmektedir. Burada da maksat ipin, yapıldığı maddeden ziyade kuvvet ve kıvraklığı söz konusu olduğu için en sağlamının düşünülmesi gerekmektedir. "Biz, kâfirler için zincirler ve demir halkalar hazırlamışızdır." (İnsan, 76/4) ayetinin ifade ettiği mânâ üzere cehenneme giden kâfirlere vaat edilen de zincirler ve bağlardır. H.Yazır


اِنَّا اَعْتَدْنَا لِلْكَافِرٖينَ سَلَاسِلَا وَاَغْلَالًا وَسَعٖيرًا

Biz, nankörler için zincirler, bukağılar ve kızgın bir ateş hazırladık. (İnsan 76/4)