(Mürselât - 11.Ayet)

HZ. İSA GELECEK Mİ? (AL-İ İMRAN 55)

O zaman Allah: “Ey İsa!” demişti, “Seni ölüme yollayacağım ve Katımda (onurlandıracağım) ve seni hakikati inkara şartlanmış olanlar[ın arasın]dan çekip arındıracağım; sana tâbi olanları, Kıyamet Günü, hakikati inkara şartlanmış olanların (kat kat) üstüne çıkaracağım. Sonunda hepiniz Bana döneceksiniz ve aranızda anlaşmazlığa düştüğünüz her konuda Ben hüküm vereceğim.” (M.Esed)

Bu, Hz. İsa'ya saygı gösterenlere (yani, o'nu “Allah'ın oğlu” olarak gören Hıristiyanlar ile bir peygamber olarak kabul eden Müslümanlara) olduğu kadar o'nu tamamen reddedenlere de işaret eder. Allah'ın, Hz. İsa'ya, “Seni katıma yücelteceğim” vaadi ile ilgili olarak bkz. sure 4, not 172. (NİSA 158. )”Hayır, Allah o'nu Kendi katına yüceltti. Allah gerçekten kudret ve hikmet sahibidir.” 172 Karş. 3:55. O ayette Allah, Hz. İsa'ya “Seni ölüme yollayacağım ve katıma yücelteceğim buyurur. Rafe‘ahû (lafzen, “o'nu yüceltti” yahut “o'nu yukarı çıkarttı”), bir insanın raf‘ edilmesi (“yukarı çıkartma/yükseltme”) fiili ne zaman Allah'a atfedilmişse, her zaman “onurlandırma” yahut “yüceltme” anlamlarına gelir. Kur’an'ın hiçbir yerinde, Allah'ın Hz. İsa'yı yaşadığı sırada bedensel olarak cennete “yükselttiği” şeklindeki yaygın inancı destekleyen bir beyan yoktur. Yukarıdaki ayetteki “Allah o'nu kendi katına yüceltti” ibaresi, Hz. İsa'nın Allah'ın özel rahmeti mertebesine yükseltildiğini gösterir; rafe‘nâhu “o'nu yücelttik” fiilinin İdris Peygamber ile bağlantılı olarak kullanıldığı 19:57'den açıkça anlaşılacağı gibi, bu bütün peygamberlerin yararlandıkları bir lütuftur. (Bkz. ayrıca Menâr III, 316 ve VI, 20'de Muhammed Abduh.) Cümlenin başındaki “hayır” (bel) vurgusu, Yahudilerin Hz. İsa'yı haç üzerinde korkunç bir ölüme mahkum ettiklerine inanmaları ile Allah'ın “o'nu kendi katına yücelttiği” gerçeği arasındaki zıtlığı vurgulamayı amaçlar.  M.Esed     

Allah planını İsaya şöyle açıklamıştı: “Ey İsa! Kuşkusuz Ben, inkar edip suikast düzenleyenlerden, seni kurtaracağım ve seni vefat ettireceğim, seni yücelteceğim. Sana uyanları, diriliş gününde inkar edenlerin üstünde tutacağım. Sonra, diriliş günü hepiniz bana döneceksiniz ve işte o zaman, anlaşmazlığa düştüğünüz konularda, aranızda ben hüküm vereceğim. (M.Sağ)

Hz. İsa 50. Ayetin bildirdiğine göre, Tevratı onaylamak ve düzeltmek için, Allahın bir elçisi olduğunu söylediği için, Yahudi din adamları onu, konuşturmayıp öldürmek istediler.Bu Kuran ayetinde de belirtildiğine göre, Allah Hz. İsayı suikastçı ve işkenceci Yahudilerin elinden kurtarmış, sonra da her insan gibi, İsayı bir daha geri dönmeyecek şekilde vefat ettirmiştir.Bu sefer roller değişti. Allah Hz. Muhammede bu surenin 3. Ayetinde “Tevrat ve İncili onaylamak ve düzeltmek için, sana bu Kuranı, gerçek olarak indirdik, diyor. Ama Yahudi din adamlarının Hz. İsaya gösterdiği tepkinin aynısını, bu sefer din adamları, Hz. Muhammede karşı gösterdiler. İşin en çarpıcı yanı da, Hıristiyanların, İsa’nın kıyamet yaklaştığı zaman tekrar geleceğine dair inancına, bu Kuran ayetine rağmen bazı Müslüman din adamları da katılırlar. Allahın elçileri tarafından bildirilen buyruklarını değil de, elçilere atfen uydurulan rivayetleri din zannedenler aynı noktada birleşirler. M.Sağ   

“Allah Teâlâ buyurmuştur ki: Ey İsa, seni vefat ettireceğim, seni katımda onurlandıracağım, seni inkâr edenlerden arındıracağım ve sana uyanları kıyamet günü  kâfirlerden üstün kılacağım. Sonra dönüşünüz bana olacak. İşte o zaman ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında aranızda ben hükmedeceğim.   (A.Aziz Bayındır)

HZ. İSA GELECEK Mİ?

İsa aleyhi selamın kıyamete yakın bir zamanda tekrar dünyaya ineceği söyleniyor. Hz. İsa gökten mi inecek yoksa onun ruhu yeryüzünde bir insanda mı belirecek?Kur’anı kerime göre İsa A.S. Canlı değildir, Allah onun canını almıştır:

İsa derki: Ben onlara, ancak bana emrettiğini söyledim. Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin dedim. İçlerinde bulunduğum müddetçe onlar üzerine kontrolcü idim. Beni vefat ettirince artık onlar üzerine gözetleyici yalnız sen oldun. Sen her şeyi hakkıyla görensin.” Maide- 117                                   

başka bir ayette ise Allah, peygamberi İsa’yı Yahudilerin elinden kurtardığını bildirmiştir. Çünkü onlar onu çarmıha germek istiyorlardı.

 “Ve Allah elçisi Meryem oğlu İsa’yı öldürdük demeleri yüzünden. Hâlbuki onlar onu ne öldürdüler, ne de astılar. Fakat (öldürdükleri) onlara İsa gibi gösterildi. Onun hakkında ihtilafa düşenler bundan dolayı tam bir kararsızlık içindedirler. Bu hususta zanna uymak dışında hiçbir bilgileri yoktur ve kesin olarak onu öldürmediler. Bilakis Allah onu katına yükseltmiştir. Allah büyük izzet ve hüküm sahibidir.” Nisa – 157,158

İslam âlimlerinin birçoğu bu ayetteki  “Allah onu kendi katına yükseltmiştir” mecazi anlamına  bakarak İsa as. In ölmediğini ileri sürmüşlerdir. Onlara göre Allah, onu kudretiyle manevi semalardaki hususi mevkiine kaldırmış, kıyametten önce tekrar dünyaya gönderecektir. Hâlbuki yukarıda verilen ilk iki ayette Allah, İsa’ nın öldüğünü açık bir şekilde bildirmiştir. Ayrıca ilk ayette de; “seni kendime yükselteceğim “ ifadesi, “seni vefat ettireceğim ve seni kendime yükselteceğim.” Bu Ayetten anlaşıldığı gibi Allah, eceli gelince İsa aleyhi selamı vefat ettirmiş ve onun ruhunu kendi katına almıştır. Bak Zümer 42 “Allah, ölüm zamanı gelenlerin canlarını alır. (Zamanı gelmeyenleri de) uykularında ölü gibi yapar. Ölümüne hükmettiklerini yanında tutar, diğerlerini de belirli bir süreye kadar salıverir. Kuşkusuz bunda düşünen bir toplum için açık deliller vardır.” 

İsa as. Kıyametten önce tekrar dünyaya geleceğini bildiren hadisler bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesi şöyledir:“Ruhum yed-i kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki, Meryemin oğlu İsa, adil bir hakem olarak aranıza inecek, haçı kıracak, domuzu öldürecek, cizyeyi kaldıracak, İslam’dan başka şeyi kabul etmeyecektir. Mal o kadar çok olacak ki, kimse dönüp de bakmayacaktır. Fakat bir secde, dünya ve dünyadaki her şeyden daha hayırlı olacaktır.”

Bu ve bunun gibi hadisler incelendiğinde hepsinin ana teması şudur: İsa ve Mehdi gelecek, sıkıntı ve buhran içinde bocalayan Müslümanları kurtaracaktır. Hatta başka bir hadiste: “Su kabı su ile dolduğu gibi, yeryüzü barışla dolacaktır. Din birliği de olacak, artık Allah’tan başkasına tapılmayacaktır” ifadesi geçmektedir.

Dikkat edilirse, İsa as. Dünyaya tekrar geldiğinde yapacağı söylenen domuzu öldürme, haçı kırma, gayrı Müslimlerden alınan cizyeyi kaldırma, herkesi Müslüman yapma gibi şeylerin tek bir örneği dahi Kur’an da yoktur. Peygamberlerin görevi sadece tebliğdir. Allah Teâlâ şöyle buyurur.

 “Peygambere düşen sadece tebliğdir.” Maide-99

“Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündekilerin hepsi elbette iman ederlerdi. Sen insanlara, inanıncaya kadar baskı mı yapacaksın?” Yunus-99

 “Dinde zorlama olmaz, Doğru ile eğri birbirinden iyice ayrılmıştır. Herkim azgınları tanımaz, Allah’a inanırsa, en sağlam kulpa yapışmış olur. Onun kopması imkânsızdır. Allah işitir, bilir.” Bakara-256 

Birçok İslam âlimi, bu hadislerin sadece Kütüb-i Site de yer almalarını yeterli görmüşlerdir. Bu eserlerin müelliflerinin ( Buhari, Müslim, Ebu Davut, Nesai, Tirmizi, İbn Mace ) otoriteleri, bu rivayetlerin eleştirilmesinin önünde doğal bir engel oluşturmuştur.

Bu tür hadislerin senetleri sahih olsa bile, bu iddialar metin yönünden Kur’an ile uyuşmamaktadır. Çünkü Allah, Kur’anı Kerim’de peygamberlerin birer müjdeleyici ve uyarıcı olduklarını bildirmektedir.

“Sen sadece bir uyarıcısın. Biz seni müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Her millet içinde mutlaka bir uyarıcı bulunmuştur.” Fatır -23,24  

“Eğer yüz çevirirlerse biz seni onların üzerine bekçi göndermedik. Sana düşen yalnız duyurmaktır.” Şura-48

“Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündekilerin hepsi iman ederlerdi. O halde sen, inanmaları için insanları zorlayacak mısın? “Yunus-99

İsa as. Kıyametten önce geleceğine inanmak, bir inanç konusu yapılmıştır. Hâlbuki bunu iddia eden âlimler, ahad haberle inanç belirlenemeyeceğini söylerler. İsa’nın geleceği bildirilen hadisler ahad haberlerdir.Sonuç olarak Müslümanların “nasıl olsa İsa gelecek, dünyayı kurtaracak” şeklinde bir beklentiye son vermeleri ve var güçleriyle İslam için çalışmaları gerekmektedir. Çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurur:

‘’Bir toplum, kendilerinde olanı değiştirmedikçe Allah, o topluma verdiğini değiştirmez.” Rad- 11 “Bilinsin ki; insan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur.” Necm-39

 Dinin özü imandır. İmanın temeli onu içten kabul etmek, yani kalp ile tasdiktir. Kalpteki tasdiki bir o kişi, bir de Allah bilir. Orası insanın en hür olduğu yerdir. Bu sebeple hiç kimse bir inancı kabule veya inkâra zorlanamaz. Zorla ibadet de olmaz. Çünkü ibadet için niyet şarttır. Niyetin yeride kalptir; kalpten yapılmayan niyet geçersizdir. Kimseye zorla niyet ettirilemeyeceğinden ibadette yaptırılamaz  A.AZİZ BAYINDIR

Allah buyurmuştu ki: "Ey Isa! Seni vefat ettireceğim, seni nezdime yükselteceğim, seni inkar edenlerden arındıracağım ve sana uyanları kıyamette  kafirlerden üstün kılacağım. Sonra dönüşünüz bana olacak. İşte o zaman ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında aranızda ben hükmedeceğim". (B.Bayraklı)

Ayetin analizini yaparak Hz. îsa hakkındaki hurafeleri, asılsız iddiaları Kur'an'ın ışığında ele almaya çalışacağız.

A. Hz. İsa Eceliyle mi Öldü?

Kültürümüzde Hz. İsa'nın ruh ve bedeniyle Allah katına çıktığı inancı ha­kimdir. Bu inancın doğruluk derecesini -mihenk taşı olan Kur'an'a vurarak-tesbit etmeye çalışalım.

(Ey İsa! Seni vefat ettireceğim).

Ayetin bu kısmı hakkında Razi'nin ve Elmalılı Hamdi Yazır'ın uzun açık­lamalarına bakılabilir. Ancak bu açıklamaların çoğunun Kur'an'a ters düştü­ğü de bir gerçektir. Ayetin bu kısmının eksen kavramı olan {teveffî) ke­limesinin kökü vefa olup sözünü yerine getirmek, birine hakkını tamamen vermek, tam ölçmek, ecel gelip kişinin ölmesi, teveffa kalıbında alınınca, Al­lah'ın kişinin ruhunu alması, öldürmesi manasına gelmektedir.

(Melekler, kendi kendilerine zulmeden kimselere -canlarını alırken- soracaklar). [Nisa/97]

Azrail tarafından insanın canını alma anma dikkat çekilen bu ayette vefa fiilinin teveffa kalıbı kullanılmaktadır.

Maide/117 ve Zümer/42'de de aynı anlama gelmektedir. Yorumunu yap­makta olduğumuz Âl-i İmran/55'de de canını almak, öldürmek, vefat ettir­mek manasını ifade etmektedir.

Ahde vefa göstermek, hesabı eksiksiz ödemek, ödeme yapmak, ölçüyü tam yapmak, adağı yerine getirmek, antlaşmaya sadık kalmak, bu eylemler-deki eksiklikleri, yanlışlıklan ortadan kaldıracağı için, onları öldürmektedir. Bu eylemler, zıt eylemleri öldürdükleri için bu manaları almaktadır.

Ahde vefa vefasızlığın, hesabını eksiksiz ödemek eksikliğin, tam ödemek tam ödememenin, ölçüyü tam yapmak ölçüde eksikliğin, adağı yerine getir­mek adağı yerine getirmemenin, antlaşmaya sadakat sadakatsizliğin canını almaktadır. Hud/114 ayetinde belirtildiği üzere, iyi eylemler kötü eylemleri giderir. Demek ki, iyilikler kötülükleri öldürdüğü/yok ettiği için vefat kavra­mı ile ifade edilmektedirler.

Dünyada gurbette olan insanı sılaya yani Rabbine götürdüğü, gurbet ha­yatına son verdiği, hapiste olan ruhu bedenden ayırdığı, ruh-beden ilişkisine son verdiği, bedenden ayırmak suretiyle ruhun önündeki engelleri kaldırdığı, ruh emanetini sahibine iade ettiği için ölüme vefat denmiştir.

Demek ki, Hz. İsa'nın canı Allah tarafından alınmış, yani eceli ile ölmüş­tür. Bunu teyit eden başka ayetler de vardır. îsa, Allah'ın insanlara şirk koş­mayı emredip emretmediğini sorması üzerine şöyle demiştir:

(Ama sen beni vefat ettirince onların koruyucusu yalnız sen oldun). [Maide/117]

Maide/116-117 ayetlerinden, İsa'nın öldüğü ve öldükten sonra sorguya çe­kildiği anlaşılmaktadır. Hatta Allah tarafından vefat ettirildiğini bizzat Hz. İsa söylemektedir.

Bu ayetlerde kullanılan geçmiş zaman kalıbı nedeniyle, sorgu ve cevabın gelecekte olacağını söyleyenler olabilir. Kur'an'da ahiretle ilgili bazı konu­larda geçmiş zaman fiillerinin kullanıldığı doğrudur. Ama Yüce Allah bu ayetlerde, Hz. İsa'nın nasıl cevap verdiğini de beyan etmektedir. Dolayısıyla İsa'nın verdiği cevap, ölümden hemen sonra sorulan sualin cevabıdır.

Yine Hz. İsa şöyle demektedir:

(Bunun içindir ki doğduğum gün, ölece­ğim gün ve dirileceğim gün esenlik banadır). [Meryem /33]

Ayette, hayatının üç dönüm noktası zikredilen İsa'nın, dünyaya tekrar ge­leceğinden, beden ve ruh ile Allah katına çıktığından bahsedilmemekte; do­ğum, ölüm ve ahirette tekrar dirilme anlarına işaret edilmektedir.

Buradaki ölümün, beden ve ruh ile Allah'a yükselip daha sonra dünyaya geldikten sonra gerçekleşeceği de söylenemez; zira Meryem/l 5 'te aynı şey­ler Hz. Yahya için de söylenmektedir:

(Doğduğu gün, öleceği gün ve dirileceği gün ona selam olsun). [Meryem/15]

Doğum, ölüm ve tekrar dirilme olguları Hz. Yahya için de söylendiği hal­de, onun tekrar dünyaya gelmesinden niçin bahsedilmemektedir? Seni vefat ettireceğim [Âl-i İmran/55], Beni vefat ettirince... [Maide/117] ve Doğduğum gün, öleceğim gün ve tekrar dirileceğim gün... [Meryem/33] ifadeleri, Hz. İsa'nın öldüğüne delil teşkil etmektedir. Demek ki Hz. İsa yahudiler tarafın­dan öldürülmedi, eceliyle öldü: Halbuki onu ne öldürdüler, ne de astılar, sa­dece onlara öyle olmuş gibi göründü [Nisa/157] ifadesi, İsa'nın insanlar ta­rafından öldürülmediğini göstermektedir.

B. Hz. İsa Tekrar Dünyaya Gelecek mi?

Zuhruf/61 ayetini yanlış yorumlayanlar ve Hz. İsa'nın geleceği ile ilgili uydurma hadislere itibar edenler onun dünyaya tekrar geleceğini söylemek­tedirler. Bu inancın yanlışlığını göstermek için sözkonusu ayeti inceleyelim:

(Muhakkak ki o, kıyamet saatinin gelmekte olduğuna ait bir ilimdir; artık o saat hakkında asla şüphe etmeyin ve bana uyun; doğru yol budur). [Zuhruf/61]

Ayette bulunan (ve innehû) ifadesindeki hû zamiri İsa'ya mı, Kur'an'a mı gitmektedir? Keşşaf, Razi, Kadı Beydavi, Hazin, Nesefi, İbn Abbas bu za­mirin Hz. İsa'ya gittiğini söylerken, Katade, Hasan Basri ve Said b. Cubeyr gibi bilginler zamirin Kur'an'a gittiğini söylemişlerdir.

Çağdaş mütercimlerden A. Yusuf Ali zamiri Hz. İsa'ya, Muhammed Esed ve Bekir Sadak ise Kur'an'a göndermektedirler. Süleyman Ateş'in açıklamalından da zamirin Hz. İsa'ya gittiği görüşüne taraftar olduğu anla­şılmaktadır.

Zuhruf/57-61 arasındaki bölümün ana konusu, Hz. İsa ilgili lüzumsuz tar­tışmalardır. 59. ayette, Hz. İsa'ya peygamberlik verildiği ve İsrailoğullan'na örnek kılındığı ifade edilmektedir. 61. ayette bulunan (ve innehû) ifade­sindeki zamirin Hz. İsa'ya gittiğini kabul edecek olursak, şöyle diyebiliriz: İsa'nın kıyametin alameti olması, -kıyametten önce dünyaya tekrar gelme­siyle ilgili değil- babasız doğmasıyla ilgilidir. Zuhruf/63 ayeti incelenirse, bunun böyle olduğu anlaşılır.

Muhammed Esed'in Zuhruf/61 ayetine verdiği manadan hareket edersek şöyle bir genellemeye varabiliriz: Kur'an, kıyametin kopacağını bildiren bir bilgidir, bir araçtır veya bir işarettir. Ayetin devamında kıyametten şüphe edilmemesi, Hz. Peygamber'e uyulması gerektiğinden söz edilmesi, başında­ki hu zamirinin Kur'an'la alakalı olup Kur'an'ın kıyametin kopacağına bildi­ren bir ilim olduğuna delil teşkil eder.

(Elbette o, kıyamet saatinin geleceğini bildiren bir ilimdir) [Zuh­ruf/61] ifadesi, Kur'an'ın görevlerinden birinin, insanlara kıyametin kopaca­ğı bilgisini öğretmek ve onları buna inandırmak olduğunu gösterir. Böyle bir bilgiyi ortaya koymak ve ona inanılmasını temin etmek beşerî düşünce için mümkün değildir; çünkü felsefenin kıyamet hakkında fikir beyan etmesi do­ğasına aykırıdır.

İlahî vahyin dünyanın sonlu olduğunu ve bir ahiret hayatının bulunduğu­nu söylemesi doğası gereğidir. Bunu söylemeyen bir öğreti, vahiy olamaz.

C. Hz. İsa Öldükten Sonra Allah Katına Nasıl Yükselmiştir?

(Seni vefat ettireceğim ve seni nezdime yükselteceğim) [Âl-i İmran/55] ifadesi, İsa'nın ruh ve bedeniyle Allah katına yükselmediğini gös­terir. (Seni nezdime yükselteceğim) ifadesinde, bunun ruh ve bedenle olacağına dair herhangi bir işaret yoktur. A'raf/176'da, insanın ayetlerle yük­seltilmesinden söz edilirken, aynı kelime kullanılmaktadır. Hz. İsa'nın Al­lah'a yükselmesi, ruhunun Allah'a dönmesidir. Yüce Allah, Her can ölümü ta­dacaktır; sonunda bize döndürüleceksiniz [Ankebut/57] buyurmaktadır.

İsa'nın Al­lah'a yükselmesini, fizikî değil manevî manada anlamak gerekir. Irak'tan Şam'a giderken Hz. İbrahim'in, Ben Rabbime gidiyorum. O bana doğru yolu gösterecek [Saffat/99] dediği ifade edilmektedir ki bu gidişin, fizikî anlamda değil, manevî anlamda olduğu gayet açıktır.

Allah mekandan münezzeh olduğuna göre, O'na gitmenin, O'na yüksel­menin manevî bir anlam taşıması gayet doğaldır. Bize şah damarımızdan da­ha yakın olan Allah'a [Zariyat/16] gitmenin veya yükselmenin maddî anlam­da olmadığını kabul etmek zorundayız. Nerede olursanız olun O sizinle be­raberdir [Hadid/4] buyuran Allah'a gitmenin veya yükselmenin manevî ola­cağı tartışmasız bir gerçektir.

D. Hz. İsa İnkar Edenlerden Arındırılmıştır:

(Seni inkar edenlerden arındıracağım).

Ayetin bu kısmı Allah'a yükselmenin ne anlama geldiğini de açıklamakta­dır. İnkarcıların entrikalarından, pisliğinden İsa'yı uzaklaştırması, onu temiz­lemesi demektir. Allah inanmayanların üstüne böyle murdarlık verir [En'am/125] ayetine göre, inanmayanlar murdardır/pistir. Onlar pisliklerini diğer insanlara bulaştırmak isterler. Yüce Allah Hz. İsa'yı onların bu pisliğin­den uzak tutarak temiz kalmasını temin etmiştir.

Maide/157 ayetine göre kafirler Hz. İsa'yı öldürmek istemiş ve bu isteklerini gerçekleştirmek için de tuzak kurmuşlardır. Yüce Allah İsa'yı, kafirle­rin kurduğu bu tuzaktan -ki Allah buna murdarlık/pislik demektedir- kurta­rınca, onu kafirlerden temizlemiş oldu. Haksız yere birini öldürmeye teşeb­büs etmek sosyal bir kirliliktir. Allah kafirlerin bu kirinden Hz. İsa'yı arındırmıştır. Bu durumda Allah'ın arındırmasını/temizlemesini, kurtarması anlamı­na alabiliriz.

E.Ayrılığa Düştükleri Konularda Allah Hükmedecek:

(İşte o zaman ayrılığa düştüğünüz konular hak­kında aranızda ben hükmedeceğim).

Ayetin beşinci bölümünde kıyamet, bu bölümde ise Allah'a dönüş vurgu­lanmaktadır. Kıyametle, insanların ihtilafları sona erecek; iradenin devrede olduğu alem son bulacak ve iradenin devre dışı kalacağı ahiret hayatı başla­yacaktır. İhtilaflar dünyası bitecek, ihtilafın olmayacağı bir alem başlaya­caktır. Ahirette Allah'ın huzurunda tartışmaya girecek olanlara Allah şöyle diyecek:

(Huzurumda çekişmeyin! Ben size da­ha önce uyan göndermiştim. Benim huzurumda söz değiştirilemez). [Kaf/28-29]

Ayetin bu kısmında, inkar ile iman arasında potansiyel bir mücadele­nin/çatışmanın olduğuna işaret edilmektedir. Bazen insanlar bu potansiyel çatışmayı fiiliyata dökmektedirler. Tarihte kafirlerle mü'minler arasında za­man zaman şiddetli çatışmalar olmuştur. Bu çatışmalar peygamberlerin öldü­rülmesine kadar varmıştır. Nisa/l 55'te, peygamberlerin öldürmesinden bah­sedilmektedir. İşte öldürmeye kadar uzanan bu eylemlerin başlangıcı, ihtilaf­lardır.

Kutsal kitaplar ihtilaflara çözüm getirmişlerdir. İsrailoğullan Hz. İsa'nın peygamberliği, yaratılışı konusunda ihtilafa düşmüşler; Kur'an da bu ihtilaf­ları çözümlemek için gelmiştir:

(Doğrusu bu Kur'an, İsrailoğulla-n'nın üzerinde anlaşmazlığa düştükleri pek çok meseleyi açıklığa kavuşturmaktadır). [Neml/76]

İsrailoğullan (yahudi ve hristiyanlar) pek çok konuda ihtilaf etmiş, kutsal kitaplarının hükümlerine müdahale etmiş ve özellikle Hz. İsa konusunda ka­panması çok zor ayrılıklara düşmüşlerdir. Kimisi İsa'yı gayr-i meşru bir ço­cuk olarak görmüş [Nisa/156]; kimisi Allah'ın oğlu olduğuna inanmış [Enbi­ya/26]; kimisi de tanrı edinmiş [Maide/116]; yahudiler ise onun peygamber­liğini reddetmiştir. Bu derin ihtilafların halledilmesi için gönderilen Kur'an'a iman etmediklerinden, bu ihtilaflar hakkında hükmü Allah mahşerde vere­cektir. İşte Âl-i İmran/55'de zikri geçen Allah'ın aralarında hüküm vereceği derin ayrılıkların bir kısmı bunlardır. Demek ki, dünyada çözülemeyen ihti­laflar ahirete uzanmakta ve Allah tarafından hükme bağlanmaktadır.

Günümüzde hâlâ müslümanlar arasında Hz. İsa'nın ruh ve bedeniyle gö­ğe çıktığı, kıyamete yakın dünyaya geleceği, deccali öldüreceği, Hz. Muhammed'in dini ile amel edeceği inancı yaygın haldedir.

Razi Zuhruf/61 ayetinin tefsirinde bu konuyla ilgili bir hadise işaret et­mektedir. İslâm alemindeki yaygın inancın hadis olarak kabul edilen bu be­yandan kaynaklandığı anlaşılıyor. İsa'nın dünyaya tekrar gelmesi gibi önem­li bir konudaki hükmün vahye dayanması gerekmez mi? Hz. Peygamber ge­lecek konusunda ve yeniden dünyaya gelme hakkında fikir beyan etmiş mi­dir veya etme yetkisi var mıdır? Dünyaya tekrar gelirse, -peygamberliği or­tadan kalkmayacağına göre- İsa son peygamber olmaz mı? O zaman Ahzab/40'da vurgulanan Hz. Muhammed'in son peygamber oluşu nasıl açıkla­nabilir? Bütün bu sorular, Meryem/33'te, doğum, ölüm ve tekrar dirilme for­mülü ile cevaplandırılmaktadır. Hz. İsa doğdu, öldü ve ahirette dirilecektir. Ayette, öldükten sonra dünyaya tekrar geleceğine dair hiçbir işaret yoktur.

Allah bu tür ayetlerle eğitim amacı gütmekte; dünyada cereyan eden -İsa örneğindeki gibi- önemli oluşumlara zanla değil, objektif delillerle yaklaşıl­masının önemini vurgulamaktadır. Çünkü zanla hareket etmenin sonucunda derin ayrılıkların çıkması, dinî ve sosyal çevrelerin kirlenmesi muhtemeldir. Zanların ihtilaflara, ihtilafların dinî inanç ve kültürün kirlenmesine, bu kirli­liğin de sosyal bölünmelere yol açacağı vurgulanmaktadır. B.Bayraklı

Süleyman ateş

Kur’ân-ı Kerîm, Îsâ’nın göğe yükseltildiğini değil, Allah’a yükseltildiğini söylüyor. Allah’a yükselmek başka şey, göğe yükselmek başka şeydir. Allah’a yükselmek, O’nun katında yüksek derece kazanmak anlamına gelir. İdrîs Aleyhisselâm hakkında da: “Biz onu, yüce bir mekâna yükselttik” buyurulmuştur.

Sanıyorum, Hz. Îsâ’nın, yükseltilmesini belirten âyette dikkatten kaçan bir incelik vardır. “Bel refe’ahu’llâhu ileyh” âyetine: “Allah, onu, göğe yükseltti” şeklinde mânâ verilmiştir. Oysa âyet, “Allah onu göğe yükseltti” anlamında değil, “Allah onu kendisine yükseltti”anlamındadır. Göğe yükseltmek başka, Allah’a yükseltmek başkadır. Allah’ın Îsâ’yı göğe yükselttiğini söylemek, Allah’a belli bir mekân tahsis etmek olur. Oysa yüce Allah her yerdedir. Îsâ’nın Allah’a yükselmesi için göğe çıkması gerekmez. Allah, göklerin de, yerin de Tanrısıdır. Yerde de vardır, gökte de. Öyle ise Allah’ı gökte imiş gibi düşünüp, Allah’a yükseltilen Îsâ’nın göğe yükseltildiğini söylemek, âyetin ifadesine uymamaktadır. O halde âyetin anlamı, İbn Cureyc’in dediği gibi, Allah’ın, Îsâ’nın ruhunu yüceltmesi, şânını yükseltmesi, katında O’na değer vermesi demektir.
Mâide: 110/116-120’nci âyetlerde yüce Allah’ın, huzuruna varan Îsâ ruhuna, insanlara kendisini ve annesini Allah’tan ayrı iki tanrı edinmelerini kendisinin mi emrettiğini sorduğu; Îsâ’nın da hayatta olduğu sürece insanları, Allah’ın buyruğu üzere tek Allah’a kul olmağa çağırdığını; fakat kendisinin vefâtından (canının alınmasından) sonra insanların neler yaptığını bilmediğini yüce Allah’a arz ettiği anlatılmaktadır.
Gerek Âl-i İmrân: 94/55’nci, gerek Mâide: 110/117’nci
âyetlerde Îsâ’nın bedeninin öldüğü, açıkça belirtilmiştir. Ama Hz. Îsâ’yı başkaları öldürmemiş, Allah onu eceliyle vefat ettirmiştir. Yükseltilen onun ma‘nevî derecesi, Allah’ın katına çıkan ruhudur. Zaten bütün peygamberlerin ruhları Allah’ın huzuruna çıkar, O’ndan ikram görür.
Görülüyor ki âyetlere göre Hz. Îsâ’nın vefâtı kesindir. S.Ateş

Yazıyı paylaş