Sayfanın başına git
Önceki Sayfa
Ana Sayfa
Paylaş
Kur'an Ne Diyor? (RUH; KURANDA GEÇTİĞİ HALİ İLE NE MANALARA GELİR? )
" 38. “Bana gelince, [biliyorum ki] benim Rabbim Allah\tır ve ben tanrısal nitelikleri O'ndan başka kimseye yakıştıramam”. " ( Kehf - 38.Ayet) ( Ayeti incele )
 
 
 
RUH; KURANDA GEÇTİĞİ HALİ İLE NE MANALARA GELİR? ( 29.04.2012 ) Paylaş

85.Sana ruhtan sorarlar. De ki: "Ruh, Rabbimin emrindendir. Size ilimden pek az bir şey verilmiştir."(S.Ateş)-Ey Muhammed! Sana ruhtan sorarlar. De ki: "Ruh, Rabbimin tasarrufundadır. Size ruh hakkında verilen bilgi ancak algılayabileceğiniz kadardır." (M.Sağ)- BİR DE, sana ilahî esinlenme [nin mahiyeti] hakkında soru soruyorlar. De ki: “Bu esinlenme Rabbimin buyruğuyla [cereyan etmekte]dir; ve [ey insanlar, siz bunun mahiyetini anlıyamazsınız, çünkü] bu konuda size pek az bilgi verilmiştir”. (M.Esed)- Sana ruhtan yani insanın ruhu, Cebrâil, vahyin gelişi ve Kur’ân’ın Allah’tan gelişi hakkında soruyorlar, de ki: “Ruh, Rabbimin emrin-dedir. Bu konuda size pek az bilgi verilmiştir.” (Özlü Tefsir)

 Ruh" kelimesinin geleneksel ve yaygın anlamı, Kur'an'daki anlamıyla pek uyuşmaz. Kur'an ayetlerini incelediğimizde "ruh"un vahiy/Tanrısal bilgi ve Tanrı tarafından insan cesedine üflediği "can", "bilinç" anlamlarına geldiğini görürüz. (15/29; 39/42) Tanrı, insan türüne bizzat kendi ruhundan üfleyerek, onu bilinç ve kişilik sahibi kıldı. Çelişkili rivayetler ve hurafeler yoluyla dejenere olan bilinç ve kişiliğimizi, Ruhu/Tanrısal bilgiyi beynimize yerleştirerek temizleyebiliriz. Ruh/Vahiy/Tanrısal bilgi, şirkle, hurafelerle kirlenmiş bilinçleri temizler, canlandırır.(Bak.Hicr suresi 29; Sad suresi 72 ve Zümer suresi 42 ayetlerini inceleyiniz.) M.Sağ

 Rûh, Allah'ın emrinden, yani O'nun yaratma işlerindendir. O'nun mâhiyetini ancak Allah bilir. Rûhun kendisini göremiyorsak da varlığını, yaptığı işlerden anlıyoruz. Allah'a en yakın yaratık rûhtur. Rûh, hayât kaynağıdır, herşeye canlılık veren odur. Burada Rûh'un, peygamber'e vahiy getiren Cebrâîl olması daha güçlü bir olasılıktır.

GenellikleArapça "ruh" kelimesinin "can", "insan ruhu" anlamında kullanıldığı yargısı vardır. Buna göre Hz. Peygamber'e (s.a) insan ruhunun tabiatı sorulmuş, buna cevap olarak da onun Allah'ın emrinde olduğu söylenmiştir. Fakat biz bu anlamı kabul etmekte tereddüt ediyoruz; çünkü bu, ancak ayeti içinde yer aldığı bölümden yani siyak ve sibaktan çıkardığımızda mümkün olur. Aksi takdirde bu sözler çok anlamsız olur. Çünkü buraya kadar olan ayetlerde, bundan sonra gelen ve Kur'an'ın anafikriyle ilgili olan ayetlerin arasına insan ruhu ile ilgili bir sorunun sokulması çok anlamsızdır.
Eğer ayeti yer aldığı bölüm içinde okursak, burada "ruh" kelimesinin vahyi getiren melek olduğunu anlarız. Bu, müşriklerin şu sorusuna verilen bir cevaptı: "Kur'an'ı nereden alıyorsun?" cevapta sanki şöyle denilmek isteniyordu: "Ey Muhammed, bu insanlar sana 'Ruh'tan yani Kur'an'ın kaynağından veya onu elde ettiğin araçtan soruyorlar. De ki: Bu "Ruh" bana Rabbimin emri ile gelir. Fakat sizin bildiğiniz o kadar azdır ki, insan sözleriyle Allah'tan vahyolunan sözleri birbirinden ayırdedemezsiniz. Kur'an'ın başka biri tarafından uydurulduğunu sanmanızın nedeni işte budur."
Yukarıdaki yorum tercih edilmelidir, çünkü önceki ve sonraki ayetlerle mükemmel bir uyum içindedir. Bu görüş Kur'an tarafından da desteklenmektedir: ".... Allah mahşer günü ile uyarıp korkutmak için, kendi emrinden olan "Ruh"u kullarından dilediğine indirir." (Mü'min: 15) "Böylece sana da biz kendi emrimizden bir Ruh vahyettik. Sen kitap nedir, iman nedir bilmiyordun...." (Şura: 52) Bunun yanısıra İbn Abbas, Katade ve Hasan Basri'de (Allah hepsine rahmet etsin) aynı tefsiri benimsemişlerdir. İbn Cerir aynı görüşü Katade'den rivayetle İbn Abbas'a isnat eder, fakat çok gariptir ki, İbn Abbas'ın bunu sadece gizli olarak söylediğini belirtir. Ruhu'l-Meani yazarı da, Hasan Basri ve Katade'nin şu sözlerini nakleder: "Ruh ile Cebrail kastedilmiştir: soru onun inişi ve vahyin Hz. Peygamber'in (s.a) kalbine ilka edilişi ile ilgiliydi." Mevdudi

Rûh teriminin bu yolda yorumu hk. bkz. 16. sure, 2. not. Bazı müfessirler burada ruh sözcüğünden kastın “vahiy” olgusu, özellikle de Kur’an'ın vahyi olduğu görüşündedirler; bazıları ise, sözcüğü “ruh,” yani “insan ruhu” olarak anlamışlardır. Ne var ki, bu son yorum, önceki ve sonraki ayetlerin açıkça Kur’an'a işaret ettikleri gözönünde tutulursa, bölümün anlam örgüsü içinde pek inandırıcı gözükmemektedir; bunun içindir ki, bizce “rûh”dan kasıt, vahiy olgusudur. M.Esed

85 - Ve sana ruhtan soruyorlar. De ki: “Ruh Rabbimin emrindendir/ işindendir. Size ise az bilgiden başka, bir şey verilmemiştir.”
Ruh kavramı bugüne kadar dinli veya dinsiz, Müslim veya gayrimüslim birçok kişinin ilgi alanına girmiş, cahil veya bilgin birçok kimse tarafından ruh hakkında yüzlerce kitap kaleme alınmıştır. Bu eserlerde genellikle şu konular işlenmiştir: Ruh nedir? Ruh kaç tanedir? Ruhlar nerede bulunur? Ruh ve nefis aynı şey midir? Ruh cisim midir, mahlûk mudur, enerji midir, kozmik bilinç midir, melek midir, varlıkların aslı mıdır? Ruh şeffaf, billûr, cins-i lâtif midir? Ruh mu yoksa ceset mi önce yaratılmıştır? Ruh ölür mü? Ruh kabirde cesede geri döner mi? Dirilerin ruhları ölülerin ruhlarıyla buluşur mu? Her şey ruhtan mı meydana gelmiştir? Hayatı, hareketi, idraki sağlayan güç ruh mudur? Ruhun insanî, hayvanî, nebatî olmak üzere çeşitleri var mıdır? Olgun ruh ile geleceği görebilmek, gelecekten haber verebilmek, zaman ve mekân dışına çıkmak mümkün müdür?
Bütün bunlardan başka, ruh ile ilgili bu eserlerde ruh çağırma, telepati, medyumluk, yoga, doğru rüya, büyü, sihir ve reenkarnasyon [ruh göçü] gibi konuların açıklanmasına da çalışılmıştır.
Gerek bu soruların gerekse onlara verilen cevapların Kur’an’a ne kadar uygun oldukları Kadr suresinin tahlilinde tarafımızdan incelenmiş ve Ruh ile ilgili Kur’an’ın yaklaşımı açıkça ortaya konulmuş idi. Bu nedenle konu üzerinde durmuyor, ilgili bölümün yeniden okunmasını öneriyoruz. (Tebyinü’l-Kur’an c:1, s:482-486)
İlgili bölüm okunduğunda, konumuz olan ayette sözü edilen “ruh”un vahiy olduğu ve Rabbimizin “vahiy” konusunda insanlara çok az bilgi verdiği gerçeği hemen hatırlanacaktır. H.Yılmaz

85. Sana rûh hakkında soru sorarlar. De ki: Rûh, Rabb'imin emrindendir. Size ancak az bir bilgi veril­miştir.

Bu âyetin nüzul yani iniş sebebi olarak nakledilen üç olayı Süley­man Ateş analiz ederek tenkit etmektedir. Nakledilen nüzul sebeplerini burada zikretmeyi uygun bulmuyoruz. Ancak âyetin kendisinden anlıyoruz ki. Uz. Peygaraber'e sorulan çeşitli sorular gibi ruhtan da so­rulmuştur. Sorulan soruyu Hz. Peygamber cevaplandırmayacağı için Yüce Allah cevaplandırmaktadır. Şimdi biz de Allah'ın emrinden olan ruhun ne anlama gelmekte olduğunu soralım.

Rûh, "can. hayal soluğu, ilham, yani vahy, Kur'ân, Cebrail" mana­larına gelmektedir. Şimdi hangi âyette hangi manaya kullandığına bakabiliriz.

"Rûh" Kelimesinin Kur'ân'daki Manaları:

1) Kur'ân

"İşte böylece sana da emrimizle Kur'ân'ı vahyettik" (Şûra 42/52). Bu âyette Kur'ân diye mana verdiğimiz kelime ruhtur ve "hayat veren ilâhî mesaj, vahy" demektir.

2) Vahy

"Allah kendi emri ile melekleri kullarından dilediği kimseye vahy ile gönderir" (Nahl 16/2). Bu âyette geçen rûh kelimesi, meleklerin taşıdığı "vahy" anlamına gelmektedir. Bu kelime, Şûra 52 ve Nahl 2'de rûh olarak geçmekte, Şûra 52'de doğrudan Hz. Peygamber'e yönelik olduğundan "Kur'ân", Nahl 2'de genel olduğundan "vahy" diye manalandırılmaktadır.

3) Melek

"O gün rûh ve melekler saf halinde ayakta dururlar" (Nebe' 78/38).

"Melek" anlamından hareket edersek bu kelimeden maksadın "Cebrail" olduğu sonucuna varabiliriz: gönderdik" (Meryem 19/17).

"Biz ancak Rabb'inin emri ile ineriz" (Meryem 19/64). Bu âyetlerden anlıyoruz ki, Yüce Allah meleklere, özellikle Ceb­rail'e rûh demektedir.

4) Can

İnsana ve diğer canlı varlıklara hayat veren şeye de rûh denmek­tedir.

"Onu tamamlayıp içine de ruhumdan üfürdüğüm zaman, derhal ona secdeye kapanın" (Sâd 38/72).

İşte son merhalesinde pişmiş çamur halinde olan Hz. Âdem'in be­denine Yüce Allah Kendi ruhundan üfürünce canlandı. İşte bu cana rûh denmektedir.  "Hele can boğaza dayandığı zaman" (Vâki'a 56/83).

İşte âyette, ölmekte olan insanın boğazına dayandığı şeye, yani çıkmak üzere olan şeye "can" demekteyiz. Bedene hayat veren, onu ha­reket ettiren, onu yaşatan ve bizim göremediğimiz, yapısı hakkında bil­gimiz olmayan şeye rûh denmektedir.

Şimdi yorumunu yapmakta olduğumuz İsrâ 85'e dönersek, sorulan ruhun "can", "vahy", "Cebrail" olduğu anlaşılmış olacaktır. Sorulan soruya nasıl cevap verileceğini Yüce Allah belirlemekte, Hz. Peygam­ber'e ruhun Allah'ın emrinden olduğunu söylemesini emrederek, onun yapısı hakkında bir bilgi vermemektedir.

Bu âyetteki ruhu "can" anlamına alırsak, ruhun yapısı bilinme­mektedir ama, bedene yaptırdıkları davranışlarımızdan anlaşılmaktadır. Bedenin işlemesi, davranışlarımız hakkındaki bilgi rûh hakkında bize verilen bilgi olmaktadır. Bu bilginin niteliği de "az" olmasıdır. Demek ki ruhun yaptıkları ile elde ettiğimiz bilgi, mahiyeti, yani yapısı hakkında bilginin yanında çok az kalmaktadır.

Eğer âyette geçen ruhtan kasıt, "vahy" ise, vahyin sadece bize bil­gi veya mesaj olarak yansıyan kısmını biliyoruz, ama vahyin yapısını bilemiyoruz.

Vahyin mesajı hususundaki bilgilerimiz onun yapısı hakkındaki bilgilerin yanında "az" kalmaktadır.

"Vahy, ilham, can. melek" anlamıyla rûh, büyük çapta metafizik, madde ötesi bir konu olduğu için bütünüyle ve yapısal olarak onu bil­memiz mümkün değildir.

Bedenle iç içe giren, ama birbirinin aynısı olmayan, terk ettiğinde bedeni çürümeye terk eden. yapısı bilinmeyen, ilâhî emre bağlı bir güç olmaktadır. Olmadığı yerde cansızlık olan, olduğu yerde de hayatın ol­duğu bu güç sadece belirtileri ile fark edilmekte "az da" olsa bilinmekte­dir.

Yüce Allah'ın verdiği rûh konusundaki bu ders, insana aczini his­settirmek için yeterlidir. Canının yapısını bilmeyen insan kendini nasıl müstağni (ihtiyaç sahibi olmadığını) görür. Bundan sonraki âyetlere ba­karsak bu âyetlerdeki ruhun vahy olduğu anlaşılmış olacaktır B.Bayraklı

Bu yazı 2173 sefer okunmuştur.