(Fâtır - 32.Ayet)

YEMİN ETMEK VE CEZASI

YEMİN ETMEK VE CEZASI

Allah kasıtsız olarak ağzınızdan çıkıveren yeminlerinizden dolayı sizi sorumlu tutmaz. Fakat bilerek yaptığınız yeminlerden dolayı sizi sorumlu tutar. Bunun da keffareti, ailenize yedirdiğiniz yemeğin orta hallisinden on fakire yedirmek yahut onları giydirmek yahut da bir köle azat etmektir. Bunları bulamayan üç gün oruç tutmalıdır. Yemin ettiğiniz takdirde yeminlerinizin keffareti işte budur. Yeminlerinizi koruyun. Allah size ayetlerini açıklıyor; umulur ki şükredersiniz. (Maide 5/89)

İbn Cerir, İbn Abbas’tan rivayet ediyor: “Ey iman edenler! Allah’ın size helal kıldığı iyi ve temiz şeyleri (siz kendinize) haram kılmayın.” (Maide 5/87) ayeti kerimesi, kadınları ve et yemeyi kendi nefislerine haram kılan bir topluluk hakkında nazil olunca, Resulullaha gelerek, “Ey Allah’ın Rasulü! Ettiğimiz yeminler hakkında nasıl davranacağız? Diye sordular. Bunun üzerine Allah, kasıtsız olarak ağzınızdan çıkıveren yeminlerinizden dolayı sizi sorumlu tutmaz.”  Ayeti nazil oldu.

“Yeminlerinizi koruyun.” Her meselede yemin etmeyin. Yalan yere yemin etmek şöyle dursun, doğru yere bile çok yemin etmeyin. “Yeminlerinizden dolayı Allah’ı (O’nun adını), iyilik etmenize, O’ndan sakınmanıza ve insanların arasını düzeltmenize engel kılmayın.” (Bakara 2/224) ayeti kerimesinde ifade edilmek istenen budur. Bu ayetin tefsiri: yemin ettiğiniz zaman, üzerine yemin ettiğiniz şeyi unutmayın. Ortaya çıkıveren bir zorunluk veya ağır basan bir maslahat olmadıkça yeminlerinizi bozmayın.

İslam’da Allah, O’nun İsimleri ve sıfatlarından başka bir şey üzerine yemin etmek yoktur. Hz. Peygamber Ömer’i babasının başına yemin ederken duydu ve O’na “Allah, babanızın üzerine yemin etmenizi size yasaklıyor. Kim yemin edecekse, Allah adına yemin etsin ya da sussun.” Buyurdu.

Yemin edilen şey açısından yemin birkaç kısma ayrılır:

a) Bir vacibi yapmaya veya bir haramı terk etmeye dair yapılan yemindir. Böylesi bir yemin, Yüce Allah’ın O’nu mükellef kıldığı ibadeti tekit/pekiştirme kabilindendir. Dolayısıyla böyle bir yemini bozmak haramdır. Bozulması insanı kat kat günaha sokar.

b) Bir vacibi terk etmeye ve haram kılınmış bir fiili işlemeye dair yapılan yemindir. Böylesi bir yemini bozmak gerekir. Çünkü bu, bir masiyet/günah işlemeye yapılan yemindir. Anne- Babaya eziyete, onlara isyan etmeye ve bir hak sahibinin hakkını vermemeye dair yapılan yemin de böyledir.

c) Mendub bir fiili yapmaya veya mekruh bir fiili terk etmeye dair yapılan yemindir. Bu, itaattir. Bu yemine uymak mendub, bozmak ise mekruhtur.

d) Bir mendubu terk etmeye ve bir mekruhu işlemeye dair yapılan yemindir. Bu durumda yeminini bozması müstehap, o şekilde devam etmesi mekruhtur.

e) Bir mubahı terk dair yapılan yemindir. Bu konuda fıkıh bilginleri arasında ihtilaf vardır. Şevkani der ki: -Hoş bir şeyi yemeyeceğine ve yumuşak bir şey giymeyeceğine yemin etmek- gibi yemin edilen hususta onu yapmakla, terk etmek birbiriyle çekişiyorsa bu konuda doğru olanı, bu yemini bozmanın vacip olduğudur.

Bu durum cahiliye döneminde bazı yiyeceklerin haram kılma örneğine benzer.

BİR KİMSE YEMİN ETTİĞİ TAKDİRDE, BU YEMİN ÜÇ ÇEŞİTTEN BİRİNE GİRER

1- Müslümanların yeminlerinden olmayan yemin. Bu, Kâbe, melekler, meşayih, hükümdarlar, ana-baba gibi mahlûklar üstüne ve bunların topraklarına vb. edilen yemindir. Böylesi bir yemin muteber değildir ve âlimlerin ittifakıyla bu çeşit yeminin keffareti yoktur.

2- Vallahi, şunu mutlaka yapacağım, ifadesinde olduğu gibi Allah adına yapılan yemin. İşte bu yemin muteberdir, insan bu yemini bozarsa bilginlerin ittifakıyla keffaret vermesi gerekir.

3- Müslümanların Allah’a yemin niteliğinde ettikleri yeminleri. Müslümanlar, bu yeminleriyle Yaratıcı ’yı tazim etmek isterler; yoksa mahlûkat üstüne yemin etmeyi kastetmezler. Nezretmek, bir şeyi üzerine kılmak, karısını boşama ve kölesini azat etme üzerine yemin etmek gibi. “Eğer şöyle yaparsam, bir ay oruç tutmak üzerime borç olsun; eğer şöyle yaparsam, Beytullah’ı hac etmek üzerime borç olsun, eğer şöyle yaparsam, helal olan üzerime haram olsun, eğer şöyle yaparsam mülküm bana haram olsun, eğer şöyle yaparsam karılarım benden boş olsun veya kölelerim azad olsun gibi…

Böyle bir durumda Müslümanlar yeminlerinin tümünde keffaret vererek kurtulurlar.

“Allah, Yemin ettiğiniz takdirde yeminlerinizin keffareti işte budur ve Allah gerektiğinde yeminlerinizi bozmanızı size meşru kılmıştır.” (Tahrim 66/2) buyurmaktadır.

YEMİNLER ÖRFE VE NİYETE GÖRE YORUMLANIR

Yeminler, -bilginlerin ittifakıyla- dile ve şeriatın terimlerine göre değil, insanlar arasında cari olan genel örfe göre yorumlanır. “Et yemeyeceğim diye yemin eden kimse, balık yerse yeminini bozmuş olmaz. Oysa Yüce Allah, balıketini Kuran’da “lahmen tariyyen/taze et” (Nahl 16/14) şeklinde nitelemektedir. Ancak yemin eden kişi, balıketini de kast etmişse veya onun içinde yaşadığı toplum nezdinde et kavramına balık eti de dâhilse o zaman balık eti yenmekle yemini bozmuş olur. Bir kimse, herhangi bir şeye yemin edip de zahir olmayan mecazi bir manayı kast ederse itibar lafzına değil, niyetindedir. Bir kimse, herhangi bir şey için bir başkasına yemin verirse bu durumda itibar edilecek olan, yemin edenin değil, yemin verenin niyetidir. Aksi takdirde, davalarda yemin vermenin hiçbir faydası olmaz.

Hakkın yenildiği veya kendisiyle bir cinayetin ve aldatmanın kast edildiği ğamus ve sabira yemini için köle azat etmek, tasadduk etmek ve oruç tutmak gibi bir keffaret yoktur. Bunda, tövbe etmek, üzerindeki hakları sahibine vermek ve dosdoğru olmak vardır.

Yüce Allah, “Yeminlerinizi aranızda fesada araç edinmeyin, aksi halde (İslam’da) sebat etmişken ayağınız kayar da (insanları) Allah yolundan alıkoymanız sebebiyle (dünyada) kötülüğü tadarsınız. Sizin için (ahirette de) büyük bir azap vardır.” (Nahl 16/94) buyurmaktadır.

Beş fiilin keffareti yoktur: Allah’a şirk koşmak, haksız yere adam öldürmek, bir mü’mine iftira atmak, haksız yere birisinin malını koparmak için kasıtlı yemin etmek. Menar (M.Abduh-Reşit Rıza)

Yazıyı paylaş