(Tekvîr - 26.Ayet)

SEFERİ NAMAZ

SEFERİ NAMAZ

NİSA101. Yeryüzünde sefere çıktığınız zaman kâfirlerin size kötülük etmelerinden endişe ederseniz, namazı kısaltmanız da size bir günah yoktur. Şüphesiz kâfirler sizin apaçık düşmanınızdır.

1. Bakara suresinin 184-185. ayetlerinde, orucun kazaya bırakılmasıyla ilgili şartlardan biri olarak sefer belirlenmiştir.

Orada sefer için doğrudan sefer kelimesi kullanılmıştır. Namazla ilgili seferlikte, sefer kelimesi değil de yeryüzünde sefere çıktığınız vakit ifadesi kullanılmıştır. Darabe "vurmak ayrılmak" manasına gelir. Kişinin kendi evinden ayrılıp başka bir mekâna gitmesi Darabe fiili ile ifade edilmektedir. İnsanın gezerken ayaklarını yere vurmasından gelen bir ifade tarzıdır.

Bakara suresinin 283. ayetinde de ticaret hukukunda antlaşma yapma meselesinde de seferde olma konusu gündeme getirilmektedir. Antlaşmayı yazacak kâtibin bulunmaması durumunda neler yapılacağı ele alınmaktadır.

Maide suresinin 6. ayetinde namazdan önce alınacak abdest konu­sunda da seferlik durumu gündeme getirilirken, yine sefer kelimesine yer verilmektedir. Aynı şekilde yolculuğun meşakkatli bir iş olduğu Tevbe suresinin 42. ayetinde anlatılırken, yine sefer kelimesi kullanılmaktadır.

Bu ayetlerden anlaşılan şudur: Bazı ibadetlerin yerine getirilmesinde yolculuk önemli bir şart ortamı hazırlamaktadır. İbadette bu şartlar altında bazı değişimlerin meydana gelmesine müsaade verilmektedir. Orucun terk edilmesinde, namazın kısaltılmasında, abdestin alınış biçiminde, antlaşmanın düzenlenmesinde ibadetin yapısına göre değişim meydana gelmektedir.

Demek ki Allah hükmünü, kulunun şartlarına göre belirlemektedir. Bu bize şartlara göre hukukta esneklik olabilecek şekilde kanun düzenlenme­sini öğretmektedir. Allah yolculuk şartlarında çeşitli ibadetleri yerine getirme hususunda, esneklik göstererek farklı uygulama şekilleri sunduğu gibi; beşeri hukukta da şartlara göre, onları dikkate alarak farklı uygulamalar için esnek­lik bulunmalıdır.

Allah bir taraftan kullarına karşı "Mutlaka böyle hareket etmen gerekir, senin şartlarını dikkate almıyorum" gibi bir zorlamaya girmeyip kolaylık sağlıyor; diğer taraftan da insanlara da kanun yaparken şartları dikkate alarak esnek davranmanın gereğini öğretiyor. Hangi şartlar altında hangi suç işlenirse hangi ceza uygulanır konusu, hukukta önemli bir yeri işgal eder.

2. Namazı kısaltmanızda size bir günah yoktur.

Ayetin bu kısmında namazda yapılacak kısaltmaya bir ruhsat ve­rilmektedir. Herhangi bir emir söz konusu değildir. Önemli olan konu, namaz­da yapılacak kısaltmadır. Bilginler kısaltmanın ne anlama geldiği konusunda ihtilâf etmişlerdir. Bazıları rekâtların azaltılması, diğerleri de keyfiyetle, yani rükû ve secdenin yapılmaması anlamında yorumlamışlardır. Biz bu tar­tışmalara girmeyi faydalı bulmuyoruz, çünkü çözümü ortadan kaldırmaktadır.

Meseleyi çözebilmek için, namazların kaç rekât farz kılındığı sorusunun cevaplandırılması gerekir: "Namaz ikişer rekât olarak farz kılındı." Bunun anlamı, Allah Cebrail'i gönderip namazın nasıl kılınacağını Hz. Peygamber'e öğretirken bütün namazlar ikişer rekât olarak farz kılındı. Allah "Kısaltmada size bir günah yoktur" derken, dört rekâtlı farzları mı yoksa iki rekâtlı farzları mı kastetmektedir? Bu sorunun tek bir cevabı vardır, o da iki rekâtlı namazı kastettiğidir. Çünkü farzları dört rekâta çıkaran Hz. Peygamber'dir. Kendi ilâve ettiklerine Fatiha suresinden sonra zamm-ı sure okumamıştır. Böylece kendi ilâve ettiği ile Allah'ın farz kıldığı rahatlıkla ayırt edilmiş oluyordu.

İki rekâtı eksiltme mümkün olamayacağına göre, yani namazı tek re­kâta düşürme gündeme getirilemez. Gerçi Razi’nin naklettiği içtihatlar ara­sında tek rekâta düşürülecek de vardır. Bu içtihatların doğruluğunu düşün­mek mümkün değildir. O zaman namazı kısaltmanın anlamı, iki rekât kılarak namazları cemetmek, yani birleştirmektir diyebiliriz. Öğle namazını ikindi, akşamı yatsı ile birleştirmek namazı kısaltmak manasına gelebilir.

Bu durumda şöyle bir itiraz yapılabilir: Bir vakit kılınmıyor ama öteki vakitte namaz çoğalıyor. Öğleyi ikindi ile birlikte kılınca ikindide bir artış olu­yor. O zaman kısaltmanın bir manası kalmıyor. O takdirde namazın kısaltılmasından başka bir şey mi kastediliyor? Kastedilen rekât azalması değil, namazın rükünlerinde ki azalmadır: tehlike­de iseniz, yürürken veya binek üzerinde namazınızı kılınız (Bakara 2/239).

Nisa suresinin 101 ve Bakara suresinin 239. ayetleri tehlikeli bir sefer sırasında namazın nasıl kılınacağına ışık tutmaktadır. Yürürken veya binek halinde rükû ve secde yapılamaz. Bunun dışında tekbir ve Kur'an okunup teşbih yapılabilir, kıbleye yönelme şartı da ortadan kalkmaktadır. Bu durumda Allah farzın kısaltılmasına ruhsat veriyor, kısaltma rekâtın sayısında değil rükû ve secdesinde olacaktır. Çünkü farzı iki rekât kılınca kısaltılmış olma­maktadır. Ayetin devamında namazın niçin böyle kılınacağı açıklanmaktadır.

3. Kâfirlerin size kötülük etmesinden korkar­sınız.

Namazın kısaltılmasının şartı "hayat tehlikesidir. Bakara suresinin 239. ayetinde aynı korku gündeme getirildiğinden, yürürken ve binek halinde göz işareti ve beynin yoğunlaşmasıyla namazın kılınmasına müsaade veril­mektedir. Demek ki seferlikte namazın kısaltılmasına verilen ruhsat mesa­feye, zamana göre değil hayat tehlikesine göredir. Çünkü öyle tehlikeli şartlar olur ki, evinin dışına çıkmakla bile seferi namazı kılarsın. Orada mesafe ve zamanın geçerliliği yoktur. Diğer taraftan mesafe kullanılan araca bağlı ola­rak uzayıp kısalabilir. Yaya 90 kilometreyi, kara taşıtı iki saatte, uçak ise çok kısa bir zaman diliminde ulaşabilir.

O zaman her asrın getirdiği taşıta göre mesafenin ayarlanması gere­kiyor. Demek ki seferlikte meşakkat yani hayat tehlikesi esas ölçüt olmakta­dır. Hayat tehlikesine rağmen "namazı kısaltacaksın" diye bir emir yoktur, sadece ruhsat vardır. Ayetteki ruhsatın tatbikatında Razi’nin naklettiğine göre, Medine'den Mekke'ye yolculuk eden Hz. Peygamberle hanımı Hz. Aişe farklı seferlik uyguladılar. Hz. Peygamber namazı seferi olarak kıldı ve oruç tutmadı. Ama Hz. Aişe oruç tuttu ve namazı tam kıldı. Hz. Peygam­ber Hz. Ayşe’yi kusurlu bulmadı. O dönemde Medine'den Mekke'ye yolculuk etmekte hayat tehlikesi vardı.

Netice olarak diyebiliriz ki hiç hayat tehlikesi olmayan bir ortamda yolculuk yapan kişi seferlik namazı kılamaz. Çünkü ayet seferiliğin ruhsatını hayatî tehlike şartına bağlamıştır. "Şüphesiz kâfirler, sizin apaçık düşmanınızdır" ifadesiyle, düşmanlık ortamında seferiliğin olacağına işaret etmektedir.

Yolculukta meydana gelen meşakkatin, oruç ibadetine olan etkisiyle abdest ve namaza olan etkisi farklıdır. Onun içindir ki orucu kazaya bırakma imkânını tanıdığı halde, namazı kazaya bırakma müsaadesini vermemektedir. Çünkü namazı yürürken ve binek halindeyken, teyemmümle kılma imkânı vardır, ama oruç büyük güç kaybına uğrattığı için meşakkati fazladır. Hayat tehlikesinin olduğu bir yolculuk ortamında, namazı kısaltmada sadece ruhsatın geçerli olması, ama hayat tehlikesinin olmadığı bir yolculukta seferîlik yaparak namazın mutlaka kısaltılacağını söylemek isabetli değildir.  B.Bayraklı 

Kısaltma iki türlüdür: Kemiyet (nicelik) kısaltması, keyfiyet (nitelik) kısaltması. Kemiyet kısaltması, namazın rekâtlarını kısaltmak, dört rekâtlı namazı iki rekât kılmak şeklinde olur. Fakat üç rekâtlı namazlar tam kılınır. Eğer ayet, bütün yolculukları kast ediyorsa, o zaman kemiyet kısaltması anlaşılır.

Namazın rekât sayısını değil de kılınış biçimini kısaltmak ise keyfiyet kısaltmasıdır. Müfessirlerin birçoğu, ayette keyfiyet kısaltmasının kast edildiği kanaatindedirler. Ayetin söz gelimi de bu görüşü güçlendirmektedir. Çünkü konu, savaş konusudur, genel yolculuk söz konusu değildir. Sefer yolculuğundan söz edilmektedir. Bu yolculukta bir tehlike anında namazın keyfiyeti kısaltılabilir. Mesela binek üzerinde olan kişi, yüzünün dönük olduğu yöne doğru sadece iki tekbir almak suretiyle namazını kılmış olur. Namazın rükû ve secdesi, kıyamı kalkmakta, namazın özü olan Allah’ı zikre dönüşmektedir ve iki tekbir ile namaz kılınmış olmaktadır. Bu ayet böyle korkulu bir durumu anlatmaktadır, yolcu namazını değil.

İbn. Abbas’a göre korku namazı bir rekâttır, çarpışma anında bir tekbir kâfi gelir. Fakat bilginlerden bir kısmına göre çarpışma anında namazı erteleme mubah olur. Çünkü Hz. Peygamber sa. Ahzap günü öğle ve ikindiyi ertelemiş akşam namazından sonra önce bunları sonra akşam ve yatsıyı kıldırmıştır.

Seferde iki rekât kılmak, namazı tam kılmadır, kısaltma değildir. Kısaltma, savaş zamanında yalnız bir rekat kılmadır. S.Ateş 

“Namazın kasredilmesi” demek, ondan herhangi bir kısmı terk etmek demektir ki, namaz bu terkle kısa olur. Namazın bazı rekâtlarını ve rükû, sücut, teşehhüt için oturmak gibi bazı erkânlarını terk etmeye de “namazın kasredilmesi” denir.

Ayette zikredilen “kasr”, şartları fıkıh kitaplarında beyan edilen yolculuk halinde dört rekâtlı namazların kısaltılması değildir. Burada sözü edilen “kasr” bazı sahabeler den ve onların dışında selef bilginlerinden varit olduğu üzere “korku namazıdır”. Ayette zikredilen kasr, ondan sonra gelen ikinci ayette ve bakara suresinde “Eğer korkarsanız yürüyerek yahut binmiş olarak (kılın) Bakara 2/239

Namazla ilgili Hz. Ayşe den gelen rivayet şöyledir: Yüce Allah namazı ikişer ikişer farz kıldı. Resulullah Medine’ye hicret edince mukim olanların namazlarına iki rekât daha eklendi. Hz. Ömer, seferi namaz, bayram ve Cuma namazları aynen kaldı”

“Kâfirlerin size kötülük etmelerinden endişe ederseniz…” ayeti kerimesi namazı kasretmede günah olmaması durumunun şartıdır.

“Şüphesiz kâfirler sizin apaçık düşmanınızdır.” Bu ifade kâfirlerin fitnesini neden beklemek gerektiğini beyan etmektedir.

Ayet hala cihat ahkâmını vermeye devam ediyor. Daha önceki ayetlerde dini ayakta tutma ve muhafaza amacıyla cihada teşvik edilmiş, yine aynı amaçla hicret vacip kılınmış ve dinin yaşayamadığı beldeden hicret etmeyen kimse azarlanmıştı.

Ayette zikredilen kasr başka bir ayette şöyle dile getirilmiştir. “ Eğer korkarsanız yürüyerek yahut binmiş olarak (kılın)” Bakara 2/239

Şimdi de normal kılınan namazlara dönelim

Hz. Ayşe yolculukta da mukimken de namazlarını daima tam kılardı. Hz. Osman Mina’da farzı dört rekât kıldırmıştır.

“Çünkü namaz müminler üzerine vakitleri belli bir farzdır.”

Bu ifade, -korku esnasında kasrederek bile olsa- namaza devam etmenin vücubiyetini göstermektedir. Namazdan maksat, Yaratıcıya kalpten halisane bağlı olmak olduğuna ve bu da ahlakı süslemeye ve nefsi yüceltmeye götürdüğüne göre, her Müslümanın belli vakitlerde namaz kılması kesin ve kaçınılmaz olur.

Unutma ki namaz; tekbir, teşbih, Kuran okumak ve dua gibi birçok zikir ve şükür çeşitlerini ihtiva eder. Her kim hakkını vererek namaza devam ederse Yüce Allah’ı murakabe yeteneği ve onu yani mutlak kemali sevgisi güçlenir. Bu oranda da nefsi kötülüklerden ve noksanlıklardan nefret eder, hayrı ve fazileti ister.

Kısaca söylemek gerekirse, beş namazın vakte bağlanması çeşitli vakitlerde bütün müminlerin Rablerini hatırlatmak içindir. Ta ki gaflet, onları kötülüklere ya da hayırda kusur etmeye sevk etmesin. 

Menar (Reşit Rıza-M.Abduh)

 

Yazıyı paylaş