(Enfâl - 74.Ayet)

ALEMLERE RAHMET OLARAK GÖNDERİLMEK

ÂLEMLERE RAHMET OLARAK GÖNDERİLMEK

وَمَا اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَمٖينَ

“Biz seni âlemler için yalnızca bir rahmet olarak gönderdik.” (Enbiya 21/107)

Bu ayete şöyle bir meal de verilebilir: "Biz seni ancak insanlara bir rahmet olarak gönderdik." İki durumda da bu ayet, Peygamber'in yeryüzüne Allah'ın bir rahmet ve bereketi olarak gönderildiği anlamına gelir, çünkü o dünyayı gafletten uyandırmış, Hakla bâtılı ayıran gerçek bilgiyi getirmiş ve tüm dünyayı kurtuluş ve azabdan her ikisiyle de uyarmıştır. Bu gerçek burada Mekke müşriklerinin Peygamber'i bir bela ve felaket olarak kabul etmekle yanılgıya düştüklerini bildirmek için tekrarlanmıştır. Onlar "Bu adam aramıza ayrılık tohumları ekti, yakın akrabaları birbirinden ayırdı," diyorlardı. Cevap olarak onlara şöyle deniliyor: "Ey akılsızlar, onun size bir bela olarak geldiğini düşünmekle yanılgıya düşüyorsunuz, aslında o size Allah'tan bir rahmet ve bereket olarak gelmiştir."

Mevdudi

Yani, bütün insanlığa. Kur’an mesajının özüne ilişkin bu temel ilke hk. Bir açıklama için bkz. 7.158 ve ilgili 126. not. Kur’ânî vahyin evrenselliği onun üç özelliğinden ileri gelmektedir;

İlki: Kur’an mesajı, soy-sop, ırk ya da kültürel çevre gözetmeksizin bütün insanlığa hitap etmektedir;

İkincisi: özellikle insanın akıl ve sağduyusuna hitap etmekte ve dolayısıyla ancak gözü-bağlı insanların inanabileceği türden doğmalar önermemektedir ve nihayet: bilinen bütün dinî metinlerin tersine, Kur’an, on dört yüzyıl önce vahye dildiği günden bugüne tek kelimesi değiştirilmeden ulaşan ve bundan böyle de değiştirilmeden kalacak olan tek kitaptır; çünkü Kur’an, “onu [tüm tahriflere karşı] muhakkak ki, Biz koruyacağız” vaadi doğrultusunda eksiksiz kaydedilmiş ve bugünlere eksiksiz ulaştırılmış tek vahyi mesajdır (karş. 15.9 ve ilgili 10. not). Bu üç özelliği sayesindedir ki Kur’an ilahî vahyin son evresini temsil etmektedir ve bu vahyi insanlığa ulaştıran Hz. Peygamber de peygamberlerin sonuncusudur. (Kur’ânî deyişle, peygamberlerin “mührü, hatemi”, karş. 33.40.)

M.Esed

Biz seni de ancak, âlemler için bir rahmet olarak/ rahmet için gönderdik.

Rabbimiz yukarıda insanları uyarmak amacı ile geçmişte insanlığa gönderdiği elçilerini bildirmişti. Bu ayette ise o açıklamalarının devamı mahiyetinde Resûlullah’ın gönderiliş hikmetini açıklamaktadır. Rabbimiz son peygamberini âlemlere “bir rahmet olarak/ rahmet için” için gönderdiğini beyan etmektedir. Zira Muhammed’in (as) elçi yapılışı ile insanlık gafletten uyandırılmış, hakla bâtılı ayıran gerçek bilgi indirilmiş ve tüm dünya uyarılmıştır. Bu ayetle ayrıca Resulullah hakkında “Bu adam aramıza fesat tohumları ekti, milleti birbirine düşürdü, aileleri parçaladı” diye düşünen, peygamberimizi bir bela ve felaket olarak kabul eden müşrikler de uyarılmaktadır. Onlara “Resulullah sizin için bir bela değil, bir rahmettir” mesajı verilmektedir.
Nitekim müşriklere bazı ayetlerde şöyle denilmiştir:

Rabbin, kendilerine ayetlerimizi okuyan bir peygamberi anakente göndermedikçe, memleketleri helâk edici değildir. Zaten Biz, halkı zalim olmayan memleketleri helâk edici değiliz. (Kasas/59)

İşte bu; Rabbinin, halkı gafil iken ülkeleri zulüm ile helak edici olmayışıdır. (Enam/131)

İşte böylece Biz kentlerin anasını ve onun kıyısındaki kişileri uyarasın ve kendisinde hiç şüphe olmayan toplanma günü ile uyarasın diye sana Arapça bir Kur’an vahyettik. Bir grup cennettedir, bir grup da cehennemdedir. (Şura/7)

Bir vakit de, “Ey Allah’ım, eğer bu Senin katından gelmiş bir hak/gerçek ise, hiç durma üstümüze gökten taşlar yağdır veya bize çok acı veren bir azap ver” demişlerdi.
Hâlbuki sen içlerinde iken Allah, onlara azap edecek değildi. İstiğfar ettikleri sürece de Allah onlara azap edici değildir. (Enfal/32, 33):

Ayetteki “ رحمةrahmet” sözcüğünün “ رحمةًrahmeten” şeklinde gelişi nedeniyle ayet teknik olarak iki şekilde anlaşılabilir:
1- “Rahmeten” sözcüğü “Hal” makamındadır; buna göre anlam “Biz seni de ancak âlemler için bir rahmet olarak gönderdik” şeklindedir.
2- “Rahmeten sözcüğü “mef ’ulun leh” makamındadır. Buna göre ayetin anlamı, “Biz seni de ancak âlemlere rahmet için gönderdik” şeklindedir.

Rabbimiz Kullarına rahmeti kendi üzerine borç kabul etmiş ve insanları zulümden, kargaşadan, sıkıntıdan kurtarmak; mutlu ve müreffeh bir hayat yaşamaları için elçi göndermiş, kitap indirmiştir.

Ve ayetlerimize inanan kimseler sana geldikleri zaman hemen: “Selam olsun size! Rabbiniz rahmeti kendi üzerine yazdı. Şüphesiz sizden her kim bilmeyerek bir kötülük işleyip de sonra arkasından tövbe eder ve düzeltirse; şüphesiz ki O [Allah], Gafur’dur, Rahim’dir” de! (Enam/54)

Doğruya ve güzele hidayet etmek sadece bizim üzerimizedir. (Leyl/12)

Yolun doğrusu yalnızca Allah üzerinedir [Allah’a borçtur]. Onun [Yolun] eğrisi de vardır. Ve eğer O [Allah] dileseydi, size topluca hidayet ederdi.
Rahmet olan elçiye kulak verenler de dünya ve ahirette Allah’ın rahmetine ve nimetlerine mazhar olmuşlardır. (Nahl/9)

Mûsâ, kavmine dedi ki: “Allah'ın yardımını isteyin ve sabredin. Şüphesiz ki yeryüzü Allah'ındır. Kullarından dilediğini ona mirasçı kılar. Akıbet [mutlu son] de muttakiler içindir.” (A’raf/128)

Şüphesiz Biz elçilerimize ve iman etmiş kişilere şu basit yaşamda ve şahitlerin kalktığı [şahitlik edecekleri] günde [kıyamette] kesinlikle yardım ederiz. (Mü’min/51)

H.Yılmaz

Biz seni ancak âlemlere acıdığımız için gönderdik.

Bu âyetteki rahmet kelimesinin cümledeki konumu hakkında de­ğişik kanaatler ileri sürülmüştür. Bu kanaatlerden biri bu kelimenin cümlede "hâl" oluşudur ki bu takdirde âyetin anlamı "Biz, seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik" şeklinde olur. Diğer görüşe göre de rahmet kelimesi ersele fiilinin "mef ûlün leh" i olmaktadır ki bu takdirde de anlam: "Biz, seni ancak âlemlere merhametimizden dolayı gönder­dik" şeklinde olur (Bu görüş için bkz: Şevkânî, Fethu'l-Kadîr, Kahire, 1964, IH, 430; Nesefî, age, IV, 274; Razi, age, XVI, 246-248; Muhyiddin ed-Derviş, İ'râbu'l-Kur'âni'l-Kerîm ve Beyânüh, Suriye, 1996, VI, 372). Biz de bu ikinci manayı tercih ederek yorumumuzu ya­pacağız, Yüce Allah, insanların doğru yoldan çıkıp inkâra, şirke düşmelerinden dolayı onlara acımış ve merhamet etmek istemiştir. İşte onlara merhamet etmek için Hz. Peygamberi göndermiştir. Başka bir ifade ile Hz. Peygamber Allah Teâlâ’nın insanlara olan merhametinin bir tezahü­rü olmaktadır.

Hz. Muhammed'den önce insanlar birbirlerini yiyorlardı. Kuvvetli­ler zayıfları eziyor, kadınlar hakaret içinde tutuluyor, kız çocukları diri diri toprağa gömülüyor, insanlar elleriyle yaptıkları putlara tanrı diye tapıyorlardı. Dünya küfür ve sapıklık içinde yüzüyordu. İşte Yüce Allah, insanları bu haksızlıklardan kurtarıp özgürlüğe kavuşturmak, zayıfları korumak, ruhları vehim ve hurafelerin tutsaklığından kurtarmak için Hz. Muhammed'i göndermiştir. Onu göndermesi, insanlara acıdığından ve şefkatinden dolayıdır. O, bizatihi âlemlere rahmet olmuştur. Çünkü getirdiği prensipler, onların mutluluğuna sebep olmuştur

(Süleyman Ateş, Tefsir, V, 529).

(Ey Muhammed!) biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.

107- Ve biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik. Yani, ey Muhammed! Başka bir sebep için değil, ancak bütün âlemlere ve özellikle akıl sahibi varlıklara olan merhametimizden dolayı veya başka bir durumda değil, ancak âlemlere bir rahmet olarak seni peygamber gönderdik: Senin Peygamberliğin bütün varlıklara Allah'ın bir rahmetidir.

Veya sen öyle kapsamlı bir rahmetsin ki, bütün akıl sahibi varlıklara o iyilik ve kurtuluş yolunu göstereceksin. Her iki dünyada mutluluk getiren dini sen öğreteceksin ve bütün âlem bundan istifade edecektir. Buna rağmen şu rahmetten kaçan ve şu nura karşı gözlerini kapatan bedbahtlara yazıklar olsun. H.Yazır

 

 

 

Yazıyı paylaş