Sayfanın başına git
Önceki Sayfa
Ana Sayfa
Paylaş
Kur'an Ne Diyor? (VESVAS – HANNAS)
" 67. Ve “Ey Rabbimiz!” diyecekler, “Biz liderlerimize ve ileri gelenlere uyduk, bizi doğru yoldan uzaklaştıranlar onlardır! " ( Ahzâb - 67.Ayet) ( Ayeti incele )
 
 
 
VESVAS – HANNAS ( 14.4.2017 ) Paylaş

VESVAS – HANNAS

Muavvizeteyn surelerinden olan Nas suresinde emirle başlayan dua öğretilmiştir. Mutlak olarak şerleri bilinen şeyler sayılarak onlardan Allah’a sığınılması istenmektedir. Nas suresinin 4 ayetini birlikte ele alalım ve öğrenmeye çalışalım.

"şerrinden sinsice fısıldayanların." (fısıldayan sinsi ayartıcının şerrinden,)

(Nas 114/4)

Şimdi sırası ile müfessirlerin bu ayete verdikleri yorumları okuyalım.

VESVÂS: Vesvese “alçak bir sesle, fısıltı ile gizli bir düşünce aşılamak, bir işe, eyleme yöneltmek” demektir. Kur’ân’da bu sureden başka A’râf sûresinin 20., Kaf sûresinin 16. ve Tâ Hâ sûresinin 120. ayetlerinde geçmektedir.

HANNAS: “Hannas” sözcüğü, “hunus” kökünden türemiş mübalâğa ism-i faili olup, “Çok sinsi, gizlenen, gizlilik siyaseti güden” anlamındadır. Bu sözcüğün farklı bir kalıbı olan “hunnes” sözcüğünü Tekvir sûresinin 15. ayetinde görmüştük.

“Hannas” sözcüğünü “gizli düşman, derin düşman” olarak da ele alabilir ve buradan yola çıkarak bu gizli düşmanı iki grupta inceleyebiliriz:

1.Birinci grup gizli düşman, içimizdeki gizli düşmandır. Bu bizim içimizdeki şeytanımızdır; ham düşüncemiz, İblistir. Yani hevamızdır, kötü huylarımızdır, egomuzdur, nefsimizdir. Nitekim Rabbimiz bunu bize şöyle bildirmiştir:

Ve hiç kuşkusuz, insanı Biz yarattık ve nefsinin ona ne vesvese verdiğini de Biz biliriz. Ve Biz ona şah damarından daha yakınız. Kaf; 16.

Gizli düşmanın dışarıda değil de insanın içinde olduğunun vurgusu 5. âyette “fi suduri’n-nâs [insanların göğüslerinde; kalplerinde, akıllarında, zihinlerinde] denilmek suretiyle yapılmıştır. Bu âyeti bilgisizce “göğüslerine/kalplerine, akıllarına, zihinlerine” şeklinde çevirenler kesinlikle büyük bir yanlış içindedirler. Çünkü ayetin bu şekilde çevrilmesi için orijinalinin “ilâ suduri’n-nâs” olması gerekmektedir. Hâlbuki âyet “fi suduri’n-nâs” şeklindedir. Yani 4. âyette sözü edilen “Hannas”, işlevini dışarıda değil, göğüslerde [kalplerde, akıllarda, zihinlerde] yapmaktadır. Dolayısıyla gizli düşman kendi içimizde faaliyet göstermektedir.

İkinci grup gizli düşman ise toplum içindeki hannastır. Bunlar, toplumun beyni konumundaki kurumlara yerleşip oradan toplumun fesadı için vesvese verirler, toplumun zararına neden olurlar. Yine bunlar, çevremizdeki şeytanlaşmış kişiler, güçler ve kurumlardır. Toplumda kendilerini doğrudan hiç göstermezler, sürekli piyon kullanırlar. Ya da değişik etkileme yollarıyla [şiir, resim, müzik, sinema, tiyatro, televizyon, kitap, okul gibi araçlarla] zehirlerini zerk ederler, akıl ve fikirleri çelerek kişileri ve kuruluşları yönlendirir, türlü fenalıklara düşürürler. Bunlar insanları Allah yoluna gitmekten alıkoyar, hatta din ve imandan çıkarır, ya da din ve imana gelmelerine engel olur, onları ebedî felâkete sürüklerler.

Bu ikinci grup “Hannas”, Enam suresinde bize şöyle açıklanmıştır:

“Şeytanlar kendi dostlarına sizinle mücadele etmeleri için vahyederler [gizlice telkinde bulunurlar]. Onlara boyun eğerseniz siz de müşriklerden [Allah’a ortak koşanlardan] oldunuz demektir.”

Enam; 121.

“Böylece Biz her peygamber için cin ve ins şeytanlarını düşman kıldık. Ki dünya malına aldanmak için bunların bazısı bazısına sözün süslüsünü vahyeder [gizlice telkinde bulunup fısıldar]. Ve şayet Rabbin dileseydi onu yapmazlardı. Öyleyse onları bırak, uydurdukları şeyleri de. Ahirete inanmayan kimselerin kalpleri ona kansın, ondan memnun olsun ve de yapmakta olduklarını yapsınlar diye de.”

Enam; 112, 113.

Âyette geçen “vahyeder” sözcüğü, “gizli gizli, sinsi sinsi telkinde bulunur, bilgi verir” demektir. Tam karşılığı olmasa da “fısıldar” diye de açıklanabilir. Aynı sözcüğü Enam sûresinin 121. ayetinde de görmek mümkündür.

Enam sûresinin 112. ayetinden anlaşılmaktadır ki, peygamberlerin açık ve gizli düşmanları vardır. Bunlar birbirleriyle gizli gizli iş birliği yapmaktadırlar.

Birbirlerine cazibeli sözler öğretmektedirler. Bu sinsi plânlarının gerekçeleri ise şunlardır:

Dünya malına, menfaatine aldanmak: Çünkü onlar toplumun asalakları olup dünya malına her şeyin üstünde değer vermektedirler. Peygamberler ise onların düzenlerini bozmakta, çıkarlarına engel olmaktadırlar.

Ahirete inanmayanların [henüz Müslüman olmamışların] kalplerini Kur’an’a alternatif olarak ürettikleri süslü sözlere yöneltmek.

Bu sözlerle ahirete inanmayanları [henüz Müslüman olmamışları] memnun etmek.

Böylece işlemekte oldukları suçu işlemeye devam ederek dümenlerini döndürmek, gemilerini yüzdürmek, saltanatlarını sürdürmek, sömürü düzenini devam ettirmek. Kısaca çıkarlarını devam ettirmek.

Bu sinsi şer yöntemlerinden biri de çağımızda icat edilmiş olan “Subliminal Advertising” yöntemidir. Bu deyim Türkçeye “Bilinçaltına Gömülen/İşlenen Reklâmlar” diye çevrilmektedir.

H.Yılmaz

Şimdi de şu ayetlere dikkatlice bakalım.

وَكَذٰلِكَ جَعَلْنَا لِكُلِّ نَبِىٍّ عَدُوًّا شَيَاطٖينَ الْاِنْسِ وَالْجِنِّ يُوحٖى بَعْضُهُمْ اِلٰى بَعْضٍ زُخْرُفَ الْقَوْلِ غُرُورًا وَلَوْ شَاءَ رَبُّكَ مَا فَعَلُوهُ فَذَرْهُمْ وَمَا يَفْتَرُونَ
“İşte böyle, biz peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman yaptık. Bunlar aldatmak için birbirlerine lafın yaldızlısını fısıldarlar. Rabbin dileseydi onu yapamazlardı. Bırak onları, düzdükleri iftiralarla baş başa kalsınlar;”

(Enam 6/112)

وَلِتَصْغٰى اِلَيْهِ اَفْپِدَةُ الَّذٖينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ وَلِيَرْضَوْهُ وَلِيَقْتَرِفُوا مَا هُمْ مُقْتَرِفُونَ

“Bir de ahirete inanmayanların kalpleri ona meyletsin de ondan (bu yaldızlı ve içi çarpık sözlerden) hoşlansınlar ve yüklenmekte olduklarını yüklenedursunlar.”

(Enam 6/113)

وَلَا تَاْكُلُوا مِمَّا لَمْ يُذْكَرِ اسْمُ اللّٰهِ عَلَيْهِ وَاِنَّهُ لَفِسْقٌ وَاِنَّ الشَّيَاطٖينَ لَيُوحُونَ اِلٰى اَوْلِيَائِهِمْ لِيُجَادِلُوكُمْ وَاِنْ اَطَعْتُمُوهُمْ اِنَّكُمْ لَمُشْرِكُونَ

“Üzerine Allah'ın adı anılmayanlardan yemeyin. Böyle bir şey tam bir yoldan çıkıştır. Şeytanlar kendi evliyasına/dost ve destekçilerine sizinle mücadele etmeleri için ebetteki vahiy gönderirler. O şeytan evliyasına boyun eğerseniz kesinlikle müşrikler oldunuz demektir.”

(Enam 6/121)

فَوَسْوَسَ لَهُمَا الشَّيْطَانُ لِيُبْدِىَ لَهُمَا مَا وُرِىَ عَنْهُمَا مِنْ سَوْاٰتِهِمَا وَقَالَ مَا نَهٰیكُمَا رَبُّكُمَا عَنْ هٰذِهِ الشَّجَرَةِ اِلَّا اَنْ تَكُونَا مَلَكَيْنِ اَوْ تَكُونَا مِنَ الْخَالِدٖينَ

“Derken, şeytan, kendilerinden gizlenmiş çirkin yerlerini onlara açmak için ikisine de vesvese verdi. Dedi: "Rabbinizin sizi şu ağaçtan uzak tutması, iki melek olmayasınız yahut ölümsüzler arasına katılmayasınız diyedir."

(Araf 7/20)
وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِهٖ نَفْسُهُ وَنَحْنُ اَقْرَبُ اِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرٖيدِ

“Yemin olsun ki, insanı biz yarattık. Nefsinin ona neler fısıldadığını da biz biliriz. Biz ona, şah damarından daha yakınız.”

(Kaf 50/16) 

فَوَسْوَسَ اِلَيْهِ الشَّيْطَانُ قَالَ يَا اٰدَمُ هَلْ اَدُلُّكَ عَلٰى شَجَرَةِ الْخُلْدِ وَمُلْكٍ لَا يَبْلٰى

“Derken, şeytan ona şöyle diyerek vesvese verdi: "Ey Âdem! Sana, sonsuzluk ağacıyla eskimez, çökmez mülk ve saltanatı göstereyim mi?"

(Taha 20/120)

فَلَا اُقْسِمُ بِالْخُنَّسِ

“Hayır, iş onların sandığı gibi değil! Yemin olsun o sinip gizlenenlere” 

(Tekvir 81/15)
يَا بَنٖى اٰدَمَ لَا يَفْتِنَنَّكُمُ الشَّيْطَانُ كَمَا اَخْرَجَ اَبَوَيْكُمْ مِنَ الْجَنَّةِ يَنْزِعُ عَنْهُمَا لِبَاسَهُمَا لِيُرِيَهُمَا سَوْاٰتِهِمَا اِنَّهُ يَرٰیكُمْ هُوَ وَقَبٖيلُهُ مِنْ حَيْثُ لَا تَرَوْنَهُمْ اِنَّا جَعَلْنَا الشَّيَاطٖينَ اَوْلِيَاءَ لِلَّذٖينَ لَا يُؤْمِنُونَ

“Ey âdemoğulları! Şeytan, ana-babanızı, çirkin yerlerini onlara göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi, size de bir fitne musallat etmesin. Çünkü o ve kabilesi sizi, onları göremeyeceğiniz yerden görürler. Biz o şeytanları, inanmayanlara dostlar yaptık.”

(Araf 7/27)

Araf’ın 27 ayetinin yorumunu Mehmet Okuyan Hocamızdan okuyalım

Onları göremeyeceğimiz yer

“Peygamber Ramazan ayında itikâfta iken akşam vakti yanına uğradım. Bir müddet konuştuk. Sonra geri dönmek üzere kalktım. Uğurlamak üzere de o kalktı. Kapıya kadar gelmişti ki Ensar’dan iki kişi oradan geçiyordu. Hz. Peygamber’i görünce hızlandılar. Resulullah onlara ‘Biraz bekleyin yanımdaki eşim Safiye’dir’ dedi. 
Onlar: ‘Sübhânallah,’ dediler, ‘Bu da ne demek ey Allah’ın Resulü? (Sana su-i zanda mı bulunacağız?)’ 
Hz. Peygamber şöyle dedi: ‘Şeytan, damarlardaki kan gibi insanda dolaşır. Ben, onun kalplerinize bir kötülük atmasından korkarım.’”

(Ebu Davut, Sünnet, 18)

“el-vesvas” kelimesinin anlamı çerçevesinde “bilinen bilinmeyen, hayal veya gerçek, bilinçaltı veya bilinç üstü, duyular veya güdüler, vehim veya endişe, insana kaynaklılık veya cin kaynaklılık, görüle bilirlik veya görülemezlik, hissedilelebilinir veya hissedilemezlik” gibi unsurlar vardır. Bu nedenle bu ayetteki el vesvas kelimesini izah eden Taberî bunun şeytan” olduğunu beyan etmekte ve sürekli vesvese vermenin onun özelliği olduğunu belirtmektedir.

“el-Hannas” kelimesi ise, yukarıda ifade ettiğimiz gibi “sinmek, geri kalmak” demektir. (Tekvir81/ 15) te “gezegenlerin sinmesi ve görünmesi” anlamında kullanılan bu kelime, burada şeytanın sinsiliğini ortaya koymaktadır. “İnsan, Rabbini hatırladığı zaman, şeytan geri çekilir ve kaçar (siner); ama Rabbini unuttuğu zaman ona vesvese verir.” Said b. Cübeyr, İbn. Abbas’ın şöyle dediğini nakletmektedir.: “İnsan, Rabbini hatırladığı zaman, şeytan geri çekilir ve kaçar (siner); ama Rabbini unuttuğu zaman ona vesvese verir.” Bu rivayetten anlaşılıyor ki, el-Hannas kelimesi, şeytanın sinmesi veya geri durması anlamlarına gelmektedir. Bu durum, bir çekingenlik ve güçsüzlük nedeniyle üstün güç olan Yüce Allah’ın huzurunda haddini bilme halidir. 

M. Okuyan

El-Hannas: Bu kelime, “geri kalan” anlamına gelen hunus kökünden türemiş, aşırılık ifade eden bir sıfattır. “Geri kalan, kötülüğe sürüklemek için insana arkadan yaklaşan, onu arkadan izleyen, döne döne vesvese veren” demektir. Hem cin, hem de insan şeytanları insanları arkadan takip eder, fırsatını yakalayınca vesveselerini verip onları etkilemeye çalışırlar. Pusuda yatarak, sinsi bir durumda insanın yoldan çıkması için her şeyi yaparlar. 

B.Bayraklı

Olaya başka bir açıdan yaklaşırsak, vesvese verenlerin çabasını şu şekilde sıralayabiliriz: İnsanı, önce küfür, şirk, ateistlik, Allah (c.c.) ve Resulüne isyan ve müminlere karşı düşmanlık için kışkırtırlar. Eğer bunda başarılı olamamışlarsa ve kışkırtılan kişi oyuna gelmeyerek İslam'a girmişse, bu kez onu İslam içinde bid'ata teşvik ederler. Bunda da başarılı olamazlarsa, onu günaha teşvik ederek, bunlarda bir sakınca olmadığını telkin ederler. Böylece küçük günahların birikerek büyük günahlara dönüşmesini isterler. Bunda da başarılı olamazlarsa, söz konusu kişinin müminliğinin kendisi ile sınırlı kalmasına ve galip gelmek için çalışmasına çaba gösterirler. O şahıs tüm bunlara rağmen hiç bir oyuna gelmezse, cin ve insanlardan bütün şeytanlar saldırıya geçerek halkı onun aleyhine kışkırtırlar. Bu noktada şeytan, mü'min insana gelerek şöyle kışkırtır: "Bunlara tahammül etmen korkak olduğunu gösteriyor. Aslında senin de onlara karşılık vermen gerekirdi." Bu, şeytanın son silahıdır. Şeytan böylece Hak davetçilerini saptırmak ve verimsiz bir alana itmek ister. Davetçi eğer bu tuzaktan da kurtulursa, şeytan çaresiz kalır, Bu konuda Kur'an'da şöyle buyurulur: "Eğer şeytanın seni kışkırttığını hissedersen Allah'a sığın!"

(Araf: 200, Fussilet: 36),

"De ki: Şeytanın kışkırtmasından Sana sığınırım"

(Mü’minun: 23/97). "Muttakilerin durumu, şeytandan kötü bir düşünce geldiğinde hemen Allah'ı hatırlayarak doğru yolu bulmalarıdır."

(A'raf: 7/201) Şeytanın son tuzağından da kurtulanlar hakkında Allah (c.c.) şöyle buyurmuştur:
"....Buna ancak nasip sahipleri eriştirilir."

(Fussilet: 41/35)
Burada bir başka noktaya da dikkat edilmelidir. O da, insanın kalbine sadece dışarıdan cin ve şeytanlardan vesvese gelmediğidir. İnsanın kendi nefsi de vesvese verir. Yanlış düşünce ve sapmış aklın da vesvese vereceği ihtimal dışında değildir. İnsanın gayri meşru istek ve hevesleri, irade gücü ve muhakemesinin de onu saptırabileceği bilinmelidir. Bu konu Kur'an-ı Kerim'de şöyle açıklanmıştır: "Biz onun nefsinin ne vesveseler verdiğini biliriz." (Kaf: 50/16). Resulullah cuma namazı hutbesinde okunması sünnet olan duada şöyle buyurmuştur: "Nefsin şer ve fitnelerinden Allah'a sığınırız." (Neuzu billahi min şururi enfusina.)  

Mevdudi

وَقُلْ رَبِّ اَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاطٖينِ

Ve de ki, "Rabbim, şeytanların fısıltılarından sana sığınırım."

(Müminun 23/97)

وَاَعُوذُ بِكَ رَبِّ اَنْ يَحْضُرُونِ

"Yanımda bulunmalarından sana sığınırım, Rabbim."

(MÜMİNUN 23/98)

فَلَمَّا وَضَعَتْهَا قَالَتْ رَبِّ اِنّٖى وَضَعْتُهَا اُنْثٰى وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا وَضَعَتْ وَلَيْسَ الذَّكَرُ كَالْاُنْثٰى وَاِنّٖى سَمَّيْتُهَا مَرْيَمَ وَاِنّٖى اُعٖيذُهَا بِكَ وَذُرِّيَّتَهَا مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجٖيمِ

Onu doğurunca, "Rabbim, onu kız doğurdum," dedi. Allah onun ne doğuracağını biliyordu "Erkek kız gibi değil. Ona Meryem adını verdim. Onu ve soyunu, kovulmuş şeytandan koruman için sana yalvarırım."

(AL-İ İMRAN 3/36)
اَللّٰهُ وَلِىُّ الَّذٖينَ اٰمَنُوا يُخْرِجُهُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ وَالَّذٖينَ كَفَرُوا اَوْلِيَاؤُهُمُ الطَّاغُوتُ يُخْرِجُونَهُمْ مِنَ النُّورِ اِلَى الظُّلُمَاتِ اُولٰئِكَ اَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فٖيهَا خَالِدُونَ

Allah inananların egemeni ve dostudur; onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkâr edenlerin dostları ise azgın kişilerdir; onları aydınlıktan karanlığa çıkarırlar. Onlar ateş halkıdır, onlar orada sürekli kalıcıdır.

(BAKARA 2/257)

وَاِمَّا يَنْزَغَنَّكَ مِنَ الشَّيْطَانِ نَزْغٌ فَاسْتَعِذْ بِاللّٰهِ اِنَّهُ سَمٖيعٌ عَلٖيمٌ

Eğer sana şeytandan yana bir kışkırtma (vesvese veya iğva) gelirse, hemen Allah'a sığın. Çünkü O, işitendir, bilendir.
(Araf 7/200)

اِنَّ الَّذٖينَ اتَّقَوْا اِذَا مَسَّهُمْ طَائِفٌ مِنَ الشَّيْطَانِ تَذَكَّرُوا فَاِذَا هُمْ مُبْصِرُونَ

Korunup sakınanlar, kendilerine şeytandan bir görüntü/dürtü gelip dokunduğunda, hemen Allah'ı hatırlarlar. İşte o anda görülmesi gerekeni görürler.

(Araf 7/201)

Müminler yalnızca Allah’a sığınsınlar ve ondan yardım istesinler. Âlemlerin rabbi olan Allah Teâlâ çok güçlüdür ve kendisinden yardım isteyen kullarına çok merhametlidir.

Bu yazı 317 sefer okunmuştur.