Sayfanın başına git
Önceki Sayfa
Ana Sayfa
Paylaş
Kur'an Ne Diyor? (KURAN VE NAMAZ MESELESİ)
" 166. ve sonra da, kendilerine yasak edilen şeyleri yapmakta küstahça direttikleri zaman onlara: “Aşağılık maymunlar gibi olun!” dedik. " ( A’râf - 166.Ayet) ( Ayeti incele )
 
 
 
KURAN VE NAMAZ MESELESİ ( 12.5.2017 ) Paylaş

KURAN VE NAMAZ MESELESİ

Kuran da her şeyin bulunmadığı,boşlukların Resulullah tarafından tamamlandığı ve yine detaylandırmanın onun tarafından yapıldığına dair iddianın ileri sürülen en bildik delili, namazın vakit, rekat ve keyfiyetine dair Kuran da detaylandırmanın olmadığı ve bunların ancak Resulullah’ın açıklamalrıyla bilineceği idda edilmektedir.

Bu konu Kuran eşliğinde cevaplanırsa bir mana ifade eder. Öncelikle şeriatta bütünlük ve devamlılık göz önünde bulundurulmalıdır.

شَرَعَ لَكُمْ مِنَ الدّٖينِ مَا وَصّٰى بِهٖ نُوحًا وَالَّذٖى اَوْحَيْنَا اِلَيْكَ وَمَا وَصَّيْنَا بِهٖ اِبْرٰهٖيمَ وَمُوسٰى وَعٖيسٰى اَنْ اَقٖيمُوا الدّٖينَ وَلَا تَتَفَرَّقُوا فٖيهِ كَبُرَ عَلَى الْمُشْرِكٖينَ مَا تَدْعُوهُمْ اِلَيْهِ اَللّٰهُ يَجْتَبٖى اِلَيْهِ مَنْ يَشَاءُ وَيَهْدٖى اِلَيْهِ مَنْ يُنٖيبُ
O: "Dini dosdoğru ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin" diye dinden Nuh'a vasiyet ettiğini ve sana vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya vasiyet ettiğimizi sizin için de teşri' etti (bir şeriat kıldı). Senin kendilerini çağırdığın şey, müşriklere ağır geldi. Allah, dilediğini buna seçer ve içten kendisine yöneleni hidayete erdirir.

(Şura 42/13)

Ne Resulullah gönderilen ilk elçidir; ne de tebliğ ettikleri, ilk kez ona vahyedilen şeylerdir.

قُلْ مَا كُنْتُ بِدْعًا مِنَ الرُّسُلِ وَمَا اَدْرٖى مَا يُفْعَلُ بٖى وَلَا بِكُمْ اِنْ اَتَّبِعُ اِلَّا مَا يُوحٰى اِلَیَّ وَمَا اَنَا اِلَّا نَذٖيرٌ مُبٖينٌ
De ki: "Ben elçilerden bir türedi değilim, bana ve size ne yapılacağını da bilemiyorum. Ben, yalnızca bana vahyedilmekte olana uyuyorum ve ben, apaçık bir uyarıcıdan başkası değilim."

(Ahkaf 46/9) 

مَا يُقَالُ لَكَ اِلَّا مَا قَدْ قٖيلَ لِلرُّسُلِ مِنْ قَبْلِكَ اِنَّ رَبَّكَ لَذُو مَغْفِرَةٍ وَذُو عِقَابٍ اَلٖيمٍ
Sana söylenen şeyler, senden önceki elçilere söylenenden başkası değildir. Şüphesiz, Rabbin, hem elbette mağfiret sahibidir, hem de acı bir azab sahibidir.

(Fussilet 41/43)

Hakkında yeni bir hüküm gelmediği sürece, Resulullah’a önceki şeriatın hükümlerine tabi olması emredilerek şeriattaki bütünlük sağlanmıştır.

اُولٰئِكَ الَّذٖينَ اٰتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ وَالْحُكْمَ وَالنُّبُوَّةَ فَاِنْ يَكْفُرْ بِهَا هٰؤُلَاءِ فَقَدْ وَكَّلْنَا بِهَا قَوْمًا لَيْسُوا بِهَا بِكَافِرٖينَ

Bunlar, kendilerine kitap, hikmet ve nebilik verdiklerimizdir. Eğer bunları tanımayıp küfre sapıyorlarsa, andolsun, biz buna (karşı) inkâra sapmayan bir topluluğu vekil kılmışızdır.

(Enam 6/89) 

اُولٰئِكَ الَّذٖينَ هَدَى اللّٰهُ فَبِهُدٰیهُمُ اقْتَدِهْ قُلْ لَا اَسْپَلُكُمْ عَلَيْهِ اَجْرًا اِنْ هُوَ اِلَّا ذِكْرٰى لِلْعَالَمٖينَ
İşte böyleleri, Allah'ın yol gösterdiği kimselerdir. Sen de onların yolunu izle ve şöyle söyle: "Ben şu yaptığıma karşılık sizden bir ücret istemiyorum. O sadece âlemlere bir öğüttür."
(Enam 6/90)

Son ilahi kitap Kuran, önceki ilahi kitapları büyük oranda “tasdik” ederek misliyle, az bir kısmını da daha hayırlısıyla “nesh” etmiştir.

مَا نَنْسَخْ مِنْ اٰيَةٍ اَوْ نُنْسِهَا نَاْتِ بِخَيْرٍ مِنْهَا اَوْ مِثْلِهَا اَلَمْ تَعْلَمْ اَنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَیْءٍ قَدٖيرٌ
Biz, daha hayırlısını veya bir benzerini getirinceye (kadar) hiç bir ayeti neshetmez (hükmünü yürürlükten kaldırmaz) veya unutturmayız. Bilmez misin ki Allah, gerçekten her şeye güç yetirendir.

(Bakara 2/106)

Durum böyle olunca Kuran’ın muhtevası, indirildiği zaman ve coğrafyada yaşayan insanlar için tümüyle yeni ve daha önce bilmedik şeylerden oluşmamaktaydı. Kuran bilinenleri hatırlatıyor (tezkir), gizlenenleri açıklıyor(tebyin), önceki ilahi kitaplarda bulunan hükümlerin bir kısmı da daha hayırlısıyla nesh ediliyordu. Kuran’ın indirildiği dönemde Allah’ın varlığını bilmeyen ve O’nu kabul etmeyen kimse yoktu.

Namaz, sadece Muhammed ümmetine farz kılınmış bir ibadet değildir. Kuran’a bakıldığında namazın Âdem as. dan itibaren tüm nebilere farz kılındığı görülür. Esasen bu durum sadece namaz ibadetine mahsus da değildir.

اِنَّ اَوَّلَ بَيْتٍ وُضِعَ لِلنَّاسِ لَلَّذٖى بِبَكَّةَ مُبَارَكًا وَهُدًى لِلْعَالَمٖينَ
Şu bir gerçek ki, âlemlere bir bereket kaynağı ve yol gösterici halinde insanlar için kurulan ilk ev Mekke'dekidir.

(Al-i İmran 3/96)

وَاِذْ قَالَ اِبْرٰهٖيمُ رَبِّ اجْعَلْ هٰذَا الْبَلَدَ اٰمِنًا وَاجْنُبْنٖى وَبَنِىَّ اَنْ نَعْبُدَ الْاَصْنَامَ
Hani İbrahim şöyle demişti: "Bu şehri güvenli kıl, beni ve çocuklarımı putlara kulluk etmekten uzak tut."

(İbrahim 14/35)

رَبَّنَا اِنّٖى اَسْكَنْتُ مِنْ ذُرِّيَّتٖى بِوَادٍ غَيْرِ ذٖى زَرْعٍ عِنْدَ بَيْتِكَ الْمُحَرَّمِ رَبَّنَا لِيُقٖيمُوا الصَّلٰوةَ فَاجْعَلْ اَفْپِدَةً مِنَ النَّاسِ تَهْوٖى اِلَيْهِمْ وَارْزُقْهُمْ مِنَ الثَّمَرَاتِ لَعَلَّهُمْ يَشْكُرُونَ
Rabbimiz, gerçekten ben, çocuklarımdan bir kısmını senin Beyt-i Haramının yanında ekini olmayan bir vadiye yerleştirdim; Rabbimiz, dosdoğru namazı kılsınlar diye (öyle yaptım), böylelikle Sen, insanların bir kısmının kalplerini onlara ilgi duyar kıl ve onları birtakım ürünlerden rızıklandır. Umulur ki şükrederler.
(İbrahim 14/37)

Mekke de namazın bilinmediğini söylemek, o dönemdeki insanların Kuran da geçen “salat” lafzıyla bu ibadetin kastedildiğini bilmediklerini düşünmek, Kuran ve tarihi gerçeklerle örtüşmeyen bir iddia olur.

Bu gerçeğin yanı sıra, iddia edildiğinin aksine Kuran da namaz ibadetine dair ayrıntıya varan bilgiler de bulunmaktadır. Kuran da namazın vakitleri belirlenmiş bir ibadet olduğu bildirilir.

فَاِذَا قَضَيْتُمُ الصَّلٰوةَ فَاذْكُرُوا اللّٰهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلٰى جُنُوبِكُمْ فَاِذَا اطْمَاْنَنْتُمْ فَاَقٖيمُوا الصَّلٰوةَ اِنَّ الصَّلٰوةَ كَانَتْ عَلَى الْمُؤْمِنٖينَ كِتَابًا مَوْقُوتًا
“Namazı bitirdiğinizde, Allah'ı ayaktayken, otururken ve yan yatarken zikredin. Artık 'güvenliğe kavuşursanız' namazı dosdoğru kılın. Çünkü namaz, mü'minler üzerinde vakitleri belirlenmiş bir farzdır.”

(Nisa 4/103)
Vakit mukayyed bir ibadet olduğu için uyku ve unutma hali dışında, ister korku ister savaş durumu olsun hiçbir şekilde terk edilmesine izin verilmemiştir.

وَاِذَا كُنْتَ فٖيهِمْ فَاَقَمْتَ لَهُمُ الصَّلٰوةَ فَلْتَقُمْ طَائِفَةٌ مِنْهُمْ مَعَكَ وَلْيَاْخُذُوا اَسْلِحَتَهُمْ فَاِذَا سَجَدُوا فَلْيَكُونُوا مِنْ وَرَائِكُمْ وَلْتَاْتِ طَائِفَةٌ اُخْرٰى لَمْ يُصَلُّوا فَلْيُصَلُّوا مَعَكَ وَلْيَاْخُذُوا حِذْرَهُمْ وَاَسْلِحَتَهُمْ وَدَّ الَّذٖينَ كَفَرُوا لَوْ تَغْفُلُونَ عَنْ اَسْلِحَتِكُمْ وَاَمْتِعَتِكُمْ فَيَمٖيلُونَ عَلَيْكُمْ مَيْلَةً وَاحِدَةً وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ اِنْ كَانَ بِكُمْ اَذًى مِنْ مَطَرٍ اَوْ كُنْتُمْ مَرْضٰى اَنْ تَضَعُوا اَسْلِحَتَكُمْ وَخُذُوا حِذْرَكُمْ اِنَّ اللّٰهَ اَعَدَّ لِلْكَافِرٖينَ عَذَابًا مُهٖينًا
Sen içlerinde olup da onlara namaz kıldırdığın vakit, içlerinden bir grup seninle namaza dursun; silahlarını da alsınlar. Bunlar secdeye varınca, diğerleri arkalarında beklesinler. Sonra namaz kılmamış olan diğer grup gelip seninle birlikte kılsınlar. Dikkatli olsunlar, silahlarını yanlarına alsınlar. Kâfirler isterler ki, silahlarınızdan ve teçhizatınızdan habersiz olasınız da üstünüze bir çullanışla çullanıversinler. Eğer yağmurdan gelen bir sıkıntı varsa yahut hasta-yaralı iseniz silahlarınızı bırakmanızda sizin için bir sakınca yoktur. Ama tedbirinizi alın, dikkatli olun. Allah, kâfirler için rezil edici bir azap hazırlamıştır.

(Nisa 4/102)

فَاِنْ خِفْتُمْ فَرِجَالًا اَوْ رُكْبَانًا فَاِذَا اَمِنْتُمْ فَاذْكُرُوا اللّٰهَ كَمَا عَلَّمَكُمْ مَا لَمْ تَكُونُوا تَعْلَمُونَ

Bir korku ve endişe duyarsanız yürüyerek veya binit üzerinde kılın. Güvene kavuştuğunuzda bilmediğiniz şeyleri size öğrettiği şekilde Allah'ı zikredin.
(Bakara 2/239)

Başka bir önemli konuda kıble meselesidir. Daha önce ehli kitabın kıblesine yönelerek namaz kılınıyordu. Ehli kitaptan bazıları da Resulullahla beraber bu namazlara iştirak ediyorlardı. Sonra kıble nesih edildi ve Mescidi haram istikametine çevrildi. Bu durum samimi olmayan birçok Ehli kitabın namazları terk etmesine sebep olmuştur.

سَيَقُولُ السُّفَهَاءُ مِنَ النَّاسِ مَا وَلّٰيهُمْ عَنْ قِبْلَتِهِمُ الَّتٖى كَانُوا عَلَيْهَا قُلْ لِلّٰهِ الْمَشْرِقُ وَالْمَغْرِبُ يَهْدٖى مَنْ يَشَاءُ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَقٖيمٍ
Bir takım beyinsiz insanlar: "Onları daha önceki kıblelerinden çeviren nedir?" diyecekler. De ki: "Doğu da Allah'ındır, batı da. O dilediğini doğru yola yöneltir."
(Bakara 2/142)

Hâlbuki ehli kitap son nebiden sonra kıblenin değişeceğini biliyordu. Ellerindeki kitaplarda bu mevcuttu.

“Kadın, ‘anlıyorum sen bir nebisin’ dedi. ‘Atalarımız bu dağda tapındılar; ama sizler tapınılması gereken yerin Kudüs’te olduğunu söylüyorsunuz.’ İsa ona şöyle dedi: ‘Kadın, bana inan, öyle bir saat geliyor ki, Babaya ne bu dağda, ne de Kudüs’te tapınacaksınız!”

(İncil, Yuhanna, IV. Bölüm, 19-21)

Kuran da Allah için yapılan ilk mabedin Kâbe olduğu bildirilir. O halde Kâbe, ilk kıble olmalıdır. Bakara suresinin 142 ve devamındaki ayetler göz önünde bulundurulursa, Kabenin belli bir dönemden sonra kıble olmaktan çıkarıldığı anlaşılmaktadır.

Onlarda ellerindeki Kitapta yazılı olan;  kıbleyi değiştirecek ellerindeki kitabı tasdik edecek bir nebinin geleceğinden haberdar idiler.

Bu durum Bakara suresinin 146 ayetiyle de doğrulanmaktadır.

Sonuç olarak namazda yaptığımız her şekil daha önceden bilinen ve sürekli olarak bu güne kadar nesilden nesile nakledilerek gelen hareketlerdir. Şimdi bu ayetlere bakalım.

NAMAZIN RÜKUNLARI- MANASİKLERİ- ŞEKİLLERİ

KIYAM, RÜKÛ, SECDE hep yapıla gelmiştir; bilinir. Elbet sıraları da bilinir.
RÜKÛ edip secdeye varanlar 

(Bakara 2/125)
RÜKÛ ve secde edin! 

(Hac 22/77)
RÜKÛ ve secde ettiklerini görürsün. 

(Fetih 48/29)
Kaldı ki tarihte insan, hükümdarının önünde hep saygıyla ayakta durmuş, eğilmiş ve yere kapanmıştır. Yani.

“…Rabbine secde et ve yaklaş” 

(Alak 96/19)
Dikkat: Namaz KIYAM ile başlar (Nisâ 102). Buna göre hareketlerin sırası: KIYAM-RÜKÛ-SECDE. İşleyen akıl, secdeden rükûa ve oradan kıyama geçişi onaylamaz.
Namazda sesini yükseltme ve hepten kısma; orta yolu tut 

De ki: Allah diye çağırın Rahman diye çağırınNe ile çağırırsanız, sonunda en güzel isimler onundur. Namazında sesini çok yükseltme, çok da kısma bu ikisi arasında orta bir yol benimse.” 

(İsra 17/110).
Özel hareket:  SES. Namazını yalnız başına kılan bir inanır, sesini kendisi duyabilecek kadar yükseltir.
Şekilsel namazda yapılan hareketler yukarda belirtilmiştir. KIYAM-RÜKÛ-SECDE-ORTALAMA SES. 
Namaza başlarken “Allah büyük!” deyip ellerimizi kaldırmamıza gelince… 
İşte bu. Bakın, şu da Allah’ın buyruğu: “De ki Allah büyük!” -ve kebbir hu tekbîra 

“Ve de ki: Övgü hamd çocuk edinmeyen, mülkte (idarede) ortağı olmayan ve düşkünlükten dolayı yardımcıya da ihtiyacı bulunmayan Allah’tır. İşte onu tekbir edebildikçe tekbir et.” 

(İsra 17/111).

Namaza girişte- Rükûa gidişte- secdeye gidişte- secde aralarında- kıyama kalkarken sürekli getirilen tekbirdir.

Birde bu ayet bizi İhlas suresinde Allah Teâlâ’nın kendisini anlatması bakımından namaz içinde okunması ayet gereği uygun düşmektedir.

“De ki O Allah tektir. Allah Samet’tir (Her şey ona muhtaçtır. Daimdir, hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır.) O doğurmamıştır ve doğurulmamıştır. Ve hiçbir şey onun dengi değildir.” İhlas

Namaza başlarken “Teslim oluyorum!” Enam suresinin 162. “De ki: “Bakın, benim namazım, [bütün] ibadetlerim, hayatım ve ölümüm [yalnızca] bütün âlemlerin Rabbi olan Allah içindir, “ ayetinin sonu Fatiha suresinin 2. ayetini andırmaktadır. "Âlemlerin Rabbi Allah'a aittir". Fatiha suresinde, ham-din âlemlerin Rabbi Allah'a ait olduğu ifade edilirken burada namazın, kurbanın, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi Allah'a ait olduğu vurgulanmaktadır anlamında “Allah büyük!” deyip ellerimizi kaldırmakla o buyruğu yerine getiriyoruz. Hani Allah İbrahim’e “Teslim ol!” buyurunca İbrahim, “Âlemlerin Rabbine teslim oldum!” der ya (Bakara 2/231). İşte onun yaptığını yapıyoruz.

KIRAAT- KURAN OKUMAK
Namazı sona erdirmeden önce oturmak, onun için gerekli. Ve o da Allah’ın buyruğu: Kitaptan sana indirileni oku ve namaz kıl 

“Sana kitaptan vahye dileni oku. Namazı dosdoğru kıl. Gerçekten namaz çirkin utanmazlıklar (fahşa) dan ve kötülüklerden alıkoyar. Allah’ı zikretmek ise muhakkak en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı bilir.”

(Ankebut 45)

De ki: Allah diye çağırın Rahman diye çağırınNe ile çağırırsanız, sonunda en güzel isimler onundur. Namazında sesini çok yükseltme, çok da kısma bu ikisi arasında orta bir yol benimse.” 

(İsra 17/110).
“…Öyleyse ondan (Kuran’dan) kolay geleni okuyun. Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve Allah’a güzel bir borç verin (Karz Hasen) hayır olarak kendi nefisleriniz için önceden takdim ettiğiniz şeyleri daha hayırlı ve daha büyük bir ecir (karşılık) olarak Allah katında bulursunuz. Allah’tan mağfiret dileyin. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.”  

(Müzzemmil 73/20)

FATİHA OKUNMASI

“Ant olsun ki biz sana tekrarlanan yedi ayeti ve Yüce Kur 'ân 'ı verdik.”  

(Hıcr 15/87)

Nebiye verilen en büyük değer Kur’an’dır.

Yüce Allah "tekrarlanan yedi" ayeti ve "Yüce Kur’an’ı Hz. Peygambere verdiğini hatırlatarak değersiz şeylere gözünü dikmemesini, onlara hasretle bağlı kalmamasını istemektedir.

a) "Sana yediyi verdik." Yediden kasıt ne olabilir? Âlimler bunu farklı şekillerde yorumlamışlar, ancak özet olarak "yedi şeyin"; "yedi ayet", "yedi uzun sure", "yedi fayda" olduğu konusuna dikkat çekmişlerdir.

"Yedi ayet" olduğunu savunanlar, yedi ayetin Fatiha suresi olduğunu ileri sürmüşler ve buna delil getirmişlerdir. Hz. Ömer, Hz. Ali, İbn Mesut, Hasan el-Basri, Ebu'l-'Âliye, Mücahit, Dehhak, Saîd b. Cübeyr ve Katâde'nin görüşüne göre "yedi ayetten kasıt " Fatiha suresidir. Bunların görüşü Hz. Peygamberin şu hadisine dayanmaktadır: "Elhamdülillah (Fatiha suresi) Kur’an’ın anasıdır, Kitabın da anasıdır, tekrarlanan yedidir".

"Yedi “den kasıt "Kur’an’ın ilk yedi uzun süresi" olduğunu İbn Abbâs söylemektedir. Bakara, Al-i İmran, Nisa, Maide, Enam, Araf, Enfâl ve Tevbe beraberce bu yedi sureyi teşkil etmektedir. Bu görüşe âlimler itiraz etmekte ve itirazlarını Hicr 87. ayetin Mekke'de inmiş olmasına dayandırmaktadırlar. Önceden inmiş olan ayetin, sonradan inen surelerden bahsetmesinin imkânsızlığını öne sürmektedirler.

"Yedi “den kasıt "Kur’an’ın emir, nehiy, müjde, uyarı, misal verme, nimetlerin sayılması, geçmiş nesillere ait haberler “dir diyenler de vardır. Bunlar da yedi faydayı teşkil etmektedir. Bu görüşü de Ziyad b. Ebi Meryem ileri sürmüştür.

Kurtubi ve başka âlimlerin desteğini alarak, birinci görüşü yani maksadın Fatiha suresi olduğu görüşünü benimsediğimizi söylemeliyiz.

b) el-mesânî. Razi, mesânî kelimesini: "İkili kılınan, tekrarlanan ‘her şey" şeklinde anlamlandırmıştır. Bu ifade, "bir şeyi eğip ona bir ikincisini kattığında o şeyi ikiledim" sözünden alınmıştır. Havyanın diz kapaklarına ve dirseklerine "mesânî" denmesi de bundan dolayıdır. Çünkü bunlar, pazı ve uyluklarla ikilemmiş, katlanmıştır. Vadinin dönemeçlerine de "mesânî" denmektedir. Sonuç olarak mesânî "ikilenen şeyler cinsinden olan yedi şey" anlamına gelmektedir.

Diğer taraftan Razi, Fatiha suresine es-seb'u'-mesânî denmesini açıklayan pek çok özellik sıralamaktadır. Bunların, kendisinden önce söylendiğini de hatırlatmaktadır.

i. Namazda her rekâtta okunduğundan,

ii. Kendisi ile birlikte okunan zammı-ı sure ile katlandığı için

iii. Fatiha, bu ismi içeriği ikiye ayrıldığı için almıştır. Birinci bölümünde Allah'ın sıfatları; ikinci bölümünde de kulun Allah'a olan duası yer almaktadır.

İv. Fatiha'nın bu ismi almasının başka bir nedeni birinci bölümünde "metih", ikincisinde de "dua" yer almasıdır. İlk yarısı Rubûbiyetin hakkı olan "övgü"; ikinci yarısı da kulluğun hakkı olan "dua “dır.

V. İçindeki ifadelerde ikili tekrar olmasından bu ismi almıştır. "Rahman", "rahîm", "iyyake", "sırat", "gayr" kelimeleri ikişer kere tekrar edilmektedir.

Bize göre Fatiha'nın bu ismi almasının nedenleri arasında "yedi ayet olması", son maddede "ikişerli tekrarların olması" ve "iki bölüme ayrılması" vardır. Aslında mesânî "Kuran’ın kendisidir. Bunun delili de Zümer suresinin 33. ayetidir: "Allah, sözün en güzelini, birbiriyle uyumlu, iç içe ikili manalar ifade eden bir kitap halinde indirmiştir." Bu manada Hicr 87. ayete yaklaşırsak "mesailiden yani Kur’an’dan sonra sana yediyi, yani yedi ayeti indirdik" diyebiliriz. Başka bir ifade ile "mesânî olan kitaptan sana yedi ayet, yani Fatiha’yı indirdim" anlamına gelmektedir.

TESBİH ETMEK

“Hemen Rabbini hamd ile tesbih et ve O’ndan mağfiret dile. Çünkü O tövbeleri çok kabul edendir.” (Nasr 110/3)

Şu halde Büyük Rabbini (Azim) ismi ile teşbih et”  

(Vakıa 56/74)

“Öyleyse Büyük Rabbini (Azim) ismi ile teşbih et.”   

(Vakıa 56/96)

“Öyleyse Büyük Rabbini (Azim) ismiyle teşbih et.”   

(Hakka 69/52)

Peygamber efendimiz bu tesbihatı Rükûda yapmamızı söylemiştir. Rivayet edilir.

“Rabin’inin Yüce(Ala) ismini tesbih et.”  

(Ala 87/1)

Peygamber efendimiz bu tesbihatın secdede yapılmasını söylemiştir. Rivayet edilir

ALLAHTAN MAĞFİRET DİLEMEK VE DUA ETMEK

EĞER kullarım sana Benim hakkımda sorular sorarlarsa -(bilsinler ki) Ben çok yakınım; dua edenin yakarışına her zaman karşılık veririm: Öyleyse onlar da Bana karşılık versinler ve Bana inansınlar ki doğru yolu bulabilsinler. 

(Bakara 2/ 186)

Ve [dua ederken] de ki: “Ey Rabbim, [girişeceğim her işe] doğruluk ve içtenlik üzere girmemi; [bırakacağım her işten de] doğruluk ve içtenlik göstererek çıkmamı sağla ve bana katından destekleyici bir güç, bir tutamak bahşet!”  

(Isra 17/ 80)

[İNANANLARA] de ki: “Dua ve yönelişiniz O\na olan inancınız için değilse, Rabbim size niçin değer versin?” [Ve inkârcılara da de ki:] “Gerçek şu ki, siz [Allah'ın mesajını] yalanladınız: artık bu [günah] yakanızı bırakmayacaktır!”  

(Furkan 25/ 77)

Ama Rabbiniz buyurur ki: “Bana dua edin, duanızı kabul edeyim! Bana kulluk etmeye tenezzül etmeyenler, mutlaka aşağılanmış olarak cehenneme gireceklerdir!”  

(Mümin 40/ 60)

Ayetlerde görüldüğü üzere Dua ibadetin özünü oluşturmaktadır. Aynı zamanda namazın olmazsa olmazındandır.

 “Onlardan öylesi de vardır ki: Rabbimiz bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi ateşin azabından koru der.”  

(Bakara 2/201)

“…Göklerin ve yerin yaratıcısı dünyada ve ahirette benim velim Sensin Müslüman olarak benim hayatıma son ver ve beni Salihlerin arasına kat.”  

(Yusuf 12/101)

“Ey Rabbim! Beni ve soyumdan gelecekleri, namazı dosdoğru kılanlar eyle! Ey Rabbimiz! Duamı kabul et!”

(İbrahim 14/40)

“Rabbimiz hesabın yapılacağı gün beni anne- babamı ve bütün müminleri bağışla”  

(İbrahim 14/41)

Bu dua ve bağışlanma dilenmesi ilk oturuş ve son oturuşta de okunması uygun görülmüştür.

Genel ifade ile Allah Teâlâ’yı zikrederken (Tekbir- Tehlil- Tespih- Dua- Kuran okumak) görevlerini yerine getirmemiz gerekecektir. İkinci rekâtta teşehhüt miktarı oturmak gerekir. O zaman da Teşehhüt getirmemiz gerekecek

Teşehhüt şehadetten gelir. Allah Teâlâ ile ilgilidir. (Tehlil getirmektir. Allahtan başka ilah olmadığıdır. La ilahe illallah en kısasıdır.)

İkinci Rekâtta (Al-i İmran 3/18) okunması teşehhüttür. Bu bir dayatma değildir sadece Kurana uygunluk açısından uygun görülmüştür.

Allah gerçekten kendisinden başka bir ilah olmadığına şahitlik etti, melekler ve ilim sahipleri de O’ndan başka ilah olmadığına adaletle şahitlik ettiler. AZİZ ve HÂKİM olan ondan başka ilah yoktur.” (Al-i İmran 3/18)

Peygamber efendimiz namaz 4 şeyden ibarettir. (Tekbir- Tespih- Kuran ve dua) demiştir. Rivayet edilir.

Birde hac da olduğu gibi manasikleri vardır. (Bunlar Kıyam- Rükû- Secde- Oturuş ) Kuran’ı dikkatlice okursak menasiklerde yukardaki 4 şeyi onun içinde yapmak namazı Allah’ın kitabı üzerine kılmak olacağını kanaati taşınmaktadır. Son oturuş dua ayetleri çoğaltılabilinir. Örnekleri yukarda verilmiştir.

Allah bizleri salatlarını düzgünce yerine getiren ve Kuranla amel edip Allah’ın rızasına uygun hareket edenlerden kılsın, İnşaallah.

KURAN NE DİYOR.

 

Bu yazı 513 sefer okunmuştur.