Sayfanın başına git
Önceki Sayfa
Ana Sayfa
Paylaş
Kur'an Ne Diyor? (CENNETLİKLER MAHŞERDE NASIL KARŞILANACAKLAR)
" 25. yalnız [pişmanlık duyarak] iman edip doğru ve yararlı işler yapanlar hariç: onlar için kesintisiz bir ödül vardır! " ( İnşikâk - 25.Ayet) ( Ayeti incele )
 
 
 
CENNETLİKLER MAHŞERDE NASIL KARŞILANACAKLAR ( 26.5.2017 ) Paylaş

CENNETLİKLER MAHŞERDE NASIL KARŞILANACAKLAR

 

 

يَوْمَ نَحْشُرُ الْمُتَّقٖينَ اِلَى الرَّحْمٰنِ وَفْدًا 

O gün, takva sahiplerini, Rahman’a binekli heyetler hâlinde toplayacağız.

(Meryem 19/85)

Bu ayette takva sahiplerine sunulacak nimetler çok farklı bir ifadeyle anlatılmıştır. Takva sahiplerinin Allah’ın huzuruna “binekli heyetler hâlinde” getirilecek olması, bir kralın veya bir kralın elçisinin karşılanmasını çağrıştırmaktadır. Eğer böyle ise, muttakiler Allah tarafından krallar gibi karşılanacak ve ağırlanacak demektir.

H.Yılmaz 

يَا عِبَادِ لَا خَوْفٌ عَلَيْكُمُ الْيَوْمَ وَلَا اَنْتُمْ تَحْزَنُونَ

“Ey ayetlerimize iman etmiş ve Müslümanlar olmuş olan kullarım! Bugün size korku yoktur ve siz üzülmeyeceksiniz. Siz ve eşleriniz ağırlanmış olanlar olarak girin cennete! “

(Zuhruf 43/68-70)
Onların [muttakilerin] çevrelerinde altın tepsiler, kadehler dolaştırılır. Orada nefislerin arzu duyacağı, gözlerin zevkleneceği her şey vardır.- Ve siz orada sürekli kalacaksınız. Ve işte bu, yapagelmiş olduğunuz şeyler sebebiyle, kendisine varis edildiğiniz cennettir. Orada sizin için birçok meyveler vardır. Onlardan yiyeceksiniz.

(Zuhruf 43/71-73)

Bu ayet gurubunda Rabbimiz, iman eden, takvalı davranan kullarına vereceği nimetleri sayıp dökmüştür.
Yedi ayetten oluşan bu paragraf, belağat gereği, orijinalinde ayrı ayrı ayetler halindedir. Biz anlamı ve cümle öğelerini de dikkate alarak ayetleri iki grup halinde meallendirdik.
Bu ayet gurubunda bildirilen cennet nimetleri Kur’an’ın birçok yerinde sayılıp dökülmüştür; özellikle de İnsan ve Vakıa surelerinde toplu olarak yer almıştır:

Şüphesiz, ebrar/ iyiler/ yardımseverler, kâfur katılmış bir tastan içerler. Fışkırtıldıkça fışkırtılacak bir pınardan ki, ondan, verdikleri sözleri yerine getiren ve kötülüğü yayılan bir günden korkan ve  “Biz sizi, ancak Allah yüzü [Allah rızası] için doyuruyoruz ve sizden bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz; evet, biz asık suratlı ve çatık kaşlı bir günde, Rabbimizden korkarız” diyerek, Allah sevgisi için, yiyeceği, yoksula, öksüze ve tutsağa veren Allah’ın kulları içerler. Allah da, bu yüzden onları, o günün kötülüğünden korur; onlara aydınlık ve sevinç rastlayacak, sabretmelerine karşılık onlara Cennet’i ve ipekleri verecek; orada tahtlara kurulmuş olarak kalacaklar; orada bir güneş de,  dondurucu bir soğuk da görmeyecekler ve bahçenin gölgeleri onların üzerlerine sarkacak ve onların koparılması son derece kolaylaştırılacak.   Ve aralarında gümüş bir kap ve billûr kâseler dolaştırılacak, kendilerinin ayarladığı billûrları gümüştendir. Ve orada, onlara karışımı zencefil olan bir tastan sulanırlar, Orada, Selsebil denilen bir pınardan....  Ve aralarında büyümez, yaşlanmaz çocuklar dolaşır; onları gördüğünde, saçılmış birer inci sanacaksın! Orayı gördüğünde, mutluluk ve büyük bir krallık [mülk ve yönetim] göreceksin;  üzerlerinde ince, yeşil ipekli, parlak atlastan giysiler olacak; gümüş bileziklerle süslenmiş olacaklar; Rabb’leri onlara tertemiz bir içecek içirecek.

(İnsan 76/5-22)

 [Onlar] Yaptıklarına karşılık olarak; mücevherlerle işlenmiş tahtlar üzerindedirler. Karşılıklı onların üzerinde yaslanırlar. Üzerlerinde [çevrelerinde], kaynağından doldurulmuş testiler, ibrikler, kadehler -ki ondan ne başları ağrıtılır, ne de akılları giderilir- beğendiklerinden meyveler, canlarının çektiğinden kuş eti ile süreklileştirilmiş [hep aynı bırakılmış]  çocuklar, saklı inciler gibi iri gözlüler dolaşırlar. Orada lağv [boş söz, saçmalama] ve günaha sokan işitmezler. Sadece söz olarak: “selâm!”, “selâm!”
Ve sağın yaranı, nedir o sağın yaranı! [Onlar], dikensiz kirazlar, meyve dizili muzlar/akasyalar, uzamış gölgeler, fışkıran su, kesilmeyen [tükenmeyen] ve yasaklanmayan birçok meyveler ve yükseltilmiş döşekler içindedirler.
Şüphesiz Biz onları [kiraz, muz, gölgeler, fışkıran su…] öyle bir inşa ile inşa ettik [yarattık]. Ki onları, sağın ashabı için albenili ve hepsi bir ayarda bakireler [dokunulmamışlar] kıldık [yaptık].

(Vakıa 56/15- 38)

Sonra Biz Kitap’ı kullarımızdan süzüp seçtiklerimize miras bıraktık. Şimdi de onlardan bazıları nefislerine zulmeden, bazıları orta yolu tutan bazıları da Allah’ın izniyle hayırlarda önde gidenlerdir. İşte bu büyük lütfun; Adn cennetlerinin ta kendisidir. Onlar oraya gireceklerdir. Orada altın bileziklerle ve incilerle süsleneceklerdir. Oradaki elbiseleri ipektir.

(Fatır 35/33)

Pasajın ilk bölümündeki “Siz ve eşleriniz ağırlanmış olanlar olarak girin cennete!” ifadesi ile kastedilenler dünyadaki eşler değildir. Zira dünyadaki eşlerin her biri ayrı ayrı mükellef kişiliklerdir. Suçun ve cezanın şahsiliği söz konusudur. Dünyada muttaki olan bir kişinin eşinin de muttaki olması, her ikisinin de aynı lütfu hak etmiş olması mümkün fakat mutlak değildir. Burada konu edilen eşler, Rabbimizin ahirette insana vereceği özel olarak yaratılmış eşlerdir.

H.Yılmaz

68, 69- Allah, takva sahiplerine şöyle nida eder: "Ey ayetlerimize iman edip müslüman olan kullarım! Bugün size hiçbir korku yoktur ve siz üzülmeyeceksiniz.

70- Siz ve eşleriniz cennete girin. Orada ağırlanıp sevindirileceksiniz."

71- Onların etrafında yiyecek ve içecekler altın tepsiler ve kadehlerle dolaştırılır. Orada canların çektiği ve gözlerin hoşlandığı her şey vardır. Siz orada ebedi olarak kalacaksınız.

72- İşte yaptıklarınıza karşılık size miras verilen cennet budur.

73- Orada sizin için bol bol meyveler vardır. Onlardan yersiniz.

(Zuhruf 43/68-73)

68-73- "Ey kullarım! Bugün size korku yoktur..." Allah için sevişen, o müstesna muttakilere o günkü ilahi seslenişi anlatmaktır ki bu seslenişin latifliğine doyulmaz. Yüce Allah bizleri de bu kullarından eyleye. Bu âyet hakkında üç mânâ gösterirler!

1- Eseri yüzlerinizde ortaya çıkacak biçimde sevindirilip neşelendirileceksiniz.

2- Güzel biçim mânâsına "Hıbr" dan: süslenip ziynetleneceksiniz.

3- Güzel vasıflarla vasıflamakta abartma mânâsına "habr" den, son derece ikram olunacaksınız.

"Onların etrafında dolaşılır." Cennete girdikten sonraki neşelerinden bir nebzeyi anlatmaktır. Onun için girdiklerinde kendileri müşahede halinde bulunacaklarından burası "üzerinize" diye kendilerine hitab edilmeyip, onların üzerlerine diye gıyâb (üçüncü şahıs) ile dünyadakilere anlatılmaktadır. Yani o emir üzerine girecekler, girdiklerinde etraflarında dolaşılacak, cennet hizmetçileri tarafından üzerlerine dönüp dolaşılacak. Altın safhalar, tepsiler, tabaklar.

Ebu Hayyan nakleder ki Kisaî şöyle demiştir: Kâselerin (kapların) en büyüğü "cefne" dir sonra

"Kas'a" gelir on kişiye yetişir. Sonra "sahfe" beş kişilik, sonra "Mekile" iki, üç kişilik. Ve küplerle. Küp dilimiz de ki mânâsından farklıdır. Kulpu ve emziği olmayan ibrik diye tarif edildiğine göre sürahi ve desti demek olur. Hem onda, o cennette nefislerin hoşlanacağı ve gözlerin lezzetleneceği her şey var. Ve siz orada ebedi kalacaksınız. Görülüyor ki arada gıyaba (üçüncü şahıs) bir iltifat (yönelme) yapıldıktan sonra yine hitaba (ikinci şahıs) geçilmiştir. Ve işte bu o cennettir ki siz buna yaptığınız ameller sebebiyle varis kılındınız.

İşte Allah için sevişip korunan muttakilere böyle denecek.

Nitekim A'raf Sûresi'nde de

"Onlara işte yapmakta devam ettiğiniz sayesinde mirasçı edildiğiniz cennet budur diye nida edilecektir."

(A'raf, 7/43) buyurulmuştu.

Sizin için orada çok meyveler, yemişler var, amellerin semeresi olarak Allah Teâlâ'nın ihsanı ile kat kat fazlalaştırılmış olan lezzetli meyveler var, onlardan yiyeceksiniz. Meyve, açlık için değil, zevk ve lezzet için yendiği için Cennet'te yalnız meyve yeneceği anlatılmıştır.

H.Yazır

 يُطَافُ عَلَيْهِمْ بِصِحَافٍ مِنْ ذَهَبٍ وَاَكْوَابٍ وَفٖيهَا مَا تَشْتَهٖيهِ الْاَنْفُسُ وَتَلَذُّ الْاَعْيُنُ وَاَنْتُمْ فٖيهَا خَالِدُونَ

Çevrelerinde altın tepsiler, kadehler dolaştırılır. Orada, nefislerin arzu duyacağı, gözlerin zevkleneceği her şey vardır. Ve siz orada sürekli kalacaksınız.

(Zuhruf 43/71)
Ayette geçen sıhaf  “tabak, tepsi” anlamına gelen: sahfe kelimesinin çoğuludur. Ekvâb da, “kulpu olmayan testi, kadeh, kupa, kâse” anlamına gelen: el-kub kelimesinin çoğuludur. Altın tepsilerin üstünde kadehler onların etrafında dolaştırılacaktır.

Bu kadehler içinde ne olacaktır?

Bu sorunun cevabını vermek için Muhammed suresinin 15. Ayetine gitmek gerekiyor.

Bozulmayan su, bozulmayan süt, tatlı içecek ve süzme bal olacaktır.

Onlara bu nimetler niçin sunulacaktır?

Bu dünyada onlar altın değerindeki iman tepsileri ile Allah’a iyi ameller sundular. İşte şimdi onları bu şekilde bulacaklardır.

Orada canlarının çektiği her şeyi bulacaklar, gözlerinin hoşlandığına da kavuşacaklardır. Canın çektiği, gözün hoşlandığı nimetler onların olacaktır. Gözlerin lezzet alması da vardır. Cana ve göze hitap eden nimetler onlarındır. Çünkü onlar bu dünyada canlarının çektiği haram şeyleri yemediler ve gözlerini başkalarının malına uzatmadılar (Taha 20/131)

لَكُمْ فٖيهَا فَاكِهَةٌ كَثٖيرَةٌ مِنْهَا تَاْكُلُونَ

Orda sizin için birçok meyveler vardır; onlardan yiyeceksiniz.

(Zuhruf 43/73)
Burada geçen “meyveler vardır” ifadesindeki: fakihetün kelimesinde kast edilen meyveleri şu şekilde anlamamız mümkündür:

Bu yaptığınız iyi amellerinizin meyvelerini bolca görecek ve tadacaksınız. Oradaki meyveler, amellerinizin ürünü olarak bize sunulacaktır. Demek ki, iyi ameller hem bu dünyada hem de ahirette ürün vermektedir.

Din kardeşliği dostlukları ahirette de devam edecektir. Çünkü bu insanlar cenneti beyinlerinde ve amellerinde oluşturmuş, dostluklarını da o iyiliklerin etrafında olma yolunda kazanmışlardır.

B.Bayraklı

 KURAN NE DİYOR

Bu yazı 214 sefer okunmuştur.