Sayfanın başına git
Önceki Sayfa
Ana Sayfa
Paylaş
Kur'an Ne Diyor? (İNSAN GÖNLÜNÜN İSLAMA AÇILMASI MESELESİ)
" 40. Onlara sor hangisi bunu yüklenecek! " ( Kalem - 40.Ayet) ( Ayeti incele )
 
 
 
İNSAN GÖNLÜNÜN İSLAMA AÇILMASI MESELESİ ( 7.7.2017 ) Paylaş

İNSAN GÖNLÜNÜN İSLAMA AÇILMASI MESELESİ 

فَمَنْ يُرِدِ اللّٰهُ اَنْ يَهْدِيَهُ يَشْرَحْ صَدْرَهُ لِلْاِسْلَامِ وَمَنْ يُرِدْ اَنْ يُضِلَّهُ يَجْعَلْ صَدْرَهُ ضَيِّقًا حَرَجًا كَاَنَّمَا يَصَّعَّدُ فِى السَّمَاءِ كَذٰلِكَ يَجْعَلُ اللّٰهُ الرِّجْسَ عَلَى الَّذٖينَ لَا يُؤْمِنُونَ 

125. Allah, iyiye ve güzele götürmek istediğinin göğsünü İslam'a açar. Saptırmak dilediğinin de göğsünü öylesine daraltıp tıkar ki, o, göğe yükseliyormuş gibi olur. Allah, iman etmeyenler üzerine pisliği işte böyle atıverir.

(Enam 6/125)

Allah kimin yola gelmesini (irade eder) isterse gönlünü İslam’a açar. Kimi de saptırmayı (irade eder) kararlaştırırsa[*1] onun da içini daraltır[*2]; sanki göğe yükseliyor gibi olur. Allah kendine güvenmeyenleri o zararlı işin içine işte böyle sokar. 

Süleymaniye Vakfı

[1*] Allah’ın iki türlü iradesi vardır; birincisi isteğini diğeri kararını gösterir. Şu âyetlere göre O, her insanın yola gelmesini ve yanlışlardan dönmesini ister: 

“Allah, her şeyi size açık açık göstermek; sizi, sizden öncekilerin doğru yollarına yönlendirmek ve tevbenizi kabul etmek ister. Allah bilir, doğru kararlar verir. Allah tevbenizi kabul etmek ister; arzularının peşine takılanlar da büyük bir sapıklığa düşmenizi isterler.”

(Nisa 4/26-27)

İstek anlamındaki irade yerine gelmeyebilir. Allah bütün insanların tevbe etmesini ister ama etmezler. Arzularının peşinde olanlar da istedikleri halde bütün insanları saptıramazlar.

Allah’ın karar anlamındaki iradesi kesin olarak yerine gelir ve verdiği "ol" emriyle birlikte o şey oluşmaya başlar. Şu âyet onu gösterir: Allah bir işe karar verdi mi, ona sadece “ol!” der, o da oluşur. (Bakara 2/117)

İnsanın kararı anlamındaki iradesi, ancak gereğini yapmasıyla meydana gelebilir. İlgili âyet şöyledir: İnsanın kendi çalışmasıyla olandan başkası kendine ait değildir. (Necm 53/39) Çaba gösterilen şeyin oluşması da  Allah'ın gerekli şartları yaratmasına bağlıdır. Kul kasib yani çalışan Allah da yaratandır. Bu, şu ayetlerin hükmüdür. Yaptığınız tercih ve gösterdiğiniz çaba, ancak bütün varlıkların Sahibi olan Allah’ın yaratması ile gerçekleşir. (Tekvir 81/29) Allah’ın onayı olmadan hiç bir olay meydana gelmez. Kim Allah’a inanıp güvenirse O, onun kalbini doğruya yöneltir. Her şeyi bilen Allah’tır. (Teğabun 64/11)

Sonuç olarak Allah’ın bir şeyi var etmesi onun iradesi ve emriyle olur. Kulun var etmesi de irade etmesi ve çalışmasıyla meydana gelir.

[2*] Sapmakta olan kişiyi Allah çeşitli, yollarla uyarır. İçinin bu şekilde daralması ondandır. İlgili ayetlerin bir kısmı şöyledir: "Allah, bir topluluğu yoluna kabul ettikten sonra sakınmaları gereken şeyi onlara açıkça göstermeden yoldan çıkışlarını onaylamaz. Her şeyi bilen Allah’tır." (Tevbe 9/115) "O, kişinin içine davranışlarının yanlışlığını da doğruluğunu da fısıldar. Kim kendini geliştirirse umduğuna kavuşur. Kim de kendini pis işlere sokarsa kaybeder." (Şems 91/8-10)

Süleymaniye Vakfı

Bu âyet, bir doğa yasasına da işaret etmektedir: İnsan yükseğe çıktıkça hava basıncı azalacağından nefes alışı güçleşir. Her yüz metre yükseldikçe hava basıncı bir derece düşer. En rahat nefes, basıncın en yüksek olduğu deniz düzeyinde alınır. Yükseldikçe basınç azalacağından o oranda da teneffüs zorlaşır. Hatta 20 bin metreyi geçince özel cihazlar olmadığı takdirde nefes alamayan insan ölür. İşte âyette bu doğa yasasına da işaret edilerek Îslama gelmeyenlerin göğüslerinin, göğe yükseliyormuş gibi dar ve tıkanık olacağı belirtilmektedir. Ayrıca nefes tıkanıklığını belirtmek için boğazı tıkayan bir kelime olan yassa ’adu  kelimesinin kullanılması da son derece ilginçtir.  

S.Ateş

"Allah göğsünü İslâm'a açar" ifadesi, "Allah zihninden ve kalbinden İslâm hakkındaki her tür kuşku, tereddüt ve kararsızlığı gidererek, kendisini İslâm gerçeği konusunda iyice ikna eder" demektir.

Mevdudi 

125. Allah kimi doğru yola iletmek isterse, onun kalbini İslam’a açar; kimi de saptırmak isterse, göğe çıkıyor­muş gibi kalbini iyice daraltır. Allah, inanmayanların üstüne işte böyle murdarlık verir.

Bu âyete göre, yüce Allah bazı kullarını doğru yola iletmek isterken, bazılarını da saptırmaktadır. Allah kulunu saptırmak ister mi? Bu sorunun cevabını verebilmek için söz konusu âyetin yanı sıra konu ile ilgili diğer ayetleri de göz önünde bulundurmak gerekir.

"Kim Allah'a inanırsa, Allah onun kalbini doğruya götürür". Buradan anlıyoruz ki Allah'ın muradı, ya da Allah'ın kulunu doğru yola iletmesi, iman etmesinden sonra devreye gir­mektedir. İnsan inkâr etmedikçe, Allah onu yoldan çıkartmaz.

"Uğrumuzda üstün gayret gösterenleri, elbette kendi yollarımıza eriştireceğiz" (Ankebût 29/69). Bu âyetten de an­lıyoruz ki, insanın gayreti olmadan Allah onu doğru yola iletmeyecektir. Allah'ın hidâyet etmesi, kulun bütün gayretini göstermesinden sonra ola­caktır. Demek ki Allah'ın takdiri, doğruya iletmesi veya yoldan çıkart­ması, tamamen kulun niyet ve eylemleri doğrultusunda olmaktadır. Yoksa Allah durup dururken insanı ne doğru yola iletir, ne de onu yoldan çıkar­tır. Bu ayetlerden sonra En'âm sûresinin 125. ayetinin analizini yapmaya devam edebiliriz.

1. "Allah kimi doğru yola iletmek isterse, onun kalbini İslam’a açar".

Önceki ayetlerde, Allah'ın doğru yola iletme isteğinin, kulun imanına ve gayretine bağlı olduğu anlatılmıştı. İn­sanın niyet ve eylemlerindeki oluşumlar iyiden yana ise, Allah onu doğru yola iletmektedir. "Onun göğsünü İslam’a açar". Bu durum Allah'ın ona uyguladığı ikinci bir müdahale olmaktadır. Kalbin İslâm'a açılması ne an­lama gelmektedir? Bu sorunun cevabını verebilmek için İslâm kelimesinin anlamına bakmak gerekir.

İslâm kavramı, silm kökünden gelmektedir. Bu kelimenin

bi­rinci anlamı, "barış" tır. Akıl, gönül ve nefis arasındaki barış, aileden top­luma, oradan bütün insanlığa ulaşan sosyal ve siyasî barış.

İkinci mânâsı "güven",

Üçüncü mânâsı "teslimiyet" olan bu kelime, bütün benliği ile Allah'a teslim olmayı ifade eder.

Dördüncü mânâsı ise "rahmettir.

Şimdi bu mânâlar çerçevesinde âyeti tahlil edebiliriz. Allah insanın kalbini, barışa, güvene, teslimiyete ve rahmete açmaktadır. Burada islâm kelimesi, "din" anlamına gelen İslâm'ı ifade etmektedir. "İnsanın kalbinin İslâm'a, yani barışa, güvene, teslimiyete ve rahmete açık olmasının neti­cesi nedir?" diye sorulacak bir sorunun cevabını, Zümer sûresinin 22. âyetiyle vermek mümkündür:  "Allah kimin gönlünü İslâm'a açmışsa o, rabbinden bir nâr üzerinde değil mi­dir?" Demek ki kalbin İslâm'a açılması, Allah tarafından oraya nur doldu­rulmasıyla neticelenmektedir. Başka bir ifade ile kalbin İslâm'a açılması, "ilâhî ışık üzerinde olmak" anlamına gelmektedir.

İnşirah sûresinin 1. âyetinde, "Biz senin göğsünü açmadık mı?" buyurulmaktadır. Dolayısıyla bu soru daralmış, "Onların söyledikleri şeylerden dolayı göğsünün daraldığını andolsun biliyoruz "Hz. Peygamber'e gösterilen tepkiden dolayı, söylenen sözlerin onun kal­binde doğurduğu sıkıntı ve darlığın bertaraf edilmesi, yani rahatlatılması anlamını ifade etmektedir.

2. Kimi de sap­tırmak isterse, göğe çıkıyormuş gibi kalbini iyice daraltır".

Allah, daha önce anlatıldığı gibi, insanın düşüncesine, niyetine ve inkârına göre onun yoldan çıkmasına müsaade etmektedir. Daha doğrusu onun yoldan çıkışını tescil etmektedir. Bu durum anlatılırken, fiziksel kanun gündeme getirilmektedir. Göğe yükseldikçe basınç azalır, oksijen düşer ve bunun neticesinde nefes almak güçleşir. İnsan nefes alıp vermede zorluk çeker. Münkir de manen aynı durumu yaşamaktadır. Bu kişi problemlerine, sıkıntılarına bir çıkış kapısı bulamaz. Kalp daralması şeklinde tanımlanan bu hal tamamen psikolojiktir.

Âyetin bu kısmında yer alan harec kelimesi, "içine girilmeyecek kadar ağaçları birbirine girmiş bir vadi" anlamına gelmektedir. Başka bir ifade ile vahşi hayvanların, çobanların içine giremeyeceği kadar birbirine girmiş ağaçlık demektir. Bunun anlamı, o insanın psikolojik anlamda çok zahmet çekeceğidir. İnkâr eden insanın kalbindeki haller, Arap saçına dö­necek, vahşi hayvanların giremeyeceği kadar ağaçlan birbirine girmiş bir ormana dönüşecektir.

3. "Allah inanmayanların üstüne böyle murdarlık verir".

Maide sûresinin 90. âyetinde rics kavramı açıklanmıştı. Recese kalıbından alınınca, "devenin kükremesi"; gökle beraber kullanılınca, "bulutların hareket edip göğün çok gürlemesi, birinin işine mani olmak"; recüse kalıbı da "pis olmak, çirkin iş yapmak"; bina kelimesiyle kullanılınca, "sarsılmak"; rics şeklindeki isim kalıbı da "murdar, necis, pislik, günah, çirkin iş, işkence, hışım, gadab, lanet, kü­für, şeytanın vesvesesi"; mercûs kalıbı da "karışıklık, düzensizlik" mânâlarına gelmektedir.

İnanmayan insanlar hem kendi hayatlarını, hem de insanlığın haya­tını kirletiyorlar. Esas gönül çevresinin kirlenmesi gerçek kirlenmedir. Çevre bilimi ve mühendisliğini gönülden başlatmak gerekiyor. Yunus sû­resinin 100. âyetinde, aklını kullanmayanların murdar kılınacağı açıklan­maktadır. Aklını kullanmamak ve iman etmemek, hem ferdi, hem toplum­ları, hem de bütün insanlığı kirletmekte, murdar hale getirmektedir. Bu­nun anlamı, beynini ve gönlünü çalıştırmayan insanların murdar hale gele­cekleri, bu halleriyle yaptıkları her işi ve bulundukları her çevreyi kirlet­miş olacaklarıdır.

Âyetin bu kısmına dikkat edilirse, inanmadıkları için Allah murdar­lığı o insanlara vermektedir. Kulun inancı veya eylemi ilâhî takdiri hare­kete geçirmektedir. Yunus sûresinin 26-27'. Ayetlerinde gördüğümüz, gü­zellik üretene güzellik, kötülük üretene zilletin olması gibi. İnanmayanlara pislik verileceğine, onların murdar kılınacağına karşılık, inanan ve aklını kullanıp iyi amel üretenlere, Fâtır sûresinin 10. âyetine göre şeref vardır.

İnanmayan insanlara dünyada murdarlık, öteki dünyada da lanet ve azap vardır. Razi’nin naklettiğine göre, Zeccâc, rics kavramına "lanet ve azap" manasını vermektedir.

Netice olarak diyebiliriz ki, bu âyette, Allah tarafından insanların gönüllerinde bir operasyon gerçekleştirildiğine işaret edilmektedir. Dinî eğitimin amacı, insanı o ameliyata hazır hale getirmektir. Din eğitimcileri, insanlara akıllarını kullanmayı öğretmeli, akıl vasıtasıyla gönüllerinde imanın teşekkül etmesine yardımcı olmalıdırlar. Allah o insanların gönüllerini İslâm'a açacaktır. Bu görev yapılmayıp insanlar inkârın kucağına terkedilirlerse, Allah o gönülleri daraltır ve inanmayanları murdar kılar. Bu bağlamda din eğitimcileri, şekilciliği bırakıp insanların beyin ve gönülle­rine ulaşarak, kirlenmenin önlemini almaları gerekir.

B.Bayraklı

Bu yazı 191 sefer okunmuştur.