Sayfanın başına git
Önceki Sayfa
Ana Sayfa
Paylaş
Kur'an Ne Diyor? (GÜZEL SÖZ ŞEYTAN İLİŞKİSİ)
" 67. Ve onlar ki, başkaları için harcadıkları zaman, ne saçıp savururlar, ne de cimrilik yaparlar; bu ikisi arasında her zaman bir orta yol bulunduğunu [bilirler]. " ( Furkân - 67.Ayet) ( Ayeti incele )
 
 
 
GÜZEL SÖZ ŞEYTAN İLİŞKİSİ ( 28.7.2017 ) Paylaş

GÜZEL SÖZ ŞEYTAN İLİŞKİSİ 

53. Kullarıma de ki sözün en güzelini söylesinler. Çünkü Şeytan aralarını bozar. Şeytan insan için açık düşmandır. 

(İsra 17/53)
Lafzen, “Şeytan onların arasını açar” yahut “onların arasına ayrılık sokar”. 

M.Esed

Müminlere, kâfirlerle ve diğer İslâm düşmanlarıyla tartıştıklarında bile güzel sözler söylemeleri emredilmektedir. Onlara ne sert söz söylemeli ne de abartılmış ifadeler kullanılmalıdır. Konuşmalarında soğukkanlı olmalı ve karşı tarafın kışkırtıcı davranışlarına rağmen sadece doğru olanı söylemelidirler.
 Müminler şeytanın kışkırtmalarına karşı da uyarılmaktadırlar. "Düşmanlarınıza cevap verirken sinirlendiğinizi hissederseniz, hemen bu kışkırtmayı sizin tartışmanıza zarar vermek isteyen şeytanın yaptığını anlamalısınız. Böylece o, insanlar arasında anlaşmazlığı yaymaya çalışır."

Mevdudi

Kullarıma söyle de en güzel olanı söylesinler. Şüphesiz şeytan aralarına fesat sokar. Şüphesiz şeytan, insan için apaçık bir düşmandır.

Bu ayette Müslümanlara, yumuşak söz söylemek suretiyle iyi, güzel, hoş bir davranış sergilemeleri telkin edilmektedir. Çünkü sert davranışlar ve inat sadece tartışma ortamının gerginleşmesine yol açarak düşmanlık ve kine sebep olmakla kalmaz, aynı zamanda tartışma zemininin genişlemesine, insanların böbürlenmesine ve daha da kötüsü, gerçeklerin gizlenmesine de sebep olur.
Esbab-ı Nüzul kayıtlarında, bu ayetin Ömer b. Hattâb’ın müşriklerle sert bir üslûpla tartışması sonucu Müslümanların savaş istemeleri üzerine indiği ileri sürülmüştür. (Kurtubi; el-Camiu li Ahkami’l-Kur’an)
Rabbimiz bir başka ayette daha, iman etmiş kişilere ne yapmaları gerektiğini bildirerek tartışma ölçülerini ortaya koymuştur:
İman etmiş kişilere, “O’nun [Allah’ın] her kavmi kazandıklarıyla cezalandırması için, Allah`ın günlerini ummayanları bağışlamalarını” söyle.

(Casiye/14)
Ayette kullardan istenen “en güzeli söyleme” işi ancak Kur’an ile yapılabilir. Zira sözlerin en güzeli Kur’an’dır:
Tağuta kulluk etmekten kaçınan ve Allah`a yönelenler; müjde onlaradır. Haydi, müjdele sözü dinleyip de en güzeline uyan kullarımı! İşte onlar, Allah`ın kendilerine hidayet verdiği kimselerdir. Ve işte onlar kavrama yeteneği olanların ta kendileridir.

(Zümer/17,18)
Nitekim Furkan suresinde en büyük cihadın Furkan ile yapılacağı bildirilmiştir:
Öyleyse kâfirlere itaat etme ve onunla [Furkan ile] onlara karşı olanca gücünle büyük bir cihat yap! (Furkan/52)
Konumuz olan 52. ayetin başındaki “kullarıma” ifadesiyle müminlerin kastedilmiş olduğu söylenebileceği gibi, tüm insanların kastedilmiş olduğu da söylenebilir. Çünkü insanlardan yumuşak davranmalarının istendiği bir ayette, bu güzel hitap, kalpler hakk dine yönelsin diye, dine, tevhide davet edilen herkese yöneltilmiş olabilir. Ancak Kur’an’da geçen “kullar” lâfzı çoğunlukla müminleri işaret etmektedir:
Hemen gir kullarımın içine!
Ve gir cennetime!

(Fecr/29, 30):
Adaklarını yerine getirirler ve fenalığı yayılmış [efsaneleşmiş] bir günden korkarlar. (İnsan/7)
52. ayetin son kısmında şeytanın etkisine dikkat çekilerek yapılan öğüde uyulmaması hâlinde şeytanın devreye gireceği ve ortaya düşmanlık çıkaracağı bildirilmiştir. Şeytanın insanların düşmanı olduğu ve ara bozduğu başka ayetlerde de ihtar edilmiştir:
Ve onların Allah’ın astlarından yalvardıkları kimselere sövmeyin ki, onlar da bilgisizce, aşırı giderek Allah`a sövmesinler. Biz, her ümmete yaptıkları işi işte böyle süsledik. Sonra da onların dönüşü Rablerinedir. Sonra O, onlara ne yaptıklarını haber verir.

(En’am/108)
Eğer sana şeytandan bir vesvese gelirse de hemen Allah’a sığın. Muhakkak ki O, en iyi işiten, en iyi bilendir.

(A’raf/200)
Ve anasıyla babasını yüksek bir taht üzerine yükseltti. Ve hepsi secde ederek yere kapandılar. Ve o [Yusuf]: “Babacığım İşte bu durum, o gördüğümün tevilidir. Gerçekten Rabbim onu hakk kıldı. Şeytan benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra, beni zindandan çıkarmakla ve sizi çölden getirmekle Rabbim bana hakikaten ihsan buyurdu. Şüphesiz Rabbim dilediğin şeye lütuf edicidir. Şüphesiz O, en iyi bilen, hüküm koyanın ta kendisidir.

(Yusuf/100)
Ey insanlar! Yeryüzündeki helâl ve tayyib [temiz, hoş, yararlı] şeylerden yiyin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Şüphesiz o, sizin için apaçık bir düşmandır.

(Bakara/168)

H.Yılmaz

Mü'min kullarıma de ki; konuşurken en güzel sözleri söylesinler. Çünkü şeytan aralarındaki havayı gerginleştirir. Hiç kuşkusuz, şeytan insanın açık düşmanıdır.

"Mü'min kullarıma de ki: Konuşurken en güzel sözleri söylesinler." 

Genel olarak ve her alanda söylenecek sözlerin en güzelini seçip söylesinler... Böylece şeytanın aralarındaki sevgi bağını bozmasını engellesinler. Çünkü şeytan kardeşler arasında kullanılan sert sözler aracılığıyla bir sürtüşme çıkarmak, bunun arkasından gelecek bir kötü karşılık verme ile de aralarındaki sevgi, dostluk, uyum havasını, ayrılık, sertlik ve düşmanlığa dönüştürmek ister. Güzel söz ise, kalplerin yaralarını sarar, katılıklarını yumuşatır ve onları güzel bir sevgi etrafında toplar.

"Hiç kuşkusuz şeytan insanın açık düşmanıdır."

İnsanın ağzından çıkan bir sözü, dilinin sürçmelerini özellikle yakalamaya çalışır. Kişi ile kardeşi arasında bu şekilde kin ve düşmanlık tohumlarını ekmeğe çabalar. Güzel söz ise, bu gedikleri kapatır, yolunu keser. Kardeşliğin dokunulmazlığını, saygınlığını sürtüşmelerden ve körüklemelerden korur.

SİZİ EN İYİ BİLEN ALLAH'TIR

Bu kısa yönelişten sonra surenin akışı tekrar çağırıldıklarında Allah'a hamdederek karşılık verecekleri kıyamet gününde akıbetlerinin ne olacağına ilişkin açıklamalara dönüyor. Burada her şeyin akıbetinin Allah'ın elinde olduğu görülüyor. Dilerse bağışlar, dilerse azap eder. Onlar Allah'ın hükmüne bırakılmışlardır. Peygamber onlardan sorumlu değildir. O, ancak bir elçidir:

S. Kutup

53- Mümin kullarıma söyle de (kâfirlere) en güzel olan sözü söylesinler. Çünkü şeytan aralarına fesat sokar. Şüphesiz şeytan, insan için apaçık bir düşmandır.

53-55- Burada özellikle Davud ve Zebur'un zikredilmesinin sebebi:

1- Kureyş Peygambere karşı mücadele etmek için yahudilere müracaat ediyorlar. Yahudiler de: "Musa'dan sonra peygamber yoktur, Tevrat'tan sonra kitap yoktur" diyorlar. Şu halde bununla onların bu iddiaları çürütülmüştür.

2- Bununla üstünlüğün değerine işaret edilmiştir. Çünkü Davud (a.s) büyük bir hükümdar idi. Böyle iken burada onun hükümdarlığı göz önünde bulundurulmayıp da Zebur'un tahsis edilmesi, zikr edilen üstünlükten maksat, mal ve mülk ile değil, ilim ve din ile üstünlük demek olduğunu gösterir.

3- Zebur'da peygamberlerin sonuncusu (Hz. Muhammed) ve onun ümmetinin, ümmetlerin en hayırlısı olduğu yazılmıştı. Nitekim "Andolsun ki biz, Tevrat'tan sonra Zebur'da da: 'Yeryüzüne mutlaka salih kullarım varis olacak' diye yazmıştık." (Enbiya 21/105) buyurulmuştur, (Enbiya Sûresi'ndeki bu âyetin tefsirine bkz.)

H.Yazır

Kullarıma söyle, sözün en güzelini söylesinler. Sonra şeytan aralarını bozar. Çünkü şeytan, insanın apaçık düşmanıdır.

Âyetin analizinden çıkaracağımız neticeler olacaktır:

1. "Kullarıma söyle."

Buradaki 'ibâd "kul" kelimesinden kasdedilen kimdir? Kur'ân'in bazı âyetlerine bakınca bunların mü'min kimseler olduğunu söyleyebiliriz.

a) "Dinleyip sözün en güzeline uyan kullarımı müjdele. İşte Allah'ın doğru yola ilettiği kimseler onlardır. Gerçek akıl sahipleri de onlardır" (Zümer 39/17-18).

Yüce Allah, Tâğut’a kulluk etmekten kaçınan, Allah'a yönelen, Allah'ın doğru yola ilettiği, gerçek akıl sahipleri olan mü'minlere "kulla­rım" demektedir.

b) "Bu, Allah'ın has kullarının içtikleri ve akıttıkça akıttıkları bir pınardır" (İnsan 76/6). Burada da Yüce Allah, cennete ödül kazanan mü'minlere "kullarım" demektedir.

c) "Hadi gir kullarımın içine" (Fecr 89/29). Doyuma ulaşmış bir şahsiyete, ruha, gönüle sahip olan kimsenin beraber olacağı mükemmel insanlara da Yüce Allah "kullarım" sıfatını vermektedir.

Ayrıca İblis'in etkileyemeyeceği kulları için de Yüce Allah bu ke­limeyi kullanmaktadır (Hicr 15/42; İsrâ 17/65).

Bu Âyetlere bakınca, "kullarım" ifadesiyle Yüce Allah, mü'minleri kastetmektedir, diyebiliriz. Fakat "kullarıma de" emrinin yer aldığı ayetten önceki âyetlerin içeriğine bakınca da bunun genel anlamda şirk ko­şup âhıreti inkâr edenleri de içine aldığı, onlara hitap ettiğini de söyle­memiz mümkündür. Âyetin evrenselliğini düşündüğümüzde bütün in­sanları kapsamakta olduğunu göz ardı edemeyiz. Kaldı ki, sadece Hz. Peygamber döneminde yaşayan mü'minleri ya da insanları değil, kıya­mete kadar gelecek tüm insanları kapsamına almaktadır.

2.  "Sözün en güzelini söylesinler."

Eğitim açısından bakarsak bu emri özel manada Yüce Allah mü'min kullarına vermektedir, diyebiliriz; müşriklere, kâfirlere, ilâhî vahye, Hz. Muhammed'e karşı koyanlara, hakaret edenlere nasıl konuşu­lacağının edebini öğretmektedir, diyebiliriz. O zaman her çağın, her nes­lin müminlerine bu edebi, metodu emretmektedir diyebiliriz.

Buna delil olarak ne getirebiliriz?

"Allah'tan başkasına tapanlara (ve putlarına) sövmeyin, sonra onlar da bilmeyerek Allah'a söverler" (En'âm 6/108).

İşte, müşriklerle konuşurken, onlarla tartışırken en güzel bir şekil­de konuşmanın metotlarından biri de bu ayettir. Müşriklerin tanrılarına küfredersen, onlar da küfrederler senin Allah'ına ve sen kendi tanrına küfrettirmiş olursun. "Sözün en güzelini söyleyenler" ifadesiyle kastedi­len söz, tartıştığı insanların seviyesine inmeden, onurunu koruyarak, seviyesini düşürmeyerek, savunduğu değeri incitmeyerek söylediği söz olmaktadır.

"Sözün en güzelini söylemek" ilkesinin daha önce Yüce Allah'ın İsrâiloğulları’na verdiği emirlerde de yer aldığını görüyoruz: "İnsanlara güzel söz söyleyin" (Bakara 2/83). Tek Allah'a inanmak, ana-babaya iyilik etmek, fakirlerin elinden tutmaktan sonra insanlara güzel söz söylemek bu antlaşmada yer almaktadır. Bu ifade, insanlara sözün güzelini söylemek, onları kırmayacak, faydalı ve gönül alıcı sözü söylemek anlamına gelmektedir.

"Güzel söz" ya da "en güzel söz" Allah'a çağıranın ve kendisinin müslüman olduğunu, göğsünü gere gere söyleyenin sözüdür.  "İnsanları Allah'a çağıran, iyi iş yapan ve: Ben Müslümanlardanım, diyenden kimin sözü daha güzeldir?" (Fussilet 41/33). İşte "en güzel söz" nedir? Sorusuna verilecek cevaplar­dan biri de budur.

Güzel veya en güzel söz, yumuşak olarak söylenen sözdür: "Ona yumuşak söz söyleyin. Belki düşünür, ya da saygı duyar" (Tahâ 20/44). Yumuşak söz, düşündüren, saygı uyandıran sözdür.

Güzel veya en güzel söz Allah'a hikmet, güzel öğüt ile çağıran sözdür:

"Sen, Rabb ‘inin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır" (Nahl 16/125).

Demek ki hikmetin ve güzel öğütün bulunduğu sözle Allah'a ça­ğırma en güzel söz olmaktadır. İnsanlara bu nitelikte olan sözleri söy­lemesini Yüce Allah, yorumunu yapmakta olduğumuz İsrâ 53'te emret­mektedir.

Yüce Allah İsrâ 53'te sözün en güzelini söylemeyi emretmekle, en güzel olanın hayata geçirilmesini istemiş olmaktadır. Müminler veya bütün insanlar en güzel olanı seslendirmeli, en güzelin peşine koşmalı­dırlar. "En güzel söz" aynı zamanda en güzel düşünce, en güzel niyet, en güzel amaç anlamına da gelmektedir. Çünkü en güzeli düşünen insanın ağzından en güzel söz çıkar. Düşüncesi bozuk veya kötü olanının ağzın­dan en güzel söz çıkmaz.

Güzel söz söylemek ya da en güzel olanı ifade etmek, en güzel olanı düşünmelerini emretmektir. Ayrıca en güzel sözü söylemek, doğru, hak olan inancı ifade etmektedir. O zaman en güzel söz, doğru iman, tevhit inancına sahip olmak demektir. Doğru düşünce veya doğru iman, insanın ağzından en güzel sözün çıkmasını temin edecektir. Âyetteki en güzel sözden kasıt beyin ve gönlün içindeki güzelliklerdir. Bir farkla ki, söz söylenince topluma mal oluyor, beynin ve gönlün içindeki ferdi ka­lıyor. Yüce Allah bu emri ile insanın içindeki güzelliklerin topluma mal olmasını gündeme getirmektedir.

3. "Sonra şeytan aralarını bozar. Çünkü şeytan, insanın apaçık düşmanıdır."

Âyetin bu kısmını dikkate alarak "en güzel sözün" ne anlama gel­diğini anlayabiliriz. Araya şeytanın girip insan ilişkilerini bozamadığı, onun bu etkinliğini ortadan kaldıran söze, en güzel söz denmektedir.

Nezğ, "vesvese, dürtü, günahları süslü göstermek, rahatsız etmek, iki kişi veya toplumun arasına fitne sokup bozmak" anlamına gelmekte­dir. Yorumunu yapmakta olduğumuz İsrâ 53'te fiil halinde gelmiştir.

Şeytanın işi insanların arasını bozmak, aralarına fitne sokmaktır. Şeytanın vesvesesi, bozgunculuğu en güzel sözün bulunduğu yerde etkin olamamaktadır. İnsanların arasına düşmanlığın girmesini önlemenin yo­lu en güzel sözü, yani en güzel düşünceyi ifade etmekten geçmektedir.

Yüce Allah, şeytanın, insanın apaçık düşmanı olduğunu söylemek­le düşmanın etkinliğini kırmanın yolunun veya silahının, insanlar arasın­da en güzel sözün söylenip yer alması olduğuna işaret etmektedir. Şey­tan insanların arasına, güzelliklerin bulunmadığı eşikten girmektedir. İnsanlar, şeytanın bu sızma faaliyetini, kendileri en güzel sözü söyleye­rek engelleyebilirler.

Bir bakıma en güzel söz, insanlar arasındaki sağlıklı ilişkilerin bo­zulmaması için bir ön tedbir olmakta, koruyucu sağlık hizmetleri gibi, koruyucu sosyal ilişkileri ve şeytan insanların arasını bozmadan bir ön tedbir olarak, en güzel sözü söylemeyi gündeme getirmektedir.

Şeytanın bozgunculuk virüsü insanlar arasına girmeden, doğru dü­şünce, doğru inancı kelimelerle topluma, insanlığa yaymak gerekiyor. Yanlış düşünce, yanlış inanç şeytanın düşmanlık virüsünün ürediği yer olmaktadır.

Demek ki, din eğitimi insanlara doğru düşünme sanatını ve doğru inancı öğretir ve bunu ifade etmeyi bir alışkanlık olarak onlara kazandı­msa, başarıyı ve kaliteyi yakalamış olacaktır. Artık "en güzeli söyle­mek", en güzeli kitabına, makalesine, basınına yansıtmak anlamına da alınmalıdır. Söyleyen ağız, zamanımızda çok çeşitlenmiştir. Basın da, televizyon da, bilgisayar da, kalem de hep birer ağız olmuşlardır.

Artık insan, sadece karşı karşıya gelip konuşmuyor, şimdiki kale­min, basının, kitabın ağzı çok uzaklardaki insanlara da konuşmaktadır. İşte bu âyet, bütün bu konuşan vasıtaların, en güzelini söylemesini em­retmekte ve bir basın ahlâkının zorunluluğuna işaret etmektedir.

Basın ahlâkı ve bunun oluşturacağı basın hukuku, en güzelin söy­lenip yazılması ilkesi etrafında teşekkül etmelidir. Kalemin, televizyo­nun, basının, kitabın da bir ahlâkı, bir hukuku olmalıdır. Bu ahlâk ve hukuk özgürlükleri engelleme doğrultusunda değil de, en güzeli söyletmek, yaymak ve düşmanlıkları önlemek doğrultusunda olmalıdır. İnsan­ları inciten, düşmanlıkları körükleyen, sosyal dengeleri bozan, erdemleri, değerleri yaralayan vesveseleri ortadan kaldırma yönünde olmalıdır. Şeytanın vesveselerini daha uzaklara taşımayı durdurma amacını gütme­lidir.

B.Bayraklı 

53. Kullarıma söyle, sözün en güzelini söylesinler; sonra şeytan araları­nı bozar. Çünkü şeytan insanların apaçık düşmanıdır.

Tefsiri

53. Âyette dolaylı bir mukayese anlamı vardır. Şöyle ki: 46-51. ayetlerde müşriklerin kendileri gibi düşünmeyenlere karşı kibirli, kaba, alaycı ve suçlayıcı bir tavır takındıklarına işaret edilmişti. Burada ise müminlerin konuşmalarında bir güzellik ve incelik bulunması gerektiği belirtilmekte, müşriklerle ilişkilerinde ve konuşmalarında bile terbiye ve nezaket kurallarına riayet etmeleri öğütlenmektedir. Çünkü bu davranış biçimi insan olmanın bir gereğidir; ayrıca kötü söz ve dav­ranış insanın aslî fıtratına aykırı olduğu için genellikle bu tür olumsuz söz ve dav­ranışlar insanları tepki psikolojisine iter; böylece âyetteki ifadesiyle "Şeytan onla­rın arasını bozar." İslâm ahlâkında Cahiliye Arapları ‘nın kaba, küstah ve alaycı ta­vırlarına sefeh, müslümanların barışçı, nazik ve ağır başlı tavırlarına da hilm den­mektedir. İslâm öncesi dönemin adı olan Cahiliye ilk kategorideki karakter ve zih­niyeti, İslâm kelimesi de ikincisini ifade etmektedir, Nitekim Hz. Peygamber ve onun şahsında müminlere affedici olmayı, iyilik için çalışmayı ve "cahiller" e aldırmamayı öğütleyen A'râf sûresinin 199. âyeti, keza müminlerin ağır başlı olduk­larını, kendilerine sözle sataşan cahiller" e "selâm" diyerek karşılık verdiklerini bildiren Furkan sûresinin 63. âyeti gibi örnekler bu iki karakterin ahlâkî Özelliklerini ortaya koymaktadır. Kuşkusuz bunlar sadece belirli bir dönemin tipleri değil­dir. Tarihin çeşitli dönemlerinde olduğu gibi günümüzde de akıl, irfan ve hikmet­ten yoksun olduğu için "sefih" diye anılan Cahiliye örneğindeki küstah, alaycı ve saldırgan tipler mevcuttur. Öte yandan çeşitli dönemlerde, özelikle de günümüzde "şeytanın aralanın bozduğu" ve bu yüzden birbiriyle çekişen, bölünüp parçalanan müslümanların bu duruma düşmelerinin bir sebebi de Kur'an'ın istediği güzel söz ve davranışlardan uzaklaşmalarıdır.

Kuran yolu

 

Bu yazı 174 sefer okunmuştur.