Sayfanın başına git
Önceki Sayfa
Ana Sayfa
Paylaş
Kur'an Ne Diyor? (DÜNYADA SINAVA ÇEKİLMEK)
" 37. Bizim gözetimimizde ve vahyettiğimiz biçimde [seni ve seninle beraber olanları kurtaracak olan] tekneyi inşa et ve haksızlığa sapanlar için bana başvurma, çünkü onlar boğulacaklar!” " ( Hûd - 37.Ayet) ( Ayeti incele )
 
 
 
DÜNYADA SINAVA ÇEKİLMEK ( 17.11.2017 ) Paylaş

DÜNYADA SINAVA ÇEKİLMEK 

2. İnsanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece, “iman ettik” demeleriyle bırakılıverileceklerini mi sandılar?

(Ankebut 29/2)

Bu ayetten çıkaracağımız neticeler olacaktır:

Sanıya/zanna dayanarak iş yapılamaz; gelecek tayin edilemez ve karar verilemez. Müslüman, sanıya değil de kesin bilgiye dayanarak konuşur ve iş yapar. Zannetmek anlamına gelen hasibe fiili hasebe kalıbından gelirse, “saymak, hesap etmek, takdir etmek ve ölçmek” hasube kalıbından alınırsa, “soylu ve şerefli olmak” anlamlarına gelir. Ayette geçen kalıbı ise “zannetmek” anlamına gelen hasibedir.

Şimdi şu soruyu sorabiliriz: Hangi konularda sanıya dayanılmaz? Sorunun cevabını şu ayetlerle verebiliriz:

1. Kendilerini Allah yoluna adayanlar ve bu nedenle para kazanamayan insanların ihtiyaç sahibi olmadığı sanılmamalıdır. (Bakara 2/273)

2.Her din adamının verdiği fetvanın kitaptan olduğu sanılmamalı.

(Al-i İmran 3/78)

3. Müslümanlar, Yüce Allah’ın cihat edenleri belli etmeden, sabredenleri ortaya çıkarmadan, yani bu imtihanlardan geçirmeden cennete gireceklerini sanamazlar.

(Al-i İmran 3/142)

4. Allah yolunda öldürülenlerin ölü sanılmaması gerekiyor.

(Al-i İmran 3/169)

5. Kâfirler, Allah’ın kendilerine mühlet vermesini kendileri için iyi sanmamalıdırlar.

(Al-i İmran 3/178)

6. Allah’ın kendilerine verdiği ekonomik nimetten infak etmeyip cimrilik yapanlar kendileri için iyi bir iş yaptıklarını sanmamalıdırlar.

(Al-i İmran 3/180)

7.Ettikleri ile övünen ve yapmadıkları ile övülmek isteyenlerin azaptan kurtulacakları sanılmamalıdır.

(Al-i İmran 3/188)

8. Şeytanı dost edinenler, doğru yolda oldukları sanmamalıdırlar.

(Araf 7/30)

9. Zalimlerin yaptıklarından Allah’ın habersiz olduğu sanılamaz

(İbrahim 14/42)

10. Allah’ın peygamberlerine verdiği sözden cayacağı sanılamaz.

(İbrahim 14/47)

11. Yaptıkları işler bakımından en çok ziyana uğrayanlar, dünya hayatında çabaları boşa gittiği halde iyi iş yaptıklarını sananlardır.

(Kehf 18/103-104)

12.İnsanlar, kendilerinin boş yere yaratıldıklarını ve Allah’ın huzuruna çıkamayacaklarını sanamazlar.

(Müminun 23/115)

13. Şer olarak gördüğümüz şeylerde hayır olmadığı sanılmamalıdır.

(Nur 24/11)

14. İftirayı dilden dile dolaştırmanın ve bilgi sahibi olunamayan şeyi ağızda gevelemenin önemsiz olduğu sanılamaz.

(Nur 24/15)

15.Kâfirlerin yeryüzünde Allah’ı aciz bırakacakları sanılamaz.

(Nur 24/97)

16. Peygamber veya bizler, inkârda inat edip nefislerini tanrı edinen insanların çoğunun dinleyip akledeceklerini sanmamalıdır.

(Furkan 25/43-44)

17. Yüce Allah, kendisini anmaktan gaflet içinde olana şeytanı arkadaş yapar. Şeytan da onları yoldan çıkardığı halde onlar kendilerini doğru yolda sanırlar.

(Zuhruf 43/36-37)

18. İnsanlar, sırların ve konuştuklarını Allah’ın işitmediğini sanmamalıdırlar.

(Zuhruf 43/80)

19. Kâfirler, kendilerinin iman edip iyi amel işleyenlerle eşit tutulacaklarını sanamazlar.

(Casiye 45/21)

20. Kalplerinde manevi hastalık olanlar Yüce Allah’ın, onların kinlerini ortaya çıkarmayacağını sanamazlar.

(Muhammed 47/29)

21. Münafıkların kalpleri dağınık olduğundan, birlik-beraberlik içinde oldukları sanılamaz.

(Haşr 59/14)

22. Münafıklar, her konuşulanı kendi aleyhlerinde sanırlar.

(Münafıkun 63/4)

23. Kıyamet koptuktan sonra insanın kemikleri toplanılmayacaktır diye sanılmamalıdır.

(Kıyamet 75/3)

24. İnsan, başıboş bırakılacağını sanmamalıdır.

(Kıyamet 75/36)

25. İnsan, hiç kimsenin kendisine güç yetiremeyeceğini sanmamalıdır.

(Beled 90/5)

26. İnsan, malının kendisini ebedileştireceğini sanmamalıdır.

(Hümeze 104/3)

27. İnsan, kendisini kimsenin görmediğini sanmamalıdır.

(Beled 90/7)

İnsanların bu konularda “sanıda” bulunma ihtimali olduğu için Yüce Allah onlara işaret edip insanın yanılgısını açıklamaktadır.

İman ettik demek her şey yeterli değildir. Bu söz, bırakılıvermek için yeterli olmamaktadır. Günümüzde de böyle sananlar vardır.

Hayatın kendisi bir imtihan olduğu gibi, onun içinde de küçük küçük imtihanlar vardır. Mesela, bunlardan kimin doğru, kimin yalan söylediğini denemek, kimin hakikat uğruna cihat ettiğini tesbit etmek imtihanın konuları arasında yer almaktadır.

1.Manevi derece almak için de imtihan şarttır.

(Bakara 2/124)

2. Korku, açlık, malların noksanlaşması, ruhi melekelerin noksanlaşması ve ürünün noksanlaşması gibi konular sabır imtihanında soru olarak sorulur.

(Bakara 2/155)

3. Yüce Allah, sinelerdeki sırları ve niyetleri de imtihan eder.

(Al-i İmran 3/154)

4. Servet ve siyasi iktidar da imtihan alanlarındandır.

(Maide 5/48; Enam 6/165)

5. Güçlü toplumların zayıf toplumlara karşı tavırları da bir imtihan konusudur olmaktadır.

(Nahl 16/92)

6. İyi ile kötü imtihan konuları arasında yer almaktadır.

(Enbiya 21/35)

7. Allah’ın verdiğine şükredip, etmeme meselesi de imtihan konuları arasında yer almaktadır.

(Neml 27/40)

8. Hangi insanların kötü, hangilerinin iyi davranışta bulunacağını denemek için varlık ve yokluk da imtihan sorusudur.

(Mülk 67/2)

Bütün bu ayetleri bir araya getirdiğimizde hayatın baştanbaşa bir imtihan alanı olduğunu anlamış oluruz. Demek ki, “iman ettik” demek, yeterli değildir; imanın gereklerini hayata geçirmek gerekiyor. Ağız ile söylenen imanın, davranışlarla ispat edilmesi şarttır. İman-eylem uyuşması, imtihanın kazanılmasını temin edecektir. İman, işin nazari boyutunu, eylem de tatbiki boyutunu teşkil etmektedir. İkisi bir araya gelince gerçek müslüman ve gerçek mimin ortaya çıkmış olacaktır. İman, dil ile söyleniyor; ama kalbin tasdiki eylemle gerçekleşiyor. Bu ayetiyle Yüce Allah, dil, gönül ve eylem birliğini gerçekleştirmemizi biz insanlardan istiyor.

B.Bayraklı

Bu söz söylendiğinde Mekke'de hüküm süren şartlar çok ağır ve yıpratıcıydı. İslâm'ı kabul eden herkes zulüm, hakaret ve işkence hedefi oluyordu. Eğer İslâm'ı kabul eden kimse fakir veya köle ise dövülüyor ve dayanılmaz işkencelere maruz bırakılıyor; eğer tacir ve zanaatkâr ise ekonomik kısıtlamalara hedef oluyor ve neredeyse aç kalıyor; eğer ileri gelen ailelerden birine mensupsa kendi akrabaları çeşitli şekillerde rahatsız edip eziyet veriyorlar ve hayatı çekilmez hale getiriyorlardı. Bu durum Mekke'de bir korku ve tedirginlik havası yaratmıştı ve bu nedenle kalpleriyle peygamberin hak olduğunu kabul eden birçok kişi açıktan ona iman etmeye korkuyorlardı, iman eden bazıları da sonraları cesaretlerini yitiriyor ve çok ağır işkencelerle karşılaştıklarında kâfirlere boyun eğip taviz veriyorlardı. Gerçi bu yıpratıcı şartlar sağlam imanlı sahabelerin kararlılığını sarsamıyordu ama bazen onlar da beşeri zaaflar dolayısıyla yoğun bir tedirginlik ve ümitsizlik duygusuna kapılıyorlardı. Buhari, Ebu Davut ve Nesei de zikredilen Habbâb bin Erat hadisi, bu durumu gösteren bir örnektir.
Habbâb şöyle der: "Artık müşriklerin bize işkence yapmasından yıldığımız bir sırada, bir gün Nebi'yi (s.a) Kâbe’nin gölgesinde otururken gördüm. Yanına gittim ve "Ey Allah'ın Resulü bizim için dua etmeyecek misin?" dedim. Bunu duyunca yüzü kıpkırmızı oldu ve şöyle dedi: "Sizden önce geçen müminler bundan da büyük işkencelere maruz kaldılar. Bazıları hendeklere atıldı, bazıları baştan ayağa iki parçaya biçildi. Bazıları ise imanlarından döndürülmek için demir taraklarla tarandılar. Vallahi, bu din tamamlanacak ve bir kimse hiç endişe etmeksizin San'a dan Hadramut'a kadar seyahat edebilecek, bu arada Allah'tan başka korkacağı hiç kimse olmayacaktır."
Bu ümitsizlik bezginlik halini sabra dönüştürmek için Allah müminlere şöyle der: "Hiç kimse sadece sözle iman ettiğini söyleyerek vaat ettiğimiz dünya ve ahiret nimetlerine layık olamaz. Bilakis iman ettiğini söyleyen herkes, söylediğinin doğruluğunu ispatlaması için bir dizi deney sınavdan geçirilir. Vaat ettiğimiz cennet bu kadar ucuz değil, dünyada vaat ettiğimiz nimetler de söz ile iman ettiğini söyleyen herkese ihsan edilecek kadar değersiz değil. İmtihan bunların ön-şartıdır. Bizim uğurumuzda zorluklara katlanmalı, mal ve can kaybı yaşanmalı, tehlikelere, engellere ve felaketlere göğüs germelisiniz; siz hem korku hem de (dünyaya karşı gösterdiğiniz) aç gözlülükle imtihan olunacaksınız. Sizin için değerli olan her şeyi bizim rızamız için feda etmeli, bizim yolumuz için bütün zorluklara katlanmalısınız. İşte ancak o zaman gerçekten iman edip etmediğiniz açığa çıkar." Kuran’da, müslümanların zorluklar ve güçlüklerle karşı karşıya kaldıkları, korku ve dehşete kapıldıkları her durumda hemen hemen aynı şeyler tekrarlanır. Hicretten sonra, Medine'deki ilk dönemde müslümanların ekonomik zorluklar, dış tehlikeler ve içte Yahudilerin ihaneti gibi büyük meselelerle karşı karşıya bulundukları bir sırada Allah onlara şöyle seslenmiştir:
"Yoksa siz, sizden öncekilerin durumu başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle yoksulluk ve sıkıntı dokunmuş, öyle sarsılmışlardı ki, nihayet peygamber ve onunla birlikte inananlar: "Allah'ın yardımı ne zaman?" demişlerdi." (Daha sonra onlara şu müjde verilmişti.) "İyi bilin ki Allah'ın yardımı yakındır."

(Bakara: 214)
Aynı şekilde Uhud'dan sonra da müslümanlar bir keder ve üzüntü dönemi ile karşı karşıya kaldıklarında onlara şöyle denmiştir:
"Yoksa siz hiçbir denemeye tabi tutulmadan Cennet’e gireceğinizi mi sandınız? Allah henüz içinizden hayatlarını O'nun yoluna verecekleri ve O'nun yolunda sabredecekleri seçip ayırmadı."

(Al-i İmran: 142)
Al-i İmran-
179, Tevbe-16 ve Muhammed-31'de de hemen hemen aynı şeyler söylenmektedir. Allah bu ayetlerde Müslümanlara, imtihanın, temiz ile pisin ayrıldığı bir ateş ocağı, mihenk taşı olduğunu söylemektedir. Pis olan, Allah tarafından bir kenara bırakılacak, temiz olan ise seçilecek ve Allah onu sadece samimi müminlerin hak ettiği nimetlerle şereflendirecektir.

Mevdudi

Bu yazı 68 sefer okunmuştur.