Sayfanın başına git
Önceki Sayfa
Ana Sayfa
Paylaş
Kur'an Ne Diyor? (İSMAİLİN KURBAN EDİLMESİ)
" 23. Fakat, gerçek şu ki, dalgınlık ya da dikkatsizlik göstermiş olsalar da iffetli ve inanmış olan kadınlara asılsız isnadlarda bulunan [ve günahlarından ötürü tevbe etmeyen] kimseler bu dünyada da, ahirette de [Allah'ın bağış ve kayrasından] uzak tutulacaklardır; ve can yakıcı bir azap beklemektedir böylelerini, " ( Nûr - 23.Ayet) ( Ayeti incele )
 
 
 
İSMAİLİN KURBAN EDİLMESİ ( 2.3.2018 ) Paylaş


İSMAİLİN KURBAN EDİLMESİ

ZEBH

“ ذبح Zebh” sözcüğünün esas anlamı “şaklamak; herhangi bir şeyden parça koparmak” demektir. Daha sonraları “boğazdan kesme” anlamında kullanılır olmuştur. “Zebh” sözcüğü mecazen “helak” anlamında kullanılır. Zira boğazın kesilmesi, bir canlıyı helake götürmenin en seri yoldur. (Lisânu’l Arab; c: 3, s: 486-488 “zbh” mad.; Tacü’l-Arus, c: 4, s: 38-41 “zbh” mad.)

“ ذبح Zebh” sözcüğünün mecaz anlamından açıkça bu sözcüğün “Kurban etme” (Kurban kesme değil), “helak etme”, “mağdur etme”, “feda etme”, argo ifadeyle “harcama” anlamlarında kullanıldığı anlaşılmaktadır.

Ayetten anladığımıza göre, İbrahim, henüz çocuk yaşta, bakıma, himayeye muhtaç bir çağda olan oğlunu bırakıp gitme niyetindedir. Bu fikrini oğluna açarak oğlunun tepkisini ölçmektedir. Baba ile oğul arasında şu diyalog geçer:

İbrahim;

- Oğulcuğum! Şüphesiz ben, uykumda; şüphesiz kendimi seni boğazlıyor [helak; perişan, mağdur ediyor] görüyorum. Bak bakalım sen ne görürsün [sen ne düşünürsün]?”

Oğlu:

- “Babacığım! Sen emrolunacağın şeyleri yap. İnşaallah beni [sen yokken başıma gelecek tüm sıkıntılara, mağduriyetlere] sabredenlerden bulacaksın.”

Bu diyalogdan anlaşılmaktadır ki, İbrahim peygamberin elçilik görevine başlarken kendisine ayak bağı olacak şeylerden uzaklaşması gerekmektedir. Nitekim Rabbimiz Musa’ya (as) elçilik görevi lütfettiğinde şöyle buyurmuştu:

Sonra onun yanına geldiğinde seslenildi: “Musa! Ben, senin Rabbin olan Ben’im. Hemen iki nalınını çıkar, şüphesiz sen temizlenmiş vadide, Tuva’dasın / iki kere temizlenmiş bir vadidesin. Ve Ben seni seçtim; O hâlde vahyedilecek olan şeye kulak ver. Hiç şüphesiz ki Ben, Allah’ın ta kendisiyim. İlâh diye bir şey yoktur Benden başka. O hâlde Bana kulluk et ve Beni anmak için salâtı ikame et. Şüphesiz ki o saat [kıyamet] gelecektir. Onu Ben herkes emeğinin karşılığını alsın diye neredeyse gizleyeceğim.” (Ta Ha/11- 15)

Mealini verdiğimiz Ta Ha/11-15’te konumuzla ilgili olarak dikkatimizi çekmesi gereken ifade “iki nalın” sözcüğüdür. Ta Ha suresini işlerken “iki nalın” ifadesini tahlil etmiş, bununla Musa’nın ailesinin [eşi ve çocuklarının] ve mal-mülkün kastedildiğini, Musa’nın emri alır almaz ailesini ve davarlarını bırakarak Firavun’a tebliğe koştuğunu açıklamıştık. (Tebyinü’l Kur’an; c: 3, s: 571, 572)

 

İBRAHİM’İN (as) OĞLUNUN TUTUMU

Ayette, oğlunun İbrahim’e “Babacığım! Sen emrolunacağın şeyleri yap. İnşaallah beni [sen yokken başıma gelecek tüm sıkıntılara, mağduriyetlere] sabredenlerden bulacaksın” dediği görülmektedir. Bu ifadede üzerinde durulması gereken nokta şurasıdır:

Ayette “ افعل بما تؤمر if’al bima tü’mer” ifadesi yer almaktadır. Bu ifade genellikle “Emrolunduğun şeyi yap!” anlamıyla çevrilmektedir. İfadeye verilen bu anlam bir de İsrailliyattan kalma bilgilerle Allah’ın İbrahim’e oğlunu boğazlamayı emrettiği anlayışıyla birleştirilince, yukarıdaki ifade de “Madem Allah sana beni kurban kesmeni emretti, hiç durma, beni kurban kes!” anlamına gelecek şekilde bütün Müslümanların zihinlerine yerleşmiştir. Bu konuya dair asılsız söylentiler pasajın sonunda toplu olarak verilecektir.

Hâlbuki ayette yer alan “ تؤمر tü’mer” ifadesi Arapça deyimiyle “fiil-i muzari”; Türkçe ifadesiyle “geniş zaman ve gelecek zaman” anlamlarını içeren siygadır. Anlamı da “emrolunacağın” şeklindedir.

Bu durumda, “Babacığım! Sen emrolunacağın şeyleri yap. İnşaallah beni [sen yokken başıma gelecek tüm sıkıntılara, mağduriyetlere] sabredenlerden bulacaksın” şeklindeki ifadeden anlaşıldığına göre, oğlu, babasının elçilik görevini öğrenmiş ve babasına:

- “Bundan sonra beni kafana takma! İnşallah senin yokluğunda, başıma gelecek her sıkıntıya, perişanlığa, kurban edilmişliğe sabırlı davranacağım. Sen, elçilik görevinde, tevhîd mücadelende sana ne emrolunacak sa onları yap! Sen, kendi görevini sürdür!” demiştir.

Burada konu edilen sabır, oğlun, İbrahim’in (as) kendisini keserken vereceği acıya, ölüme katlanması değildir.

103- 105. ayetlerdeki “Sonra ne zamanki ikisi de İslamlaştılar ve O [İbrahim], onu alnı üzere yatırdı [yüzüstü bıraktı, mağdur etti] ve Biz ona: “Ey İbrahim! Sen o rüyayı kesinlikle onayladın” diye seslendik, …” ifadesiyle İbrahim ve oğlu ile ilgili bir başka safha anlatılmaktadır. Bu anlatımın önceki ayetlerle bağlantısı yoktur. Sadece İbrahim’in oğlunu yüzüstü bıraktığına dair bir gönderme yapılmış, hayatlarındaki o safha kısaca hatırlatılmıştır.

Bu ayetlerdeki “ فلمّا اسلما felemma eslema [ne zaman ki teslim oldular]” ifadesi de “İbrahim (as) Allah’ın ‘oğlunu kurban kes!’ emrine, oğlu da kurban kesilme emrine teslim oldular” şeklinde kabullenilmiştir. Hâlbuki ayetteki “ اسلما eslema” sözcüğünün “teslim olmak” anlamıyla hiç mi hiç ilişkisi yoktur. Sözcüğün anlamı “ne zaman ki İslamlaştılar; Müslümanlaştılar” demektir.

Rabbimiz bu bir tek sözcükle İbrahim’in hayatının bir başka aşamasına daha işaret etmiştir. Bu aşama aşağıdaki ayetlerde açıklanmaktadır:

Ve hani Rabbi İbrahim’i bir takım kelimeler ile belalandırmış [sınamış], o, onları tam olarak yerine getirince (Rabbi ona) “Ben seni insanlara imam [önder] yapacağım” demişti. O da “Zürriyetimden de [ yap!]” dedi. [Rabbi ona] “Benim ahdim zalimlere nail olmaz!” dedi.

Ve Biz bir zaman bu Beyt’i, insanlar için bir sevap kazanma ve bir güven yeri kılmıştık. Siz de İbrahim’in makamından kendinize bir namazgâh edinin. Ve Biz İbrahim ile İsmail’e: “Beytimi, hem tavaf edenler için, hem ibadete kapananlar için, hem de secde edişin hanifleri [Allah’a boyun eğmeyi sağlayan hanifler] için tertemiz tutunuz” diye ahit almıştık

Ve bir zaman İbrahim “Rabbim, burasını güvenli bir belde kıl! Halkını; onlardan Allah’a ve son güne inananları meyvelerle rızıklandır” demişti. O [Allah] dedi ki: “Küfreden kimseyi dahi çok az kazançlandırırım, sonra da onu ateşin azabına sürüklerim. Ve ne kötü varılacak yerdir!”

Ve hani İbrahim, Beyt `ten temelleri yükseltirler: Rabbimiz, bizden kabul buyur, şüphesiz Sen en iyi işitenin, en iyi bilenin ta Kendisisin. Rabbimiz! Bizim ikimizi Senin için teslim olanlar kıl. Soyumuzdan da senin için teslim olan bir ümmet kıl [getir]. Ve bize kulluk yöntemlerini göster, tövbemizi de kabul et. Şüphesiz Sen tövbeleri çokça kabul edenin ve çok merhametli olanın ta Kendisinin. Rabbimiz, bir de onlara içlerinden bir peygamber gönder ki, onlara senin ayetlerini okusun, onlara kitabı ve hikmeti [zulüm ve fesadı engellemek için konulmuş kanun, düstur ve ilkeleri] öğretsin, onları arındırsın. Hiç şüphesiz Aziz Sensin, hikmet sahibi [zulüm ve fesada engel olacak yasaları koyan] Sensin.

Ve İbrahim’in milletinden kendini bilmezden başka kim yüz çevirir? Ve Biz onu dünyada seçkin birisi yaptık. Hiç şüphesiz, o, ahirette de iyilerden biridir.

Rabbi ona “İslâm ol!” dediği zaman o [İbrahim], “Ben âlemlerin Rabbi için İslam oldum” dedi.

Ve İbrahim, kendi oğullarına vasiyet etti: “Ey oğullarım! Şüphesiz ki, bu dini size Allah seçti. Onun için uzak durun, yalnızca müslümanlar olarak can verin!” Yakub da (oğullarına vasiyet etti). (Bakara/124- 132)

Görüldüğü gibi, Bakara/131’de Yüce Allah, İbrahim’e “İslâm ol!” demiş, o da İslam olmuştur. Konumuz olan Saffat/103-105’in işaret ettiği gerçekler bunlardır.

Burada çok önemli bir noktaya daha dikkat çekmek durumundayız. 103-105. ayetlerde “ قلمّا felemma [ne zamanki]” edatıyla başlayan şart içerikli cümlenin “ceza bölümü [ana yüklemi]” cümlede yoktur, hazfedilmiştir. Yani “onlar İslamlaşınca, İbrahim oğlunu yüzüstü bırakıp gidince, İbrahim rüyasını doğrulayınca, Allah İbrahim’e “Ey İbrahim!” diye seslenince, ne olduğu -bir açıklama yapılmayarak- cevapsız bırakılmıştır. Ne var ki, başta bağlaçlı öğeleri cümleye yüklem yapmak gibi yanlış değerlendirmeler olmak üzere, olur olmaz birçok isabetsiz takdir yapanlar eksik olmamıştır.

Aşağıdaki yorumlar buna örnektir:

Ayetin başında yer alan “...ınca” lafzının cevabı, Basralılara gö­re mahzuf olup takdiri: "Böylece ikisi de teslim olup onu alnı üzere yıkın­ca bir koçu ona fidye olarak verdik” şeklindedir. Kûfeliler ise cevabı: "O`na... Seslendik" anlamındaki buyruktur, derler. (Kurtubi; el-Camiu li Ahkami’l-Kur’an)

Bize göre ise, mahzuf [gizli bırakılan, sözle ifade edilmeden geçilen] cevap Bakara suresindeki pasajda ifade edilmiştir. O pasajda “Ve hani Rabbi İbrahim’i, birtakım kelimeler ile belalandırmış [sınamış], o, onları tam olarak yerine getirince [Rabbi ona], ‘Ben seni insanlara imam [önder] yapacağım’ demişti” diye nakledilmişti. Artık İbrahim eğitimi, arınmayı tamamladığına göre, “İmam/önder” olma vakti gelmiş olmalıydı.

Bu durumda, konumuz olan ayetteki mahzuf cevabın takdiri de şöyle olmaktadır: “Sonra ne zamanki ikisi de İslamlaştılar ve O [İbrahim], onu alnı üzere yatırdı [yüzüstü bıraktı, mağdur etti] ve Biz ona: “Ey İbrahim! Sen o rüyayı kesinlikle onayladın” diye seslendik, artık İbrahim’i insanlara imam [önder] kıldık.”

106. ayette “Şüphesiz bu [oğulu yüzüstü bırakma işi], kesinlikle, apaçık bir beladır” buyrulmaktadır. Gerçekten de bu olay, yani baba açısından yardıma muhtaç bir çocuğu kimsesiz bırakarak göreve gitmek, oğul açısından da yardıma muhtaç bir çağda hamisiz kalmak insanı yıpratacak kadar zor bir durumdur, sabırla insanı olgunlaştıracak, arıtacak bir imtihandır. “Bela” sözcüğü ile ilgili açıklama daha önce yapılmıştı.

Hakkı YILMAZ

(Tebyinü’l Kur’an, c.1, s.72,73)

Araştırmacı yazar Hakkı Yılmaz hocamızın kıssaya yaklaşımını okuduk. Allah Kuran’a hizmet veren bütün alimlerimizden razı olsun. Bilgilerini ve ayetlerden çıkardıkları yorumlarını okuyor ve kendilerinden yararlanıyoruz.

Yukardaki makalede sözü edilen İsmail as.; henüz çocuk yaşta ve bakıma muhtaç bir çağda İbrahim as. tarafından bırakılıp gitmesi fikrini oğluna açmasından bahsedilmektedir. Aşağıda yazıyı aynen veriyorum.

[“ ذبح Zebh” sözcüğünün mecaz anlamından açıkça bu sözcüğün “Kurban etme” (Kurban kesme değil), “helak etme”, “mağdur etme”, “feda etme”, argo ifadeyle “harcama” anlamlarında kullanıldığı anlaşılmaktadır.
Ayetten anladığımıza göre, İbrahim, henüz çocuk yaşta, bakıma, himayeye muhtaç bir çağda olan oğlunu bırakıp gitme niyetindedir. Bu fikrini oğluna açarak oğlunun tepkisini ölçmektedir.] 

Şimdi biz de Kuran ne diyor sitesi olarak başka bir düşünce daha katmak istiyoruz. İlgili ayetleri veriyorum.

2.127 - İbrahim ve İsmail Mabed'in temellerini yükseltirken yalvardılar: "Ey Rabbimiz! Bunu kabul et; Sensin her şeyi bilen, her şeyi duyan!"
(Bakara 2/127) 

İbrahim as. Burada oğlu İsmail as. İle birlikte Kabeyi inşa etmektedir. İsmail as. Ona harç ve taş taşımaktadır. Buda onun bu işleri yapabilecek kadar büyüdüğünü göstermektedir. Ayrıca dua etmenin ne olduğunu bilebilmektedir. Babasının duasına iştirak edebilmektedir.

Bu ayette İbrahim as.ın hala  Mekkede ikamet ettiği ve Kabeyi oğlu İsmail as. İle birlikte yapabilecek zamana kadar ikamet ettiği görülmektedir. 

Bu ayetten sonra diğer başka bir ayeti veriyorum. İbrahim As.a Musa as. a görevlendirildiği gibi görevlendirilmesi sonucu Mekke’yi terk ederken yaptığı dua görülmektedir. 

14.37 - Ey Rabbimiz! Ben, çocuklarımdan bir kısmını senin kutsal evinin yanındaki, ziraata elverişsiz vadiye yerleştirdim ki, namazı kılsınlar, ey Rabbimiz! Sen de insanlardan bazı gönülleri, onlardan hoşlanır yap. Çeşitli meyvelerle onları rızıklandır ki, şükredebilsinler!
(İbrahim 14/37) 

Bu ayette ise İsmail as.ın Evli ve çoluk çocuğa karıştığı görülmektedir. Ayetteki “çocuklarımdan bir kısmını” ifadesi bunu doğrulamaktadır. Bu ayette bırakılıp gidilen İsmail as.ın bakıma muhtaç olmadığı görülmektedir. 

Başka bir ayette de İbrahim as.ın görevlendirildiği Kenan ilinde de İshak adlı oğlunun ve hatta torunu Yakubu görecek kadar yaşadığı Kuran’ın ilgili ayetlerinden anlaşılmaktadır.

14.39 - İhtiyar yaşımda bana, İsmail ve İshak'ı bağışlayan Allah'a hamt olsun! Benim Rabbim, duayı gerçekten çok iyi duyar.
(İbrahim 14/39) 

21.72 - Ona İshak'ı armağan ettik, üstüne de Yakub'u; her birini salihler kıldık.
(Enbiya 21/72) 

 

Allah cc. Bizleri Kuranın rehberliğinde yanılmaktan ve yanıltmaktan korusun. Her şeyin en doğrusunu alemlerin Rabbi olan Allah bilir.

 KURAN NE DİYOR

Bu yazı 374 sefer okunmuştur.