Sayfanın başına git
Önceki Sayfa
Ana Sayfa
Paylaş
Kur'an Ne Diyor? (DÜĞÜMLERE ÜFLEMEK)
" 107. Kendi kişiliklerine ihanet edenleri savunma! Şüphe yok ki Allah, kendilerine ihanet edenleri ve günahkarlıkta inat edenleri sevmez. " ( Nisâ - 107.Ayet) ( Ayeti incele )
 
 
 
DÜĞÜMLERE ÜFLEMEK ( 30.3.2018 ) Paylaş

DÜĞÜMLERE ÜFLEMEK

 

4. Düğümlere üfüren kadınların şerrinden(Felak 113/4)

İlişkilere fesat karıştıranların şerrinden, S.V.

İlişkiler diye meal verdiğimiz kelime (ukadالْعُقَدِ) dır, bağlar anlamına gelir.

(Müfredat)

النَّفَّاثَاتِ Neffaset kelimesine النفوس النَّفَّاثَاتِ anlamı verilmiştir. نفث bir şeyin ağızdan çıkmasına denir.

(Mekâyîs s.1039).

İlişkiler konusunda, bazı kimselerin ağzından çıkan şeylerin şerrinden Allah’a sığınılıyorsa bunlar ilişkilere fesat karıştırmaktan başkası olamaz.

Firavun’un büyücüleri ile ilgili bir âyet de şöyledir:

“Onların yaptığı büyücü hilesidir. Büyücü nerede olursa olsun hedefine ulaşamaz.” (Taha 20/69)

Büyük sihir, hile ve göz boyama olduğuna göre diğerleri daha alt seviyede kalır. Öyleyse yukarıdaki âyete “Düğümlere üfleyen büyücülerin şerrinden” şeklinde anlam verilemez.

İlişkiler diye tercüme ettiğimiz el-ukad (الْعُقَدِ), akd kelimesinin çoğuludur. Akd; bağlama, anlaşma, sözleşme anlamlarına gelir. Aynı kökten türetilmiş olan itikat; Allah’a bağlanma demektir.

Neffasatنفاثات)[6), neffase (نفاثة) kelimesinin çoğuludur; üflemeye benzer şey anlamına gelen nefs (نفث) kökünden türemiştir. Peygamberimizin “Cebrail içime fısıldadı” [7] (إِنَّرُوحَالقُدُسنَفَثَفيرُوعي) dediği rivayet edildiğine göre bu üfleme hayırlı da olabilir. Ayette onun şerli olanından Allah’a sığınmamız emredilmiştir. Onun şerli olanına nezğ (نَزْغٌ) denir. Çünkü nezğ (نَزْغٌ), iki şeyin arasını bozma anlamına[8] gelir. Şeytanlar, insanın insan ile ve insanın Allah ile olan ilişkisini bozmaya çalıştıklarından Allah Teâlâ ‘nezğ ’den kendine sığınmamızı emretmiş ve şöyle buyurmuştur:

“Şeytandan sana ilişkileri bozacak bir vesvese (nezğ) gelirse hemen Allah’a sığın. Çünkü o işitir, bilir.” (A’raf 7/200)

Böylece bu âyetin yukarıdaki âyeti açıkladığı ortaya çıkar.

A.A.Bayındır

Süleymaniye Vakfı

(Yine ) düğümlere üfleyen büyücülerin/ falcıların şerrinden (Allah’a sığınırım) A.B.

Hakikaten, falcılardan ve kitaba bakıp muska yazanlardan daha şerli kim olabilir? Bunlar öyle şerli kimselerdir ki, hiç göze de gelmezler. Bunlar yol kesenden, insan öldürenden, içki içenden daha şerlidirler. Zira bunlardan bir iki insana, ya da kendi nefislerine zararları vardır. Fakat büyücülerin ise bütünüyle dine zararları vardır. İnsanları tevhidden şirke ve küfre götürüyorlar. Bu günlerde, boşanma davası için benim yanıma gelenler oldu. Mevzuatını takdim ettikten sonra dedi ki: “Beni, filan ağa senin hizmetine gönderdi” Ben o şahsa:

-Sizin o ağa ile alakanız nedir?

-Bizim bir çocuğumuz vardı, hasta oluyor. Her iki günde bir yanıma alıp götürmem gerekiyor. O ağa bana dedi ki eğer çocuğun şifa bulmasını istiyorsan on beş manat karşılığında bir şey yazarım iyi olur. Benim o kadar o kadar param olmadığı için her iki günde aparmak (çalmak) mecburiyetinde kaldım.

Allah’ım bu ne şeydir? Bundan daha artık bir dalalet ve cehalet olur mu? İşte Allah cc. Bu şerli insanların elinden bizi muhafaza eylesin.

Ahmet Bedir
Ve düğümlere tükürüp üfleyenlerin şerrinden,

Çok eski dönemlerden beri her toplumda var olan bu büyücü ve üfürükçüler zümresinin bugüne kadar şerlerinden korkulacak bir güç ve etkilerinin olduğu görülmemiştir. Yaptıkları şarlatanlıktan öte bir şey değildir. Netice olarak âyette bunlar kastedilmiş olamaz. Bu yüzden âyetteki “نفّاثأت- neffâsât ve عقد- ukad” sözcüklerinin ifade ettiği diğer anlamlara da itibar etmek gerekir.

نفّاثات- neffâsât” sözcüğünün kökü olan “نفث- nefs” sözcüğü, nefes etmek denilen üflemektir. Bu da biraz tükürükle veya tükürüksüz olarak üfürür gibi yapmak anlamındadır. “Nefs” sözcüğünün manası hakkında eski yorumculardan Keşşaf sahibi Zemahşerî “tükürükle üflemek”, Ragıb da “ Nefs, tükrük fırlatmaktır, bu ise tühlemekten daha azdır. Üfürükçülerin ve sihirbazın nefsi de düğümler içine üfürmesidir” demiştir.

عقد- Ukad” sözcüğü “ukde” sözcüğünün çoğuludur. Ukde, düğüm bağlamak, düğümlemek anlamına gelen “akd” kökünden türetilmiş bir isim olup “düğüm” demektir.

“Ukde[düğüm]” sözcüğü, esas anlamı çerçevesinde şu kavramlar için de kullanılmaktadır:

Düğüm yeri.

Beldeler üzerindeki velâyet.

İdarecilere biat.

Sahibinin kendi malı olduğuna inandığı taşınmaz mallar.

Ağacı çok sık olan yer.

Develer için yeterli otlağı olan yer.

Bir kimsenin yeterli derecedeki geçiminin bağlı olduğu şey.

Bolluk yer.

Ağaç yemeye mecbur kalmış koyun sürüsü.

Kesin gerekiyor olan şeyler. [nikâh akdi, alış-veriş sözleşmesi gibi]

Kin, öfke.

Kamış.

Ragıb, “akd” sözcüğünün öncelikle ipin bağlanması, binanın bağlanması gibi katı cisimlerin bağlanması anlamında, sonra da istiare yoluyla alışveriş akdi, ahid gibi diğer anlamlarda kullanıldığını bildirmiştir.

Görüldüğü gibi, âyeti oluşturan sözcükler gerek hakikat gerekse mecaz olarak birçok anlama gelmektedir. Bu anlamların hepsi de birbiriyle çelişmedikleri için geçerlidir. Bu sözcükler müteşabih sözcüğünün anlamına iyi birer örnektir.

Bize göre âyetin “akitlere [sözleşmelere] üfleyip-tükürenlerin [bozanların] şerrinden” olarak çevrilmesi daha isabetlidir. Çünkü sonucunda Allah’a sığınılacak bir şer/zarar ortaya çıkaracak davranış, bir anlaşmanın karşı tarafın haberi olmadan tek taraflı olarak bozulmasıdır. Örnek olarak; nikâh akdine aykırı davranan bir eşin, iş anlaşmasına aykırı davranan bir ortağın, barış anlaşmasına aykırı davranan bir ülkenin, verdiği sözü tutmayan bir müteahhidin muhatabına vereceği zarar karşısında, anlaşmanın bozulduğundan haberi olmayan diğer tarafın herhangi bir önlem alması söz konusu olmadığından, Allah’a sığınmaktan başka çaresi yoktur. 

H.Yılmaz

En-neffaset kelimesi, “düğüm, yönetim, antlaşma, akar, bol ağaçlı yer, arazi, aç hayvanlar, bağ, kesin niyet, kin ve öfke” gibi anlamlara gelmektedir. (Bakara 235) te bu kelime “nikâh bağı” anlamındadır. Öyle anlaşılıyor ki, söz konusu kelime ille de “büyü için üflenen düğümler” anlamıyla sınırlı değildir. Bu kelimeyi “Cebrail, Ruhul Kudüs ruhuma üfledi” hadisinin desteğiyle, kalbe yapılan “müdahaleler” anlamına da alabiliriz. Yani maksat, düğümlere yapılan üfürükler değil, insana beynine veya bilincine yapılan yazılı sözlü, görünen görünmeyen, hissedilen hissedilmeyen, bilinen bilinmeyen, insana veya şeytan kaynaklı her türlü olumsuz ve kötü müdahaleler olarak Kabul edilebilir.

(Enam 112 ve Nas 5) ayetlerinin desteğiyle, bu düğümler nefsin kördüğümleri, onlara üfleyenler de duygu ve düşünce dünyasındaki düğümleri ve sorunları çözme iddiasıyla insanları aldatan umut tacirleri ve sahtekârlardır; ya da insanın şahsiyet ve onurunu, söz ve sebatını dağıtma çabasıdır. Buna, karşıt cinslerin birbirlerinin duygularını, cinselliği kullanarak kirletmeleri de dâhildir. Sözün özü, bu insanın duygularını karıştırma girişiminin her türünü kapsar. Duygu kirlenmesi bunun sonucudur.

M.İslamoğlu

Düğümlere üfleyenlerin şerrinden 

Ayetteki en-neffasat kelimesi “tükürükle birlikte üfürmek” el-ukad kelimesi ise “düğümler” demektir.

En-neffasat kelimesi “üfürme işlemi yaparak erkekleri yoldan çıkaran kadınlar” anlamına da gelmektedir. Teğabün 64/14 ve Yusuf 12/28 ayetlerin desteğiyle bu görüşü ileri sürmekte, Razi de bunu desteklemektedir.

El- ukad kelimesi, “düğüm, yönetim, antlaşma, akar, bol ağaçlı yer, arazi, aç hayvanlar, bağ, kesin niyet, kin ve öfke” gibi anlamlara gelmektedir. Bakara 2/235 te bu kelime “(nikâh) bağı” anlamındadır. Öyle anlaşılıyor ki, söz konusu kelime ille de “büyü için üflenen düğümler” anlamıyla sınırlı değildir. Üflemek kalbe yapılan “müdahaleler” anlamına da alabiliriz. Yani maksat, düğümlere yapılan üfürükler değil, insan beynine veya bilincine yapılan yazılı sözlü, görünen görünmeyen, hissedilen hissedilmeyen, bilinen bilinmeyen, insan veya şeytan kaynaklı her türlü olumsuz ve kötü müdahaleler olarak Kabul edilebilir.

Enam 6/112 ve Nas 114/5. Ayetlerinin desteğiyle, bu düğümler nefsin kör düğümleri, onlara üfleyenler de duygu ve düşünce dünyasındaki düğümleri ve sorunları çözme iddiasıyla insanları aldatan umut tacirleri ve sahtekârlardır; ya da insanın şahsiyet ve onurunu, söz ve sebatını dağıtma çabasıdır. Buna, karşıt cinslerin birbirlerinin duygularını, cinselliği kullanarak kirletmeleri de dâhildir. Sözün özü, bu, insanın duygularını karıştırma girişiminin her türünü kapsar. Duygu kirlenmesi bunun sonucudur. 

M.Okuyan

“Düğümlere nefes edenlerin (büyücülerin) şerrinden,”

“Ukde”  ip demektir, “ukad” da ipler demektir. “Nefese” de üfürmek, üflemek demektir. Neffase de onun çoğuludur. Öyleyse iplere, düğümlere üfürenlerin, üfleyenlerin şerrinden de Felâkın Rabbine sığınırım de. Âyetin, anlayabildiğimiz kadarıyla birkaç manası var:

1. Âlimlerimiz buradaki ipler üzerine üfüren, düğümler üzerine üfleyenlerden kastın sihirbazlar olduğunu söylemişler. Çünkü sihir unsurları ipler ve bu iplere atılan düğümlerdir. Sihirbazlar iplere düğüm atarak üfürürler. Evet tüm üfürükçülerin tüm sihirbazların şerlerinden kendisine sığınmamızı istiyor Rabbimiz. Nitekim Buharı’nın rivayet ettiği hadislerinde Rasûlullah efendimiz kendisine sihir yapıldığı zaman Cebrail’in kendisine gelerek bu sureyi okumasını tavsiye ettiğini anlatmaktadır. Biz de onların şerlerinden Rabbimize sığındığımız zaman onların bize yapabilecekleri hiçbir şey yoktur. Bakara sûresinde, Cin sûresinde cinlerin Allah’a sığınan kişiye yapabilecekleri hiçbir şeyin olmadığı anlatılır.

2. Gönüllerdeki düğümlü azimler, tutkular, mefkûreler, hedefler, kuruntular ki, onların şerlerinden de Allah’a sığınacağız.

3. Buradaki “Neffasat”  kelimesi müennes bir kelime olduğu için kadınların cinsel cazibelerinin, hile ve tuzaklarının yüreklere işleyen füsunkâr tesiri olduğu söylenmiştir. Öyleyse şu piyasada erkeklerin kalplerine şehvetler üfürerek onları etkileri altına almaya çalışan, insanları baştan çıkarabilmek için şeytanın oltasına solucan olmuş kadınların şerlerinden de Allah’a sığınacağız. Tıpkı sihir gibi onların da erkeklerin azim ve iradelerini etkileme güçlerinin olduğunu, binaenaleyh onların şerlerinden de kendisine sığınmamızı istiyor Rabbimiz.

4. Nefese kelimesinin çoğulu nüfus ve cemaatlerdir. Öyleyse insanlara kendi görüşlerini, kendi gruplarını, kendi ideolojilerini üfleyen, onları Allah’ın kitabı ve Resul’ünün sünnetinden uzaklaştırarak kendi gruplarına, kendi kitaplarına, kendi anlayışlarına çekmeye çalışan, onların iradelerine düğümler vuran, şunları şunları okumayacaksınız, şunları şunları dinlemeyeceksiniz diyerek onların düşüncelerine ipotekler koymaya çalışan cemaatlerin şerrinden de Allah’a sığınmamız emrediliyor.

5. Veya insanlara küfür ve şirk inançlarını üfürüp onları Allah’a kulluktan koparmaya, kendilerine kul-köle edinmeye çalışan, küfrü ve şirki empoze etmeye, körpe dimağlara pislik üfürerek onları etkilemeye çalışan materyalist eğitim sistemlerinden de hem kendimizi, hem de çocuklarımızı koruyarak Allah’a sığınmamız emredilmektedir.

6. Veya insanlara Allah’ın diniyle uzaktan ve yakından hiçbir ilgisi olmayan resmî bir din empoze etmeye çalışan zalim sistemlerin şerlerinden de Allah’a sığınmamız emredilmektedir.

Meselâ şu anda insanlara küfür ve şirkten başka hiçbir şey empoze etmeyen şeytan vahiylerinin, televizyon programlarının yaptığı bundan başka bir şey değildir. İnsanları Allah’a kulluktan uzaklaştıran, insanlara âhiret unutturan, insanları dinlerinin temel kaynakları Kitap ve Sünnetten uzaklaştıran şeylerin tümünden uzaklaşacağız ve Allah’a sığınacağız. Başka?

A.Küçük

Abdullah b. Amr Abdurrahman b. Sabat, İsa b. Ömer ve Ruveys, Yakubdan "Üfüren kadınların şerrinden" anlamındaki lafızları diye "fâilâr vezninde okumuştur. Bu okuyuş Ebu Bekr es-Sıddık (r.a)'ın mevlası Abdullah b. el-Kasımdan da rivayet edilmiştir.

Rivayet olunduğuna göre birtakım kadınlar. Peygamber (sav)'ı on bir düğüm yaparak büyülemişlerdi. Bunun üzerine yüce Allah muavvizeteyn surelerini on bir âyet olarak indirdi.

İbni Zeyd dedi ki: Bu sözü edilen kadınlar Yahudi idi. Bu kadınların Lebid b. el-A'sam'ın kızları olduğu da söylenmiştir.

Kuduri

Düğümlere üfürenlerin şerrinden

Râzînin dediğine bakılırsa neffasattan kasıt “nefs” lerdir. Bu da cemaatler, topluluklar anlamına gelmektedir.  Râzînin bu görüşünü şöyle ispat edebiliriz: “Dediler ki: Onu ve kardeşini eğle ve şehirlere toplayıcı görevliler gönder. Ne kadar bilgisi derin sihirbaz varsa sana getirsinler. Böylece sihirbazlar belli bir günün tayin edilen vaktinde bir araya getirildiler.” (Şuara 26/36-38)

Demek ki sihirbazlar bir araya gelip bir cemaat halinde büyü yaparlarsa daha kuvvetli olacağına inanırlardı ve yorumunu yapmakta olduğumuz Felak 4 te de onun için “düğümlere üfürenler” çoğul kalıbında ifade edilmiştir.

Sihirbazların okuyup üflemesi, çağımızda yanlış bilgileri, hurafeleri insanlara öğretmek şeklinde bürünmüştür. Beyinleri, gönülleri düğümlenmiş sürülerle insanlar vardır. Onlar yanlış fikrîlerle büyülenmiş, sihirlenmiş sarhoş halde ıztırap çekmektedirler ve durmadan kendilerini büyüleyenlere ve beyinlerine düğüm vuranlara doğru koşmakta, onlara tutku ile bağlanmakta, onları kutsamaktadırlar. Bu şekilde çalışanlar da razinin dediği gibi cemaat, yani grup halinde çalışmaktadırlar. O grupların içine girenlerin beynine düğüm atılıyor, büyüleniyor ve özgürce düşünmeleri ellerinden alınıyor.

Narkoz yemiş insanın kesilen organının acısını duymaması gibi, bütün değerleri doğranıyor, ama manevi acıyı duymuyor. Daha sonra o grupların mensupları halka, gençliğe düğüm vurmaya çalışıyor ve onları narkozluyorlar.

Yanlış bilgi, yanlış felsefe ve hurafelerin sihrinden kendi irademizle kurtulmamız için Yüce Allah’ın yardımına ihtiyacımız vardır.

B.Bayraklı

 

Bu yazı 118 sefer okunmuştur.