Sayfanın başına git
Önceki Sayfa
Ana Sayfa
Paylaş
Kur'an Ne Diyor? (ABDESTTE AYAKLARIN YIKANMASI VEYA MESH EDİLMESİ MESELESİ)
" 37. Derken Âdem Rabbinden [yol gösterici] sözler aldı. Ve (Allah) o\nun tevbesini kabul etti: çünkü yalnız O'dur tevbeleri kabul eden, rahmet dağıtan. " ( Bakara - 37.Ayet) ( Ayeti incele )
 
 
 
ABDESTTE AYAKLARIN YIKANMASI VEYA MESH EDİLMESİ MESELESİ ( 27.4.2018 ) Paylaş

ABDESTTE AYAKLARIN YIKANMASI VEYA MESH EDİLMESİ MESELESİ 

 

[Bu ayet abdest alma konusunu anlatmaktadır.] Ey iman edenler! Namaza duracağınız zaman yüzlerinizi, dirseklerinize kadar ellerinizi yıkayın; başlarınızı ve ayaklarınızı da topuğuna kadar mest edin. Eğer cünüp olursanız, boy abdesti alın. Hasta yahut yolculuk halinde bulunursanız yahut biriniz ayakyolundan gelirse yahutta kadınlarla cinsi münasebette bulunursanız ve bu nice hallerde abdest veya gusülden ötürü su bulamamışsanız temiz olan yere teyemmüm edin: Yüzünüzü ve ellerinizi onunla mesh edin. Allah sizin için (dini emirlerde) çetin ve müşkül duruma düşmenizi istemez. Fakat Allah ister ki (su bulamayıp toprakla teyemmüm ettiğinizde) onu temiz topraktan yapmanızı (ve teyemmüme verdiği ruhsatla her zaman namaz kılıp sizlere vermiş olduğu nimetini tamamlamasını ister) elbette gerektir ki (Allah’ın nimetlerine) şükredesiniz (de böylece size hayırlı mükâfat versin.) A.B.

Maide 5/6

“İlâ” kelimesi harf-i cer olup manası gaye içindir. Bu ayette gaye mugayyaya “başlangıca aykırı düşmez” dâhildir. Yani dirsekler, yıkanması gereken sınır içindedir.

“Başlarınızı ve ayaklarınızı da topuğuna kadar mest edin” mealindeki ayette “ercüle” kelimesini “eydiyeküm” lafzına atfetmişlerdir.

Birinci ihtimalde, ayaklar da başın mesh edilmesi gibi mesh edilir.

İkinci ihtimalde ise, ayakların yüz ve eller gibi yıkanması icap eder. Allame, zemahşeri, Keşşaf isimli tefsirinde bu atıf konusundaki ihtimali gidermek için bir açıklamada bulunmuştur. Doğrusu bu gibi açıklamanın öyle bir zattan yapılmasını hayretle karşıladım.

İslam’ın ilk günlerinde Muhammed as. Abdest alırken ayaklarını yıkıyordu. Hicretin yedinci yılında bu ayet inmiş ve müminlere kolaylık olsun diye ayaklara mesh etmek sabit olmuştur. Nitekim ayakların abdest alırken yıkanmasını tercih eden âlimlerden bir kısmı yolculukta zorluk olmasın diye ayakkabı üzerine mesh etmeye fetva vermişlerdir. İbn. Abbas diyor ki, “Abdest iki yıkama ve iki mesihtir.” Birincisi yüz ve elleri yıkamak, ikincisi baş ve ayakları mesh etmek.

Ayetteki “kâbeyn” kelimesinin manasında ihtilaf edilmiştir. Bir kısmı, bunun baldır ile ayak ayağı birbirinden ayıran iki kemik (topuk/ökçe) olduğunu söylemişlerdir. Bir kısmı ise “Kâb” ın iki ayaküstünde bulunan çıkıntılardır ki her ayakta bir tane bulunur.

“Kâb” Türkçede de “âşık/topuk kemiği” denir. Nitekim koyunun aşığı herkesce bilinir. Aynen öyle de insanda mevcuttur. Fakat insanın “Kâb” ı ayağı ile baldırı arasındadır. Netice olarak ayaklara mesh etmek gerekmektedir. Bu da ayakların baldırından ayrılan yerine kadar mesh etmekle tamam olur.

Ahmet Bedir 

6. Ey iman edenler! Namaz kılmaya kalktığınız zaman yüzlerinizi, dirseklerinize kadar kollarınızı, başlarınızı mesh edip, topuklara kadar ayaklarınızı yıkayınız. Eğer cünüp oldunuz ise, boy abdest! alınız. Hasta yahut yolculuk halinde bulunursanız yahut biriniz tuvaletten gelirse, ya da kadınlara dokunmuştanız (cinsi birleşme yapmışsanız) ve bu hallerde su bulamamışsanız temiz toprakla teyemmüm ediniz de yüzünüzü ve (dirseklere kadar) ellerinizi onunla meshediniz. Allah size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez; fakat sizi tertemiz kılmak ye size (ihsan ettiği) nimetini tamamlamak ister; umulur ki şükredersiniz.

Maide 5/6

Maide suresinin 5. ayetinde bir eylemin dayandığı şartlar belirlenmişti. Meselâ helâl olan beslenmenin ve evlilik hayatının dayandığı esaslar ele alınırken 6. ayetinde de namazın dayandığı abdestin şartlan belirlenmektedir. Namazın ön hazırlığı ve olmazsa olmazını teşkil eden abdest ele alınmaktadır.

1. Ey iman edenler! Namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi, dirseklere kadar kollarınızı, başlarınızı mesh edip ve topuklara kadar ayaklarınızı meshediniz yahut yıkayınız. Namaz ibadeti kulun Allah'ın huzuruna yoğunlaşmış duygularla çıkması ve O'na kulluğunu eylemle sunmasıdır. Maide suresinin 5. ayetinde iman gündeme getirilirken burada da namaz konu edinilmektedir. Abdest de namazın ön hazırlık şartı olarak sunulmaktadır. Namazda iç huzurun gerçekleşebilmesi için bazı organların temizlenmesi öngörülmektedir. Abdestin farzlarında iki organın yıkanması şart koşulmaktadır. Yüz ve kolların dirseklere kadar yıkanması; başın mesh edilmesi; ayakların yıkanması yahut mesh edilmesi şartı konmuştur. Yüz ve ayakların yıkanmasıyla başın mesh edilmesi kesin olduğu halde ayakların durumunda bir incelik söz konusudur.

a) Yüzlerinizi yıkayınız. Alından, çenenin altına kadar uzunluğunu, iki kulak arasının da enini teşkil ettiği organ yüz olmaktadır. Allah'ın huzuruna çıkacak olan kişi, yüzdeki maddî kirlerden temizlenmiş olması gerekir. Yüzde bulunan ağza su vermek ve buruna su çekmek farz değildir.

b) Kollarınızı dirseklere kadar yıkayınız. Aslında ayette "dirseklere kadar ellerinizi yıkayınız" ifadesi yer almaktadır. Tabii buradaki eller kelimesi kollar anlamına gelmektedir. Ayetteki merâfik kelimesi mirfakın çoğuludur. Dirsek de ayırımın adıdır.

c) Başınızı mesnediniz. Bilindiği gibi baş dört bölümden teşekkül etmektedir. Üst kısım, yüz ve arka, iki yan ve boğaz yönü. Yüz yıkandığına göre, boğaza uzanan kısım da yıkanmayacağına göre başın kalan kısımları üst, iki yan ve arkadır. Başın en üst kısmı ıslak ellerle mesh edilebilir. İki yan veya arka bölümü mesh edilince mesh yerine gelmiş olur. Başın mesh edilmesi meselesinde bazı âlimler ihtilâf etmişlerdir. Tamamının mesh edilmesini farz kabul edenler olduğu gibi bir bölümünün mesh edilmesini şart koşanlar olmuştur. Bunlardan bir bölümünün mesh edilmesini öne sürenlerin fikrini uygun buluyoruz.

d) Topuklara kadar ayaklarınızı da. Ayette geçen ercüleküm kelimesini başa bağlayanlar esre ile yani ercüliküm şeklinde okumuşlardır ve ayete "başınızı ve ayaklarınızı mesnedin" anlamını vermişlerdir. Bazıları da bunu yıkama fiiline bağlayarak ercüleküm şeklinde yani fetha ile okumuşlardır; o zaman da ayaklarınızı yıkayınız mânâsını vermişlerdir.

Biz bu iki farklı okuyuşu ve iki farklı manayı da kabul ediyoruz. Şartlara göre uygulamasının öne çıkmasına dikkat çekiyoruz. Meselâ Hz. Peygamber döneminde Arabistan'da akarsu bulmak hemen hemen imkânsızdı. Göletlerin veya bir kabın içinde abdest alan insanların ayaklarını yıkamalarını zorunlu koşmak doğru olamazdı.

Bu şartlarda ayaklan mesh etmek en doğru olanıdır. Ama yanında ayaklarını yıkayabilecek miktarda suyu olan insan hazarda ise ayaklarını yıkayacaktır. Ayağında mantar hastalığı olan kişiler ayaklarını çorap üzerinde mesh edebilirler. Çalışan kadınların, çoraplarını çıkarıp abdest alma zorluğu varsa çorapları üzerine mesh edebilirler. Ayetteki ercüleküm kelimesinin farklı okunmasının bize sağladığı en önemli kolaylık budur. Topukları içine alacak şekilde ayakları yıkamak veya ayakların üstünü mesh ederek abdest almak öngörülen şartlardan biridir. İbn Abbas, Enes, İbn Ömer, Ebû Cafer, Hasan-ı Basri, Cabir İbn Zeyd, Mücahit ve İkrime ayakları mesh etmeyi uygun görmektedirler.(Taberi 6/80-82)  Cafer İbn Amr ‘ın babasından naklettiği ve Mugîre'nin rivayet ettiği hadislere göre Peygamber sarığının üzerine ve ayaklarını çıplak olarak mesh etmiştir.

2. Eğer cünüp iseniz, boy abdesti alınız. Hasta yahut yolcuysanız yahut tuvaletten gelirseniz yahut kadınlara dokunmuşsanız ve bu hallerde su bulamazsanız temiz toprakta teyemmüm ediniz de yüzünüzü ve kollarınızı onunla meshediniz. Allah size herhangi bir güçlük çıkarmaz. Ayetin bu kısmından önemli hükümler çıkmaktadır:

a) Cünüp namaz kılınamaz. Rüyasında ihtilâm olan; cinsel ilişkide bulunan erkek ve kadın bu halleriyle yıkanmadan namaz kılamazlar. Onun içindir ki Allah, cünüp olanın boy abdesti aldıktan sonra namaz kılmasını şart koşmaktadır. Boy abdesti alan kişinin bir daha küçük abdest almasına

b) Hasta ve seferde olan; tuvaletten gelen ve cinsel ilişkide bulunan kişi eğer su bulamazsa teyemmüm yapacaktır. Ayet’in bu kısmındaki uygulamanın neden hükme bağlandığım Allah açıklamakta ve bunun kolaylaştırmak ve zorlaştırmamak amaçlı olduğunu söylemektedir. Dinî uygulamalarda kolaylaştırmak zorlaştırmamak gibi altın kanun burada etkinliğini göstermektedir. "Allah size herhangi bir güçlük çıkartmak istemez" şeklindeki kanun bunu ifade etmektedir. Allah insanın içinde bulunduğu şartlara göre hüküm koydu­ğunu ve o şartları göz önüne aldığını beyan etmektedir. İbadetin yapılmasını engelleyecek şeylerin ortadan kaldırılması gerekmektedir. Susuzluk, yani su bulamamak önemli bir durumdur. Ne olursa olsun suyla abdest alıp namaz kılacaksınız deseydi; su bulamama halinde namaz kılınamayacaktı. Böyle hallerde teyemmümü gündeme getirmesinin amacı kuluna zorluk çıkarmamaktır, onun şartlarını dikkate alarak hüküm vermektir. Suyla abdest almaktan toprakla teyemmüm etmeye giden çizgi siyasî uygulamalar ve kanun yapanlar için önemli bir metodu teşkil etmektedir. Teyemmüm de abdestin farzları ikiye inmektedir. Yüzü ve kolları mesh etmekten ibarettir.

3. Fakat sizi temiz kılmak ve size olan nimetini tamamlamak ister, umulur ki şükredersiniz. Namaz kılmaya kalkarken abdest almasını şart koşmanın ve su bulamayana teyemmüm etmesini teklif etmesinin amacı zorluk olmadığına göre, amaç nedir? Ayet’in devamında üç amaç gösterilmektedir:

a) Temizlik. Allah muradının insanları temizlemek olduğunu söylemektedir. Bedenî temizlik o kadar önemsenmektedir ki namaz ibadetinden önce abdesti şart koşmaktadır. Demek ki temizliği ihtiyarî bıraksaydı bunu kimse yerine getiremez veya getirmezdi. Abdesti veya boy abdestini namazdan önce şart koşmakla temizliğe ne kadar önem verdiğini göstermektedir. Ayrıca buradaki temizlik "ruhî temizlik" anlamına da gelebilir.

b) Size nimetini tamamlamak ister. Buradaki ki "nimet" kavramı bize şunu hatırlatmaktadır: Namaz kılmak bir vazifedir. Bu vazifeyi yerine getirmek için abdest almak şarttır. Su bulamayan insanın teyemmüm yapmasına müsaade etmenin amacı da namaz vazifesini yerine getirmesine yöneliktir. Bunlardan maksat nimetin yani ibadetin tamamlanma­sıdır. Allah'ın huzuruna çıkmaktan, O'na kulluk etmekten daha önemli bir nimet olur mu? Başka bir açıdan bakınca temizlik yaparak Allah'a kulluk etmek ile ilâhî lütfa mazhar olmak arasında sıkı bir bağlantı vardır. Bu nimet maddî olduğu kadar da manevîdir.

c) Umulur ki şükredersiniz. Abdest alıp namaz kılmanın amacı temizlik ve nimeti tamamlamak, bütün bunların amacı da müminlerin Allah'a şükretmeleridir. "Umulur ki" demesi, kulun iradesinde kesinlik olmamasından kaynaklanmaktadır. Şükretmek kulun irade ve eylemiyle alâkalı olduğundan, ihtimal daima söz konusudur. Şükredebilir de etmeyebilir de.

Namaz gibi ruhî yoğunluğu gerekli kılan bir ibadetten önce necaset denen maddî, hades denen manevî pisliklerden sıyrılarak abdest almak gerekiyor. Bu temizlik konusunda şartlan göz önüne koymak, beşerî uygulamaların kolaylığa yönelik olması metodunu öğretmektedir. Ama her ibadetin bir amacı vardır. Abdestin amacı da temizlik, nimetin tamamlanması ve insanların şükretmeleridir.

B.Bayraklı

6. Ey iman edenler! Namaza kalkacağınız zaman yüzlerinizi, dirseklere kadar kollarınızı yıkayınız ve başınızı mesh ediniz ve topuklara kadar ayaklarınızı. Eğer cünüp iseniz temizleniniz. Eğer hasta veya seferde iseniz yahut sizden biri helâdan gelmişse veya kadınlara dokunmuşsanız temiz bir yüzeye yönelip (teyemmüm edin) yüzlerinizi ve ellerinizi ondan mesh ediniz. Allah sizin için herhangi bir sıkıntı istemiyor. Fakat sizi temizlemek ve size karşı nimetini tamamlamak istiyor. Umulu ki şükredersiniz.

Maide 5/6

“Ey iman edenler! Namaza kalkacağınız zaman.” Müfessirler burada ki “kalkmak” dan maksadın, “kalkmayı istemek” olduğunu yani kast edilen anlamın “Namaza kalkmak istediğin zaman” şeklinde olduğunu söylerler. Onlara göre bu kullanım tarzı, “Kuran okuyacağın (okuduğun) zaman kovulmuş şeytandan Allah’a sığın.” Nahl 16/98 ayetindeki gibidir.

“Yüzleriniz ve dirseklere kadar kollarınızı yıkayınız”

“Gasl” (yıkamak), bir şeyin üzerinden suyu akıtmak demektir. Bundan maksat da o şeyin üzerinde bulunan ve temizlenmesi istenen kirlerin giderilmesidir.

“Vücuh” (yüzler”, “vech” (yüz) kelimesinin çoğuludur. Yüzün sınırı uzunluk itibariyle alnı en üst noktasından, çene kemiklerinin en alt noktasına kadardır. En bakımından da kulak memesinden diğer kulak memesine kadardır.

“Eydi” (kollar, eller), “yed” kelimesinin çoğuludur ve “yed” de bir şeyi tutmada, iş yapmada kullanılan organdır. Onun sınırı da abdest hakkında parmak uçlarından dirseğe kadardır. Dirsek ise zira ’ın (kolun dirseğe kadar olan kısmı) en üstü ve pazu nun en altıdır.

Abdestte başın mesh edilmesi

“Ve başınız mesh ediniz.” Baş malumdur ve yüzün dışında kalan kısmı mesh edilir. Çünkü kolay olan budur. Sünnette açıklanan mesh şöyle yapılır. Eğer baş açıksa iki elle başın tamamı mesh edilir. Başta sarık veya benzeri bir şey varsa o zaman da başın açık kısmı mesh edilir ve bu işlem sarık üzerinde tamamlanır.

“Ayakların mesh edilmesi”

Açık olan ayakların yıkanması ve kapalı olan ayaklara mesh edilmesi Kuran’ın açıklayıcı olan mütevatir sünnetle sabittir ve bu taharetin hikmetine uygun olan da budur. İki kıraat arasında tearuz yoktur. İlk nesilde cer kıratından dolayı aklına bir şeyler gelenler Peygamberin açıklaması üzerine bu görüşten dönmüşlerdir.

“Gusül ve teyemmüm, küçük ve büyük hades”

“Eğer cünüp iseniz temizleniniz.” Buyurdu. Yani “Cünüp iken namaza kalkacağınız zaman gusl etmek suretiyle namaz için mükemmel bir şekilde temizlenin diyor. Burada ki “fettahherû” (temizlenin, iyice temizlenin) ifadesi ile temizlik konusunda mübalağa edilmesi, bu konuda çok titiz davranılması emredilmektedir. Bu da ancak vücudun tamamının yıkanması ile gerçekleşir. Burada ki “temizleniniz” ifadesi ile guslün kast edildiğine delili, teyemmüm ayetinde ki “Ey iman edenler! Sarhoşken ne dediğinizi bilmedikçe ce cünüp iken de –yolcu olmanız müstesna- gusletmedikçe namaza yaklaşmayın.” Nisa 4/43 cümlesidir.

“Taharet” kelimesi bazı ayetlerde maddi ve bedeni temizlik anlamında, bazılarında manevi ve nefsi temizlik anlamında, bazılarında da her iki anlamda birden kullanılmaktadır. Bu manalardan hangilerinin kast edildiği karine ile anlaşılır.

Taharet kelimesinin maddi ve bedeni temizlik anlamında kullanıldığı bazı ayetler:

“Ve elbiseni temizle” Müddesir 74/4

Ay halindeki kadınlarla ilgili ayet: “(kandan) temizlenmelerine kadar onlara yaklaşmayın. Temizlendikleri (yani kan kesildikten sonra yıkandıkları) zaman onlara Allah’ın emrettiği taraftan gelin.” (Bakara 2/222) Allah bu ayetin sonunda “Şüphesiz Allah tevbe edenleri sever ve temizlenenleri sever.” (Bakara 2/222) buyuruyor ki buradaki temizlik hem maddi temizliğe hemde manevi temizliğe şamildir. Yani Allah, pisliklerden, hades lerden ve kötülüklerden, fuhşiyattan temizlenenleri sever.” Demektir. Ayetin baş tarafı (sibak), taharet kelimesinin birinci manasına, tevbenin zikredilmesi de ikinci manasına karine teşkil etmektedir.

“Taharet” kelimesinin manevi ve nefsi temizlik anlamında kullanıldığı bazı ayetler:

“Onlar Allah’ın (fitneye düşmeleri sebebiyle) kalplerini temizlemek istemediği kimselerdir. Maide 5/41

“Ve İbrahim’e, İsmail’e Tavaf edenler, abidler, rükû edenler ve secde edenler için Beytimi temizleyin diye emrettik.” Bakara 2/125 burada ki temizleyin ifadesi putperestlikten ve onun sembollerinden, put, heykel ve resim gibi tezahürlerinden temizleyin, arındırın demektir.

“Taharet” kelimesinin her iki anlamda kullanıldığı ayet:

“İlk günden itibaren takva üzere kurulmuş olan mescitte namaz kılman elbette daha uygundur. Orada tertemiz olmayı seven adamlar var ve Allah tertemiz olanları sever.” Tevbe 9/108 Menar

(M.Abduh-Reşit Rıza)

 

Bu yazı 264 sefer okunmuştur.