Sayfanın başına git
Önceki Sayfa
Ana Sayfa
Paylaş
Kur'an Ne Diyor? (BİRR - FÜCUR VE FÜCCAR KAVRAMLARI)
" 62. Ve, hatırda tutmak isteyen, yani şükretmek isteyen kimseler için [varlığına, birliğine işaret olmak üzere] geceyle gündüzün birbiri ardınca gelmesini sağlayan da O'dur. " ( Furkân - 62.Ayet) ( Ayeti incele )
 
 
 
BİRR - FÜCUR VE FÜCCAR KAVRAMLARI ( 25.5.2018 ) Paylaş

BİRR - FÜCUR VE FÜCCAR KAVRAMLARI 

 

İyiler, elbette nimet içerisinde bulunacaklardır.

İnfitar 82/12 

Birr Nedir ve Ebrar Kimlerdir? 

B-r-r kökünden türetilen birr kelimesi sözlükte “her türlü iyilik, sıdk, itaat, salah, hayr, doğruluk” gibi anlamlara gelmektedir. Ayette ki el- Ebrar kelimesi de, aynı kökten türetilmiştir ve birr kelimesinin çoğuludur. Asıl anlamı “iyilik “ demek olan el-birr kelimesi Kuranda “takva”, Bakara2/189; Al-i İmran3/92; Mücadele58/9;  “İtaat”, Al-i İmran 3/193,198; Maide5/2; İnsan76/5; İnfitar82/13; Mütaffifin83/18,22; “iyilik etmek, iyi olmak” Bakara2/224; Mümtehine 60/8; Şefkatli kerem sahibi Tur 52/27-28; Kara parçası, yeryüzü Maide5/96; En’am 6/59; ve meleklerin bir sıfatı gibi Abese80/13-16 gibi anlamlarda kullanılmaktadır.

İnfitar13 te de geçen bu kelime, “iyiler, iyiliği hak edenler” anlamına gelmektedir. Mutafifin83/18; e göre, iyilerin amel kayıtları illiyyun denilen yücelerdedir. Bu kişilere amel defterleri sağ tarafından verilecek İnşikak 84/7; ve nimetler içersinde olacaklardır.

Ayetteki Naim kelimesi, bazı ayetlerde cennet veya cennat kelimeleriyle kullanıldığı için, Maide5/96; Yunus10/9; Hacc22/56; Şuara26/85; Lokman31/8; Saffat 37/43; Vakıa56/12; maksat cennetteki nimetlerdir. Bu kelime Tevbe9/21; de mukim kelimesiyle birlikte “cennetlerdeki kalıcı nimetler” Tur52/17; de ise cennat kelimesine atıf olarak “farklı ödüller” için kullanılmaktadır. Söz konusu kelime, sadece bir ayette “dünyada ki nimetler” için yer almaktadır.Tekasür102/8

Dünyada ilahi rıza doğrultusunda yaşamaya çalışanların, mahşerdeki ödülleri, nimetler içerisinde olmakla şekillenecektir. İyilerin ahiret hayatında cennet vardır. Bu cennet, Secde32/17 de ifade edildiği gibi, nimetlerle dolu olacak, akla hayale gelmeyen rızıklar, göz aydınlıkları ve sınırsız ikramlar iyi insanlara sunulacaktır.

M.Okuyan 

BİRR VE EBRAR KAVRAMLARI

“Takva” sözcüğünün anlamdaşı durumunda olan Birr” sözcüğü, “her türlü hayır ve iyilik işlerinde genişlik, ihsan, itaat, doğruluk, bol bol iyilik” demektir. Sözcük, bu geniş anlam alanıyla her türlü iyiliği, ihsanı ve hayırlı davranışı kapsamaktadır.
“Birr”, Kur'an'da şöyle tanımlanmıştır:

Yüzlerinizi doğuya ya da batıya çevirmeniz “birr” değildir. Ama “birr”, Allah'a, ahir [son] güne, meleklere, Kitap'a, peygamberlere inanmak; sahip olduklarından akrabalara, yetimlere, yoksullara, yolcuya, dilenenlere ve boyundurukları çözmeye [hürriyeti olmayanların hürriyetlerine kavuşmaları için], Allah sevgisi için vermek, namazı kılmak, zekâtı vermektir. Ve sözleştiklerinde, sözlerini tastamam yerine getirenler, sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabredenler, işte içtenlikli olanlar bunlardır. İşte bunlar takvalıların ta kendisidir.

(Bakara/177)

“Birr” sözcüğü isim olarak kullanıldığı gibi, ism-i fail olarak da kullanılır ve bu takdirde “çok çok iyilik yapan” anlamına gelir. Meselâ müminler çok çok iyilik yaparak “birr” in bizzat kendisi hâline gelirler. Kur'an böyle kimseleri “berr” sözcüğünün çoğulu olan “ebrar” sözcüğü ile tanımlamış ve bu sözcüğü “müttekin [iyiler, Allah'a saygılı insanlar]” anlamında kullanarak “muttekin” e sunulan nimetlerin “ebrar” a da sunulacağını bildirmiştir:

Ama Rablerinden sakınanlara gelince, onlar için, Allah katından bir konak olarak, altlarından ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları cennetler [bahçeler] vardır. Ve Allah katındaki, ebrar için daha iyidir.

(Âl-i İmran/198)

Hayır… Hayır… Ebrâr’ın [iyilerin, yardımseverlerin] kitabı [yazgısı] kesinlikle ılliyyinde [yüksekte, cennette]’dir.
Kim bildirdi sana, “İlliyyîn” in ne olduğunu? O, rakamlanmış [yazılmış] bir kitaptır [yazgıdır]! Yaklaştırılmışlar, ona tanıklık ederler.
Evet, ebrar [iyiler, yardımseverler], elbette, nimetler [mutluluk] içindedirler, tahtlar üzerinde, seyrederler. Yüzlerinde mutluluğun aydınlığını tanırsın. Mühürlü, saf bir içkiden içirilirler, Mührü misktir; yarışanlar, ancak bunda yarışa girmeliler! Ve onun karışımı Tesnim'dendir; yakınlaştırılmışların içeceği bir kaynak [pınar].

(Muttaffifin/18- 28)

Sosyal hayatın kurulması ve sağlıklı işlemesi açısından çok önemli olan ve âdeta insanlar arasındaki kaynaşmanın harcı olan “birr”, takva sahibi müminlerin olmazsa olmaz bir özelliğidir. Bu özelliğe bizzat “takva” denmese de, “takvalı olma hâli” denebilir. Zaten Rabbimiz de bize bu özelliğe sahip kişiler ile, yani “ebrar [iyiler, yardımseverler]” ile beraber ölmeyi istememizi tavsiye etmektedir:

“Rabbimiz! Evet, 'Rabbinize inanın!' diye imana çağıran bir sesleniciyi duyduk ve hemen inandık. Rabbimiz! Artık bizim günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi sil ve canımızı ebrar [iyiler, yardımseverler] ile birlikte al.”

(Âl-i İmran/193)

FÜCUR VE FÜCCAR KAVRAMLARI

“Fücur” sözcüğü sözlükte “yarmak, bir şeyi genişçe yarıp açmak” olarak tarif edilmiştir. Kur'an, bu eylemin olumlusu için “fecr”, olumsuzu için “fücur” sözcüklerini kullanmıştır.
Kur'an'ın olumsuz anlamda kullandığı “fücur” sözcüğü, gerek dil bilimciler ve gerekse din bilginleri tarafından “Şakku setri’d-diyanet [diyanet örtüsünün yırtılması, çatlaması]” olarak ifade edilmiştir. Bu şekilde din-iman örtüsünü yırtıp atanlara “facir” denir. Bu sözcüğün çoğulu da “füccar” veya “fecere” şeklinde ifade edilir:

Ama insan, önünde [yaşadığı sürece] kötülük yapmak ister de, “Diriliş Günü ne zamanmış?” diye sorar.

(Kıyamet/5, 6)

Sen onları bırakırsan, kuşkusuz onlar, kullarını saptıracaklar; yalnızca ahlâksız ve çok inkârcıdan başkasını doğurmayacaklar.

(Nuh/27)

İmanın dışa yansıması nasıl ki “takva” ya da “amel-i salih” ise, küfrün dışa yansıması da “fücur” dur. Yani fücur işlemek, gerçek imana sahip olmayanların bir karakteridir. Çünkü Allah inancı, insanın haram-helal, hayır-şer, cennet-cehennem gibi kategorilerin bilincinde olmasını sağlar. Dolayısıyla bu bilinç insanın fücur işlemesine engel olur. Zaman zaman hataya düşen insan için daima “tövbe etme” imkânı vardır. Ancak insan aynı hatayı tekrarlamamak şartı ile Allah'ın affediciliğine sığınmalıdır. Tövbeden sonra sözünde durmamak, yalan söylemek tam anlamıyla fücur işlemektir.
Sınırları dinle belirlenmiş davranışlara karşı çıkmak, din adına kural tanımamak, dinle getirilen kısıtlamaları kabul etmemek, dolayısıyla her türlü irili ufaklı günahı işlemek facirlerin en belirgin özelliklerindendir. Bu insanlar dünyada yaptıklarının hesabını vereceklerine inanmadıklarından ya da Allah'a döneceklerini düşünmediklerinden, her türlü fücuru işlemekten çekinmezler.
Kur'an, fücuru işleyenlerin kâfir ve cehennemlik olduklarını bildirmiştir:

Füccar [inançsızlar] ise kesinlikle Cahîm’de [Cehennem ‘de] olacaklar.

(İnfitar/14)

Hayır… Hayır… Füccâr’ın [inançsızların] kitabı [yazgısı] siccindedir [Zindan Cehennemi ‘ndedir]. -Ve kim söyleyecek sana, siccinin [Zindan ‘ın] ne olduğunu?- O, rakamlanmış [yazılmış] bir kitaptır [yazgıdır]! Vay haline, o gün, yalanlayanların ki onlar, Karşılık Günü'nü yalanlayanlardır. Gerçekten de, onu sınırları aşan günahkârdan başkası yalanlamaz.

(Muttaffifin/7-12)

Yoksa inanan ve iyi işler yapanları, yeryüzünde bozgunculuk yapanlar gibi mi tutarız? Ya da takvalıları “yoldan çıkanlar [füccar]” gibi mi tutarız?

(Sad/28)

İslâm dışı yaşayan, Allah'a teslim olmayan, din-iman tanımaz kimseler olan fücur ehli, takva karşıtı olan davranışları sonucunda, kendilerini oradan hiç kimsenin kurtaramayacağı cehenneme girecek, kesinlikle müminler [muttakiler] ile bir tutulmayacak, onlarla aynı kefeye konulmayacaktır:

İşte böylece Biz kentlerin anasını ve onun kıyısındaki kişileri uyarasın ve kendisinde hiç şüphe olmayan toplanma günü ile uyarasın diye sana Arapça bir Kur'ân vahyettik. Bir grup cennettedir, bir grup da cehennemdedir.

(Şûra/7)

Ve Saat’in dikildiği günde, işte o gün onlar, ayrılırlar.
Şimdi iman etmiş ve sâlihâtı işlemiş kimselere gelince; artık onlar, bir bahçe içinde neşelendirilirler.
Şu küfreden, ayetlerimizi ve ahiret buluşmasını yalanlayan kimselere gelince; işte onlar azap içinde hazır bulundurulurlar.

(Rum/14- 15)

O gün [buluşma günü], onlar, meydana çıkarlar. Kendilerinden hiçbir şey Allah'a karşı gizli kalmaz. -‘Bugün mülk kimindir?’, Sadece tek ve kahhar olan Allah'ındır!’-
Bugün her kişi kazandığının karşılığını bulacaktır. Bugün zulüm diye bir şey yoktur. Şüphesiz Allah, hesabı çok çabuk görendir.

(Mü’min/16-17)

Son ayetteki “... O gün [Din günü], kimse kimseye malik olmaz [efendilik yapamaz]. Ve o gün buyruk Allah’a aittir” ifadesinde asiler için büyük bir tehdit bulunmaktadır:

Ve en yakın aşiretini [oymağını] uyar.

(Şuara/214)

İşte o gün gerçek hükümranlık, Rahman’a özgüdür. Kâfirler için ise o, pek çetin bir gün olmuştur.

(Furkan/26)

Hamd/övgü, âlemlerin Rabbi, Rahman, Rahîm, Din Günü'nün sahibi Allah'adır.

(Fatiha/2- 4)

Ve ant olsun ki, siz, sizi ilk defa yarattığımız zamanki gibi yapayalnız / teker teker Bize geldiniz ve size verdiğimiz şeyleri arkanızda bıraktınız. Ve içinizde kendilerinin ortaklar olduğuna inandığınız şefaatçilerinizi sizinle beraber görmüyoruz. Ant olsun aranızda kesilme olmuş ve yanlış inandığınız şeyler kaybolmuştur.

(En’am/94)

Ve o gün O [Allah], onlara seslenip der ki: “Yanlış olarak inandığınız Benim ortaklar hani, nerede?”
Ve Biz her ümmetten bir şahit çekip çıkardık da “Haydi, kesin delilinizi getirin!” dedik. Artık bildiler ki, hakikat Allah’a aittir ve uydura geldikleri şeyler kendilerinden ayrılıp kaybolmuştur.

(Kasas/74,75)

Ve hiçbir kimsenin başka bir kimseye herhangi bir şey için karşılık ödemediği, hiçbir kimseden şefaatin kabul edilmediği, kimseden fidyenin alınmadığı ve onların yardım olunmadığı güne takvalı davranın.

(Bakara/48)

Ey iman etmiş kimseler! Kendisinde hiçbir alış verişin, hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin bulunmadığı bir gün gelmeden önce, size verdiğimiz rızıklardan infak edin. Ve kâfirler, zalimlerin ta kendileridir.

(Bakara/254)

H.Yılmaz

13. Şüphesiz iyiler nimetler içinde olacaklardır.

Yüce Allah yargılamanın ardından yapılacak değerlendirme ile insanların iki kısma ayrılacağını ve bunlardan birinin el-ebrar “iyiler” denen erdemli kişiler, bu dünyada Allah’a inanıp onun emirlerini tam anlamıyla yerine getirenler olduğunu belirtmiştir. Bu kişiler tüm nimetlerin sergilendiği “cennette olan grup” denmektedir. Vakıa 88-89 ayetlerinde el-ebrar kelimesi el-mukarrabûn “Allah’a yakın” kimseler olarak tanımlanmaktadır. Onlar da Naim cennetinde olacaklardır. Şuara 85 e göre de na’îm cenneti, peygamberlerin gitmek istediği cennettir.

B.Bayraklı

Bu yazı 64 sefer okunmuştur.