Sayfanın başına git
Önceki Sayfa
Ana Sayfa
Paylaş
Kur'an Ne Diyor? (SALÂT)
" 21. Ve [o Yargı Günü\nde insanların] hepsi Allah'ın huzuruna çıkacaklar; işte o zaman, zayıf olanlar bir vakitler büyüklük taslamış olanlara: “Bakın, bizler sizin izleyicilerinizdik” diyecekler, “o halde şimdi bizden Allah'ın azabını biraz olsun savabilecek güçte misiniz?” [Ötekiler buna şöyle] cevap verecekler: “Eğer Allah bize [kurtuluş] yolu[nu] gösterirse, şüphesiz, biz sizi de peşimizden sürükleriz; fakat, görebildiğimiz kadarıyla, şimdi artık sızlansak da, [hak ettiğimiz azaba] katlansak da, hepsi bir: bizim için artık kurtuluş yok!” " ( İbrahim - 21.Ayet) ( Ayeti incele )
 
 
 
SALÂT ( 20.7.2018 ) Paylaş

SALÂT

 

34. Bütün ibadetlerini korurlar.

Meariç 70/34

Ayetteki salât kelimesi “ibadet, dua, namaz”, yuhaafızûn fiili ise “korumak, özen göstermek” demektir.

Surenin 23 ayetinde “ibadette devamlılık” ilk nitelik olarak dile getirilmişken, burada “muhafaza etmek” üzerinde durulmaktadır. Söz konusu ayette dâmûn sözcüğü isimdir; buradaki yuhaafızûn kelimesi ise fiil olarak getirilmiştir. Anlaşılan o ki, “muhafaza etmek” fiili devamlılığı da içeren bir süreç anlamı versin diye tercih edilmiştir.

Yüce Allah Müminun 23/1-9 da kurtuluşa ereceğini söylediği müminlerin özelliklerini sıralamaktadır. “İbadetlerinde derin duyarlık sahibi olmak, boş şeylerden yüz çevirmek, arınmak için çalışmak, iffetlerini korumak, emanetlere ve verilen sözlere riayet etmek” şeklindeki beş nitelikten sonra altıncı olarak “salâvatını korumak” yer almaktadır. Yorumunu yapmakta olduğumuz ayetteki kullanımdan farklı olarak, burada salat kelimesinin çoğulu olan salavat kalıbı tercih edilmiştir. “Salâvatını korumak”, kurtuluşa erecek müminlerin özellikleri arasında bütünüyle ibadetleri içeren bir mahiyet arz etmektedir.

Enam 6/92 de yer alan “salâtı muhafaza etmek” özelliği, Kuran’ın indiriliş gayesi ve öncesinde gönderilmiş diğer ilahi mesajları onaylayan yapısını ortaya koyan bir içerikte yer almaktadır. Ahirete iman edenlerin Kuran’a da inandıkları ifade edildikten sonra, ikinci cümle “salatı muhafaza etmek” şeklinde belirlenmiştir. Bu kullanımdan da destek alarak, maksadın sadece namaz kılmak olmadığını, namazı da içerecek şekilde bütün dini hassasiyetleri korumanın, onları gereği gibi uygulamanın önemli olduğu ortaya çıkmaktadır. Kaldı ki 23 ayette de değindiğimiz üzere, Kuran da salat kelimesi ekaame, yekumu, ekim gibi kelimelerle kullanılırsa formu belli namaz anlamı verir. Bu kelimelerin olmadığı yerlerde geçen salat kelimesi “bütünüyle dini duyarlığı” ifade eder.

Ahirete imanın peşinden zikredilmesi nedeniyle “salatı muhafaza etme” yi bütün ibadetler anlamında “salih amel” olarak da kabul edebiliriz. Davranışlar imanın sonucu olarak gerekli şartları ve rükunları içerecek şekilde yapılırlarsa kendilerine “ibadet” veya “salih amel” ya da “hasenat” adı verilir. Diğer taraftan, ibadet, salih amel veya hasenat denilen davranışlarla desteklenmeyen kabullere de “iman” değil, “inanç” denilir. Durum böyle olunca, iman-amel birlikteliğinin kurtuluş için vazgeçilmez olduğu ortaya çıkmıştır.

İbadetlerin muhafaza edilmesi, onları yapmanın önüne başka meşguliyet geçirilmemesi gerektiğini de ifade eder. Nur 24/37-38 de bu konuda çok önemli bir hatırlatma yer almaktadır: “Nice yiğitler vardır ki, onları ne ticaret ne de bir (başka) kazanç kapısı Allah’ı anmaktan, namazı hakkını vererek eda etmekten ve arınmak için verilmesi gerekeni vermekten alıkoyabilir. Onlar kalplerin ve gözlerin dehşetle döndüğü günden korkarlar. Bütün bunların sonucunda da Allah onları yaptıklarının en iyisi ile ödüllendirir. Üstelik onlara kendi lütfundan daha fazlasını da verir; zira dilediğine hesapsız rızık bağışlayan yalnızca Allah’tır.”

Ayrıca Münafıkun 63/9 daki bilgi de son derece çarpıcıdır: “Ey iman edenler! Mallarınız da çocuklarınız da sizi Allah’ı anmaktan alıkoymasın. Kim bunu yaparsa, işte onlar kaybedenlerin ta kendileridir.” Bu arada “ticari bir menfeat veya bir eğlence gördüklerinde hemen ona doğru koşup Hz. Peygamberi tek başına bırakanların” ele alındığı Cum’a 62/11 deki uyarı da meşguliyetlerin veya dünyevi beklentilerin ibadetin önüne geçirilmemesi gerektiği noktasında net mesajlar içermektedir.

Musallin adı verilen kişilerin özelliklerinden ilkini ve sonuncusunu “namaz” la ilişkilendiren Elmalılı, özellikle son ayetteki “koruma” eylemini bir devlet kurma ve devletin ibadet ortamını güvene kavuşturması göreviyle ilişkilendirilmiştir. (Yazır, age, VIII, 342) Esasında başta namaz olmak üzere bütün ibadetlerin güven ortamında edası bağlamında sıkıntılı, işgal altında veya tedirginlik ortamında edası bağlamında sıkıntılı, işgal altında veya tedirginlik ortamındaki Müslümanları güvene kavuşturmak hedefi olmalıdır.

M.Okuyan

Bundan, namazın önemi anlaşılmaktadır. Cennete sahip olacak o yüksek meziyetli kimselerin sıfatı namaz ile başlar ve namaz ile biter. Namaz kılmak onların birinci sıfatlarıdır. Namaz kılmaya devam etmek ise onların ikinci sıfatıdır. Namazlarını korumak ise son sıfatlarıdır. Namazı korumaktan kasıt, onları vaktinde eda etmektir. Namazdan önce hem bedenlerinin ve hem de üzerindeki giysilerin temiz olmasına ve abdestlerine özen gösterirler. Abdestte vücut azalarını iyice temizlerler. Namazın farzlarına, vaciplerine, sünnet ve müstehaplarına tam manasıyla uyarak namazın adabına da riayet ederler. Allah'a karşı gelerek namazlarını heba etmezler. Bunların hepsi "namazı korumak" içerisinde sayılmaktadır. Mevdudi

34. Namazlarını korurlar.

Bu mümin insanlar, namazlarını kılmamak hiçbir dünyevi meşgaleyi mazeret göstermezler. Bunun en güzel açıklamasını Nur suresinin 37 ayetinde buluyoruz:

“Onlar ne ticaret, ne de alış-verişin kendilerini Allah’ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoymadığı delikanlı müminlerdir.” Namazı korumak, namaza devam etmek, hiçbir dünyevi faaliyetin engel olmaması demektir. Demek ki delikanlı müminler, neyi ne zaman yapacağının bilincinde ve ibadetleri ile işini birbirine karıştırmamaktır.

B.Bayraklı

Bu yazı 196 sefer okunmuştur.