Sayfanın başına git
Önceki Sayfa
Ana Sayfa
Paylaş
Kur'an Ne Diyor? (ANLADIĞIMIZ DİLDE İBADET)
" 37. kimseler [vardır ki,] bunları ne ticaret ne de kazanma hırsı Allah'ı anmaktan, salâtta devamlı ve duyarlı olmaktan, arınmak için verilmesi gerekeni vermekten alıkoyabilir; böyleleri kalplerin ve gözlerin dehşetle döneceği Gün'den korkarlar; " ( Nûr - 37.Ayet) ( Ayeti incele )
 
 
 
ANLADIĞIMIZ DİLDE İBADET ( 17.8.2018 ) Paylaş

ANLADIĞIMIZ DİLDE İBADET

 

Selam Arkadaşlar…

Bugün sizlere çokça merak edilen ve tartışılan bir konuyu, yani anladığımız dilde ibadet konusunu, Cenabı Allah’ın ve Kur’an’ı kerimin de yardımıyla anlatmak istiyorum.

Öncelikle şunu net bir şekilde belirtmek istiyorum; Kur’an’ın Cenab-ı Allah’tan gelen ilahi mesajının orijinal şeklini yani Arapça metnini çok iyi korumamız gerektiği kanaatindeyim. Çünkü Kur’an, Rabbimizin sözüdür, Meal ise çeviri yapan kişinin tercümesi veya yorumudur. Kur’an tabi ki farklı milletlerin diline çevrilebilen ve anlaşılabilir bir kitaptır ve bizim Kur’an’daki hükümleri anlayıp yaşayabilmemiz için anlaşılır olması gereklidir.

Fakat bir gerçek var ki, örneğin Arapçadan Türkçeye çevrilmiş mealleri incelediğimizde, bir ayeti anlayabilmek için bazen onlarca meale bakmamız gerekebiliyor. Ayrıca, Ayetleri farklı zamanlarda farklı bir şekilde anlayabiliyoruz. Kısacası Kur’an’dan her gün yeni bir öğüt alıyor, her gün yeni bir şeyler öğreniyoruz. Kendi dilimizde, yani anladığımız dilde yapacağımız ibadetlerin çok ciddi sıkıntılara yol açabileceğini ve yanılgıya düşebileceğimizi, dilimin döndüğü kadarıyla sizlere anlatmaya çalışacağım.

Mesela birkaç örnek vermek gerekirse, Kevser suresinde geçen “Venhar” kelimesi, meallerin bazısında “kurban kesmek” bazısında da “göğüslemek” olarak geçiyor. Başka bir örnekte; Kur’an da “Nebi ve Resul” ifadeleri geçmesine rağmen, meallerde ise Kur’an da hiç geçmeyen “Peygamber” ifadesi kullanılıyor. Bunun sonucunda “Allah’a ve Resûle itaat” konusu “Allah’a ve Peygambere itaat” olan yanlış bir şekle dönüşebilmekte ve bu sebeple, Ayetlerin yanlış anlaşılmasına, hatta şirk derecesine varabilecek yanlışlıkları doğurmasına sebep olmaktadır. Bu ve buna benzer örnekler meallerde sıkça karşımıza çıkmaktadır.

Anladığımız dilde ibadet konusunu anlatmaya öncelikle Ezan’dan başlamak istiyorum. Meselâ; Almanya’ya turist olarak giden Müslüman bir Türk, Arapça bir Ezan yerine, Almanca bir ezan duysa, acaba o sesin namaza çağrı olduğunu ve namaz vaktinin geldiğini anlaması mümkün müdür?

Çin de namaz kılmak için camiye giren, Fransız, İngiliz ve Afrikalı Müslümanlara, imam Çince bir Fatiha okusa bunun, Fatiha suresi olduğunu anlayabilirler mi sizce? Ya da Sultanahmet camisine namaz kılmak için gelen farklı milletlerden Müslümanlar, Türkçe bir İhlas ile karşılaşsa, bunun İhlas suresi olduğunu bilebilirler mi? mânâsını anlayabilirler mi?

Gelelim Türkiye de ki duruma, farklı anlamlar ifade eden meallerin, Camiler de okunmaya başladığını farz edelim, değişik meallerle kılınan namazın, kalıplaşmış ve kafiyeli Türkçe kelimelerle “şiir ve şarkı” edasında okunmayacağını düşünebilir misiniz?

Hatta ve hatta bazı Camilerde falancanın meali, Bazı camilerde de filancanın meali ile yapılacak ibadetlerin, Müslümanlar arasında gruplaşmaya ve ayrımcılığa yol açmayacağını söyleyebilir misiniz?

Ben… “Kur’an’ın, Rabbimizden gelen orijinal şekli ile yapılan bir ibadetin,” Müslümanları birleştirici olduğu kanaatindeyim. Örneğin Kâbe de kılınan ve Ayetlerin orijinal metni ile kılınan bir namazın, Tüm dünya Müslümanlarını birleştirdiğini ve aynı duygular içinde ibadet ettiklerini düşünüyorum.

Farklı dillerde ibadet yapılmış olsaydı, mutlaka Orada bile ayrımcılık ve fitneye sebep olacağına inanıyorum.

Hâlbuki Rabbimiz “fırkalara ayrılmayın, bölünüp parçalanmayın, gücünüz elinizden gider, demiyor mu?”

“Sarhoşken ne dediğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın” konusuna gelecek olursak;

Bu Ayette, özellikle sarhoşluk vurgusu yapılmaktadır. Sarhoşluk insana neler yaptırıyor bir bakalım.

Adam akşamdan içmiş ve karşısında oturan en samimi dostuna, sevdiği kişiye küfrediyor!

Sabah arkadaşı bana akşam niye küfrettin dediğinde vallahi, hatırlamıyorum diyor. Merdivenlerden yuvarlanmış sabah soruyorsun, hatırlamıyor bile… Ne dediğini bırak, nerede olduğunu bile bilmiyor. Bu kişi Rabbinin huzurunda namaza dursa, ne dediğinin ve ne yaptığının bilinci içinde olabilir mi?

Pe ki namazda anladığımız dilde, Rabbimize bir şeyler söylemeyelim mi? İsteklerimizi Rabbimize bildirmeyelim mi?

Tabi ki söyleyelim, bildirelim, derdimizi, sıkıntılarımızı Rabbimize arz edelim.

Namazın selam vermeden önce, son oturuşunda, orası dua etme yeri değil mi? İşte o zaman zaten herkes bireysel olarak Rabbine içinden geldiği biçimde dua etmiyor mu? Biz de Rabbimize, isteklerimizi ve dileklerimizi kendi sözlerimizle ve içimizden geldiği gibi arz edelim. Dertlere ve sıkıntılara en güzel biçimde cevap verecek olan Yüce Rabbimize anladığımız bir şekilde dua edelim inşallah…

Kısacası işin aslı şudur;

Kur’an-ı Türkçe yani anladığımız dilde okuyarak, İbadetlerimizi eda edersek, Kur’an, ilahî mesaj olmaktan çıkıp! beşerileşecek ve hayatımızda beşeri mesaj olarak kalacaktır.

Yani Yüce Allah’ın sözleri terkedilmiş, yerini beşerin sözlerine itibar edilen bir hâl alacaktır.

Konumuzu bir Ayeti kerime ile bitirmek istiyorum;

“Ey Rabbimiz! Bizi sana teslim olanlardan kıl; neslimizden de sana teslim olan bir ümmet yetiştir. Bize ibadet yöntemlerimizi göster. Tövbemizi kabul et; çünkü sen tövbeleri ziyadesiyle kabul edensin ve çok merhametlisin.” Bakara/128

 

Mehmet Çetinkaya

Bu yazı 151 sefer okunmuştur.