Sayfanın başına git
Önceki Sayfa
Ana Sayfa
Paylaş
Kur'an Ne Diyor? (MÜMİN BİR KİMSENİN YOLDA YÜRÜMESİ)
" 30. Bunun üzerine meleklerin hepsi topluca yere kapandılar, " ( Hicr - 30.Ayet) ( Ayeti incele )
 
 
 
MÜMİN BİR KİMSENİN YOLDA YÜRÜMESİ ( 16.11.2018 ) Paylaş

MÜMİN BİR KİMSENİN YOLDA YÜRÜMESİ

 

وَعِبَادُ الرَّحْمٰنِ الَّذٖينَ يَمْشُونَ عَلَى الْاَرْضِ هَوْنًا وَاِذَا خَاطَبَهُمُ الْجَاهِلُونَ قَالُوا سَلَامًا

63. Rahman'ın kulları, yeryüzünde böbürlenmeden/rahatsız etmeden yürüyen kişilerdir. Cahiller onlara hitap edince, "selam" derler.

(Furkan 25/63)

YÜRÜME ŞEKİLLERİ

 Yani, "Tiranlar ve zalimler gibi büyüklene büyüklene yürümezler; onların "gidişi, yumuşak huylu, doğru düşünceli ve güzel ahlâk-lı insanların gidişidir."
"Vakar ve tevazu ile yürümek" ne hasta, ne zayıf bir kimse gibi yürümek, ne de huşu veya Allah korkusu gösterişinde bulunan bir münafık gibi yürümek anlamına gelir.
Rivayetlere göre Nebi (sa.) sağlam ve çabuk adımlarla yürürdü. Bir gün Halife Ömer (r.a), bir gencin zayıf, hasta biri gibi yürüdüğünü görerek ona, "Hasta mısın?" diye sordu. "Hayır" cevabını alınca, kırbacını kaldırarak genci azarladı ve sıhhatli biri gibi yürümesini söyledi. Bu da gösteriyor ki, "mütevazı yürüyüş," zayıflık ve gereksiz huşu gösterisinde bulunan bir yürüyüş değil, soylu ve ağır başlı bir insanın yürüyüşüdür.
Allah'ın gerçek kullarının dikkati çeken ilk niteliği "yürüyüş “leridir. Çünkü yürüyüş kişinin karakterini gösterir. Kibir ve gurur gösterisi içinde değil, mütevazı ve vakarlı bir yürüyüş, yürüyenin soylu ve ağır başlı bir kişi olduğunu gösterir. O halde, çeşitli tipte kişilerin farklı yürüyüşleri, onların ne tür bir karaktere sahip olduklarının göstergesidir. Ayet, Rahman'ın gerçek kullarının halk içinde "Yürüyüş" leriyle tanınabileceklerini ima etmektedir. Onların Allah'a ibadet ve itaatları kendilerini öylesine değiştirmiştir ki, ilk bakışta "yürüyüş" lerinden hiç bir kötülüğe bulaşmaları umulmayan soylu, mütevazı, vakur ve iyi huylu kişiler oldukları anlaşılır.

SÖZLÜKTE

 "Cahiller": Okuma-yazma bilmeyen ve öğretim görmemişler değil, kaba ve küstah kişilerdir. Rahman'ın gerçek kulları, kendilerine kaba ve küstahça davranan cahillerle ilişkilerinde bile "kin" nedir bilmezler. Böylelerine rastladıklarında onlara esenlik dileyip yollarına devam ederler.

Cehalet 

Türkçede “bilgisizlik” denilen sözcüğün Arapçası “ جهل cehl, cehalettir. Kur’an’da türevleriyle birlikte 24 kez geçen “cehl” sözcüğünün sözlük anlamı; “bilmemek, kaba davranmak, gücendirmek, fıkır fıkır kaynamak” demektir.

Kur’an’daki kavramlar üzerine büyük bir otorite olarak kabul edilen Ragıb el İsfehanî, “cehl” sözcüğüne, Kur’an’a dayanarak üç anlam vermiştir:

Birinci anlam: Nefsin bilgiden boş olmasıdır.

İkinci anlam: Gerçeğin dışında bir şeye inanmaktır.

Üçüncü anlam: Bir konuda yapılması gerekenin veya hakkın tersini yapmaktır.  

KURANDA

“ 'Boş ve yararsız olan sözü' işittikleri zaman ondan yüz çevirirler ve: "Bizim yapıp ettiklerimiz bizim, sizin yapıp ettikleriniz sizindir; size selam olsun, biz cahilleri benimsemeyiz" derler.”
(Kasas 28/55)

“Ve yeryüzünde kibir ve azametle yürüme! Şüphesiz ki sen asla yeri yaramazsın ve boyca dağlara erişemezsin.”

(İsra; 17/37)  

“Ve insanlar için avurdunu şişirme (kibirlenme) ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Şüphesiz ki Allah övünen ve kuruntu edenlerin hepsini sevmez.”

(Lokman; 31/18)  

Firavun bozuntularının yürüyüşleri ise Kıyamet suresinde belirtilmiştir: 

Kıyamet; 75/31–33:Fakat o, ne tasdik etti, ne destekledi. Fakat o, yalanladı ve geri durdu. Sonra da gerine gerine ehline (ailesine, arkadaşlarına) gitti. 

BİR YORUM

Rahman’ın kulları, öyle kimselerdir ki, önce gidişleri, yeryüzünde yürüyüşleri ve hareket tarzları mülayimdir. Zorba, mağrur, kibirli, saygısız, kaba ve haşin değil; sükûnet ve vakar ile alçak gönüllü bir şekilde terbiyeli, nazik ve yumuşak yürürler. Etraflarını sıkıntılandırmaz, eza vermez, sendeler gibi gitmez, hesaplı, saygılı, merhamet tavrıyla güven ve huzur yayarak giderler. وَاِذَا خَاطَبَهُمُ الْجَاهِلُونَ   Cahiller, yani kendini bilmezler, edepsiz güruh laf attığı zamanda kendilerine  قَالُوا سَلاَماً  “selam” derler. Sela­metle neticelenecek söz söyler, yahut selametle derler. Onlara çatma­ya tenezzül etmezler, tahammül de ederler.

H.Yazır

Bu yazı 61 sefer okunmuştur.