Sayfanın başına git
Önceki Sayfa
Ana Sayfa
Paylaş
Kur'an Ne Diyor? (ÜMMİ NEBİ)
" 39. oysa, her birine uyarıcı dersler vermiştik; ama (bunlara aldırış etmeyince) hepsini yerle bir ettik. " ( Furkân - 39.Ayet) ( Ayeti incele )
 
 
 
ÜMMİ NEBİ ( 30.11.2018 ) Paylaş

ÜMMİ NEBİ

157. Onlar ki, yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılmış bulacakları ümmi Resul nebiye uyarlar; o onlara iyiliği emreder, kötü ve çirkinden onları alıkoyar. Güzel şeyleri onlara helal kılar, pis şeyleri onlara yasaklar. Sırtlarından ağırlıklarını indirir, üzerlerindeki zincirleri, bağları söküp atar. Ona inanan, onu destekleyen, ona yardım eden, onunla indirilen ışığa uyan kişiler, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.

Araf 7/157

SÖZLÜKTE

ISR: gelen yeni nebiye inanma görevidir. “Allah nebilerden kesin söz almıştı: “Size kitap ve hikmet verirde sonra sizdekini tasdik eden bir elçi gelirse, ona kesinlikle inanacak ve yardım edeceksiniz! Bunu kabul ettiniz mi? Bu hususta ısrımı üzerime aldınız mı?” demişti. Onlar “Kabul ettik” demişlerdi.”

(Al-i İmran 3/81)

Bu sebeple önceki nebilerin ümmetlerinin Muhammed as. İnanma görevi vardır. Son nebi ile birlikte ısr yükü kalktı. Burada o yükün olmadığı bir dua cümlesi ile müminlerin zihinlerinde canlı tutulmaktadır. İlgili ayet Yukardaki 7/157 tir.

Ümmü'l-gurâ; "Köylerin/Kentlerin Anası, Anakent" demek olup Mekke'nin Arap toplumunda bu isimle anılmasının sebebi, onun Kâbe çevresinde kurulan ilk yerleşim merkezi olmasıdır. Bazı yerleşim birimlerinin kendi isimleri ile değil de o birimlerin özelliklerini yansıtan isimlerle anılması Türkçede de mevcut bir durumdur. Meselâ; Ankara yerine Başkent, Türkiye yerine Anayurt veya Anavatan, Kıbrıs yerine Yavru vatan denmesi gibi…

Naklen ve aklen sabittir ki, Kur’ân'da geçen el-ümmî ifadesi "Anakentli [Mekke'nin içinde doğmuş, büyümüş, yaşamış, taşralı olmayan, bedevî olmayan]" demektir. (ümmî sözcüğü ile el-ümmî karıştırılmamalıdır.)

 

وَهٰذَا كِتَابٌ اَنْزَلْنَاهُ مُبَارَكٌ مُصَدِّقُ الَّذٖى بَيْنَ يَدَيْهِ وَلِتُنْذِرَ اُمَّ الْقُرٰى وَمَنْ حَوْلَهَا وَالَّذٖينَ يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ يُؤْمِنُونَ بِهٖ وَهُمْ عَلٰى صَلَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ
“ İşte bu da bir feyiz kaynağı ve daha önceki kitapları tasdik edici olarak, bir de hem Anakenti, hem de bütün çevresindeki insanları uyarman için indirdiğimiz bir kitap! Âhirete iman edenler, buna da inanırlar ve onlar namazlarını hakkıyla kılmaya devam ederler.

(Enam 6/92)

KURANDA

وَمِنْهُمْ اُمِّيُّونَ لَا يَعْلَمُونَ الْكِتَابَ اِلَّا اَمَانِىَّ وَاِنْ هُمْ اِلَّا يَظُنُّونَ
“ Onların içinde bir de ümmiler var ki, Kitabı bilmezler, bütün bildikleri birtakım kuruntular(yahut kulaktan dolma şeyler)dir; onlar sadece zannediyorlar.”

(Bakara 2/78)

فَاِنْ حَاجُّوكَ فَقُلْ اَسْلَمْتُ وَجْهِىَ لِلّٰهِ وَمَنِ اتَّبَعَنِ وَقُلْ لِلَّذٖينَ اُوتُوا الْكِتَابَ وَالْاُمِّيّٖنَ ءَاَسْلَمْتُمْ فَاِنْ اَسْلَمُوا فَقَدِ اهْتَدَوْا وَاِنْ تَوَلَّوْا فَاِنَّمَا عَلَيْكَ الْبَلَاغُ وَاللّٰهُ بَصٖيرٌ بِالْعِبَادِ
“ Seninle tartışmaya girişirlerse, de ki: "Ben de özümü Allah'a teslim ettim bana uyanlar da." Kendilerine Kitap verilenlere ve ümmilere de ki: "Siz de İslâm oldunuz mu?" Eğer İslâm olurlarsa doğru yolu bulmuşlardır. Yok, eğer dönerlerse, sana düşen, sadece duyurmaktır. Allâh kulları(nın yaptıklarını) görmektedir.”

 (Âl-i İmrân: 3/20)

وَمِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ مَنْ اِنْ تَاْمَنْهُ بِقِنْطَارٍ يُؤَدِّهٖ اِلَيْكَ وَمِنْهُمْ مَنْ اِنْ تَاْمَنْهُ بِدٖينَارٍ لَا يُؤَدِّهٖ اِلَيْكَ اِلَّا مَا دُمْتَ عَلَيْهِ قَائِمًا ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ قَالُوا لَيْسَ عَلَيْنَا فِى الْاُمِّيّٖنَ سَبٖيلٌ وَيَقُولُونَ عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَ وَهُمْ يَعْلَمُونَ
“ Ehl-i kitaptan öylesi vardır ki kendisine yüklerle altın emanet bıraksan onları sana öder. Ama öylesi de vardır ki, bir altın bile versen başında dikilip durmadıkça onu sana geri vermez. Bunun sebebi, onların: "Ümmîler hakkında ne yaparsak mubahtır, ondan dolayı sorumlu olmayız." demeleridir. Onlar bile bile, Allah hakkında yalan uydururlar.

(Âl-i İmrân: 3/75)

هُوَ الَّذٖى بَعَثَ فِى الْاُمِّيّٖنَ رَسُولًا مِنْهُمْ يَتْلُوا عَلَيْهِمْ اٰيَاتِهٖ وَيُزَكّٖيهِمْ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَاِنْ كَانُوا مِنْ قَبْلُ لَفٖى ضَلَالٍ مُبٖينٍ
“ O Allah'tır ki, ümmîlere içlerinden bir resul göndermiştir de o, onlara Allah'ın ayetlerini okur, onları arıtıp temizler, onlara Kitap'ı ve hikmeti öğretir. Onlar bundan önce tam bir sapıklık içine gömülmüşlerdi.” 

(Cuma: 62/2)

EHLİ KİTABIN RESULÜ TANIMLARI

اَلَّذٖينَ اٰتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْرِفُونَهُ كَمَا يَعْرِفُونَ اَبْنَاءَهُمْ اَلَّذٖينَ خَسِرُوا اَنْفُسَهُمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ

“ Kendilerine Kitap verdiklerimiz, oğullarını tanıdıkları gibi onu tanırlar (onun Allâh tarafından vahyedildiğini bilirler), ama kendilerini ziyana sokanlar inanmazlar.”

(En'âm: 6/20)

اَلَّذٖينَ اٰتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَتْلُونَهُ حَقَّ تِلَاوَتِهٖ اُولٰئِكَ يُؤْمِنُونَ بِهٖ وَمَنْ يَكْفُرْ بِهٖ فَاُولٰئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ
“ Kendilerine verdiğimiz kitabı, lâyık olduğu şekilde okuyup izleyenler var ya, işte onu tasdik edenler onlardır. Kim onu inkâr ederse, işte onlar hüsrana uğrayacakların ta kendileridir.”

(Bakara. 2/121)

وَاِذْ قَالَ عٖيسَى ابْنُ مَرْيَمَ يَا بَنٖى اِسْرَایٖٔلَ اِنّٖى رَسُولُ اللّٰهِ اِلَيْكُمْ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَیَّ مِنَ التَّوْرٰيةِ وَمُبَشِّرًا بِرَسُولٍ يَاْتٖى مِنْ بَعْدِى اسْمُهُ اَحْمَدُ فَلَمَّا جَاءَهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ قَالُوا هٰذَا سِحْرٌ مُبٖينٌ
“ Vakti geldi, Meryem'in oğlu İsa da: "Ey İsrail oğulları! Dedi, "Ben size Allah'ın Resulüyüm. Benden önceki Tevrat'ı tasdik etmek, benden sonra gelip ismi "Ahmed" olacak bir resulü müjdelemek üzere gönderildim. Ne zaman ki o, açık açık delillerle kendilerine geldi: "Bu, kesin bir büyüden ibarettir!" dediler.”

(Saff: 61/6)

EHLİ KİTABIN KİTAPLARINDA MUHAMMED NEBİ

Tevrat’ta, o günkü peygamber olan Mûsâ peygamberden sonra bir peygamber geleceği, Tesniye 18. Bölüm 15–19. cümlelerde; İşaya 41. Bölüm 25. cümlede ve 42: Bölüm 1–5. cümlelerde yer almaktadır. Ancak geleceği söylenen bu peygamber, tarihî gerçekler itibarıyla İsa peygamberdir. Zaten bizi de İncil’deki ifadeler ilgilendirmektedir:

YUHANNA İNCÎLİ

"Ben daha aranızdayken size bunları söyledim. Ama Baba'nın benim adımla göndereceği Yardımcı, Kutsal Ruh, size her şeyi öğretecek, bütün söylediklerimi size hatırlatacak. Size esenlik bırakıyorum, size kendi esenliğimi veriyorum. Ben size dünyanın verdiği gibi vermiyorum. Yüreğiniz sıkılmasın ve korkmasın. Size, 'Gidiyorum, ama yanınıza döneceğim' dediğimi işittiniz. Beni sevseydiniz, Baba'ya gideceğim için sevinirdiniz. Çünkü Baba benden üstündür. Bunları size şimdiden, her şey olup bitmeden önce söyledim. Öyle ki, bunlar olunca inanasınız. Artık sizinle uzun uzun konuşmayacağım. Çünkü bu dünyanın egemeni geliyor. Onun benim üzerimde hiçbir yetkisi yoktur.

[39-115] Yuhanna 14:25–30.

Size gerçeği söylüyorum, benim gidişim sizin yararınızadır. Gitmezsem, Yardımcı size gelmez. Ama gidersem, O'nu size gönderirim. O gelince günah, doğruluk ve gelecek yargı konusunda dünyayı suçlu olduğuna ikna edecektir: Günah konusunda, çünkü bana iman etmezler; doğruluk konusunda, çünkü Baba'ya gidiyorum, artık beni görmeyeceksiniz; yargı konusunda, çünkü bu dünyanın egemeni yargılanmış bulunuyor. "Size daha çok söyleyeceklerim var, ama şimdi bunlara dayanamazsınız. Ne var ki O, yani Gerçeğin Ruhu gelince, sizi tüm gerçeğe yöneltecek. Çünkü kendiliğinden konuşmayacak, yalnız duyduklarını söyleyecek ve gelecekte olacakları size bildirecek. O beni yüceltecek. Çünkü benim olandan alıp size bildirecek. Baba'nın nesi varsa benimdir. 'Benim olandan alıp size bildirecek' dememin nedeni budur.

[39-116] Yuhanna 16:7-25

MATTA İNCÎLİ 

"Bir benzetme daha dinleyin: Toprak sahibi bir adam, bağ dikti, çevresini çitle çevirdi, üzüm sıkma çukuru kazdı, bir de bekçi kulesi yaptı. Sonra bağı bağcılara kiralayıp yolculuğa çıktı. Bağbozumu yaklaşınca, üründen kendisine düşeni almaları için kölelerini bağcılara yolladı. Bağcılar adamın kölelerini yakaladı, birini dövdü, birini öldürdü, ötekini de taşladı. Bağ sahibi bu kez ilkinden daha çok sayıda köle yolladı. Bağcılar bunlara da aynı şeyi yaptılar. Sonunda bağ sahibi, 'Oğlumu sayarlar' diyerek bağcılara onu yolladı.  "Ama bağcılar adamın oğlunu görünce birbirlerine, 'Mirasçı bu; gelin, onu öldürüp mirasına konalım' dediler. Böylece onu yakaladılar, bağdan atıp öldürdüler. Bu durumda bağın sahibi geldiği zaman bağcılara ne yapacak?" İsa ‘ya şu karşılığı verdiler: "Bu korkunç adamları korkunç bir şekilde yok edecek; bağı da, ürününü kendisine zamanında verecek olan başka bağcılara kiralayacak." İsa onlara şunu sordu: "Kutsal Yazılar ‘da şu sözleri hiç okumadınız mı? 'Yapıcıların reddettiği taş, İşte köşenin baş taşı oldu. Rab ‘bin işidir bu, Gözümüzde harika bir iş!' "Bu nedenle size şunu söyleyeyim, Tanrı'nın Egemenliği sizden alınacak ve bunun ürünlerini yetiştiren bir ulusa verilecek. "Bu taşın üzerine düşen, paramparça olacak; taş da kimin üzerine düşerse, onu ezip toz edecek."   Baş kâhinler ve Ferisiler, İsa ‘nın anlattığı benzetmeleri duyunca bunları kendileri için söylediğini anladılar. O'nu tutuklamak istedilerse de, halkın tepkisinden korktular. Çünkü halk, O'nu peygamber sayıyordu.

[39-117] Matta 21:33-46

KİTAB-I MUKADDES:

Tanrınız RABB size aranızdan, kendi kardeşlerinizden benim gibi bir peygamber çıkaracak. Onu dinleyin. Horev'de toplandığınız gün Tanrınız RABB ‘den şunu dilemiştiniz: 'Bir daha ne Tanrımız Rabb’in sesini duyalım, ne de o büyük ateşi görelim, yoksa ölürüz. RABB bana, 'Söyledikleri doğrudur dedi. 'Onlara kardeşleri arasından senin gibi bir peygamber çıkaracağım. Sözlerimi onun ağzından işiteceksiniz. Kendisine buyurduklarımın tümünü onlara bildirecek. Adıma konuşan peygamberin ilettiği sözleri dinlemeyeni ben cezalandıracağım.

[39-118] Tensiye, 18:15-19

"Onu yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buluyorlar".

Muhammed nebinin geleceğine, yani zuhuruna dair günümüzün Eski Ahid kitabında da bazı Âyetleri buluyoruz:

"Onlar için kardeşleri arasından senin gibi bir nebi çıkaracağım ve sözlerimi onun ağzına koyacağım ve ona emredeceğim, her şeyi onlara söyleyecek"

(Tesniye, 18/8).

Kitab-ı Mukaddes'te geçen bu âyette yer alan "kardeşleri arasından" ifadesi, Arapları işaret etmektedir. Çünkü Araplar İbrahim’in oğlu İsmail'e ulaşmaktadır. Araplar ile İsrâîloğulları kardeş çocuklarıdır.

Kitab-ı Mukaddes'te kastedilen peygamber, Araplar'dan gelecek olan nebidir. Diğer taraftan Yuhanna İncil’inin 14. babının 16. âyetinde, "teselli edici" birinin gönderilmesi için Allah'a dua edeceği bildirilmektedir. Aslında bu kelime Parakletos'tur. Bu kelimenin Yunanca karşılığı, "çok övülen" anlamına gelen Parakletos’tur. Arapça eş anlamlıları "övgü" anlamına gelen hamd, "övdü" anlamına gelen hamidedir, yani başka bir ifade ile Muhammed ile Ahmet’in anlamını taşımaktadır.

Yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı olan nebinin isimleri bunlardı. Öyle anlaşılıyor ki nebi zamanına kadar gelen Tevrat ve İncil'de bu isimler yer almaktaydı. Yüce Allah İsrâîloğulları ’ndan, kendi kitaplarında yazılı olan nebiye tâbi olmalarını istemiş ve bunu rahmeti için sebep kılmıştır.

 

 

Bu yazı 36 sefer okunmuştur.