(Vâkı’a - 22.Ayet)

HASET KISKANÇLIK NİSA 4/54

HASET KISKANÇLIK NİSA 4/54 

Bu konu ayetlerde zararından Allah’a sığınmamız emredilen bir konudur. Ayetlerin eşliğinde konuya başlayalım.

 “Yoksa onlar, Allah'ın zenginlik ve cömertliğinden başkalarına bahşettiği nimetler dolayısıyla onları kıskanıyorlar mı? Oysa Biz İbrahim ailesine vahiy ve hikmet bahşetmiş ve onlara güçlü bir hükümranlık vermiştik.” 

(Nisa 4/54)

Bu ayetin açıklaması için Kuduri ’ye bir göz atalım

Kıskançlık:

Yüce Allah'ın; "Yoksa onlar" yani Yahudiler, "insanları" yani özel olarak Nebi (sav.)'ı. Bu açıklama İbn Abbas, Mücahit ve başkalarından nakledilmiştir. Yahudiler, Nebi (sav)'ı Nebiliği dolayısıyla, ashabı­nı da ona iman ettikleri için kıskanmışlardı. 

Katade der ki:  İnsanlardan kasıt Araplardır. Yahudiler, onlardan Nebi geldi diye Arapları kıskanmışlardır. 

Ed-Dahhâk der ki: Yahudiler, Nebilik aralarındadır diye Kureyşlileri kıskanmışlardı.

Kıskançlık (haset), yerilmiş bir şeydir. Kıskanan bir kimse her zaman kederlidir. Kıskançlık, ateşin odunu yiyip bitirmesi gibi hasenatı yer bitirir.

Bu manada hadisi Enes, Nebi (sa.)rivayet etmiştir. 

El-Hasen der ki: Ben haset edenden daha çok mazluma benzeyen zalim bir kimse görmüş değilim. Her zaman nefesini tüketir, keder yakasını bırakmaz, gözyaşı da bitip tükenmez. 

Abdullah b. Mesut der ki: Allah'ın nimetlerine düşmanlık etmeyiniz. Ona: Allah'ın nimetlerine kim düşmanlık eder ki? Diye sorulunca şöyle dedi: İnsanları Allah kendilerine lütfundan verdi diye kıskanan kimseler. Allah, indirmiş olduğu kitaplardan birisinde şöyle buyurmuştur: Kıskanç kimse nimetimin düşmanıdır. Benim hükmüme gazap eden bir kimsedir. Ve Benîm kısmetime razı değildir. 

Mansur el-Fakih şöyle demektedir:

"Beni kıskanıp duran kimseye de ki:

Sen kime karşı saygısızlık ettiğini biliyor musun?

Verdiği hükmü dolayısıyla Allah'a karşı saygısızlık ediyorsun

Çünkü sen, O'nun bana bağışladığına razı değilsin." 

Ebu'l-Ata insanlar hakkında şöyle der:

"Rabbim, gerçek şu ki, insanlar bana karşı insaflı davranmadı

Nasıl davranmış olabilirler ki, onlara insaflı davranırsam bana zulmediyorlar.

Bir şey benim oldu mu onu almaya kalkışırlar

Bense onların bir şeylerini isteyecek olursam bana vermezler.

Bağışım onlara ulaşırsa onlar bana teşekkür etmezler

Fakat onlara bir şey bağışlamazsam bu sefer bana söverler.

Bir keder gelip kapımı çalsa, güler, sevinirler

Bir nimet bana arkadaşlık etse beni kıskanırlar

Kalbime engel olacağım. Onları özlemesin diye

Ve onları görmemek için gözümü, göz kapaklarımla örteceğim." 

Şöyle denilmiştir: Sen kıskancın kıskançlığından kurtulmayı arzu ediyorsan, durumundan onu haberdar etme. Kureyşlilerden bir kişi şöyle demiştir;

"Açığa çıktı mı nimeti kıskanırlar

Ve batıl sözlerle ondan dolayı iftira ederler

Allah bir nimet lütfedecek olursa

O nimet düşmanlarının sözünün ona zararı olmaz." 

Şu beyitleri söyleyen de ne güzel söylemiştir

"Kıskancın kıskançlığına sabret Çünkü senin sabrın onu öldürür. Ateş birbirini yer durur eğer yiyecek bir şey bulamazsa" 

Bazı tefsir bilginleri yüce Allah'ın; "Rabbimiz, cinlerden ve insanlardan bizi saptıran o iki kişiyi bize göster ki, onları en aşağılardan olanlardan olsunlar diye ayaklarımızın altına alalım" (Fussilet, 41/29) buyruğu hakkında şöyle demişlerdir:

Cinlerden olan ile kastettikleri iblistir. İnsanlardan olan ile kastettikleri de kabildir. Çünkü İblis, küfür çığırın ilk açan kimse, Kabil de öldürme çığırını ilk başlatan kimsedir. Ve bütün bunların aslı da kıskançlık olmuştu. Şair der ki:

"Karga geçmiş zamanlarda

Güzel bir şekilde yürürmüş

Ama kekliği kıskandı da onun yürüyüşü gibi yürümek istedi.

Bu sebepten o bir çeşit ayağı bağlıymış gibi yürüme musibetine müptela oldu.

Kuduri 

KISKANÇLIK (HASET) DUYGUSU KURANDA ALLAHA SIĞINILACAK BİR DUYGU OLARAK ANLATILIR. 

 “Kıskandığı zaman hasetçinin şerrinden..."

(Felak-5) 

Şimdi de müfessir Hakkı yılmazın görüşlerine bakalım.

Haset, kıskanmak, çekememek, başkasında olan sağlık, zenginlik ve benzeri nimetlerden dolayı rahatsız olarak o kişiden o nimetin gitmesini istemek demektir. Haset kalpte bulunan ve insanı kötülüklere sürükleyen en önemli ve gayri ahlâkî özelliklerden, hastalıklardan birisidir. Bilgisizlik ve tamahkârlığın birleşmesinden, kaynaşmasından doğan haset en çok da tanıdık ve akrabalar arasında kendisini gösterir. Haset, çoğu kez kıskançlık olarak ifade edilir. Ancak bu kıskançlığı namus kıskançlığı ile karıştırmamak gerekir. 

Hasedin ortaya çıkmasına yol açan birçok sebep vardır. Bunların başlıcaları şunlardır:

Düşmanlık: Hasedin en önemli sebeplerinden birisidir. Kin ve düşmanlık sebebiyle ortaya çıkan haset sonucu, hileli yollarla nimet ortadan kaldırılır, insanın şerefi ile oynanır ve gizli işlerinin açığa çıkarılması için çaba harcanır. Bu tarz haset, çok kere çekişme ve kavgalara da yol açar ve hayat boyunca devam eder, 

Teazzuz: Mevki, servet veya ilim sahibi olan bir kişinin bu özellikleriyle karşısındakilere üstünlük taslaması, bu davranışı hoş görmeyen o kişilerde bir kıskançlık duygusu oluşturur. 

Kibir: Çevresindeki insanları küçük gören ve onları kendi emrinde görmek isteyen kibirli insanlar, başkalarının sahip oldukları her türlü olumlu durum karşısında o insanlara kıskançlık duyarlar. 

Şaşkınlık ve hayranlık.

Amacına ulaşamama korkusu: Kişilerin belli bir amaca ulaşmak konusunda birbirine üstünlük sağlama arzularından kaynaklanır. Birisinin amacına ulaşmasına yardımcı olan her nimet, diğeri için bir haset kaynağıdır.

Makam ve mevki sevgisi, önderlik isteği:

Örnek olarak, bir kimsenin bir ilim dalında parmakla gösterilen tek adam olmayı istemesi, bu konuda kendisine rakip olabilecek kimselere veya göz diktiği yere ulaşmış olanlara haset etmesinin başlıca nedenidir. Sürekli övülmek ve üstün gelmek isteğinde olan bir kimse, “Şu adam kendi alanında zamanın en büyüğüdür, eşi ve benzeri yoktur” denildiğinde nasıl sevinirse, başka bir kimsenin kendisine ortak gösterilmesi veya şöhretini ona kaptırması halinde de o kadar kıskançlık duyar. 

Kötü huyluluk ve Allah’ın kullarına verdiği nimetlere karşı cimrilik:

Bazı kimseler, hiçbir dertleri, eksikleri olmamasına rağmen, aşırı mal sevgisi, önderlik tutkusu, Tekasür hastalığı gibi sebeplerle Allah’ın nimetler verdiği, iyi huylarla donattığı başka kimselerden söz edildiğinde bundan rahatsız olur, haset ateşiyle yanarlar. Buna karşılık birisinin içinde bulunduğu zorluk ve çektiği sıkıntılardan söz edildiğinde de sevinç duyarlar. Böyle kimseler, başkalarının kötü durumda olmalarından hoşlanırlar, Allah’ın lütuflarına karşılık cimrilik gösterirler. 

Haset dışa vurulmadığı sürece kişinin kendisinden başkasına zararı olmaz. Haset eden kimsenin içinde sürekli bir ateş yanar. Bu ateş onu yakar, yavaş yavaş eritir. Çünkü birisinin nimetinin artması, hasetçinin hasedini, dolayısıyla rahatsızlık ve sıkıntısını çoğaltır. Hasetçinin göğsü daralır, uykusu kaçar. Amansız bir hastalığa düşer. Bu ise ancak kişinin düşmanlarının isteyebileceği bir durumdur. Haset edilenin perişanlığı istenirken, aslında hasetçi perişan olur. Buna karşılık haset edilen kimsenin durumunda bir bozulma, bir kötüleşme olmaz.

Ama hasetçinin içindeki haset coşar da dışa vurursa, haset edilene karşı kin, garaz güder, düşmanlık yapmaya başlar. Karşısındakinin yok olması için uğraşır.

Bunun için de iftira atar, komplo kurar, kundakçılık yapar hatta suikast bile düzenler. Ayette bahsedilen haset, bu aşamaya ulaşmış ve dışa vurulmuş kıskançlığın şerridir, kötülükleri ve zararlarıdır.

Haset bir duygu olduğundan dışa vurulmadan bilinme imkânı yoktur. Kulun buna bir çare araması söz konusu olamaz.

Gücü aşan bu tip konularda “Alîmun bi zati’s-sudûr” olan [akıllardan geçenleri bilen]” Allah’a sığınıp gereğini O’na havale etmekten başka yapacak bir şey yoktur.

H. Yılmaz 

Bu konu değişik araştırmacı yazarların görüşleriyle devam edecek. Şimdi de Mustafa İslamoğlu’nun şu yazısına bakalım.

Kıskançlık duyduğunda kıskancın şerrinden (sabah aydınlığının Rabbine sığınırım)

Haset, ”başkasında olan bir nimetin ondan alınıp kendisine verilmesini şiddetle istemek” şeklinde tanımlanmaktadır. Bu ayette insan benliğinde bulunan hasetten değil de, aktif Alana giren veya faaliyet göstermeye başlayan hasetten Allaha sığınılması emredilmektedir. Haset hastalığının en önemli ilacı, haset edilen şey için dua etmektir.

Hasetle birlikte kullanılan birbirine yakın veya zıt anlamlı kelimeler ve anlamları şöyledir;

Haset “bende yok, onda da olmasın” ;

Buhl “bende var, onda olmasın”;

Şuhh “onun ki benim olsun”;

Gıpta, “onda var, bende de olsun”;

Sahavet, “bende var, onda da olsun”;

fakr, “onda yok, bende de olmasın” Görüldüğü gibi, bu kelimelerden ilk üç tanesi kötülük içerikli, diğerleri ise iyilik ve güzellik içeriklidir.

Bu bağlamda Resûlullah’ın şu hadisini burada hatırlatarak bitirelim:

“Şu iki kişiden başkasına yönelik haset (gıta) olmamalıdır. Biri, Allah’ın mal verdiği ve o malı hak yolda kullanan, diğeri ise, Allah’ın hikmet verdiği ve onunla amel edip insanlara öğreten âdem” 

M. İslamoğlu

Resulullah sa. Buyurdu ki: Üç şey vardır, bunlardan hiç kimse kolay kolay kurtulamaz:

Zan, Haset, Tayr (uğursuz sayma)

Soruldu: Ya Resulullah, bunlardan nasıl kurtulunur? Şöyle buyurdu:

Haset edersen sataşma

Bir zanna kapılırsan, onu inceleyip durma

Tetayyur haline kapılırsan yürü git.

“Haset edene sataşma ” demek:

Kalbinde bir haset varsa onu açığa vurma. Kötü bir şekilde, onu anlatma. Çünkü dil ile söylemediğin, onunla bir işe girişmediğin sürece Allah Teâlâ, kalbinde saklı duran duygu ile seni sorguya çekmez.

“Bir zanna kapılırsan inceleyip durma” demek:

Bir Müslüman kardeşine, kötü zanda bulunursan, bu zannın gerçek olmasını isteyip o işi araştırma

“Tetayyur haline kapılırsan, yürü git” buyurulmasında ki mana:

Bir yere gitmek istediğin zaman, bir baykuş sesi veya bir azanın seğirmesi seni gideceğin yoldan alıkoymasın. Yürü işine git

TATAYYUR, cahiliye devri adetlerindendir.”

Nitekim eski milletler, Resullerine şöyle demişlerdir.

Dediler: "Sen ve beraberindekiler yüzünden başımıza uğursuzluk geldi/sen ve beraberindekileri uğursuzluk belirtisi sayıyoruz." Dedi: "Uğursuzluk kuşunuz Allah katındadır. Daha doğrusu siz, imtihana çekilen bir topluluksunuz.

(Neml 27/47) 

“Sen ve seninle olanlar yüzünden uğursuzluğa uğradık…”

Dediler: "Sizin yüzünüzden uğursuzlukla karşılaştık/biz sizi uğursuzluk sebebi saymaktayız. Eğer bu işe son vermezseniz, sizi mutlaka taşlayacağız. Ve bizden size acıklı bir azap kesinlikle dokunacaktır."

(Yasin 36/18)

 “Siz bize uğursuzluk getirdiniz. Yaptığınızı bırakmazsanız, sizi taşa tutarız.”

Resulullah sa. Şöyle buyurdu : “ Birbirinize öfkelenmeyin. Hasetleşmeyin. Zoraki artırmaya girmeyin. (Alışverişi –muvazaalı olarak- kızıştırmayın) Ey Allah’ın kulları, kardeş olunuz.”

Ebul Leys Semerkandi haseti aşağıdaki açıklamıştır.

Haset kadar zararlı hiçbir şey yoktur. Çünkü haset edilene bir kötülük ulaşmadan, haset edene beş tehlike gelir:

1. Haset eden bir kimsenin gamı kesilmez, derdi eksilmez, üzüntüsü bitmez.

2. Haset bir musibettir ki, hiçbir sevap getirmez.

3. Haset eden kötülük içindedir ki, hiçbir şekilde övülmez.

4. Rabbi, haset edene dargındır.

5. Haset eden, hiçbir başarı kazanamaz.

İslam âlimleri derler ki:

-Kuran hafızlarının şehadetini bütün halk için kabul ederim. Ancak, onların birbirlerine yaptıkları şehadetleri kabul edemem. Çünkü onları birbirlerini kıskanır görüyorum yani, hasedin çoğu onlardadır.

Nitekim bu kötü vasıflı âlimler, şöyle anlatıldı. 

Yoksa insanları, Allah'ın lütfundan kendilerine verdiği nimet yüzünden kıskanıyorlar mı? Evet, biz, İbrahim Ailesi'ne de Kitap'ı ve hikmeti vermiş, onlara çok büyük bir mülk de lütfetmiştik.

(Nisa 4/54) 

-“ Yoksa Allah’ın fazlından ihsan ettiği nimetler için, insanlara haset mi ediyorlar?

İblis Âdem as. A secde emri alınca secde etmek istemedi şöyle dedi 

Allah buyurdu: "Sana emrettiğimde secde etmeni engelleyen neydi?" İblis dedi: "Ben ondan hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın."

(Araf 7/12) 

-“ Beni ateşten yarattın; onu da topraktan”

İslam âlimleri derler ki:

-Haset edenin rahatı yoktur. Cimrinin vefası yoktur. Asık yüzlünün dostu yoktur. Yalancı, mürüvvet yüzü göremez. Hainin görgüsü makbul sayılmaz. Kötü huylu efendi olamaz.

Bazı olgun kimseler derler ki:

Haset eden kadar, mazlum kılığına giren bir zalim hiç görmedim. İnsanın bir mal veya seveceği başka bir şey görünce, onun yalnız kendisinin olmasını istemesi kötüdür. Ancak aynı şeyden kendisinin de olmasını istemek, kötü değildir.

Allah'ın kendisiyle kiminizi kiminize göre üstün kıldığı şeyi (malı) temenni etmeyin. Erkeklere kazandıklarından pay (olduğu gibi), kadınlara da kazandıklarından pay vardır. Allah'tan onun fazlını (ihsanını) isteyin. Gerçekten, Allah her şeyi bilendir.
(Nisa 4/32)

“Allah’ın sizi birbirinizden üstün kılmaya vesile yaptığı şeyleri ummayın.”

 “ Allah’ın fazlından isteyiniz.”

Durum anlatıldığı gibi olunca Müslüman kimse, başkasına yapılan ihsana göz dikmemelidir. Ancak aynı şeyden kendisine de verilmesini isteyebilir.

Bazı hâkim zatlar şöyle dediler:

Haset eden, beş yoldan Rabbi ile çekişme yolunu tutmuştur:

1. Kendisi dışında, kimin yanında bir nimet görürse, onu kıskançlıkla karşılar.

2. Kısmetine darılmaktadır. Adeta Rabbine şöyle demektedir; Ona niçin bu kısmeti verdin?

3. Allah’ın fazlı için cimrilik eder. Hâlbuki Allah’ın fazlını dilediğine verir. Ama o, buna haddi olmayarak cimrilikte bulunur.

4. Allah’ın veli kulunu küçük düşürmek ister. Yani, nimet sahibinin rüsva olmasını, elindeki nimetlerin gitmesini ister.

5. Allah’ın düşmanına (Şeytan’a) yardım etmek ister.

Şöyle anlatıldı:

Haset eden; meclislerde ancak kötülükle ve zelil olarak anılır. Meleklerden, öfke ve lanet kazanır. Yalnız zamanlarında öfkesi ve kederi artar. Can çekişirken, sıkıntı ve zorluk bulur. Kıyamet Günü durağında ancak rüsvaylık ve ceza görür. Cehennemde ise sıcaklık ve ateş bulur.  

Ebu’l Leys Semerkandi 

Allah müminlerin sadırlarını (göğüslerini) haset ateşinden korusun. Hakka ve hakikate açsın. Kalbi selim kullarından kılsın.

 

 

 

 

 

 

Yazıyı paylaş