(Meryem - 76.Ayet)

ALLAHA YAKLAŞMADA VESİLE ARAMAK

ALLAHA YAKLAŞMADA VESİLE ARAMAK 

Vesile konusu islâm toplumlarını perişan eden bir konudur. Konu doğru bir şekilde Kuranın gösterdiği vesileye değilde, insan şeytanlarının anlattığı şekilde kabul gördü. 

Her taraf vesile’ci şeyhler, gavslar, kutuplar, cemaat liderleri, kanaat önderleri, hatta ölmüş insanların ruhları, yatırlar, türbeler gibi saymakla bitmeyecek sahte ilahlarla doldurulmuştur.

Toplum fırkalara ayrılmış, herkes kendisinin doğru yolda olduğunu sanıyor. Halinden memnun bir vaziyette huzur içinde geziyor. İnsan şeytanları onlara yaptıkları bu işi süslemişler hallerini güzel göstermişler. Artık onlar tamamen Kuran’a kendilerini kapatmışlardır. 

 “Kendilerine yardım edilir ümidiyle Allah'tan başka ilahlar edindiler.”

(Yasin 36/74) 

 “Oysaki o ilahlar bunlara yardım edemezler. Tam aksine, bunlar, o ilahlara hizmet eden ordular durumundadır.”

(Yasin 36/75)

Bu durum dinden kaynaklanmıyor. Kuran bunun böyle olacağını ayetlerle belirtmiştir. Kuran’a kulaklarını tıkadıkları için İnsanlar şeytanlarının gönüllü askerleri durumuna gelivermişlerdir.

Şimdi ayetlere bir göz atalım: 

 “Hep birlikte Allah'ın ipine yapışın, fırkalara bölünüp parçalanmayın; Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Birbirinizin düşmanı idiniz, Allah kalplerinizi uzlaştırıp kaynaştırdı da O'nun nimeti sayesinde kardeşler haline geldiniz. Ateşten bir çukurun kenarında idiniz; sizi oradan kurtardı. Allah size ayetlerini bu şekilde açıklıyor ki, doğruya ve güzele yol bulasınız.”

(Al-i İmran 3/103) 

Şu anda bütün islâm ülkelerindeki insanları hali ayette belirtildiği gibi fırkalara ayrılmış durumdadır. Hâlbuki Kuran bizi asırlar önce uyarmıştır. 

 “Allah'a ve Resûlü’ne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin, çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider. Sabredin. Şüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir.”

(Enfal 8/46)

Herkes kendi yolunun doğruluğunu savunurken çekişmeler oluyor. Kuran da birleşselerdi, ona itibar etselerdi bunlar olmayacaktı.

Mahşer de içine düşeceğimiz acıklı durum şöyle olmasın:

  “O gün zalim, ellerini ısırarak diyecek ki: "Ne olurdu, resulle birlikte bir yol tutsaydım."

(Furkan 25/27) 

 “Vah yazıklar bana, ne olurdu da filanı izinden gitmeseydim (Halil).”
(Furkan 25/28) 

“Zikir/Kur'an bana geldikten sonra, o saptırdı beni ondan. Şeytan, insan için bir rezil edicidir.”

(Furkan 25/29)

Şimdi konumuzu oluşturan vesile ile ilgili ayete dönelim 

 “Ey iman edenler, Allah'tan korkup sakının ve (sizi) O'na (yaklaştıracak) vesile arayın; O'nun yolunda cihat edin, umulur ki kurtuluşa erersiniz.”

(Maide 5/35)

Bu ayette bize vesile arayın deniyor. İşte şeytanı ilgilendiren tarafı ayetin içindeki bu bölüm. Bektaşi’nin namaza yaklaşmayın kısmına itibar ettiği gibi.

Hâlbuki ayetin devamında bu vesilenin ne olduğu bildiriliyor. Ayetin bir kısmına iman edip diğer kısmına neden iman edilmiyor ki! 

 “Bütün bunlardan sonra siz şu insanlarsınız: Birbirinizi öldürüyorsunuz. İçinizden bir zümreyi yurtlarından çıkarıyorsunuz. Onlar aleyhine kötülük ve düşmanlık hususunda dayanışmaya giriyorsunuz. Esasında onları yurtlarından çıkarmak size haram edildiği halde, esir olarak size geldiklerinde fidyelerini veriyorsunuz. Şimdi siz Kitap'ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? İçinizden bunu yapanın cezası, dünya hayatında rezillikten başka bir şey değildir. Kıyamet gününde ise böyleleri azabın en şiddetlisine itilir. Allah, yapmakta olduklarınızdan habersiz değildir.”

(Bakara 2/85)

Allah Teâlâ bize vesileyi ayette “Allah yolunda cihat edin” şeklinde bildirmektedir. Allah yolu ne dir diye kurana sorarsak onun sıratı müstakim olduğunu söylüyor. 

 “Yemin olsun o hikmetlerle dolu Kur'an'a ki,”
“Gerçek şu ki, sen Allah'ın resullerinden birisin,”
“Dosdoğru bir yol üzerindesin.” 

(Yasin 36/2-4)

Bu cihadın nasıl yapılacağını Kuran’a sorarsak, alacağımız cevap bize o yolda kılavuzluk edecektir. 

 “Öyleyse kâfirlere itaat etme ve onlara (Kur'an'la) büyük bir cihat ver.”

(Furkan 25/52)

وسيلة [vesile], “kendisiyle bir başkasına ulaşılan, yaklaşılan şey” demektir.
Bizleri Allah’a yaklaştıracak ameller nelerdir? Kuranın rehberliğinde konumuza devam edelim. 

 “Hayır; ona boyun eğme (Rabbine) Secde et ve yakınlaş.”

(Alak 96/19)

Bu secde namaz secdesi olduğu gibi doğrudan Allah’a teslim olup onun emirlerine itaat etmek manasına da gelir. Bence ikinci mana birincisini de için de barındırır. 

 “Bizim katımızda sizi (bize) yaklaştıracak olan ne mallarınız, ne de evlatlarınızdır; ancak iman edip salih amellerde bulunanlar başka. İşte onlar; onlar için yaptıklarına karşılık olmak üzere kat kat mükâfat vardır ve onlar yüksek köşklerinde güven içindedirler.”

(Sebe 34/37) 

“Yarışıp öne geçenler de, öne geçmiş öncülerdir.”  

 “İşte onlar, yakınlaştırılmış (mukarreb) olanlardır.”

(Vakıa 56/10-11) 

Yakınlaştırılmış olanlar kuranda mukarreb tabiri ile anlatılmaktadır. 

Şimdi Hakkı yılmazın vesile ile ilgili makalesinden bir bölümüne bakalım. 

Bazıları, buradaki vesile sözcüğüne, “Allah'a götürecek, Allah ile kul arasında aracı olacak mürşit” manası vermektedirler ki bu, tevhit ile bağdaşmayan, şirk içeren bir anlayıştır:

Dikkatli olun, hâlis din sadece Allah'a aittir. O'nun astlarından birtakım veliler edinenler, “Onlar [Allah'ın astlarından edindiğimiz veliler] bizi Allah'a daha fazla yaklaştırsın diye biz onlara tapıyoruz.” Şüphesiz kendilerinin ihtilaf edip durdukları şeylerde, onların arasında Allah hüküm verecektir. Şüphesiz Allah, yalancı ve çok nankörün ta kendisi olan kişilere kılavuzluk etmez.

(Zümer 39/3)

Ölü veya diriyi, nebi veya salih kulu Allah'a aracı yapmaya kalkmak şirktir.
Şurası da unutulmamalıdır ki, Allah'a vesile arama yükümlülüğü, sadece Müslümanlar için değil, nebiler için de geçerlidir. Zira nebiler de bu ayetin muhatabıdır. Kişiler vesile oluyorsa, nebiler kimi vesile edineceklerdir?

H. Yılmaz 

Şimdide Mevdudi’nin Maide 5/35 ayetine yaptığı yoruma bir göz atalım.

Yani, "Allah'ın, yakınlığı ve razı lığını kazanmanıza yardım edecek her türlü aracın peşinden koşun."
"Elinizden geleni yapın" ifadesi "Câhidû" nun anlamını bütünüyle vermemektedir. 'Cahidû'da şu anlam vardır: Müminler Allah'ın yolu üzerinde duran tüm güçlerle mücadele etmelidirler. "Allah yolunda elinizden geleni yaparsanız, ancak, Allah'ın rızasını kazanabilir ve O'nu memnun edebilirsiniz. O halde, sizi Allah'ın yolundan alıkoyan, O'ndan yüz çevirten kulları olarak, O'nun yolunu izlemekten alıkoyan ve sizi kendilerinin veya başkalarının kulları olmaya zorlayan Allah'ın yolu üzerindeki her türlü kişi, grup ve güçle mücadele edin."

Gerçek başarı ve kurtuluşun ise, tümden ve yalnızca Allah'a kul olup, başka hiç bir şeye boyun eğmeden açıktan ve gizliden Allah'a itaatte yattığı ortadadır. Böyle olunca, düşmanla kuşkusuz bir çatışma durumu doğacaktır. Bu nedenle, "mümin" tüm düşman ve karşıt güçlerle her zaman ve her durumda savaşa tutuşmadıkça amacına ulaşamaz. Ne zaman tüm bu engelleri ortadan kaldırırsa, işte o zaman Allah'ın yolunda yürümesini sürdürür.

Mevdudi 

Kendisi ile ulaşılmak istenen yere yanılmadan ve kolayca ulaşılabilecek vesile kelimesi din olunca bu kurandır. İki ayetle konuyu bitirelim. 

Rabbinizden size indirilene uyun, O'ndan başka velilere uymayın. Ne az öğüt alıyorsunuz?

(Araf 7/3) 

Sana vahyolunana uy ve Allah hükmünü verinceye kadar sabret. O, hükmedenlerin en hayırlısıdır.

(Yunus 10/109)

Allah’a emanet olun

 

 

 

 

 

Yazıyı paylaş