(Yûsuf - 6.Ayet)

DİREKSİZ YÜKSELMİŞ GÖKYÜZÜ

DİREKSİZ YÜKSELMİŞ GÖKYÜZÜ

“Allah, şu gördüğünüz gökleri direksiz yükseltendir. …”

(Ra’d 13/2)
Kuran'ın Nebimiz dönemindeki bilgi seviyesiyle söylenmesi mümkün olmayan bilimsel gerçekleri söylemesi, onun mucizevî yönlerinden birisidir. Bu kitabımızda bu mucizeleri göstermeye çalışırken, daha çok son yüzyılda veya son yüzyıllarda anlaşılabilen bilimsel gerçeklerin 1400 küsur yıl önce söylendiğine yer verdik. Nebimiz dönemindeki araştırmalarla, gözlemlerle bilinmesi imkânsız olan bilgilerden biri de yukarıdaki ayette geçen ifadedir. Fakat bu gerçek diğer başlıklarımızdaki konular gibi son asırlarda keşfedilen bir olgu değildir. İnsanlar çok uzun zaman önce gökyüzünün direkler üzerinde yükselmediğini öğrendiler. Fakat Kuran'ın indiği dönemde, toplumun böyle bir ortak kanaati yoktu. Kuran'ın indiği dönemden sonra bile gökyüzünün Dünya'nın iki ucundaki dağlara yaslandığı fikrine inananlar vardı.
Örneğin Yeni Amerikan İncil’inin eski baskılarından birinde gökyüzü tersine çevrilmiş bir tasa benzetilmektedir ve gökyüzü direklerle ayakta durmaktadır

(Bakınız: The New Amerikan Bible, St. Joseph’se Medium Size Edition, sayfa 45).

İbni Abbas [ölümü Hicri 68 / Miladi 687], Mücahit [ölümü Hicri 100 / Miladi 718], İkrime [ölümü Hicri 115 / Miladi 733] gökyüzünü ayakta tutan direklerin [dağların] varlığına inanıyorlardı. Bu şahıslar, Kuran'ın ayetinin sadece görünen kısmı belirttiğini, görünmeyen alanda gökleri ayakta tutan direklerin var olduğunu savundular. Gökyüzünün Dünya'nın ucundaki dağlara yaslandığı fikrini tarihte Bâbilliler gibi savunan topluluklar oldu.

Nebimiz ‘in yaşadığı dönemde insanlar yeryüzünün küre şeklinde olduğunu ve yeryüzünde her iki yöne gidilince yine aynı noktaya gelinebileceğini bilmiyorlardı. Bu yüzden gökyüzünün direkler üzerinde yükseldiği veya yükselmediği iddiası Nebimiz ‘in içinde bulunduğu dönem için belirsiz, bilinemez, ispatlanamaz bir iddiadır. Kendi döneminde bilinmeyen ve şüpheli bir konuyu doğru olarak açıklaması Kuran'ın bir mucizesidir.

Kuran'ın belirttiği bu gerçek, Nebimiz ‘in zamanında ispatlanamadığı için, Kuran'daki bu ayetin varlığı Nebimiz'e bir avantaj sağlamamaktadır. Hatta bu ayet, o dönemde ispatlanamaz olduğu için bu ayetin ifadesi yüzünden Kuran'a itirazlar yöneltilmiş olması da mümkündür.

Kuran'ı Nebimiz ‘in yazdığı iddiasını ileri sürenlerin, Nebimiz ‘in dönemindeki kanaatlere karşın Kuran'da niye böyle bir ifade geçtiğini açıklamaları mümkün olmayacaktır. Kuran'daki anlatımların değerini daha iyi kavramamız için Nebimiz ‘in dönemine hayalen gidip o dönemin insanlarının kafa yapısını anlamaya çalışmamızın gerekliliği bu konuyla da anlaşılmaktadır.

Kuran, uçakların, arabaların olmadığı, Dünya'nın ne şeklinin bilindiği, ne de haritasının olduğu, çoğunluğun okuma yazma bilmediği bir ortamda vahyedilmiştir. Kuran'ı Nebimiz ‘in ya da Nebimiz dönemindeki insanların yazdığını söyleyenlerin iddialarına karşı bu tabloyu hatırlatalım. Eğer, Kuran'ın ifade ettiği bu konuların o dönemde söylendiğini göz önünde bulundurursak, Kuran'ın mucizelerini daha iyi anlayacağımız kanaatindeyiz.
GÖKYÜZÜ NASIL DURUYOR
Binlerce yıllık Dünya tarihinde insanoğlu Atmosfer ‘in niteliğinden, faydalarından, yaşamımız için olmazsa olmaz bir şart olduğundan habersiz olarak yaşadı. Tüm tabakalarıyla Atmosfer denen gaz topluluğu nasıl olmuştur da bir araya gelmiştir? Nasıl oluyor da sabit kalıyor? Gökyüzünün koruyucu bir tavan olması, geri döndürücü özellikleri, ayrı tabakalardan oluşması ve her tabakanın kendi görevlerini yerine getirmesi gibi, gökyüzünün direksiz bir şekilde durması da Allah'ın muhteşem sanatının bir sonucudur.
Güneş sistemimizin gezegenlerinde yapılan araştırmalar, hiçbir gezegenin çevresinde yaşamı olanaklı kılacak bir atmosfer olmadığını göstermiştir. Dünya'mızın çevresindeki Atmosfer ‘in varlığı ve daha da önemlisi bu Atmosfer ‘in yaşam için her türlü olanağı sağlayacak, yaşamı koruyacak şekilde yaratılması; Allah'ın içinde bulunduğumuz Dünya'yı, yaşamı burada yaratmak için seçtiğinin bir delilidir.
Gezegenin yüzeyinde, yakınlarında ortaya çıkan gaz molekülleri süratli bir şekilde hareket eder. Eğer gezegenin çekim gücü bu sürate üstün gelirse, gezegen gaz moleküllerini çeker ve gezegenin yüzeyi gaz moleküllerini emer. Eğer gaz molekülleri süratle hareket ederlerse ve gezegenin çekim alanından kurtulurlarsa, uzaydaki seyahatlerine devam ederler. Görüldüğü gibi, Atmosfer ve buna bağlı oluşan dengeler, Dünya'nın oluşumundan sonraki bir aşamada meydana gelmiştir.

Bu da Kuran'ın "Göğü yükseltti ve dengeyi koydu" (Rahman 55/7) ayetinde belirtilen, göğün sonradan oluşması ve dengenin kurulması ile ilgili ifadelerle mucizevi bir şekilde uyumludur. Gaz moleküllerinin Dünya'mızın çevresinde olduğu gibi bir Atmosfer şeklinde oluşması ve durması çok düşük olasılıktaki bir dengenin sağlanmasıyla mümkündür. Bu denge, yerkürenin çekimiyle gaz moleküllerinin hızının tam bir dengede durması halidir. Allah gökyüzünü direksiz yükseltirken böyle hassas bir denge sağlamıştır. Fakat iş bununla bitmemektedir. Bu dengenin sağlanması kadar sürekli devam etmesi de gereklidir. Allah yeryüzünü ve Atmosferi yaratırken bunun devamı için gerekli tüm dengeleri de kurmuş ve bu dengenin devamını sağlamıştır. Bilimin ilerlemesiyle öğrendiğimiz bu dengenin sürekliliğinin önemine, Kuran şöyle işaret etmektedir:
“Allah gökleri ve yeri yok olmasınlar diye tutuyor ...” (Fatır 35/41)
Bu denge için çok fazla verinin ayarlanması zorunludur. Örneğin yerkürenin Güneş'e göre konumunun ayarı önemlidir; çünkü bu ayar sayesinde yeryüzünün ısı dengesi sağlanacaktır ve de bu gaz moleküllerinin hareketini etkilemektedir. Yeryüzünün dönüş hızı da yine ısının homojenliği açısından önemlidir. Bu dönüş hızlanırsa Atmosfer dağılır, yavaşlarsa homojenlik bozulur, çünkü arka yüzdeki Atmosfer toprak tarafından emilir. Atmosfer ‘in devamı için ekvator ve kutup bölgeleri arasındaki ısı farkı da, bu ısı farkından ortaya çıkacak hava akımlarının korkunç sonuçlarını önleyen Himalayalar'daki, Toroslar ‘daki, Alpler ‘deki sıra dağlar da çok önemlidir. Sıradağlar yerküremizin yüzeyinde rüzgârları bloke ederek, soğuk havayı yüksek kesimlerde toplayarak dengenin korunmasına katkıda bulunurlar.

Ayrıca Atmosferimizin bileşimindeki gazlar da Atmosfer ‘in devamı için önemlidir. Örneğin Atmosfer ‘de yüzde olarak çok az miktarda bulunan karbondioksit, toprağı gece yorgan gibi örterek ısı kaybının olmasını önler. Atmosfer için yüzey ısısının kararlı kalması, gece ısı kaybının önlenmesi önemlidir. Görüldüğü gibi sıradağların varlığından karbondioksitin yaratılmasına, Dünya'nın büyüklüğünden Güneş'e olan konumuna, yüzey ısısının dengelenmesinden Atmosfer ‘deki gazların hızlarına ve özelliklerine kadar her şey çok ince bir şekilde, birbirleriyle bağlantılı olarak ayarlanmış ve bu sayede göğün direksiz yükselmesi mümkün olmuştur. Tüm bu yaratılışlar ve buraya sığdıramadığımız birçok ince oluşum sayesinde Atmosfer, Dünya'nın çekimiyle Dünya'ya yapışmadan, kendi hızına rağmen Uzay'a dağılmadan, tepemizde durmakta ve bize hizmet ettirilmektedir.
“... Bunlarda aklını çalıştıran bir topluluk için elbette deliller vardır.” (Rad 13/4)

(Kur’an Araştırma Gurubu)

Yazıyı paylaş