(Nahl - 118.Ayet)

ŞEFAAT MESELESİ

ŞEFAAT MESELESİ

 

Hiç kimse “İlah’ın içeriği olan sekiz mananın yerini kafasında ve kalbinde boş bırakamaz: Bunları tekrar hatırlayalım. 

Sığınılan, güvenilen, yardım istenen, en çok sevilen, en çok korkulan, her söylediği mutlak gerçek olan, mutlak itaate layık, tek kurtarıcı” Allah’tan başkası değildir. 

Mahşerde ki azaptan da dünyadaki azaptan da Allah’a sığınacağız ve diyeceğiz ki

“Rabbimiz bize dünyada da iyilikler ver ahirette de iyilikler ver bizi cehennem azabından koru …”

(Bakara 2/201) 

Yardımı, yani şefaati kimden istersek onu ilah ederiz, mahşere kime güvenerek gidersek, onu ilah ederiz. 4444 defa ne demesine geliyorsa! salavat getirmekle bu işler düzene girmez. Şefaat ya Resulullah demek, Şirktir, bir daha çıkmayasıya cehennem azabıdır.

Minarelerin mahyalarına takılan ve insanları şirke davet bu durum içler acısıdır. 

ŞEFAAT: Bu kelimenin Kurtarıcı, yardım edici, derecesinin artırılmasına sebep olan, aracı gibi anlamları vardır. 

4.85 - Kim, güzel bir aracılıkla aracılıkta (şefaatte) bulunursa, ondan kendisine bir hisse vardır; kim kötü bir aracılıkla aracılıkta bulunursa, ondan da kendisine bir pay vardır. Allah her şeyin üzerinde koruyucudur.

(Nisa 4/85)

Bu ayet dünyada yapılan ve neticesi de ahirete bırakılan bir konudur. 

Şimdi ahiretteki şefaat konusuna gelelim 

2.48 - Ve hiç kimsenin, hiç kimse adına bir şey ödemeyeceği, hiç kimsenin şefaatinin kabul edilmeyeceği, hiç kimseden bir fidye alınmayacağı ve yardım görülmeyeceği bir günden sakının.

(Bakara 2/48) 

2.254 - Ey inananlar, ne alışverişin, ne dostluğun ve ne de şefaatin olmadığı gün gelmezden önce, size verdiğimiz rızıktan (Allâh için) harcayın. Kâfirler, zalimlerin ta kendileridir.

(Bakara 2/254) 

Allah Muhammet nebiye şöyle buyurmaktadır. 

39.19 - Hakkında azap hükmü kesinleşmiş kimseyi, ateşte olan kimseyi sen mi kurtaracaksın?

(Zümer 39/19) 

Allah’tan başka şefaatçi yoktur. 

39.43 - Yoksa Allah'tan başka şefaat ediciler mi edindiler? De ki: "Ya onlar, hiçbir şeye malik değillerse ve akıl da erdiremiyorlarsa?"

39.44 - De ki: "Şefaatin tamamı Allah'a aittir. Çünkü göklerin ve yerin mülk ve hâkimiyeti de O' nundur. Sonunda da O'nun huzuruna götürülecek, O'na hesap vereceksiniz."

(Zümer 39/43-44) 

ŞİMDİDE HER REKÂTTA OKUDUĞUMUZ FATİHADAN BİR AYETE BAKALIM 

İYYA KE NA’BUDU VE İYYA KE NESTAİN: 

1.5 - (Ya Rabbi) Ancak sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz!

(Fatiha 1/5) 

Şefaat ya Resulullah diye dua eden bir kimse müşrik olur. Kimseyi kendimize şefaatçi tayin edemeyiz.

Cehennemden kurtulmak için şefaatten Kuran bahsetmez. Cennete girenler için bahseder.

Şefaat cennette olacaktır. Cenneti Adn üç kuşağın bir araya getirildiği cennettir. Kendisi, evladı ve torunu şeklinde olacaktır. En yüksek makam kime aitse, diğerleri de oraya getirilir.

Meleklerin duası, şefaattir. Cennete girmeye hak kazananlar bu duadan yarar sağlarlar. 

53.26 - Göklerde nice melekler vardır ki, onların şefaatleri hiçbir şeyle yarar sağlamaz; ancak Allah'ın dileyip razı olduğu kimseye izin verdikten sonra başka.

(Necim 53/26) 

Dileyip razı olduğu kulları zaten cennete girmiş oldular. Bundan sonraki olacaklar şöyledir. 

40.7 - Arşı taşıyan, bir de onun çevresinde bulunan melekler devamlı olarak Rab'lerini zikir ve O'na hamd ederler. O'na gerçekten inanır ve müminler için şöylece af dileyip dua ederler: "Ey Ulu Rabbimiz, senin rahmetin ve ilmin her şeyi kuşatmıştır! O halde tövbe edenleri ve Senin yoluna tâbi olanları, affet ve onları cehennem azabından koru!"

(Mümin 40/7) 

Bu ayette bahsedilen ve kendilerine dua edilen kullar dikkat edersek; Allah’ın mümin kulları içindir. Zaten mümin kullar cehennemin uğultusunu bile duymazlar ve cennete girerler. 

21.101 - Tarafımızdan kendilerine güzellik hazırlananlara gelince, bunlar cehennemden uzaklaştırılmışlardır.

21.102 - Onlar cehennemin hışırtısını bile işitmeyecek, canlarının çektiği nimetler içinde ebedî kalacaklardır.

21.103 - Onları, o en büyük korku hüzne kaptırmaz ve: "İşte bu sizin gününüzdür, size va'dedilmişti" diye melekler onları karşılayacaklardır.

(Enbiya 21/101-103) 

Cennete giren mümin kullar için melekler şöyle dua ederler. 

40.8 - Ey bizim ulu Rabbimiz! Sen, onları ve onlarla birlikte babalarından, eşlerinden ve nesillerinden iyi kimseleri kendilerine vâd ettiğin Adn cennetlerine yerleştir. Muhakkak ki Sen aziz ve hakîmsin (üstün kudret, tam hüküm ve hikmet sahibisin).

40.9 - Ve onları kötülüklerden koru. O gün Sen, kimi kötülüklerden korumuşsan, gerçekten ona rahmet etmişsin. İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk' budur.

(Mümin 40/8-9) 

39.53 - De ki: "Ey çok günah işleyerek kendi öz canlarına kötülük etmede ileri giden kullarım! Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz. Allah bütün günahları affeder. Çünkü O, gafur ve rahîmdir (çok affedicidir, merhamet ve ihsanı fazladır)."

(Zümer 39/53) 

Allah’ın resulünden şefaat bekleyenlere şu ayete bakmalarını öneririm. Ayet şöyledir. 

25.30 - Resul de şöyle der: "Ey Rabbim, benim toplumum, bu Kur'an'ı terk edilmiş/dışlanmış halde tuttular."

(Furkan 25/30) 

Ayetten de görüldüğü gibi şefaat değil, şikâyet vardır. 

Allah sonsuz merhamet sahibi ve af edici olduğu halde, kendisinden yardım istenecek tek güç olduğu halde onu bırakıp başka kapılara gitmek Allah’ın gazabını üzerimize çeker.

Af dilemek, tövbe etmek varken; Kuranla amel edip Allahtan yardım istemek varken bu nasıl iştir. Kendi kızına bile vefat etmezden önce şu şekilde konuşmuştur. 

Kızım Fatıma babam Allah’ın resulü diye sakın güvenerek mahşere gelme, güzel ameller işle ve Allah’ın rızasını kazanmaya çalış demiştir.

Allah bizleri kendi şefaatinden mahrum bırakmasın… 

39.43 - Yoksa Allah'tan başka şefaat ediciler mi edindiler? De ki: "Ya onlar, hiçbir şeye malik değillerse ve akıl da erdiremiyorlarsa?"

39.44 - De ki: "Şefaatin tamamı Allah'a aittir. Çünkü göklerin ve yerin mülk ve hâkimiyeti de O' nundur. Sonunda da O'nun huzuruna götürülecek, O'na hesap vereceksiniz."

(Zümer 39/43-44) 

Allah bizleri her halimizde kendisinden ümit eden, kendisine güvenen ve kendisinden isteyen kullarından kılsın.

KURAN NE DİYOR

 

 

Yazıyı paylaş