(Hûd - 76.Ayet)

ISR KONUSU

ISR KONUSU

 

Bu gün yeryüzünde yaşayan Ehl-i Kitap daha Muhammed as. Yeryüzünde görevlendirilmezden önce onun geleceğini bilmekteydiler. Ellerinde ki kitaplarında da bu bilgi mevcuttu. Muhammed as. ın gelmesine yakın bir zamanda müşriklere o geldiğinde başımıza geçecek ve onunla size karşı üstün geleceğiz diye dillendirirlerdi.

Ne zaman ki Resulullah geldi, kendilerinden gelmediği için onu kıskandılar ve ona yardımcı olmadılar. Hâlbuki Allah onlara ısr görevi vermişti. Ona iman edip ve yardımcı olmaları gerekmekteydi

Hani Allah Nebilerden 'kesin bir söz (misak)' almıştı: "Andolsun size Kitap ve hikmetten verip sonra size beraberinizdekini doğrulayan bir elçi geldiğinde, ona kesin olarak iman edecek ve ona yardımda bulunacaksınız." Demişti ki: "Bunu ikrar ettiniz ve bu ağır yükümü aldınız mı?" Onlar: "İkrar ettik" demişlerdi de "Öyleyse şahid olun, ben de sizinle birlikte şahid olanlardanım," demişti.

(Al-i İmran 3/81)

Allah, hiç kimseye güç yetireceğinden başkasını yüklemez. (Kişinin nefsinin) Kazandığı lehine, kazandırdıkları aleyhinedir. "Rabbimiz, unuttuklarımızdan veya yanıldıklarımızdan dolayı bizi sorumlu tutma. Rabbimiz, bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme (Isr) . Rabbimiz, kendisine güç yetiremeyeceğimiz şeyi bize taşıtma. Bizi affet. Bizi bağışla. Bizi esirge, Sen bizim mevlamızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et."

(Bakara 2/286)

Ayetteki (Araf 7/157)  şu ifade dikkatli bir şekilde incelenmelidir. Önce konuyu ele alalım.

” güzel şeyleri onlara helâl kılar, pis şeyleri onlara yasaklar. Sırtlarındaki ağırlıklarını indirir, üzerlerindeki zincirleri, bağları söküp atar.”

“Onlar ki, yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de (geleceği) yazılı bulacakları ümmi haber getirici (Nebi) olan elçiye (Resul) uyarlar; o, onlara marufu (iyiliği) emrediyor, münkeri (kötülüğü) yasaklıyor, temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılıyor ve onların ağır yüklerini, üzerlerindeki zincirleri indiriyor. Ona inananlar, destek olup savunanlar, yardım edenler ve onunla birlikte indirilen nuru izleyenler; işte kurtuluşa erenler bunlardır.”

(Araf 7/157)

Ayetteki bu ifade bazı tarikat ve cemaatler tarafından saptırılmaktadır. Kendisi için bile haram kılma yetkisi olmayan nebi nasıl olurda helal ve haram koyma yetkisi olabilir ki.

 “Ey Nebi! Ne için sen zevcelerinin hoşnutluklarını ararsın da, Allah'ın sana helâl kıldığını haram kılarsın? Mamafih Allah gafurdur, rahîmdir.”

(Tahrim 66/1)

Dikkat edilirse Araf 157 de Resul kelimesi geçmektedir. Resul sadece Allahtan geleni tebliğ ettiği için helal ve haramları tebliğ etmiş olur. Dolayısıyla helal ve haram etme yetkisinin sadece Allah’a ait olduğu görülür.

Hâlbuki Tahrim 1 ayette nebi kelimesi geçmektedir. Burada Resul sıfatı o anda yoktur. Kendi tercihini kullanmıştır. Ve ikaz edilmiştir.

“De ki: "Ne oldu size de Allah'ın size rızık olarak indirdiği şeylerden bir haram yaptınız bir de helal?" De ki: "Allah mı size izin verdi, yoksa Allah'a iftira mı ediyorsunuz?"

(Yunus 10/59)
Allah’ın ayetleri birbirleri ile çelişmez. Burada ayete (Araf 7/157) dikkat edilirse, Ümmi Nebi Resul tabiri vardır. Dolayısıyla bu haram ve helal koyma yetkisi Allah Teâlâ’ya aittir. Bunu onlara Resul olarak tebliğ görevi de Nebiye düşmektedir.

Ehli kitap sahipleri Nebilerin sonuncusu olan Muhammed as. Geleceğini biliyorlardı. Şimdi Kuran’ın bize verdiği habere göre bir inceleme yapalım.

 “Hani Meryem oğlu İsa da: "Ey İsrâîloğulları, gerçekten ben, sizin için Allah'tan gönderilmiş bir elçiyim. Benden önceki Tevrat'ı doğrulayıcı ve benden sonra ismi "Ahmet" olan bir elçinin de müjdeleyicisiyim" demişti. Fakat o, onlara apaçık belgelerle gelince: "Bu, açıkça bir büyüdür" dediler.”

(Saf 61/6)

 “Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Bununla birlikte, içlerinden bir zümre, bilip durdukları halde gerçeği gizliyorlar.”

(Bakara 2/146)
Emiru’l Mü’minun Ömer (ra), önceleri Yahudi âlimi iken Müslüman olarak İslam’la şereflenen Abdullah İbn-i Selam’a bu ayetin manasını sorduğunda İbn-i Selam şöyle cevap vermiştir:

“Ben Muhammed’i oğlumdan daha iyi tanıyorum. Çünkü Allah Teâlâ O’nu bize, sıfatlarıyla kitabımız olan Tevrat’ta bildirmiştir. Allah asla yalan söylemez. Amma oğlumun annesi hainlik etmiş olabilir. Kadınların ne yaptığını bilmem, fakat Tevrat’ın haber verdiğinden asla şüphe etmem.”

(Vâhidî, s. 47; Razi, Tefsir, IV, 116.)
Hıristiyan Papazları Resulullah’ı inkâr edince aşağıdaki ayet inmiştir.

 “Artık sana bu ilim geldikten sonra kim onun hakkında seninle çekişirse, de ki, gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım ve hep beraber dua ve niyaz edelim de Allah’ın lanetini yalancıların üzerine kılalım.” 

(Al-i İmran, 3/61)

Papazlar bu lânetleşmeye yanaşmadılar. Ellerindeki tahrif edilmiş İncil’de yazılı olduğunu biliyorlar ve kendi çocuklarını tanır gibi tanıyorlardı.

Allah onları Lanetleşme sonunda üzerlerine inecek azap ile korkutmuştur. Eğer Necrân Hristiyanları bunu kabul ederek karşılıklı lânetleşmeye kalksalardı ve neticesinde onlara bir azap gelmeseydi, bu, Resûlullah’ın kendi yalanını ortaya çıkarması  demek olurdu ki, buna Allah Teâlâ müsaade etmezdi.

Şimdi de diğer bazı ayetlere bakalım.

 “Ey Kitap Ehli, neden hakkı batıl ile örtüyor ve bildiğiniz halde hakkı gizliyorsunuz?”

(Al-i İmran 3/71)
“Allah size Kitap'ı ayrıntılı kılınmış bir halde indirmişken, Allah'ın dışında bir hakem mi arayayım? Kendilerine Kitap verdiklerimiz, onun, Rabbinden hak olarak indirildiğini biliyorlar. Sakın kuşkuya düşenlerden olma.” 

(En’am, 6/114)

 “Yanlarındakini doğrulamak üzere kendilerine Allah katından bir kitap geldiğinde, daha önce inkâr edenlere karşı zafer isteyip durdukları halde, tanıyıp bildikleri kendilerine gelince, onu inkâr ettiler. Küfre sapanların üstüne olsun Allah'ın laneti!...”
(Bakara 2/89)

 “Allah katından kendilerine, ellerinde bulunanı tasdikleyici bir resul geldiğinde, kitap verilenlerden bir fırka, Allah'ın Kitabı'nı hiç bilmiyorlarmış gibi kaldırıp arkalarına attılar.”

(Bakara 2/101)
“Ey Kitap Ehli, Kitaptan gizlemekte olduklarınızın çoğunu size açıklayan ve birçoğundan geçiveren elçimiz geldi. Size Allah'tan bir nur ve apaçık bir Kitap geldi.”
(Maide 5/15)


Kur’an-ı Kerim, Hristiyanların İncil'de açıklanan birçok bilgiyi örtbas ettiğini söylemektedir. Bu bilgilerden bir kısmı, Nebi (asm)’ın geleceğine işaret eden İncil’deki ifadelerdir. Bu bölümde Nebi (asm)’ın geleceğine işaret eden İncil’deki ifadeleri inceleyeceğiz.

1. İsa dedi; “Eğer beni seviyorsanız, emirlerimi tutun. Ben de RABB ’den dileyeceğim ve O size başka bir Faraklit verecektir; ta ki, daima sizinle beraber olsun.” 

(Yuhanna, Bâb 14, Âyet: 15-16)

2. İsa dedi; “Benim adımla Rabbin göndereceği Faraklit size her şeyi öğretecek ve size söylediğim her şeyi hatırınıza getirecektir.” 

(Yuhanna, Bâb 14, Âyet: 26)

3. İsa dedi; Faraklit geldiği zaman iman edesiniz diye, gelmeden önce size şimdi söyledim.”

(Yuhanna, Bâb 14, Âyet: 29)

4. İsa dedi; “RABB ‘den size göndereceğim Faraklit geldiği zaman, O benim hakkımda tanıklık edecektir...”

(Yuhanna, Bâb 15, Âyet: 26) 

5. İsa dedi; “Ama size gerçeği söylüyorum, benim gitmem sizin için yararlıdır. Çünkü gitmezsem, Faraklit gelmez... Ama gidersem onu size gönderirim.” 

(Yuhanna, Bâb 16, Âyet: 7)

6. İsa dedi; “...Ama Faraklit gelince sizi tüm gerçeğe yöneltecektir. Çünkü kendiliğinden konuşmayacaktır. Ne işitirse onu söyleyecek ve gelecek şeyleri size bildirecektir.” 

(Yuhanna, Bâb 16, Âyet: 13)

7. İsa dedi; “...O Faraklit beni yüceltecek, çünkü benimkinden alacak ve size bildirecek.” 

(Yuhanna, Bâb 16, Âyet: 14)

İncil’in yukarıdaki ifadelerinde İsa (as) tarafından gelmesi müjdelenen ve Faraklit” olarak geçen kelimenin aslı; Süryanice ’de “Münhamenna“ Yunanca ’da “Piriklitos” tur. Bu kelimenin birebir Arapça karşılığı ise “Ahmet” dir.

İncil ayetlerinde Grekçe Piriklitos yani “Ahmet” ifadesi bazı kaynaklarda “Briklitüs” olarak geçmektedir. “Ahmet”, Efendimiz (asm)’in bir ismi olduğu gibi, Kur’ân-ı Kerim’de de, O’nun İncil’de “Ahmet” olarak geçtiği açıkça ifade edilmektedir.

(Saf, 61/6)

Hem az önce bahsedilen bütün vasıflar sadece Nebi (asm)’da mevcuttur. O halde İncil’de gelmesi beklenen ve kendisi müjdelenen kişi, Muhammed (as)’dır.

Ayrıca “Faraklit” kelimesi, İncil tefsirlerinde hak ve batılı birbirinden ayıracak hakperest zat” olarak izah edilmiştir ki, İsa (a.s)’dan sonra gelecek insanları hakka sevk edecek zatın ismidir. Acaba Muhammed (as)’dan daha fazla bu vazifeyi yapmış başka birisi alemde gösterilebilir mi?

8. İsa dedi; “Size gerçeği söylüyorum; benim gidişim size faydalıdır. Zira ben gitmezsem, tesellîci size gelmez.”

(Yuhanna Bab 16, ayet 7)

Acaba, şu âleme gelen ve insanlara hakiki teselli veren Muhammed (asm)’dan başka kim vardır. Evet, O’dur, fani insanları ölümün ebedi idamından kurtarıp hakiki teselli veren.

9.  İsa dedi; “Artık sizinle konuşmayacağım: Çünkü bu dünyanın reisi geliyor ve bende onun hiçbir şeyi yoktur.”

(Yuhanna, Bâb 14, Âyet: 30)

10. İsa dedi;“... Ve O geldiği zaman günah, salâh ve hüküm için dünyayı ilzam edecektir.”

(Yuhanna, Bâb 16, Âyet: 8)  

11.“Yahya'nın tanıklığı şöyle oldu; açıkça konuştu, inkâr etmedi: "Ben Mesih değilim" diye açıkça konuştu. Onlar da kendisine: "Öyleyse sen kimsin? Sen İlyas mısın?" diye sordular: O da "Değilim" dedi. "Sen O nebi misin?" dediler. Yahya: "Hayır" diye cevap verdi...” 

(Yuhanna Bab 1, Ayet: 20-21)

Yahya (as)'a üç soru sorulmaktadır ve O, bu üç soruya da olumsuz cevap verir: 

a. Sen Mesih misin? Yani İsa mısın?

b. Sen İlyas mısın?

c. Sen O nebi misin? 

Demek Yuhanna İncil’inin bu cümlesinde üç ayrı nebiden bahsediliyor. Bunlar İsa (as), İlyas (as)  ve  O nebi (asm)'dir!..

Bu ifadelerden anlaşılmaktadır ki; "O nebi" İsa (as)'dan farklı bir şahsiyettir. Acaba Allah'tan aldığı sözleri insanlara duyuran, İsa (as)'ın çıktığı dönemde hâlâ gelmemiş olan ve İsa (as)'dan farklı olan ve “O nebi” diye işaret edilen nebi kimdir? Elbette Muhammed (asm)’dır. Zira Muhammed (as) dışında Allah'tan aldığı resullük görevini yerine getirip, tarihte önemli bir yer kazanmış ve İsa (as)'dan sonra gelmiş ikinci bir insan gösterilemez.

12.“Yalancı nebilerden sakının. Onlar size koyun postu içinde yaklaşırlar, ama özde yırtıcı kurtlardır… Onları yaşam ürünlerinden tanıyacaksınız. Hiç dikenlerden üzüm, deve dikenlerinden incir toplanır mı? Her iyi ağaç iyi ürün verir. Çürük ağaç ise kötü ürün verir… İyi ağaç kötü ürün vermediği gibi, çürük ağaç da iyi ürün vermez… İyi ürün vermeyen her ağaç kesilip ateşe atılır… Böylece sahte nebileri meyvelerinden tanıyacaksınız.”

(İncil-Matta Bab 7, Ayet: 15-20) 

İncil'in hiçbir yerinde İsa (as)'dan sonra nebi gelmeyeceği söylenmez. Buna karşın İncil'de nebilik iddiasında olanları tanımada şu kritere verilir:

"Verilen ürüne bak ve yalancı ile doğru söyleyeni ayırt et..."

Eğer İsa (as)'dan sonra hiç nebi gelmeyecek olsaydı; İsa (as), "Benden sonra nebi gelmeyecektir, benden sonra kim nebilik iddia ederse o yalancıdır." diye çok kestirme bir şekilde bu meseleyi halledebilirdi.

13. İsa (as) Kudüs’e gelir. Her gün dersler vermeye başlar. Fakat ileri gelenler, kâhinler ve din bilginleri onu yok etmek isterler. İsa (as) onlara şu mesajı verir:

 “Eğer bu hakikatlere iman etmezseniz, Allah bunlara inanıp yaşayacak sizden başka bir kavme ihsan edecek…”

Derslerinden birinde aşağıdaki misali ve ardındaki hakikati halka ve kâhinlere şöyle anlatır;

Bağ Kiracıları Benzetmesi

(Matta Bab 21, Ayet 33-46; Markos Bab 12, Ayet 1-12; Luka Bab 20, Ayet 9-19)

"Bir benzetme daha dinleyin: Toprak sahibi bir adam, bağ dikti, çevresini çitle çevirdi, üzüm sıkma çukuru kazdı, bir de bekçi kulesi yaptı. Sonra bağı bağcılara kiralayıp yolculuğa çıktı. Bağ bozumu yaklaşınca, üründen kendisine düşeni almaları için kölelerini bağcılara yolladı. Bağcılar adamın kölelerini yakaladı, birini dövdü, birini öldürdü, ötekini de taşladı. Bağ sahibi bu kez ilkinden daha çok sayıda köle yolladı. Bağcılar bunlara da aynı şeyi yaptılar. Sonunda bağ sahibi, 'Oğlumu sayarlar.' diyerek bağcılara onu yolladı. Ama bağcılar adamın oğlunu görünce birbirlerine, 'Mirasçı bu; gelin, onu öldürüp mirasına konalım.' dediler. Böylece onu yakaladılar, bağdan atıp öldürdüler. Bu durumda bağın sahibi geldiği zaman bağcılara ne yapacak?..”

İsa'ya şu karşılığı verdiler:

 "Bu korkunç adamları korkunç bir şekilde yok edecek; bağı da, ürününü kendisine zamanında verecek olan başka bağcılara kiralayacak..."

İsa onlara şunu sordu:

"Kutsal Yazılarda şu sözleri hiç okumadınız mı? 'Yapıcıların reddettiği taş, işte köşenin baş taşı oldu. Rabbin işidir bu, gözümüzde harika bir iş!' Bu nedenle size şunu söyleyeyim, Tanrı'nın egemenliği sizden alınacak ve bunun ürünlerini yetiştiren bir ulusa verilecek. Bu taşın üzerine düşen, paramparça olacak; taş da kimin üzerine düşerse, onu ezip toz edecek."

(Matta Bab 21, Ayet 43)

Baş kâhinler ve Ferisiler, İsa (as)'ın anlattığı benzetmeleri duyunca bunları kendileri için söylediğini anladılar.

O'nu tutuklamak istedilerse de, halkın tepkisinden korktular. Çünkü halk, O'nu nebi sayıyordu.”

"...Bu nedenle size şunu söyleyeyim, Tanrı'nın egemenliği sizden alınacak ve bunun ürünlerini yetiştiren bir ulusa verilecek...”

14.İncil’de, geleceği beklenen ve âlemin reisi olarak vasf edilen nebi hakkında: “Seyf ve asa sahibi” denilmiştir. Seyf; kılıç demektir. Demek gelecek nebi savaş ile vazifeli olacaktır. Bu durumda İsa (a.s) olamaz, zira O savaş ile vazifelendirilmemiş ve savaş etmemiş bir nebidir. “Kılıç sahibi” sadece,  Muhammed (as) olabilir. Zira nebi (asm) ve ümmeti savaş ile vazifelidirler. Ayrıca nebi (asm) asa sahibi idi; asa ile gezerdi.

15. Yine İncil’de geleceği müjdelenen nebi hakkında “sahibü-t taç” (taç sahibi) unvanı zikredilir. Bu unvan da Efendimiz (asm)’a mahsustur. Taç, başa takılan sarık demektir. Eski zamanda, milletler içerisinde, milletçe umumiyet itibariyle sarık saran Arap kavmidir. Demek taç sahibi; Muhammed (as)’a işarettir.

Sual: Niçin İsa (as) diğer nebilere kıyasla, Efendimiz (asm)’dan daha fazla bahsediyor ve Ondan müjde veriyor? Zira başka nebiler yalnız haber vermekle yetiniyor?

Cevap: Çünkü Muhammed (as), İsa (as)’ı, Yahudilerin müthiş iftiralarından, yalanlamalarından ve dinini tahriflerden kurtarmakla beraber, İsa (as)’ı tanımayan Yahudilerin zor ve meşakkatli şeriatına mukabil, kolay ve İsa (as)’ın şeriatını tamamlayacak bir şeriata sahiptir. İşte onun için çok defa “Âlemin reisi geliyor” diye müjde vermektedir.

Not: Kuran da âlemler kelimesi resuller için geçtiğinde bu insanlar anlamında kullanılmıştır. Yoksa evren kast edilmez. Âlemlerin reisi Allah’tır.

Buraya kadar gördüğümüz konuya ilaveten şunu söylemeliyim. Isr görevi diye bir görevden bahsetmek zorundayız. Allah Nebilerden Muhammed as. Geleceği haberini ümmetine bildirmesini emretmiştir. Ayrıca ona iman edilecek ve yardımcı olunacağı konusu emredilmiştir. Ellerindeki kitaplarda Tahrif edilmiş olsa da bu görevin ifadelerini görmekteyiz.

 

Şimdi Tevrat’ta nebi (asm)’a işaret eden ifadelere geçiyoruz:

1.   Her şeye egemen Efendiniz diyor ki; "Bir kere daha, vakit azdır ve Ben göklerle yeri, denizle karayı sarsacağım… Ve bütün milletleri sarsacağım ve bütün milletlerin Himada'sı gelecek ve bu mabedi şanla, şerefle dolduracağım.” der.

(Eski Ahit Haggay 2, ayet 6-7) 

Geleceği müjdelenen ve Tevrat’ın bu bölümünün orijinal metninde geçen “Himada” kelimesi, Arapça'da geçen Muhammed ismiyle aynı köklerden ve Ahmet isminin harfleri olan "Ha, Mim ve Dal" harflerinden oluşmaktadır ve genel olarak aynı anlamları taşımaktadır. Böylece Muhammed (as)'ın ismi veya isminin anlamını veren kelime, ayetin ifadesinde; gelecekte oluşacak görkemli bir olay ile beraber anılmaktadır.

Acaba Eski Ahit'ten sonra gelen ve Allah'ın varlığını milyarlara yayan Muhammed (as)’in  gelişinden daha görkemli ne olabilir! Demek, Tevrat’ın bu ayeti, nebi (asm)’dan ve onun ile meydana gelecek müthiş ve görkemli hadise olan İslam’ın bütün devletleri sarsarak dünyaya galip gelmesinden haber vermektedir.

2.Eski Ahit, İşaya bölümü 42, adeta nebi (asm)’ı anlatmakta ve O’nun geleceğinden haber vermektedir... İlk önce Eski Ahit’in bu bölümünü okuyalım ve daha sonra Tevrat’ta geçen bu ifadeleri tahlil edelim:

“İşte kendisine destek olduğum, gönlümün kendisinden razı olduğu seçtiğim kulum. Ruhumu (yani Cebrail'i)onun üzerine koydum. Milletler için adaleti meydana çıkaracaktır… Bağırıp çağırmayacak. Sokakta sesini yükseltmeyecek… Ezilmiş kamışı kırmayacak ve tüten fitili söndürmeyecek. Adaleti sadakatle ulaştıracak… Yeryüzünde adaleti sağlayana dek cesaretini yitirmeyecek ve kıyı halkları O'nun kanunlarını bekler…

Gökleri yaratıp, onları yayan, yeryüzünü ve ürününü seren, Dünya'daki insanlara soluk, orada yaşayanlara ruh veren Efendiniz Allah diyor ki: Ben Efendin, Seni doğrulukla çağırdım. Elinden tutacak, seni koruyacağım, seni halka antlaşma ve uluslara ışık yapacağım… öyle ki kör gözleri açasın, zindandaki tutsakları ve cezaevi karanlığında yaşayanları özgür kılasın… Ben Efendinim (Rabbınım). Adım budur. Onurumu bir başkasına, övgülerimi putlara bırakmayacağım…

Bakın önceden bildirdiklerim gerçekleşti. Şimdi de yenilerini bildiriyorum, bunlar ortaya çıkmadan önce size duyuruyorum… Ey denizlere açılanlar ve denizlerdeki her şey, kıyılar ve kıyı halkları! Efendinize yeni bir ilahi söyleyin. Dünya'nın dört bucağından onu ezgilerle övün… çöl ve onun şehirleri, Kedar'ın oturduğu köyler seslerini yükseltsinler. Selada oturanlar terennüm etsinler, dağların doruklarından bağırsınlar…”

Eski Ahit İşaya bölümü 42'de geçen gelecek ile ilgili bu anlatımlar nebi (asm) ile büyük bir uyum göstermektedir. Hem bu hadiselerin ileride olacağının söylenmesi de çok önemlidir. Demek ki bu müjde Musa (as) zamanında ve daha önce açığa çıkmamıştır. Gelecekte vaki olacaktır…

Şimdi bu müjdenin Muhammed (as) olduğunu,  bu ifadeleri  birer birer inceleyerek görelim:

a.  “İşte kendisine destek olduğum, gönlümün kendisinden razı olduğu, seçtiğim kulum. Ruhumu (Cebrail'i) onun üzerine koydum. Milletler için adaleti meydana çıkaracaktır.”

(Eski Ahit İşaya 42, Ayet: 1)

Not: Bu alıntıları yapan tefsirciler Ruh kelimesini Cebrail olarak yazmaktadırlar. Hâlbuki Ruh Allah’ın ayetleridir.

Böylece sana emrimizden bir ruh vahyettik. Sen, kitap nedir, iman nedir bilmiyordun. Ancak Biz onu bir nur kıldık; onunla kullarımızdan dilediklerimizi hidayete erdiririz. Şüphesiz sen, dosdoğru olan bir yola yöneltip iletiyorsun.

(Şura 42/52)

Tevrat’ta geçen bu cümle, her kelimesiyle nebi (asm)’e işaret etmektedir. Zira Allah Ona destek olmuş, ondan razı olmuş ve insanlar üzerine Onu seçmiştir. Ayrıca ayetlerini Ona göndermiş ve milletler içinde adaleti onunla meydana çıkartmıştır. Demek bu ifadede geleceği müjdelenen zatın beş sıfatı da nebi as. da mevcuttur. Öyleyse Tevrat’ın bu cümlesi her kelimesi ile Muhammed (asm)’i müjdelemektedir.

b.   “Bağırıp çağırmayacak. Sokakta sesini yükseltmeyecek. Ezilmiş kamışı kırmayacak ve tüten fitili söndürmeyecek. Adaleti sadakatle ulaştıracaktır...” 

(Eski Ahit İşaya 42, Ayet: 2 ve 3)

Tevrat’ta geçen bu ifadelerde Muhammed (asm)’ın güzel ahlakından haber vermektedir.  Kur’an ayetleri Efendimiz (asm)’ın bu vasfını

“Muhakkak ki sen üstün bir ahlaka sahipsin.”

Kalem, 68/4.

İfadesiyle beyan buyururken, Tevrat’ta da bu şekilde haber verilmektedir. Demek geleceği müjdelenen Zat, üstün bir ahlakın sahibi olacaktır. Efendimiz (asm) ise dost ve düşmanın tasdikiyle böyle üstün bir ahlaka sahiptir.

c.  “Yeryüzünde adaleti sağlayana dek cesaretini yitirmeyecek ve kıyı halkları O'nun kanunlarını bekler…” 

(Eski Ahit İşaya 42, Ayet: 4)

Tevrat’ın bu cümlesi de Muhammed (asm)’dan haber vermektedir. Zira Muhammet (asm) daha hayatta iken yeryüzüne hâkim olmuş ve adaleti sağlamıştır. Ve asla cesaretini kaybetmemiştir. Hatta

“Allah seni insanlardan koruyacaktır.”

Maide, 5/67

Ayeti kerimesi indiğinde, çadırının önünde nöbet bekleyen sahabeleri dahi göndermiş ve onlara; “Artık beni Allah koruyacak, sizin beklemenize gerek yok.” demiştir. Ve yeryüzünde, zulüm ile adeta işkence gören insanlar ve milletler, adaleti sağlayacak bu zatı beklemişlerdir. Demek bu ifade Muhammet (asm)’ın cesaretinden, adaleti sağlayacağından ve kıyı halklarının onun kanunlarını beklemelerinden haber vermekle, Muhammet (asm)’a işaret etmiş, hatta Muhammet (asm)’ı tarif etmiştir.

ç.  "Ben Efendin, seni doğrulukla çağırdım. Elinden tutacak, seni koruyacağım, seni halka antlaşma ve uluslara ışık yapacağım...”

(Eski Ahit İşaya 42, Ayet: 6)

Tevrat’ta, geleceği müjdelenen O zatın, Allah’ın tarafından korunacağından bahsedilmiş ki, Allah’ın Efendimiz (asm)’ı en zor zamanlarda, hatta kurtulmanın imkânsız olduğu en zor durumlarda koruduğu ve Onu selamete çıkardığı tarihçe malumdur. Hatta hicrette, saklandığı mağarada, müşrikler tarafından yakalanması an meselesi iken ve yanındaki sadık dostu Ebubekir (ra), Onun için gözyaşı dökerken, O metanetle sadık dostuna 

“Korkma, Allah bizim ile beraberdir.”

(Tevbe 9/40)

Diyerek, bu ilahi korumanın varlığını bildirmiştir. Muhammet (asm)’ın hayatının her safhasında bu ilahi koruma görülmektedir. Siyer-i Nebevi ’yi iyi bilenler, bu sözümüze şahit olacaklardır.

Ayrıca Muhammet (asm), halkların anlaşmasına vesile olmuştur. Onun ile kan davaları son bulmuş, düşmanlar kardeş olmuştur… Ve yine Muhammet (asm) ile uluslar yollarını bulmuş, adeta onlara ışık olmuştur. Demek Tevrat’ta geleceği müjdelenen zatın üç vasfı ki: I. Allah’ın onu koruyacağı, II. Halkla anlaşma, III. Uluslara ışık olacağı, Muhammet (asm)’ın herkesçe malum olan sıfatlarıdır.

d. “Öyle ki kör gözleri açasın, zindandaki tutsakları ve cezaevi karanlığında yaşayanları özgür kılasın…”

(Eski Ahit İşaya 42, Ayet: 7)

Tevrat’ın bu cümlesi de Muhammet (as)’den haber vermektedir. Zira Onunla körelmiş gönül gözleri görmüş ve hasta gönüller iyileşmiştir. Onunla nefsin tutsakları özgür kalmış ve şirkin karanlığında yaşayanlar tevhit ışığına kavuşmuştur.

e. “Ben Efendinim. Adım budur. Onurumu bir başkasına, övgülerimi putlara bırakmayacağım...” 

(Eski Ahit İşaya 42, Ayet: 8)

Tevrat’ta geçen bu ifade çok manidardır. Çünkü Allah Teâlâ bu ayetiyle, göndereceğini müjdelediği zatın, putperestliği yok edeceğini haber vermektedir.  Muhammet (asm)’ın da en büyük mücadelesi putperestler ile olmuş ve Mekke’yi fethettiğinde ilk iş olarak Kâbe’deki putları kırmıştır.

Ayrıca Allah Teâlâ bu ayette, “putlara övgüleri bırakmayacağını” bildirmiştir. Muhammet  (asm) bu vazifeyi de yapmış ve  “Elhamdülillah” fermanıyla, bütün övgülerin Allah’a mahsus olduğunu bildirmiştir. O halde geleceği bildirilen O zat, Efendimiz (asm)’dır. Zira Muhammet (asm), müjdelenen zatın vazifesini hakkıyla eda etmiştir.

f.  “Çöl ve onun şehirleri, Kedar'ın oturduğu köyler seslerini yükseltsinler. Selada oturanlar terennüm etsinler, dağların doruklarından bağırsınlar.”

(Eski Ahit İşaya 42,  Ayet: 11)

Tevrat’ın bu cümlesi de Muhammet (asm)’den haber vermektedir. Zira Muhammet (asm), İbrahim (as)'ın oğlu, İsmail (as)'ın oğlu Kedar'ın soyundan olan bir toplumun üyesiydi. Demek bu ifade Efendimiz (asm)’ın soyuna işaret etmektedir.

Sözün özü; Eski Ahit'ten bu bölümleri Muhammet (asm) ile tam bir uygunluk içindedir. Ayrıca Tevrat’ın bu bölümünün devamında, 17. ayette; putperestlerin utandırılmasından bahsedilmesi de ilginçtir. Zira bu utandırma hadisesi de Muhammet (asm) ile gerçekleşmiştir. Evet, dikkatli bir incelemeyle Eski Ahit'te daha birçok işaretler bulunabilir. Demek Kur’an'ın söylediklerini embriyolojiden astronomiye, jeolojiden arkeolojiye birçok bilim dalı onayladığı gibi, Eski Ahit'in işaretleri de desteklemektedir.

3. “Onlar için kardeşleri arasından, senin gibi bir nebi çıkaracağım ve sözlerimi onun ağzına koyacağım.”

(Kitab-ı Mukaddes, Tesniye Bâb18, Âyet: 18)

4. “Gerçek, Musa demiştir: “Rab size kardeşleriniz arasından benim gibi bir nebi çıkaracak, her ne söylerse onu dinleyeceksiniz. Ve bütün nebiler, İsmail ve sıra ile gelenler, hep söylenen bu günleri ilân ettiler.”

(Yeni Ahit Resullerin İşleri, Bâb: 3, Âyet: 22)

Şimdi Kitab-ı Mukaddes’ten alınan bu iki cümleyi tahlil edelim: 

a. Musa (as)’ın, İbrahim (as)’ın oğlu İshak (as)’ın soyundan gelen İsrâiloğulları’na; “kardeşleriniz” şeklindeki hitabı, İshak (as)’ın kardeşi İsmail (as)’ın soyuna, yani İsmail oğullarına işarettir. İsmail oğullarından gelecek olan nebi ise ancak Muhammed (as) olabilir; çünkü İsmail (as) soyundan yalnızca Muhammet (asm) gelmiştir. Yuşa (as) ve İsa (as), İsmail (as)’den değil, İsrail oğullarındandır.

b. Musa (as), “benim gibi” sözüyle Muhammet (asm)’ı kastetmektedir. Çünkü; cihâd, getirdiği kanun ve hükümler, koyduğu cezalar, cemaati arasında sözünün dinlenir olması,.. gibi yirmi kadar hususta Musa (as)’a benzeyen; Muhammed (as)’dır; Yuşa (as)  ve İsa (as) değildir.

c.  Ayette geçen “Sözlerimi ağzına koyacağım” ifadesi, Efendimiz (asm)’ın ümmî olup, Mekke’den çıkacaktır. Allah’ın Kelamını kolayca hıfzedip insanlara okuyacağına işarettir. Ve bu haber, verildiği gibi aynen gerçekleşmiştir.

Ayrıca Tesniye 18  ve 19. ayetlerdeki bir ifadeye özellikle dikkat çekmek istiyoruz: bu cümlelerde; “gelecek nebinin, Tanrı'nın ismiyle sözler söyleyeceği” vurgulanmaktadır. Muhammet (asm)’e gelen Kur’an'ın en ilginç ve diğer kitaplarda görünmeyen özelliklerinden birisi de; Kur’an’ın 114 surenin,  113'ünün “Besmele” ile yani "Bismillahirrahmanirrahim" (Rahman ve Rahim olan Allah'ın ismiyle) diye başlamasıdır. Hatta Muhammet (asm) sadece Kur’an ayetlerini okumaya değil, her işine besmele ile başlardı ve bunu ümmetine tavsiye ederdi. Demek Tevrat’ta geleceği müjdelenen ve Tanrı’nın ismiyle sözler söyleyeceği bildirilen zat, Muhammed (as)’dir.

5. “Rab, Sina’dan geldi ve onlara Saîr’den doğdu; Paran dağlarında parladı ve mukaddeslerin on binleri içinden geldi. Onlar için sağında ateşli ferman vardı.”

(Tesniye, Bab 33, Âyet: 2)

a. Tevrat’ın bu ifadesinde: “Sina’dan gelme”;  Musa (as)’a ve Sînâ dağında ilâhî hükümlerin Ona verilmesine “Saîr’den doğma” ise; İsa (as)’a ve Ona İncil’in verilmesine, “Paran dağlarında parlama” ise, Muhammet (asm)’in Mekke’de çıkacağına işarettir. Zira Paran, Arapça okunuşuyla Farandır. 

Faran ise; Mekke’nin eski bir ismidir.

Ayrıca Faranın Mekke olduğuna, Kitab-ı Mukaddes’in Tekvin Bölümündeki, İsmail (as)’ın Faran çölünde oturduğunu anlatan cümleler de delildir. Zira  İsmail (as) Mekke’de oturmakta idi. Demek, Kitab-ı Mukaddes’in işaretiyle de Faran, Mekke’dir. Tevrat’ın ifadesiyle; Allah “Faran dağlarından parladığını” beyan buyurmuştur. Bu parlama, Muhammed (asm)’dan başka kim olabilir?

b. “Mukaddeslerin on binleri içinden geldi” cümlesiyle belirtilen mukaddesler ise; Muhammet (asm)’ın Âli, Ehl-i Beyti ve Ashabıdır. Kısa bir zamanda bu mukaddes cemaat on binlere, hatta yüz binlere ulaşmıştır.

c.  “Sağda ateşli ferman” ifadesi ise; cihada ve gelecek nebinin cihâd ile memur olacağına işarettir. Efendimiz (asm) ve ümmetinin cihâd ile vazifeli olması, bu cümlede işaret edilen zatın Muhammed  (as) olduğunu ispat etmektedir… Demek Tevrat’ın bu cümlesi  üç işareti ile Muhammet (asm)’den haber vermektedir.

6. Tevrat yaratılış bölümü: “Ancak Tanrı İbrahim'e, "Oğlunla cariyen için üzülme." dedi. Sara ne derse, onu yap. Çünkü senin soyun İshak'la sürecektir. Cariyenin oğlundan da bir ulus yaratacağım, çünkü o da senin soyun. İbrahim sabah erkenden kalktı, biraz yiyecek, bir tulum da su hazırlayıp Hacer’in omzuna attı, çocuğunu da verip onu gönderdi. Hacer Beer-Şeva Çölü'ne gitti, orada bir süre dolaştı. Tulumdaki su tükenince, oğlunu bir çalının altına bıraktı. Yaklaşık bir ok atımı uzaklaşıp, "Oğlumun ölümünü görmeyeyim." diyerek onun karşısına oturup hıçkıra hıçkıra ağladı. Tanrı çocuğun sesini duydu.”

“Tanrı'nın meleği göklerden Hacer'e, "Neyin var, Hacer?" diye seslendi, "Korkma! Çünkü Tanrı çocuğun sesini duydu. Kalk, oğlunu kaldır, elini tut. Onu büyük bir ulus yapacağım."  Sonra Tanrı Hacer'in gözlerini açtı, Hacer bir kuyu gördü. Gidip tulumunu doldurdu, oğluna içirdi. Çocuk büyürken Tanrı onunlaydı. Çocuk çölde yaşadı ve okçu oldu. Paran Çölü'nde yaşarken annesi ona Mısırlı bir kadın aldı.”

(Yaratılış 21, 12-21)

Tevrat’ın bu kısmında, Hacer’den doğacak çocuktan bir ulus yaratılacağı bildirilmiştir. İşte bu ulus, Muhammet (asm) ve İslam ümmetidir. Zira İsmail (as)’ın neslinden Efendimiz (asm)’den başka nebi gelmemiştir.

7.  “İsmail’in validesi olan Hacer, evlat sahibi olacak. Ve onun evladından öyle birisi çıkacak ki, O veledin eli, umumun üstünde olacak ve umumun eli huşu ve itaatle ona açılacak.”

(Eski Ahit, Tekvin, 17. Bab)

Tevrat’ın bu ifadeleri de Muhammet (asm)’den haber vermektedir.

8.“Musa dedi: Rabbim, ben Tevrat’ta öyle bir topluluk görüyorum ki, onlar insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmettir. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar ve Allah’a iman ederler. Onları benim ümmetim kıl.” Allah şöyle dedi: “O Muhammed’in ümmetidir...”

(Eski Ahit, İşaya, Bab 42)

Muhammed ismi, semavi kitaplarda; Müşeffeh, Münhamennâ ve Himyâtâ gibi Süryani isimler suretinde “Muhammed” manasındaki İbrani isimleriyle gelmiştir. Yoksa açık “Muhammed” ismi az vardı. Bu azı da Yahudiler tahrif etmişlerdir. Ayrıca burada, Musa (as)’ın Tevrat’ta gördüğü topluluğu vasf ederken kullandığı cümleler de çok ilginçtir.

Musa (as) o topluluğu anlatırken;

 “Onlar insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmettir. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar ve Allah’a iman ederler.” buyurmuştur. Bu ifadelerin aynısı Kur’an’da,

 Ali İmran suresi 110. ayette şöyle geçer:

“Siz insanlar için çıkartılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten nehyeder ve Allah’a iman edersiniz.”

Görüldüğü gibi, Tevrat’taki Musa (as)’ın ifadeleriyle, Kur’an’daki ayet arasında tam bir uyum vardır. Bu uyum ispat eder ki, Musa (as)’ın gördüğü ümmet, ümmet-i Muhammed’dir.

9. “Ahir zamanda bir ümmet-i merhume kaim olup, orada hakka ibadet etmek üzere mübarek bir dağı seçerler. Ve her iklimden birçok halk orada toplanıp, bir Rabbe ibadet ederler, ona şirk koşmazlar...”

(Eski ahit, Mıha, Bab 4, ayet 1, 2, 5)

İşte Tevrat’ın şu cümlesi açık bir surette dünyanın en mübarek dağı olan Arafat dağını ve oraya her iklimden gelen hacıların tekbir ve ibadetlerini ve “ümmet-i merhume” namıyla şöhret bulan “ümmet-i Muhammedi” tarif ediyor.

10.Tevrat Danyal (as)’ın kitabı Bab: 2: Bu bölümde Asur devletini yıkıp Babil şehrini merkez yapmış ve kırk üç yıl saltanat sürmüş bir hükümdar olan Buht-u Nasr’ ın  görmüş olduğu rüya ve onu izah eden Danyal (a.s) anlatılır. Bu kıssanın özeti şöyledir:

“Zalim Buht-u Nasr’ ın hapishanesinde bulunan Danyal (as), hükümdar daha kendisine rüyasını anlatmadan önce hükümdara rüyasında ne gördüğünü anlatır. Hükümdar şaşkınlık içinde aynen tasdik ederek “Evet gördüğüm rüya gerçekten bundan ibarettir. Şimdi de tabirini söyleyiver.” der. Danyal (as) şöyle der:

“O heykel dünya saltanatıdır. Sen onun başı durumundasın. Senden sonra başka bir hükümet gelecektir ki, senin hükümetine nispetle küçük olduğu için gümüşle temsil edilmiştir. Ondan sonra iki hükümet daha gelip çok genişleyecek ve demirden meydana gelen başka bir saltanat da onu yok edecektir. Daha sonra o da yıkılıp yerine kimi kuvvetli kimi zayıf pek çok hükümet geçecektir ki, bunlar demirle toprağın birleşemediği gibi bunlarda birbirlerine yaklaşıp da birleşemeyeceklerdir.

Bundan sonra Allah (cc) kısa zamanda bu hükümetleri ortadan kaldıracak gerçek bir saltanat sahibi gönderecektir ki, onun saltanatı kıyamete kadar ayakta kalacak, mübarek zatı da dünya ve ahiret saadetine sebep olacaktır. İşte rüyanda, havadan düşüp de o gördüğün putu kırarak yok eden taşın büyümesi bu gerçeğe işarettir.”

İşte Danyal (as)’ın tabir ettiği rüyanın anlatıldığı Tevrat’ın bu cümleleri;  putları kıracak ve getirdiği din ile kıyamete kadar ayakta kalacak mübarek bir zatı haber veriyor. Elbette bildirilen bu zatın Muhammet (asm) olmasında şüphe yoktur. Zira Muhammet asm. gönülleri fethetmiştir. 

İlâhî kitapların ikincisi olan Zebur, Kur'ân-ı Kerîm'in üç ayrı âyetinde geçmektedir. Bu ayetler şöyledir:

"Biz Nuh’a ve O'ndan sonraki nebilere vahyettiğimiz gibi şüphesiz sana da vahyettik. Ve İbrahim'e, İsmail'e, İshak’a, Yâkub’a, İsa ya, Eyyub’a, Yunus'a, Harun’a ve Süleyman'a da vahyettik. Ve Davud'a Zebur’u verdik." 

(Nisâ, 4/163) 

"Rabbin göklerde ve yerde olanları en iyi bilendir. Andolsun ki, biz nebilerin kimini kiminden üstün kılmışızdır. Davud’a da Zebur verdik."

(İsra, 17/55)

“Andolsun, Tevrat'tan sonra Zebur'da da yazmışızdır ki, arza ancak salih kullarım mirasçı olur." 

(Enbiya, 21/105)   

Bu âyet meallerinden ilk ikisi, dört ilâhî kitaptan biri olan Zebur'un Davud (as)'a verildiğini açıklamakta, üçüncü âyet de Zebur'un Tevrat'tan sonra nazil olduğunu bildirmektedir…

 

Şimdi, Zebur da Muhammet (asm)’e işaret eden bölümlere geçiyoruz:

1.“Sen insanların en güzelisin, lütuf saçılmış dudaklarına. Çünkü Tanrı seni sonsuza dek kutsamış... Ey yiğit savaşçı, kuşan kılıcını beline, görkemine, yüceliğine bürün… At sırtında görkeminle, zaferle ilerle, gerçek ve adalet uğruna. Sağ elin korkunç işler göstersin… Okların sivridir, Kral düşmanlarının yüreğine saplanır, halklar ayaklarının altına serilir… Tanrı'nın sana armağan ettiği krallık sonsuzluklar boyunca kalıcıdır. Krallığının asası adalet asâsıdır… Doğruluğu sever, kötülükten nefret edersin. Bunun için Tanrı, senin Tanrın, seni sevinç yağıyla arkadaşlarından daha çok meshetti…”

(Mezmur: Bab 45,  Ayet: 2-7)

Zebur’un bu ifadesi, Kur’an ayetlerinde şöyle ifade edilmiştir:

“Allah’ın, fethedilen memleketlerin ahalisinden savaşılmaksızın resulüne kazandırdığı mallar; Allah’a, resule, onun yakınlarına, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara aittir. O mallar, içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir servet ve güç haline gelmesin diye Allah böyle hükmetmiştir.”

(Haşr, 59/7)

d. “Doğruluğu sever, kötülükten nefret edersin.”

Bu cümle  Muhammet (asm)’ın iki sıfatından haber vermektedir ki, bu sıfatlar Kur’an’da şöyle ifade edilmiştir:

“Siz insanlar için çıkarılmış ümmetlerin en hayırlısı olmak üzere yaratıldınız. İyiliğin yapılmasını emreder, kötülüğün yapılmasını yasaklarsınız ve Allah'a inanır iman edersiniz.” 

(Âli İmran, 3/110)

2.“Atalarının yerini oğulların alacak, onları önder yapacaksın bütün ülkeye. Adını kuşaklar boyunca yaşatacağım, böylece halklar sonsuza dek övecek seni.” 

(Mezmur Bab 45, Ayet: 16 ve 17)

Zebur’un bu cümlelerinde de Muhammet (asm)’ dan bahsetmektedir.

3.“O denizden denize ve nehirden zeminin müntehasına kadar saltanat sürecektir. Çöl ahalisi O’nun huzurunda diz çöküp düşmanları toprak yalayacaklardır. Tarşiş’in ve Adaların melikleri peşkeş getirip, Şeba ve Şeba melikleri hediye takdim edecekler. Cümle melikler dahi O’na secde ve hep taifeler O’na kulluk edeceklerdir. Zira feryat eden fakire ve biçare ile yardımcı olmayana O necat verecektir. Muhtaç ve fakire merhamet edip fukaranın canlarına halâs edecektir. Onların canlarını zulüm ve zorbalıktan kurtarıp, onların kanı kendi nazarında kıymetli olacaktır. Yaşayacaktır ve O’na Şeba, altınından verecektir. Ve O’nun için daima dua edip, O’nu her gün senâ edeceklerdir. İsmi ebedî olup, ismi Güneş durdukça baki kalacak ve adamlar O’nunla mübarek olacaklar. Milletlerin cümlesi O’na ‘Mübarek’ diyecekler.” 

(Mezmur Bab 72, Ayet: 2-19, özetle)  

Kim insafla Zebur’un şu cümlelerine kulak verse, Muhammet(asm)’ı anlattığını tasdik edecektir. Zira Zebur’un bu cümlelerinde anlatılan zatın sıfatlarının tamamı Muhammet (asm)’ da mevcuttur.

Çalışmamızın bu bölümüne kadar Muharref İncil, Tevrat ve Zebur’da Muhammet (asm)’a işaret eden bölümlerden bir kısmını inceledik. Buraya kadar iki kere iki dört eder katiyetinde ispat ettik ki; semavi kitaplar  Muhammed (as)’ dan haber veriyor ve O’nun geleceğini müjdeliyor. Zira semavi kitaplar o kadar tahrife uğradığı ve hususen Muhammet (asm)’dan dan bahseden ayetler değiştirilmeğe çalışıldığı ve kitaplardan çıkartıldığı halde, Muhammed (as) mevcut semavi kitaplarda güneş gibi parlıyor.

EHLİ KİTAP BUNCA DELİLE RAĞMEN KURAN’A İMAN ETMEZ VE MUHAMMED AS. NEBİLİĞİNİ İNKÂR EDERSE, KENDİ KİTAPLARINA TERS DÜŞECEKLERDİR. AYRICA KENDİ KİTAPLARINDA YAZILI OLAN ISR GÖREVİNİ DE YAPMADIKLARI İÇİN SORUMLU OLACAKLARDIR. HÂLBUKİ MUHAMMED NEBİYİ KABUL ETMEKLE KALMAYIP ONUN DİNİNİN YAYILMASINA DA YARDIMCI OLMALARI İÇİN KENDİLERİNDEN SÖZ ALINMIŞTI.

Allah bizleri Muhammed nebiye ümmet yaptı. Bu Allah’ın bizlere bir lütfudur. Allah mahşerde onunla birlikte hesap için toplanan kullarından kılsın ve cennette ona komşu yapsın İnşallah

Allah, kendilerine kitap verilenlerden şu yolda misak almıştı: "Onu insanlara mutlaka açık-seçik bildireceksiniz, onu saklamayacaksınız." Ama onlar Kitap'ı sırtlarının gerisine attılar, basit bir ücret karşılığı onu sattılar. Ne kötü şey satın alıyorlar!

(Al-i İmran 3/187)

 

Allah doğruyu söyler.

Yazıyı paylaş