(Mâide - 87.Ayet)

İLAH KAVRAMI

İLAH KAVRAMI

23. Kendisinin ilahı olarak; kendi duygu ve arzusunu almış kişiyi gördün mü? Allah onu bir ilim üzerine saptırmış, kulağı ve kalbi üzerine mühür basmış, gözünün üstüne de bir perde çekmiştir. Allah'tan sonra ona kim kılavuzluk edecektir. Hâlâ düşünüp ibret almıyor musunuz?

(Casiye 45/23)

Şimdi Mevdudi’nin ayet yorumuna bakalım

"Heva ve hevesini tanrı edinmek" ifadesiyle bir kimsenin, nefsinin her istediğini yapması ve yaptığı işin Allah indinde haram mı helal mi olduğunu dikkate almadan davranması kast olunmaktadır.

Böyle bir insan, Allah emretmiş bile olsa, eğer nefsi istemiyorsa o işi yapmaz. İşte bu kimse nefsine itaat ettiği şekilde, başkalarına da itaat ediyorsa şayet, o kimseleri de tanrı edinmiş olur. Her ne kadar bu kimse, o kimseleri ilah ve ma'bud edinmediğini söylese de veya o kimselerin putunu yaparak onlara tapmasa da onları tanrı edinmiştir.

Çünkü bu kayıtsız şartsız teslimiyeti, onun bu kimseleri tanrı edindiğinin bilfiil ispatıdır. Ve bu da apaçık şirktir.

Allah'tan başkasına bu şekilde itaat eden kimse, itaat ettiği kimseye secde etmemekle ve lisanen onun ilah olduğunu söylememekle, şirkten kurtulamaz.

Bu ayetin siyak ve sibakından ahiret düşüncesini ancak nefsinin yönlendirmesiyle hareket eden ve nefislerine kul olan kimselerin inkâr ettikleri açıkça anlaşılmaktadır.

Çünkü ahiret düşüncesi böyle kimseleri nefislerine kulluk etmekten ve yine nefislerinin yönlendirmesiyle hareket etmekten alıkoyar. Bu defa ahireti inkâr edenler nefislerine köleliği daha da artırarak, battıkça batarlar.

Hiçbir kötülükten çekinmeyerek, başkalarının haklarına tecavüz etmekten ve zulümde bulunmaktan hiçbir surette utanmazlar. Hak ve hukukun onlar nezdinde bir anlamı yoktur. Hiçbir şeyden ibret almadıkları gibi, onlara nasihat da fayda vermez.

Gece gündüz arzularının peşinde koşarlar ve hangi yolla olursa olsun heva ve heveslerini tatmin etmek için çırpınıp dururlar. Tüm bunlar, ahiret düşüncesini inkâr etmenin sonuçta insanın ahlakını felç ettiğinin apaçık ispatıdırlar. Çünkü insanın Allah'a karşı davranışlarından kendini sorumlu hissetmesi, kendisini insanlık dairesinde tutmasını sağlar. Aksi takdirde insan ne kadar önemli vasıflara sahip olursa olsun onun bulunduğu durum bir hayvanınkinden daha kötüdür.

Onlar konuşmalarında ahirete inandıklarını söyleseler bile ahiret yokmuş gibi yaşarlar.

Mevdudi

23. Peki, sen, kendi hevasını ilah edinen ve Allah'ın bir ilim üzere kendisini saptırdığı, kulağı ve kalbini mühürlediği ve gözü üstüne bir perde çektiği kimseyi gördün mü? Artık Allah'tan sonra ona kim hidayet verecektir? Yine de öğüt alıp-düşünmüyor musunuz?”

(Casiye 45/23)

Tekrar bu ayetle ilgili bir yorumu da hakkı Yılmazdan alalım

Bu ayette Rabbimiz, başta Resulullah olmak üzere tüm insanlara seslenerek çevrelerindeki kendi kuruntularına tapan, aymaz, kalbi mühürlü insan örneklerine bakmalarını istemekte, dolayısıyla artık Allah’ın hidayet etmeyeceği bu kimselerden olmadıkları için de hallerine şükretmeleri gerektiği mesajını vermektedir.
Ayette “kendi hevasını ilah edinen” ifadesiyle “Bir kimsenin nefsinin her istediğini yapması ve yaptığı işin Allah indinde haram mı, helal mi olduğunu dikkate almadan davranması” kast olunmaktadır.

Böyle bir insan, Allah emretmiş bile olsa, eğer nefsi istemiyorsa o işi yapmaz. Bu, hevaya kayıtsız şartsız teslimiyettir. Bir başka kişiye, kuruma, ideolojiye kayıtsız şartsız teslim olmak nasıl onları ilah edinmek ise, nefse de kayıtsız şartsız itaat onu ilah edinmektir, apaçık şirktir. 

Hevaya, tutkulara uymak, Kur’an’da sürekli yerilmiş bir davranıştır:

Ve eğer Biz dileseydik onu o ayetlerle yüceltirdik, ama o alçaklığa saplandı kaldı ve tutkusuna uydu. Artık onun durumu, üstüne varsan da dilini sarkıtıp soluyan, kendi hâline bıraksan da dilini sarkıtıp soluyan köpeğin durumuna benzer. İşte bu, ayetlerimizi yalanlayan kavmin durumudur. O nedenle sen tefekkür etsinler [iyice düşünsünler] diye bu kıssayı iyice anlat.

(A’râf 7/176)

Ve kendini, sabah akşam rablerinin rızasını isteyerek O’na [Rablerine] yalvaran kişiler ile beraber sabırlı kıl. Basit hayatın süsünü isteyerek onlardan gözlerini de ayırma. Ve de kalbini, Bizim zikrimizden gafil kıldığımız, hevasına uymuş ve de işi aşırılık olan kimseye uyma.

(Kehf 18/28)

Fakat Bilakis zulmetmiş kimseler, bilgisizce hevâlarına uydular. Peki, Allah'ın şaşırttığını kim yola getirebilir? Onlar için yardımcılardan da yoktur.

(Rum/29)

Buna rağmen eğer sana cevap vermezlerse, bil ki onlar, yalnızca heveslerine uymaktadırlar. Allah’tan bir yol gösterici olmaksızın kendi hevesine uyandan daha sapık/ şaşkın [aşağı] kim olabilir? Kesinlikle Allah zalim kavme yol göstermez.

(Kasas 28/50)

Ey Dâvûd! Gerçekten Biz seni yeryüzünde bir halife kıldık [yaptık]. O hâlde insanlar arasında hakk ile hüküm ver [hakk aracılığıyla zulüm ve kargaşayı engelleyip adaleti sağla]. Hevâya [keyfe, arzuya] uyma. O takdirde seni Allah'ın yolundan saptırır. Muhakkak Allah yolundan sapanlar; hesap gününü umursamadıklarından kendileri için çok şiddetli bir azap vardır.

(Sad 38/26)

Ayrıca Necm suresinde Resûlullah’ın hevasından konuşmadığı, yani Kur’an’ın kendi çıkarları doğrultusunda onun tarafından uydurulmadığı bildirilmiştir.

O, hevasından da konuşmuyor.
O, kendisine vahyedilen vahiyden başka bir şey değildir.

(Necm 53/3, 4)

Kur’an’da “hevasına uyanlar” şiddetle kınandığı gibi, hevasından uzak olanlar da övülmüştür:

Rabbinin makamından korkan ve nefsini hevadan meneden kimseye gelince; artık, hiç şüphesiz cennet, barınağın ta kendisidir.

(Naziat/40, 41) 

H. Yılmaz

Yapılan ve söylenenler Kuran’a uymuyorsa burada hevaya uyulmuş demektir.

Hamdi Yazır ’ın yorumunu alalım

23- (Ey Muhammed!) Hevâ ve hevesini kendine ilâh edinen, Allah'ın kendi ilmi dâhilinde saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürleyip gözüne perde çektiği kimseyi görüyor musun? Şimdi onu Allah'tan başka kim hidayete erdirebilir? Hala düşünmez misiniz?

(Casiye 45/23)

Böyle olunca hevâ ve hevesini kendine ilâh edinen kimseyi gördün mü?

Çünkü hevâ ve şehvet gözü kör, kulağı sağır, kalbi duygusuz eder. O kimse bilgin de olsa ilmine rağmen hakkı duymaz olur. Nitekim filozofların ve dünya hayatına düşkün din bilginlerinin birçoğu böyle olmuştur. Artık onu Allah'tan başka kim hidayete erdirilebilir? Yani Allah şaşırttıktan sonra kimin haddine ki onu hidayet etsin. Halâ düşünmeyecek misiniz? Bu uyarılar karşısında hevâ ve hevesleri bırakarak ilmin gereğine göre bir düşünüp hak ve sonucu anlamayacak mısınız? 

H. Yazır

BAYRAKTAR BAYRAKLI’NIN AYNI AYETE GETİRDİĞİ YORUM

23. Kendi tanrısını arzusu edineni, Allah’ın bir bilgiye dayanarak saptırdığı, kulaklarını ve kalbini mühürlediği ve gözlerinin üzerine bir perde çektiği insanı hiç gördün mü? Şimdi onu Allah’tan başka kim doğru yola iletebilir? O halde hiç düşünüp ibret almaz mısınız?

(Casiye 45/23)

Bazı insanlar kendi hevalarını öylesine yüceltip kutsallaştırırlar ki ona tanrılık payesi verirler. Hep onun dediğini yaparlar, nefislerini mabet, hevalarını da tanrı edinip ona taparlar.

Gerçek tanrıya “sen şurada dur, bana karışma, benim tanrım hevamdır, arzularımdır ve benim mabedim de nefsimdir” derler. Onun içindir ki, Yüce Allah hevadan kaçınılmasını ve ona uyulmamasını emretmektedir.

B. Bayraklı

KONUYU TOPARLAYACAK OLURSAK

Yaptığımız her ameli Kuran’a takdim edeceğiz, eğer Kuran referans verirse onu yapacağız. Kuran geçit vermiyorsa onu yapmayacağız.

Mallarınız, evlatlarınız, siyasetiniz, şeyhleriniz, kanaat önderleriniz, abileriniz gibi şeyleri ilah edinmiş olabilirsiniz. Sizi Allah’ı hatırlamaktan ve zikretmekten alıkoyuyorsa Kuran o kimselerin mahşerde çok kötü duruma düşeceğinden bahsetmektedir.

Konumuzu bir ayetle bitirelim

43.44 - ve bu Kuran şüphesiz senin ve halkın için bir şeref ve itibar (kaynağı) olacaktır ama zamanı gelince hepiniz (ona karşı tutumunuzdan dolayı) hesaba çekileceksiniz.

(Zuhruf 43/44)

 

Yazıyı paylaş