(Mâide - 13.Ayet)

KIYAMET ALEMETLERİ İLE İLGİLİ AYETLER - 2

 KIYAMET ALEMETLERİ İLE İLGİLİ AYETLER - 2

“Kıyamet-saati yakınlaştı ve ay da yarıldı.”
["Ay yarıldı" ifadesi kıyametin meydana geleceği saatin yakın oluşunu ve bu kâinatın çöküşünün başladığına bir işarettir. Ayrıca Ay gibi büyük bir kürenin yarılması, meydana geleceği bildirilen kıyametin apaçık bir delilidir. Çünkü Ay yarılabiliyorsa eğer, yıldızların da bulundukları eksenden ayrılmaları mümkündür. Dolayısıyla kâinattaki nizam her an alt-üst olabilir. Kâinat nizamı içerisinde hiçbir şey, bir diğerinden bağımsız olmadığı için sonsuza değin devam etmesi, bu nizam için mümkün değildir. İşte kıyamet, bu imkânsızlığın doğal bir sonucudur.
Bazıları bu ifadeden "Ay yarılacak" şeklinde bir anlam çıkarmışlardır. Gerçi Arapça bakımından böyle bir anlam mümkün görülüyorsa da, ayetin siyak ve sibakından bu anlam çıkmaz.
Çünkü birincisi, böyle bir anlam verdiğimizde, birinci cümle (Kıyamet yaklaştı) manasız olur. Şayet Ay, bu ayetin indiği zamana kadar yarılmamışsa ve gelecekte yarılacaksa, o takdirde "Kıyamet yaklaştı" demek bir anlam ifade etmez. Zira gelecekte meydana gelecek bir olay, kıyametin geleceğine nasıl delil teşkil eder? İkincisi, böyle bir anlam verdiğimizde, önceki cümle ile daha sonraki cümle arasında bağlantı kopar ve ilk ayet ile irtibat kesilir. Nitekim ilerideki ibareden, söz konusu mucizenin kıyametin vukuuna delil olmak üzere açıkça gösterildiği anlaşılmaktadır. Ancak kâfirler, bu mucizeden bir ders almadıkları gibi, üstelik onu bir sihir olarak nitelemişler ve kıyametin vukuunu inkâr etmişlerdir. Dolayısıyla ifadeyi (aslında olduğu gibi) "Ay yarıldı" şeklinde kabul edersek şayet, o zaman siyak ve sibaktan anlamlı bir cümle ortaya çıkar. Aksi takdirde, aşağıdaki gibi anlamsız olur.
"Kıyamet yaklaştı, Ay yarılacak (!) Bir mucize görseler hemen yüz çevirirler ve "süregelen bir büyüdür" diyerek yalanladılar. Özetlersek, Kuran’ın ayetlerinden, Ayın yarılması hadisesinin vuku bulduğu, yani Ayın yarıldığı açıkça anlaşılmaktadır. Nitekim bu konuda gelen rivayetleri dikkate almasak dahi, Kuran’ın kendi ifadelerinden bile, bu olayın vuku bulduğunu anlayabiliriz. Yine, hadis ve tefsir kitaplarının bu olayın vuku bulduğunu bize aktardığını belirtmeliyiz. Bu rivayetler, Buhârî, İbn Cerir, Beyhaki, Taberani, İbni Merduye, Ebu Naim el-Isfahanı gibi birçok muhaddisten Hz. Ali, İbn Mes'ud, İbn Abbas, İbn Ömer, Huzeyfe, Enes b. Malik ve Cübeyr b. Mutim gibi birçok sahabe kanalıyla nakledilmiştir. Bu sahabelerden üçü (İbn Mes'ud, Huzeyfe ve Cübeyr) hadiseyi bizzat görmüşlerdir. İki sahabeden biri (İbn Abbas) o dönemde daha doğmamıştı ve diğeri (Enes b. Malik) küçük bir çocuktu. Ancak her ikisi de Hz. Peygamber'in (s.a) sahabesi olması nedeniyle, bu bilgilerini diğer sahabelerden almış olmalıdır.
Tüm bu rivayetler, birlikte ele alındığında bu olayın hicretten 5 yıl önce vuku bulduğu anlaşılır. Olayın vuku bulduğu gün ayın ondördü idi ve ay yeni yeni yükseliyordu. Aniden ikiye ayrılıp bir parça, dağın bir tarafında, diğer parça, dağın öbür tarafında görülmüş ve bu manzara bir saniye kadar sürmüştür.
Bu esnada Hz. Peygamber (s.a) Mina'da bulunuyordu ve halka bu manzarayı işaret ederek, "Şahit olunuz" dedi. Ancak kâfirler, "Muhammed bizi büyülediği için ay bize bu şekilde görüldü" dediler. Fakat bazıları da, "Muhammed bizleri (buradakileri) etkileyebilir, ama herkesi etkileyemez. Böyle bir hadiseye şahit olup olmadıklarını dışarıdan gelenlere soralım dediler ve başkalarına bu olayı görüp görmediklerini sordular. Onlar bu olayı gördüklerini söylediler.
Enes b. Malik'den rivayet edilen hadislerde, bu hadisenin iki kez vuku bulduğuna dair bazı yanlış anlamalar vardır. Onun dışında sahabeden hiç kimse bu hadisenin iki kez vuku bulduğuna dair bir şey söylememiştir. Enes'in (r.a) rivayet ettiği hadislerde "merreteyn" (iki kez), "firkateyn" (iki parça) "şakkateyn" gibi ifadeler kullanılmıştır. Kur'an ise, bir kez vuku bulduğunu öne sürer. Doğrusu da, bu olayın bir kez vuku bulmasıdır. Ayrıca, Hz. Peygamber'in (s.a) bir parmağını Ay'a doğru uzattığı ve Ay'ın ikiye bölündüğü, bir parçasının Rasûlullah'ın (s.a) yakasından içeri girip kolundan çıktığı şeklindeki efsanelere gelince, bunların aslı yoktur.
Bu bağlamda şu tür sorular sorulabilir:
a) Bu mucizenin hakikati nedir?
b) Bu, Rasululah'ın peygamberliğini ispat sadedinde bir mucize miydi?
c) Bu, Allah tarafından gerçekleştirilen bir hadise olup, Rasûlullah'ın (s.a) bu olayla kıyametin vuku bulması ve yakın olması konusunda halkın dikkatini çektiği bir delil midir?
İslâm âlimlerinin önemli bir bölümü, bu olayı, kâfirlerin isteği üzerine Rasûlullah'ın (s.a) gösterdiği bir mucize olarak niteler. Bu görüş Enes b. Malik'ten gelen rivayetlere dayanmaktadır. Oysa Enes'in dışında hiçbir sahabe olayı bu şekilde rivayet etmemiştir. İbn-i Hacer Fethu'l-Bari adlı eserinde, "Enes'in dışında hiçbir sahabeden Rasûlullah'ın (s.a) bu mucizeyi kâfirlerin isteği üzerine gösterdiği şeklinde bir rivayete rastlamadım." demektedir. (Şakk'ul-Kamer Babı) Ayrıca Ebu Naim el-Isfahanı, "Delailü'n-Nübüvve" adlı eserinde, bu konuda İbn Abbas'dan bir rivayet nakletmiştir, ama senet bakımından zayıftır. Sağlam senetlerle bu konuda İbn Abbas'tan ne kadar hadis rivayet edilmişse, hiçbirinde bu mucizenin kâfirlerin isteği üzerine vuku bulduğundan bahsedilmemiştir. Üstelik Enes b. Malik ve İbn Abbas, bu olayın çağdaşı değillerdir. Çağdaş olan sahabeden hiçbirisi de (İbn Mes'ud, Huzeyfe, Hz. Ali, Cübeyr b. Mutim, İbn Ömer) bu mucizenin, kâfirlerin Hz. Peygamber'den (s.a) nübüvvetini ispat etmesi için mucize talebinde bulunmaları üzerine meydana geldiğini zikretmemişlerdir.
Zaten bu olayın, Kuran’da nübüvvetin (peygamberliğin) bir delili olarak vuku bulması, Kureyşlilere kıyametin geleceğini haber veren Hz. Muhammed'in (s.a) nübüvvetini dolaylı olarak doğrular.
Bu mucizeye karşı itiraz edenler, iki şekilde itiraz etmişlerdir.
a) Koskoca Ay Küresinin ikiye ayrılması ve yüz bin millik bir mesafeden sonra, tekrar birleşmesi mümkün değildir.
b) Şayet bu hadise vuku bulmuş olsaydı Dünya Tarihi ve Yıldız Bilimleri kitaplarında olması gerekirdi.
Fakat bu her iki itiraz da çok yüzeyseldir. İlk itiraz, insan bugünkü bilgi seviyesinde olmasaydı, belki tereddütte kabul edebilirdi, ancak elimizde bugünkü bilimsel veriler varken, bu itirazı kabul etmek imkânsızdır. Çünkü son bilimsel verilere göre, büyük yıldızlar patlama dolayısıyla koca parçalara ayrılabilir ve sonra tekrar çekim kuvvetiyle birleşebilirler. Bu hadise olduğunda patlama vs. şeklinde bir tezahür söz konusu olmadığından her yerde ve aynı anda görülmesi gerekmeyeceğinden, ikinci itiraz da anlamsızdır. Zaten bu olay, Arabistan ve diğer doğu ülkeleri tarafından görülebilirdi. Ayrıca tarih bilimleri ve teknoloji şimdiki kadar gelişmediğinden, bu olayın hemen kayıtlara geçmesi ve bu kayıtların incelenerek karşılaştırma yapılması mümkün değildir. Fakat yine de, Hindistan'ın bir vilayeti olan Malabar tarihinde bu olay kaydedilmiştir. Olaya bir Raca (hükümdar) şahit olmuştur. Bu noktada takvimlerin değişmediği sorusuna, ayın hızında bir değişme olmadığı ve meteoroloji biliminin şimdiki gibi anında olayı tespit edebilecek derecede gelişmediğinden dolayı, olayın kaydedilmediği şeklinde cevap verebiliriz.]

SÜLEYMAN ATEŞ HOCAMIZIN KIYAMETLE İLGİLİ GÖRÜŞLERİ

Kıyamet öncesinde yaşanacağı haber verilen 219 rivayet, senet ve metin kritiğine tabi tutulup irdelenmektedir. Kıyamet alametleri konusunda Kur’ân’da açık bir ayet yoktur. Ancak bazı ayetler, birbiriyle çelişkili olan bu rivayetler doğrultusunda zorlama yorumlara tabi tutulmuştur ve tutulmaktadır. Geleceği Allah’tan başka kimsenin bilmeyeceği, ansızın gelecek olan kıyametin ise Peygambere de bildirilmediği Kur’ân-ı Kerim’de vurgulanmaktadır

“Kıyamet günü mutlaka gelecektir. Herkes peşine koştuğu şeyin karşılığını bulsun diye neredeyse onu (kendimden gizleyeceğim)” (Taha 15)

“Ona inanmayan ve nefsinin arzularına uyan kimseler sakın seni ondan (kıyamete inanmaktan) alıkoymasın; sonra mahvolursun! “ (Taha 16)

“Sana kıyameti sorarlar: Gelip çatması ne zamandır? (derler.)(Naziat 42)

“Sen onu nereden bilip bildireceksin!” (Naziat 43)

“O’nun nihai ilmi yalnız Rabbine aittir.” (Naziat 44)
İnsanları sömürüyorlar

Kimi kişiler, Kur’ân’a tamamen ters olan bu çürük rivayetlere dayanarak birtakım eksik veya yanlış hükümlere varmak suretiyle farkında olmadan Hz. Peygamber’e iftira atmış oluyorlar. O’nun söylemediği sözler üzerinden yorum yapıyor ve Peygamber’i yanlış tanıtıyorlar. Kimi bu rivayetlere bakarak, “İsa”yı gökyüzüne çıkartıyor. Diğeri kendisini “mehdi” ilan ediyor. Bir başkası hasımlarını “deccal” olarak niteliyor. Öbürü “yecüc” ve “mecüc”ü yanlış tanıtıyor. Bir başkası “kıyamet ha koptu, ha kopacak” diye insanları aldatıyor ve sömürüyor. Bir diğeri “dabbetül-arz (yerden çıkacak canlı) şudur” diye olmadık yorumlar yapıyor. Ötekisi “güneşin batıdan doğması” ve “tövbe kapısının kapanması” gibi mecazi söylemleri hakikat gibi algılayıp akla ve mantığa ters yorumlar yapıyor. Dr. Ahmet Seyhan’ın dediği gibi kıyamet deyince niçin sadece bir tane kıyameti anlıyoruz? Ragıp el-Isfahanı’nın açıkladığı üzere üç türlü kıyamet vardır:
1- KÜÇÜK KIYAMET: Bireyin ölümü, kişisel kıyamet.
2- ORTA KIYAMET: Bir neslin yok olması, toplumsal kıyamet.
3- BÜYÜK KIYAMET: Kozmik veya küresel kıyamet (Müfredat, s. 362).

DABBETÜL-ARZ GERÇEKMİDİR?

Neml: 82-83'üncü ayetleri, ahiret’i inkâr edenleri uyarmak için bir ahiret tablosunu canlandırmaktadır. Olacağı haber verilen kıyamet olayı gelip çatınca, Allah'ın yerden çıkaracağı bir canlı, insanların, Allah'ın ayetlerine inanmadıklarını söyleyecektir

DABBETÜL-ARZ NEDİR?

Neml 82-83 üncü ayetleri, ahreti inkâr edenleri uyarmak için bir ahret tablosunu canlandırmaktadır. Olacağı haber verilen kıyamet olayı gelip çatınca Allahın yerden çıkaracağı bir canlı, insanların, Allahın ayetlerine inanmadıklarını söyleyecektir.

Allahın yerden çıkaracağı bu dabbetül arz (yer canlısı) nedir? Bu konuda çeşitli yorumlar var. Vehb İbn. Münebbihe dayandırılan bir rivayet, bu yerden çıkacak hayvan inancının, Yahudi kaynaklı olduğunu gösterir.

Demek ki Yahudiler de kıyametten önce yerden bir hayvan çıkacağına inanıyorlardı. İşte Kur’an, insanların bildiği, inandığı o hayvanın çıkacağı kıyamet zamanını hatırlatarak toplumu uyarmaktadır.Kıyametten önce böyle bir hayvanın çıkacağına inanırız..Ama bu hayvanın niteliğini bilemeyiz.Modernist müfessirler de bu hayvanı tren, otomobil gibi icatlara işaret saymaktadırlar ki bu da zoraki yorumdan başka bir şey değildir. Gerçeği Allah bilir.

KIYAMETİN BİLGİSİ ALLAHA AİTTİR
“De ki: Göklerde ve yerde, Allah'tan başka kimse kaybı (gizliyi) bilmez. Ne zaman dirileceklerini de bilmezler" (Nemil 65)

"De ki: Ben, Allah'ın hazineleri yanımdadır demiyorum, kaybı da bilmem." Bu kadar kesin kanıta rağmen yine de Hz. Peygamber'in bütün sırları, ahiret olaylarını, kıyamet alâmetlerini, Yüce Mahkeme'nin sonucunu ayrıntılarına kadar bildiği iddia edilmiş ve bu konudaki haberler hadis mecmualarını doldurmuştur.
Kıyamet alâmetleri hakkında aktarılan rivayetler üzerinde düşünülünce bunların ne kadar çelişkili ve gerçeklere ters olduğu anlaşılır. Mesela, Hz. Ayşe'ye dayandırılan bir rivayete göre Bedevi Araplar geldiklerinde, Allah'ın Elçisi'nden kıyametin ne zaman kopacağını sorarlardı. O da onların, içinde bulunan en genç insana bakar, "Eğer bu yaşarsa, henüz ihtiyar olmadan kıyamet kopar" derdi.
Kaldı ki çeşitli yollarla Peygamber'den rivayet edilen bu söz doğru olsa, Peygamber'in kıyametin zamanını takriben tespit ettiğini gösterir. Kendi zamanında çocuk olan bir insan, çok yaşasa daha seksen sene yaşayacağına göre demek ki Peygamber, kendisinden seksen-doksan yıl sonra kıyametin kopacağını sanmıştır. Bu ise ayete tamamen aykırıdır.
Ayrıca söylediği zamanda kıyamet kopmamış olduğuna göre bu, hâşâ Peygamber'in güvenilirliğine gölge düşürür. Takriben bir asır sonra kıyamet kopacaksa, yeni bir dünya düzeni kurma uğrunda o kadar çaba harcamasına neden gerek görmüştür? Yüce Allah,

“Sana kıyameti, ne zaman gelip çatacağını soruyorlar. De ki: Onun ilmi ancak Rabbinin katındadır. Onun vaktini O’ndan başkası açıklayamaz. O göklere de yere de ağır gelmiştir. O size ansızın gelecektir. Sanki sen onu biliyormuşsun gibi sana soruyorlar. De ki: Onun bilgisi ancak Allah katındadır; ama insanların çoğu bilmez.” (A'râf 187)

“Sana kıyameti sorarlar: Gelip çatması ne zamandır? (derler) (Naziat 42)

“Sen onu nereden bilip bildireceksin!” (Naziat 43)

“O’nun nihai ilmi yalnız Rabbine aittir.” (Naziat 44)

Peygamber'in, kıyametin kopacağı zamanı bilmediğini vurgulamıştır. Onun bilgisi, Allah'a aittir. Hikmeti gereği bu bilgiyi kendisinden başkasına açmamıştır.

Kıyametin alâmeti olmaz

"Kıyametin alâmetlerinden Kur'ân-ı Kerim'de bahsediliyor mu? Eskiden beri söylenen bazı şeyler var. Güneş'in batıdan doğması, İslâmiyet'in dünya üzerinde yaygınlaşması, Yecüc gibi yaratıklar gibi...
En'âm Suresi’nin 158'inci ayetinin, bazı kıyamet alâmetlerine işaret ettiği ileri sürülmektedir.

“Onlar ancak kendilerine meleklerin gelmesini veya Rabbinin gelmesini yahut Rabbinin bazı alametleri geldiği gün, önceden inanmamış ya da imanında bir hayır kazanmamış olan kimseye artık imanı bir fayda sağlamaz. De ki: Bekleyin, şüphesiz biz de beklemekteyiz.” (Enam 158)

Gerçekte o ayette, kıyamet alâmetlerinin kastedildiği, hiçbir sağlam delile dayanmaz. Çünkü ayet, ilk anda Hz. Peygamber (s.a.v.)'in çağdaşı olan müşrikleri uyarmakta, bu alâmetlerin onlara geleceğine işaret etmektedir. O adamlar, dünyanın sonunda olacağı söylenen kıyamet alâmetlerini beklemezler. Zaten onları görmeleri de mümkün değildir. Öyle ise bu ayetin işaret ettiği ayetler, kıyametle ilgili değil, o müşriklerin kendi sonlarıyla ilgilidir. Muhammed 18’nci ayette,
“Onlar, kıyametin gününün ansızın gelip çatmasını mı bekliyorlar? Şüphesiz onun alametleri belirmiştir. Kendilerine gelip çatınca ibret almaları neye yarar!”

Peygamber dönemindeki inkârcıların başlarına gelecek olayların (eşrât) da kıyamet alâmetleri olduğu ileri sürülür. Hz. Peygamber (s.a.v.)'in devrinde gelmiş olan kıyamet alâmetleri nedir? Bu ayette de uyarılanlar, Hz. Peygamber'in karşıtlarıdır. Bunları, belki binlerce yıl sonra vuku bulacak kıyametle tehdit etmenin bir yararı olmaz. Onların tehdit edildikleri olaylar, pek yakında egemenliğin Müslümanların eline geçeceğidir. Gerçekten de öyle olmuştur.
Hiç kimse kaybı bilmez
Kur'ân, kıyametin ansızın geleceğini söylüyor. Ansızın gelecek şeyin alâmeti olmaz. Ayrıca Kur'ân, Peygamber'in kaybı bilmediğini, sadece kendisine vahyolunana tâbi olduğunu belirtmektedir. Kaybı bilmeyen Peygamber'in, kıyametin ne zaman kopacağını bilmediğini de ısrarla vurgulamıştır:

"Sana o saatten soruyorlar, ne zaman gelip çatacak diye. De ki: Onun bilgisi ancak Rabbimin yanındadır. Onu zamanında ortaya çıkaracak olan yalnız O’dur. O göklere de yere de ağır gelmiştir. O size ansızın gelecektir. Sanki sen onu biliyormuşsun gibi sana soruyorlar. De ki: O'nun bilgisi Allah'ın yanındadır. Fakat insanların çoğu bilmezler.” (Araf 187)

“De ki: Ben kendime, Allah'ın dilediğinden başka ne bir fayda, ne de bir zarar verme gücüne sahip değilim. Eğer kaybı bilseydim, kendime çok yarar sağlardım (definelere sahip olurdum). Bana kötülük dokunmamış, beni cin çarpmamıştır. Ben sadece inanan bir kavim için uyarıcı ve müjdeleyiciyim" (A’râf 188)

"O saatin ne zaman demir atacağını (gelip çatacağını) sana soruyorlar. Sen onu nereden bileceksin? Onun sonucu (kesin bilgisi) Allah'a aittir" (Naziat 42,44) ayetleri, Peygamber'in kıyametin ne zaman kopacağını da bilmediğini açıklıkla belirtmiştir. 
“Allah tarafından kuşatıcı bir felaket gelmesi veya farkında olmadan kıyametin ansızın kopması karşısında kendilerini emin mi gördüler?” (Yusuf 107)
“Göklerin ve yerin kaybı Allah'a aittir. Kıyametin kopması ise, göz açıp kapama gibi veya daha az bir zamandan ibarettir. Şüphesiz Allah, her şeye kadirdir.” (Nahl 77)  
“Ona inanmayanlar, onun çabuk kopmasını isterler. İnananlar ise ondan korkarlar ve onun gerçek olduğunu bilirler. İyi bilin ki, kıyamet günü hakkında tartışanlar derin bir sapıklık içindedirler.” (Şuara 18)

 

Yazıyı paylaş